İnsan doğduğu andan itibaren kendisine ait olmayan birçok şeyi taşımaya başlıyor. Önce ailesinin doğrularını öğreniyor, sonra çevresinin doğrularını, okulun öğrettiklerini, toplumun kabullerini, ait olduğu grubun sınırlarını, çağın modalarını, korkularını ve beklentilerini…
Bir süre sonra bütün bunların arasından kendi sesini duyması zorlaşıyor. Hatta insan bazen kendi düşüncesi sandığı şeyin, yıllar önce başkasından ödünç aldığı bir düşünce olduğunu fark etmiyor.
Belki de insanın asıl trajedisi burada başlıyor. Kendi hayatını yaşadığını sanırken, kendisine öğretilmiş bir hayatı kusursuzca oynamak…
Peki insan ne zaman gerçekten kendisi olur?
Belki herkesin söylediğini tekrar etmediğinde… Belki yanıldığında bunu kabul edebildiğinde… Belki geçmişinin arkasına saklanmak yerine bugünün karşısında durabildiğinde… Belki de hakikat uğruna yalnız kalmayı göze aldığında… Çünkü hakikatin garip bir tarafı vardır. Hakikat kalabalık istemez; tanıklık ister.
İnsan çoğu zaman hakikati aradığını söyler ama aslında aradığı şey haklı çıkmaktır. İkisi birbirinden çok farklıdır. Hakikati arayan insan, kendi düşüncesinin de yanlış olabileceğini hesaba katar. Haklı çıkmak isteyen ise hakikati değil, kendisini korur.
İşte bu nedenle “yanılmışım” diyebilmek, insanın söyleyebileceği en değerli cümlelerden biridir. Çünkü “yanılmışım” dediğimiz anda kendimizi küçültmeyiz; aksine zihnimizde hakikate yeni bir kapı açarız.
Asıl cehalet de burada başlar. Cehalet yalnızca bilmemek değildir. İnsan çok şey bilip yine de cahil kalabilir. Çok kitap okuyabilir, üniversiteler bitirebilir, sayısız bilgi biriktirebilir; fakat yanlış bildiği bir şeye dokunulunca öfkeyle savunmaya geçiyorsa, bilgisi zihnini aydınlatmamış, yalnızca egosuna zırh olmuştur.
Cehaletin en tehlikeli biçimi boş zihin değil, yanlış bilgiyle doldurulmuş ve artık boşaltılamayan zihindir. Çünkü bilmeyen insan öğrenebilir. Fakat bildiğini zanneden insan öğrenmeye ihtiyaç duymadığını düşünür.
Bugünün dünyasında bunun örneklerini her yerde görüyoruz. İnsanlar aynı cümleleri, aynı sloganları, aynı kanaatleri tekrar ediyor. Bir düşüncenin doğruluğunu araştırmak yerine, o düşünceyi kaç kişinin söylediğine bakıyorlar. Bir insanın ne söylediğinden çok hangi gruba ait olduğuyla ilgileniyorlar. Oysa bir fikrin çok taraftarı olması onu doğru yapmaz; tıpkı bir yalnızın tek başına kalması da onu yanlış yapmayacağı gibi…
Her direniş bilinç değildir. Bazen insan bir düşünceyi savunduğunu sanırken aslında o düşüncenin içinde saklanıyordur. Bazı direnişler cehaletin yorganıdır; insanın üzerine örter ama onu gerçekten ısıtmaz.
Aynı düşünceleri yıllarca tekrarlamak da düşünmek değildir. Bazen insan zihni düşünmez; geviş getirir. Bir zamanlar öğrendiği düşünceyi tekrar tekrar çiğner, fakat yeni bir anlam üretemez. Oysa düşünmek, kendi zihnimize bile yabancılaşabilmektir. Dün savunduğumuz bir şeyi bugün yeniden inceleyebilmek, gerekirse ondan vazgeçebilmektir.
İnsan bazen yalnız kalmaktan değil, yalnız kalınca kendi sesiyle baş başa kalmaktan korkar. Çünkü kalabalık dağıldığında geriye insanın kendisi kalır. İşte asıl hesaplaşma orada başlar.
İnsan kendisine şu soruyu sormak zorunda kalır:
“Ben gerçekten böyle mi düşünüyorum, yoksa böyle düşünmem gerektiği bana yıllardır söylendiği için mi böyle düşünüyorum?”
Bu soru kolay değildir. Çünkü cevabı bazen insanın ailesini, çevresini, arkadaşlarını, alışkanlıklarını ve hatta yıllarca inşa ettiği kimliğini yeniden değerlendirmesini gerektirir. Ama insanın olgunlaşması biraz da budur. Kendisine ait olmayan yükleri fark etmek… Geçmişten gelen her şeyi kutsamamak… Çünkü geçmişi olduğundan büyük göstermek de bazen bugünün hakkını verememenin tesellisidir.
Bazı insanlar dünün başarılarını o kadar büyütür ki bugünün yetersizliğini görünmez hale getirir. Eski günlerini anlatırken bugünkü hayatlarından uzaklaşırlar. Geçmiş onlar için hatırlanacak bir yer olmaktan çıkar, sığınılacak bir kaleye dönüşür.
Oysa geçmiş yaşanmak için değil, anlaşılmak için vardır. Dünü sürekli büyüten insan, bugünün küçülmesine izin veriyor olabilir.
Hayatın en acı ironilerinden biri de budur. İnsan çoğu zaman istediği şeye sahip olduğunda onu istememeye başlamış, gerçekten istediğinde ise ona sahip olacak imkânı bulamamıştır. İmkân ile istek, insanın hayatında çoğu zaman aynı anda kapıyı çalmaz.
Bu yüzden bazı insanlar hayatlarını yaşamaktan çok, yaşayamadıkları hayatların yasını tutarak geçirirler. Oysa insanın elindeki tek gerçek zaman şimdidir. Geçmiş artık yaşanamaz, gelecek henüz yaşanmamıştır. Ve insanın hayatı, ikisinin arasında sürekli ertelenen o ince çizgiden ibarettir.
Belki de bu yüzden yürümek gerekir. Çünkü insanı yalnızca vardığı yer değil, yürüdüğü yol da değiştirir. Bazen hayat bizi istediğimiz yere götürmez; fakat istemediğimiz yerlerden geçirerek kim olduğumuzu öğretir. İnsan yolda sabretmeyi, kaybetmeyi, yeniden başlamayı, yalnız kalmayı, başkasını anlamayı öğrenir.
Yürümeye devam et! Çünkü insanı asıl terbiye eden yolun kendisidir. Yol yalnızca mesafe değildir. Yol, insanın kendisiyle arasındaki mesafeyi de azaltır. Belki hayatın bize verdiği bütün acılar da bu yolculuğun parçalarıdır. Bugün bizi parçalayan bazı şeyler, yıllar sonra hatırladığımızda başka bir anlam kazanır. Acı kaybolmaz; biçim değiştirir.
Çekilen acılar hatıraya dönüştükçe tatlı hikâyelere dönüşür. İnsan bazen acılarından kurtulmaz; acıları sayesinde incelir. Fakat bunun gerçekleşmesi için insanın yaşadıklarını anlamlandırması gerekir. Yoksa acı insanı olgunlaştırmak yerine sertleştirir.
Bir yara iki insan yaratabilir. Biri başkasını yaralamayı öğrenir, diğeri başkasının yarasına dokunurken daha dikkatli olmayı… Aradaki fark, yaşanan acıda değil, acının nasıl işlendiğindedir.
Belki sevgi de böyledir. İnsan birini bulabilir. Fakat birbirini bulmak çok daha zordur. Çünkü birini bulmak tesadüf olabilir; birbirini bulmak ise iki insanın aynı anda birbirine doğru yürümesini gerektirir.
İki insan aynı odada bulunabilir ama birbirine hiç ulaşamayabilir. Aynı hayatın içinde yaşayabilir ama birbirinin dünyasına giremeyebilir. Birini bulmak kolaydır; birbirini bulmak zordur. Çünkü bulunmak yetmez, birbirine kavuşmak gerekir.
Belki de insan ilişkilerindeki en büyük yanılgı, karşımızdakinin bizi sevmesini beklerken onun bizi gerçekten anlayıp anlamadığını hiç sormamamızdır. Çünkü sevgi yalnızca yakınlık değildir.
Sevgi, insanın diğerinin hakikatine tahammül edebilmesidir. İnsan en çok sevdiğine her şeyi anlatmaz. Bazen en derin itiraflar yabancılara yapılır. Çünkü sevdiğimiz insanın gözündeki yerimizi kaybetmekten korkarız. Yabancıya karşı ise kaybedecek daha az şeyimiz vardır.
Demek ki insanın içini açabilmesi için yalnızca sevgiye değil, yargılanmayacağına dair güvene de ihtiyacı vardır. Bu nedenle bazen insanın ihtiyacı kendisini anlatacak bir insan değil, anlattıklarını değiştirmeden taşıyabilecek bir insandır.
Fakat insanın kendisiyle kurduğu ilişki daha da önemlidir. Kendisine karşı dürüst olmayan bir insanın başkasına karşı dürüstlüğü uzun süre yaşayamaz. Burada iyilik bile yeniden düşünülmelidir.
İyilik yaptığını söyleyen herkes gerçekten iyilik yapıyor mudur?
Karşılığını bekleyerek yapılan iyilik, iyilik ile alışveriş arasındaki sınırı bulanıklaştırır. Karşılık bekleyerek iyilik yapan insan, bazen beyaz tefecidir; para değil, vicdan borcu verir.
Gerçek iyilik, karşısındakinin boynuna görünmez bir borç senedi asmaz. İnsan verdiğini sürekli hatırlatıyorsa, belki de yaptığı şey iyilikten çok kendisini önemli hissetme biçimidir. Bütün bunların sonunda insan yine kendisine döner. Çünkü hayatın en büyük meselesi başkalarını değiştirmek değil, kendimizi görmektir.
Kendi korkularımızı, kibrimizi, yanılgılarımızı, bahanelerimizi, geçmişimize sığınma biçimlerimizi, sevgisizliğimizi, suskunluklarımızı ve belki en çok da kendimize anlattığımız yalanları…
İnsan bazen başkasına yalan söylemekten çok, kendisine anlattığı yalana inanarak yaşar. İşte özgürleşmek, önce o yalanı fark etmektir.
Belki de insanın her gün kendisini biraz yenilemesi bu yüzden bir tedavidir. Yenilenmeyen zihin, kendi tekrarlarının içinde hastalanır. Yeni bir düşünceye, yeni bir insana, yeni bir ihtimale kapısını kapatan insan, hayatı yaşamaktan çok geçmişin tekrarını yaşamaya başlar.
Kendini yenilemek ise kendini inkâr etmek değildir. Tam tersine, insanın kendisine sadık kalabilmek için zaman zaman eski kendisinden vazgeçebilmesidir. Çünkü insan tamamlanmış bir heykel değildir. İnsan, ömrü boyunca biçimlenen bir eserdir. Ve belki “adam olmak” dediğimiz şey de tam burada başlar.
Adam olmak güçlü görünmek, herkesi susturmak, haklı çıkmak değildir. Adam olmak, kimse görmediğinde de kendisine ihanet etmemektir. Sözünün arkasında durmak kadar, yanlış sözünden geri dönebilmektir. Güçsüz olana karşı güçlü görünmek değil, güçlü olduğunda güçsüzü ezmemektir. Kendisini anlatmak kadar başkasını dinleyebilmektir. Ve en önemlisi, insanın kendi içindeki karanlığı başkasının yüzüne yansıtmamasıdır.
Belki gerçek olgunluk budur. İnsan, kendisini haklı çıkarma ihtiyacından vazgeçtiği ölçüde hakikate yaklaşır. Çünkü hayat bize sürekli “Sen haklısın” demek için verilmiş olmayabilir.
Belki hayatın asıl sorusu çok daha derindedir:
“Bunca yıl boyunca sana ait sandığın şeylerin hangisi gerçekten sana ait?”
İşte insanın gerçek yolculuğu bu soruyla başlar. Ve belki o gün insan ilk kez yürümeye başlamaz. İlk kez kendi yolunda yürümeye başlar.
Öztürk Samuk
Depremden sonra bu da yeni sınav!
Adnan ÖZ
Türk futbolu ve yüksel yıldırım!
Seyfettin BUDAK
İnsan ne zaman gerçekten kendisi olur?
Recep YAZGAN
Kıbrıs-Tel Aviv faizci fırsat çarkı!
Ömer Naci Yılmaz
Herkesi Silkeleyin
Mehmet Ali Çamoğlu
Mesele sadece fındık, sadece yağmur değil!
Hamdi TEMEL
Darende’de Bir Gönül Durağı: Somuncu Baba
Elif Ekşi
Kalbimin başkenti İstanbul
Aydın BENLİ
Hükümet samimiyse anayasanın şu iki maddesini değiştirsin!
Aydan KURT
Vedalar...
Adnan İPEKDAL
Hasar Tespit Raporu
Kadir Erol
İyilik hâlimiz...!
Nihat Güç
Adım Adım Cahiliye Toplumuna
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Makineye Söylediklerimiz, Birbirimize Söyleyemediklerimiz
Mithat Güdü
Tağut Kavramı Nasıl İstismar Ediliyor?
Özlem Gürbüz
Kendimize ne zaman uğradık?
Bülent ERTEKİN
Türk turistler f-35’in parasını mı ödedi!
Mehmet BOZKURT
Kur'an nedir ve ne diyor!
Songül KARAMAN
Geleneksel Anadolu Motiflerinin Dili
Özhan KIZILTAN
Kurtlar Vadisi ve Masonlar
Mehmet Nuri BİNGÖL
Tarık Buğra'nın İzini Aramak Bir Bahane
Elif Ekşi ZORER
Bir Bardak Su Gibi, Şeffaf Samimiyet
Mesut CİHAT
İşkenceler Gören Âdem
Eyüphan KAYA
Barış ve huzurun arkasındayız!
Vehbi KARA
28 şubat mağduru askerlerin hakları ne zaman verilecek!
Ravza ZEYBEK
Özür Dileriz Çocuklar
Ahmet SAĞLAM
KALP
Bedriye Arık ÇAMBEL
İnsan Kalitesi Eksikliği ve Zoraki Katlanma Sanatı
Murat GÜLŞAN
Kamu Mülkü, Milletin Vicdanı ve Cevapsız Sorular
Hüseyin KURT
Dereköy’ün farkında mıyız?
Ahmet DÜZGÜN
Doğu Perinçek'în Temyizi
Recep Ali AKSOYLU
Yavuz Köktaş Hoca Kendi Ayağına Sıktı
Memiş OKUYUCU
Edebiyat Fakültelerimiz Nerede ya da Üniversitelerimizin Kimliği!
Cahit KURBANOĞLU
Tesettür nedir?
Halil MERT
Milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme...
Halil İbrahim Dede
En Güzide Topluluk
Hasan KARADEMİR
Türkiye’de Popülist Iktidar Ve Muhalefet
Ahmet AYDIN
İnsanlık İçin
Emine AYDEMİR
Tevekkül Sahibi Adamın Hikayesi
Aydın Babacan
Sınırların Hikmeti
Fatih ORUÇ
TAGUT
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)