Hz. Muhammed'in amcası Hz. Abbas'ın soyundan gelen ve Emevi idaresine karşı başlatılan ihtilalin yöneticilerinden İmam Muhammed bin Ali'nin oğlu olan Ebû’l-Abbas Es-Seffah, 747’de ağabeyi İmam İbrahim’in Abbasi İhtilali esnasında Emevi yönetimi tarafından tutuklanmasından sonra Abbasi ailesinin yeni lideri oldu ve Horasanlılar tarafından 749’da halife ilan edildi. Ancak makamının tüm İslâm alemi nezdinde kesinleşmesi 750’de son Emevi halifesi II. Mervan'ın ihtilalciler tarafından öldürülmesiyle mümkün olup Emevilerin yıkılışı ve Abbasilerin kuruluşuyla mümkün olabilmiş, 750-754 yılları arasında Abbasi hilafetinin başında olmuştur.
Ebû’l-Abbas’ın 750’de İslâm dünyasının halifesi olmasını sağlayan ihtilali tetikleyen sebep, Emevilerin gerek Arap olmayan Müslümanlara dönük “mevali” politikaları ve Müslüman olmayan tebaaya dönük “zımni” politikalarından ötürü gördükleri tepki sebebiyle meşruiyet kaybına uğramalarıydı. Şiiler, 680’de yaşanan Kerbelâ Hadisesinden sonra Emevî rejimine karşı sert bir muhalefet yürütmekteydiler. Hakeza “mevali” politikalarına maruz kalan Arap olmayan Müslümanlar ve “zımni” politikalarına maruz kalan gayrimüslimler de işin cabasıydı. Kabile kavgaları ve hanedanın iç çatışmaları ise devleti zayıflatıyor, etkisiz yöneticiler ise bu çöküşü hızlandırıyordu. İşte bu ortamda, Hz. Muhammed'in amcası Hz. Abbas'ın soyundan gelen Abbâsîler, gizli teşkilat ve etkili propaganda ile hoşnutsuz kitleleri topladı. Horasan'da yükselen hareket, Emevîleri bir halk devrimine dönüşen ihtilalle devirdi ve 750’de gerçekleşen bu ihtilâl, tarihe “Abbâsî İhtilâli” olarak tarihe geçti.
Ebû’l-Abbas 750’de resmen halife olduğunda henüz ülkede tam bir hakimiyet kuramayan Abbasilere karşı Irak'taki eski Emevî valisi İbn Hübeyre uzun süre dirense de sonunda teslim oldu ancak idam cezasına çarptırıldı. Suriye ve el-Cezire'de Emevî taraftarlarının ayaklanmaları bastırıldı. Basra, Fars ve Sind'deki hareketler de kısa sürede kontrol altına alındı. Dolayısıyla Ebû’l-Abbas dönemini, Abbâsîler için yalnızca iktidarı devralma süreci olmakla kalmayıp aynı zamanda iktidarı pekiştirme süreci olarak değerlendirmek imkân dahilindedir.
İslam dünyasındaki bu hengameyi fırsat belleyen Çinliler, hem topraklarını batıya doğru genişletmek hem de Budizm'i yaymak emelleri güderek Batı Türkistan'a doğru ilerlemeye başladılar. Çin ordusunun giderek Maveraünnehir’e doğru yaklaşması karşısında bu tehlikeyi durdurmak adına Abbâsî rejimi, Ziyad bin Salih'i görevlendirdi. Talas'ta başlayıp günlerce süren savaşın ilk zamanlarında üstünlük Çinlilerde olmasına rağmen kritik bir anda Çinlilerin beklemediği bir kırılma yaşandı. Abbâsî ordusundaki Horasan asıllı Türk soydaşlarını gören Çin saflarında paralı asker olan Türk kuvvetleri saf değiştirince Abbâsîler her mevzide üstünlüğü ele aldı ve Çinlilere karşı taarruza geçti. Zor durumda kalan Çinliler pes edince savaş Abbâsîlerce kazanılmış oldu. 751’de gerçekleşip Abbâsilerin zaferiyle sonuçlanan Talas Savaşı, Türk-Arap ilişkilerinde de bir kırılma yarattı ve Hz. Osman devrinden Emevîlerin çöküşüne kadar hep karşılıklı savaşlarla gergin olan Türk-Arap ilişkileri farklı bir noktaya evrildi ve daha çok stratejik ortaklık halinde seyretmeye başladı.
Hilafet süresi boyunca iç karışıklıklar ve Çinlilerle yaşanan Talas Savaşı ile mesai harcayan ilk Abbâsî hâlifesi Ebû’l-Abbas Es-Seffah, 754 yılında çiçek hastalığına yakalanarak vefât etti.
Ebu'l-Abbas’ın "Seffah" unvanını alma sırrına gelince bu sıfat, kendine verilen bir lakap olup Arapça'da "kan dökücü" anlamına gelmektedir.
Bu lakabın kendisine takılma sebebi 750’de saltanatına son verdiği Emevî hanedan mensuplarının çoğunun neredeyse bir soykırıma uğratılmasıdır.
Emevî hanedanına yönelik soykırımdan canını kurtarabilen bazı hanedan mensupları da ellerinde kalan tek hakimiyet alanı olan Endülüs’e kendilerini zor atarak burada Endülüs Emevîleri Devleti'nin kurulduğunu ilan etmiştir.
Diğer bir yandan kısa süren hilâfeti döneminde iç karışıklıklar büyük ölçüde sona ermiş ve dönemin güçlü devletlerinden Çin mağlup edilmişti. Sonuç olarak Ebû’l-Abbas'ın hilâfeti, Abbâsîlerin uzun süreli hakimiyetinin zeminini hazırlayan kritik bir aşama olmuştur.