DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Seyfettin BUDAK
Seyfettin BUDAK
Giriş Tarihi : 30-09-2026 13:48

İnsan ne zaman gerçekten kendisi olur?

İnsan doğduğu andan itibaren kendisine ait olmayan birçok şeyi taşımaya başlıyor. Önce ailesinin doğrularını öğreniyor, sonra çevresinin doğrularını, okulun öğrettiklerini, toplumun kabullerini, ait olduğu grubun sınırlarını, çağın modalarını, korkularını ve beklentilerini…

Bir süre sonra bütün bunların arasından kendi sesini duyması zorlaşıyor. Hatta insan bazen kendi düşüncesi sandığı şeyin, yıllar önce başkasından ödünç aldığı bir düşünce olduğunu fark etmiyor.

Belki de insanın asıl trajedisi burada başlıyor. Kendi hayatını yaşadığını sanırken, kendisine öğretilmiş bir hayatı kusursuzca oynamak…

Peki insan ne zaman gerçekten kendisi olur?

Belki herkesin söylediğini tekrar etmediğinde… Belki yanıldığında bunu kabul edebildiğinde… Belki geçmişinin arkasına saklanmak yerine bugünün karşısında durabildiğinde… Belki de hakikat uğruna yalnız kalmayı göze aldığında… Çünkü hakikatin garip bir tarafı vardır. Hakikat kalabalık istemez; tanıklık ister.

İnsan çoğu zaman hakikati aradığını söyler ama aslında aradığı şey haklı çıkmaktır. İkisi birbirinden çok farklıdır. Hakikati arayan insan, kendi düşüncesinin de yanlış olabileceğini hesaba katar. Haklı çıkmak isteyen ise hakikati değil, kendisini korur.

İşte bu nedenle “yanılmışım” diyebilmek, insanın söyleyebileceği en değerli cümlelerden biridir. Çünkü “yanılmışım” dediğimiz anda kendimizi küçültmeyiz; aksine zihnimizde hakikate yeni bir kapı açarız.

Asıl cehalet de burada başlar. Cehalet yalnızca bilmemek değildir. İnsan çok şey bilip yine de cahil kalabilir. Çok kitap okuyabilir, üniversiteler bitirebilir, sayısız bilgi biriktirebilir; fakat yanlış bildiği bir şeye dokunulunca öfkeyle savunmaya geçiyorsa, bilgisi zihnini aydınlatmamış, yalnızca egosuna zırh olmuştur.

Cehaletin en tehlikeli biçimi boş zihin değil, yanlış bilgiyle doldurulmuş ve artık boşaltılamayan zihindir. Çünkü bilmeyen insan öğrenebilir. Fakat bildiğini zanneden insan öğrenmeye ihtiyaç duymadığını düşünür.

Bugünün dünyasında bunun örneklerini her yerde görüyoruz. İnsanlar aynı cümleleri, aynı sloganları, aynı kanaatleri tekrar ediyor. Bir düşüncenin doğruluğunu araştırmak yerine, o düşünceyi kaç kişinin söylediğine bakıyorlar. Bir insanın ne söylediğinden çok hangi gruba ait olduğuyla ilgileniyorlar. Oysa bir fikrin çok taraftarı olması onu doğru yapmaz; tıpkı bir yalnızın tek başına kalması da onu yanlış yapmayacağı gibi…

Her direniş bilinç değildir. Bazen insan bir düşünceyi savunduğunu sanırken aslında o düşüncenin içinde saklanıyordur. Bazı direnişler cehaletin yorganıdır; insanın üzerine örter ama onu gerçekten ısıtmaz.

Aynı düşünceleri yıllarca tekrarlamak da düşünmek değildir. Bazen insan zihni düşünmez; geviş getirir. Bir zamanlar öğrendiği düşünceyi tekrar tekrar çiğner, fakat yeni bir anlam üretemez. Oysa düşünmek, kendi zihnimize bile yabancılaşabilmektir. Dün savunduğumuz bir şeyi bugün yeniden inceleyebilmek, gerekirse ondan vazgeçebilmektir.

İnsan bazen yalnız kalmaktan değil, yalnız kalınca kendi sesiyle baş başa kalmaktan korkar. Çünkü kalabalık dağıldığında geriye insanın kendisi kalır. İşte asıl hesaplaşma orada başlar.

İnsan kendisine şu soruyu sormak zorunda kalır:

“Ben gerçekten böyle mi düşünüyorum, yoksa böyle düşünmem gerektiği bana yıllardır söylendiği için mi böyle düşünüyorum?”

Bu soru kolay değildir. Çünkü cevabı bazen insanın ailesini, çevresini, arkadaşlarını, alışkanlıklarını ve hatta yıllarca inşa ettiği kimliğini yeniden değerlendirmesini gerektirir. Ama insanın olgunlaşması biraz da budur. Kendisine ait olmayan yükleri fark etmek… Geçmişten gelen her şeyi kutsamamak… Çünkü geçmişi olduğundan büyük göstermek de bazen bugünün hakkını verememenin tesellisidir.

Bazı insanlar dünün başarılarını o kadar büyütür ki bugünün yetersizliğini görünmez hale getirir. Eski günlerini anlatırken bugünkü hayatlarından uzaklaşırlar. Geçmiş onlar için hatırlanacak bir yer olmaktan çıkar, sığınılacak bir kaleye dönüşür.

Oysa geçmiş yaşanmak için değil, anlaşılmak için vardır. Dünü sürekli büyüten insan, bugünün küçülmesine izin veriyor olabilir.

Hayatın en acı ironilerinden biri de budur. İnsan çoğu zaman istediği şeye sahip olduğunda onu istememeye başlamış, gerçekten istediğinde ise ona sahip olacak imkânı bulamamıştır. İmkân ile istek, insanın hayatında çoğu zaman aynı anda kapıyı çalmaz.

Bu yüzden bazı insanlar hayatlarını yaşamaktan çok, yaşayamadıkları hayatların yasını tutarak geçirirler. Oysa insanın elindeki tek gerçek zaman şimdidir. Geçmiş artık yaşanamaz, gelecek henüz yaşanmamıştır. Ve insanın hayatı, ikisinin arasında sürekli ertelenen o ince çizgiden ibarettir.

Belki de bu yüzden yürümek gerekir. Çünkü insanı yalnızca vardığı yer değil, yürüdüğü yol da değiştirir. Bazen hayat bizi istediğimiz yere götürmez; fakat istemediğimiz yerlerden geçirerek kim olduğumuzu öğretir. İnsan yolda sabretmeyi, kaybetmeyi, yeniden başlamayı, yalnız kalmayı, başkasını anlamayı öğrenir.

Yürümeye devam et! Çünkü insanı asıl terbiye eden yolun kendisidir. Yol yalnızca mesafe değildir. Yol, insanın kendisiyle arasındaki mesafeyi de azaltır. Belki hayatın bize verdiği bütün acılar da bu yolculuğun parçalarıdır. Bugün bizi parçalayan bazı şeyler, yıllar sonra hatırladığımızda başka bir anlam kazanır. Acı kaybolmaz; biçim değiştirir.

Çekilen acılar hatıraya dönüştükçe tatlı hikâyelere dönüşür. İnsan bazen acılarından kurtulmaz; acıları sayesinde incelir. Fakat bunun gerçekleşmesi için insanın yaşadıklarını anlamlandırması gerekir. Yoksa acı insanı olgunlaştırmak yerine sertleştirir.

Bir yara iki insan yaratabilir. Biri başkasını yaralamayı öğrenir, diğeri başkasının yarasına dokunurken daha dikkatli olmayı… Aradaki fark, yaşanan acıda değil, acının nasıl işlendiğindedir.

Belki sevgi de böyledir. İnsan birini bulabilir. Fakat birbirini bulmak çok daha zordur. Çünkü birini bulmak tesadüf olabilir; birbirini bulmak ise iki insanın aynı anda birbirine doğru yürümesini gerektirir.

İki insan aynı odada bulunabilir ama birbirine hiç ulaşamayabilir. Aynı hayatın içinde yaşayabilir ama birbirinin dünyasına giremeyebilir. Birini bulmak kolaydır; birbirini bulmak zordur. Çünkü bulunmak yetmez, birbirine kavuşmak gerekir.

Belki de insan ilişkilerindeki en büyük yanılgı, karşımızdakinin bizi sevmesini beklerken onun bizi gerçekten anlayıp anlamadığını hiç sormamamızdır. Çünkü sevgi yalnızca yakınlık değildir.

Sevgi, insanın diğerinin hakikatine tahammül edebilmesidir. İnsan en çok sevdiğine her şeyi anlatmaz. Bazen en derin itiraflar yabancılara yapılır. Çünkü sevdiğimiz insanın gözündeki yerimizi kaybetmekten korkarız. Yabancıya karşı ise kaybedecek daha az şeyimiz vardır.

Demek ki insanın içini açabilmesi için yalnızca sevgiye değil, yargılanmayacağına dair güvene de ihtiyacı vardır. Bu nedenle bazen insanın ihtiyacı kendisini anlatacak bir insan değil, anlattıklarını değiştirmeden taşıyabilecek bir insandır.

Fakat insanın kendisiyle kurduğu ilişki daha da önemlidir. Kendisine karşı dürüst olmayan bir insanın başkasına karşı dürüstlüğü uzun süre yaşayamaz. Burada iyilik bile yeniden düşünülmelidir.

İyilik yaptığını söyleyen herkes gerçekten iyilik yapıyor mudur?

Karşılığını bekleyerek yapılan iyilik, iyilik ile alışveriş arasındaki sınırı bulanıklaştırır. Karşılık bekleyerek iyilik yapan insan, bazen beyaz tefecidir; para değil, vicdan borcu verir.

Gerçek iyilik, karşısındakinin boynuna görünmez bir borç senedi asmaz. İnsan verdiğini sürekli hatırlatıyorsa, belki de yaptığı şey iyilikten çok kendisini önemli hissetme biçimidir. Bütün bunların sonunda insan yine kendisine döner. Çünkü hayatın en büyük meselesi başkalarını değiştirmek değil, kendimizi görmektir.

Kendi korkularımızı, kibrimizi, yanılgılarımızı, bahanelerimizi, geçmişimize sığınma biçimlerimizi, sevgisizliğimizi, suskunluklarımızı ve belki en çok da kendimize anlattığımız yalanları…

İnsan bazen başkasına yalan söylemekten çok, kendisine anlattığı yalana inanarak yaşar. İşte özgürleşmek, önce o yalanı fark etmektir.

Belki de insanın her gün kendisini biraz yenilemesi bu yüzden bir tedavidir. Yenilenmeyen zihin, kendi tekrarlarının içinde hastalanır. Yeni bir düşünceye, yeni bir insana, yeni bir ihtimale kapısını kapatan insan, hayatı yaşamaktan çok geçmişin tekrarını yaşamaya başlar.

Kendini yenilemek ise kendini inkâr etmek değildir. Tam tersine, insanın kendisine sadık kalabilmek için zaman zaman eski kendisinden vazgeçebilmesidir. Çünkü insan tamamlanmış bir heykel değildir. İnsan, ömrü boyunca biçimlenen bir eserdir. Ve belki “adam olmak” dediğimiz şey de tam burada başlar.

Adam olmak güçlü görünmek, herkesi susturmak, haklı çıkmak değildir. Adam olmak, kimse görmediğinde de kendisine ihanet etmemektir. Sözünün arkasında durmak kadar, yanlış sözünden geri dönebilmektir. Güçsüz olana karşı güçlü görünmek değil, güçlü olduğunda güçsüzü ezmemektir. Kendisini anlatmak kadar başkasını dinleyebilmektir. Ve en önemlisi, insanın kendi içindeki karanlığı başkasının yüzüne yansıtmamasıdır.

Belki gerçek olgunluk budur. İnsan, kendisini haklı çıkarma ihtiyacından vazgeçtiği ölçüde hakikate yaklaşır. Çünkü hayat bize sürekli “Sen haklısın” demek için verilmiş olmayabilir.

Belki hayatın asıl sorusu çok daha derindedir:

“Bunca yıl boyunca sana ait sandığın şeylerin hangisi gerçekten sana ait?”

İşte insanın gerçek yolculuğu bu soruyla başlar. Ve belki o gün insan ilk kez yürümeye başlamaz. İlk kez kendi yolunda yürümeye başlar.

NELER SÖYLENDİ?
@
Seyfettin BUDAK

Seyfettin BUDAK

DİĞER YAZILARI İnsan Neden Yalan Söyler? İnsanlığın Hayatta Kalma Mücadelesi Yeniden Hayata Doğmak Düşünce Tarlası Cemaatler Neden Narsisizmin Gölgesine Girebilir? Tamamlanmak İsteyen İnsan Yıldız tozundan gelen insan, burçlardan mı ibaret? Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi? Zymunt Bauman Soruyor: Modern Dünyada Ahlaki Sorumluluğumuzu Kime Devrettik? Sosyal Medyanın Geç Kalmış Açlıkları Dünya Kupası Daha Başlamadan Neden Bitti Yorgun olan insan mı, yoksa içinde yaşadığı sistem mi? Tanrı Tartışmasında Asıl Kaçırdığımız Şey Ne? Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin! İnsanlık Görünmez Bir Bilinç Savaşının İçinde mi? Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı Kayıplar Antropolojisinden Zihindeki Bilincin Egemenliğine Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa Gölge Operasyonu: Beynimizdeki "Sistem" Fitresi Ve Toplama İnsanların Senfonisi Merhametin İnfazı Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler Cesaretle Yaktığınız Köprüler mi Sizi Kurtarır, Korkuyla Sığındığınız Limanlar mı? Aynada Gördüğünüz Siz misiniz, Yoksa Toplumun Diktiği Bir Kostüm mü? İnsanı İnsan Yapan Nedir? Sahip Oldukları mı, Vazgeçebildikleri mi? İnsanlık yeni bir bayram hikâyesi yazamaz mı? Görünmek mi, var olmak mı? Zalimin Karşısında, Mazlumun Yanında Kayısının Gölgesinde Kayıp Bir Dünya: Mahalle Nereye Kayboldu? Neden Lise Yılları Unutulmaz? Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi? Günah mı, Saygı mı? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim mi? İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur? Tek bir taşla kaç kuş vurulur? Nöronların Sessiz Bilgeliği: Benliğin Ötesinde Bir Yaşam Mümkün mü? Beklentinin Kaygıya Dönüştüğü Yerde Yaşam Felsefesi Sadakat Ölçüsü Kaybolunca İnsan Kalmak Mümkün mü? Beyin Bir Bilgisayar Değilse, Zihin Nasıl Oluşur? “Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…” İnsan Neden Yaptığı Şeyin Hemen Sonucunu Görmek İster? Ve Neden Aniden Pişman Olur? Sessizliğin Bedeli: Düşünmeyi Unutan İnsan mı Oluyoruz! Neden Doymuyoruz? Neden iyi olan kaybeder! Kaderin Kaldırımında Özgürlüğümüz Ne Kadar? Kolumuzdaki saat zamanı mı gösteriyor yoksa içimizdeki boşluğu mu? Kaderin dili cesaretin çığlığı mı, korkunun fısıltısı mı? Dahilik mi, Delilik mi? Zihnin Sırtında Taşıdığınız Görünmez Yükler Ruhunuzu Nereye Sürüklüyor? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim Mi? Ölümün Tesellisi Ölümden sonra dirilişe neden inanayım! Toplama Bir Dünyada Toplama İnsanlarla Yaşamak Başkasının mutluluğu neden içimizi kemirir? İnsan olmanın sınavı burada mı saklı? Phoenix ve Jolie'nin Sessizliğe İsyanı: Gazze'de Çığlık Var, Siz Neden Hâlâ Sessizsiniz? Kırık Dökük Bir Ben Ve Yeniden Başlama Umudu Hikâyelerim Öldü mü? Srebrenitsa'dan Gazze'ye Batı'nın Kan Lekeli Sessizliği Ekranın Gölgesinde Büyüyen Çığlık: Görmek Duyabilmek Midir? Medeniyetler Çatışmasına Doğru mu! Gerçekten Düşündüğünde Kaç Kişi Kalıyor Yanında? Gazze: Haritada Bir Nokta; Vicdanda Bir Kıyamet Kurban Bayramı mı, Kurban İnsanlık mı? Benimle Alay Ettiler, Sonra Ben Oldum Bir Çocuğun Kalbine Bomba Düşerse, İnsanlık Nereye Sığınır? Bir Mahallenin Kalbinde Unutulmuş Çocukluk Hatıraları Beni Neden Kimse Merak Etmiyor! Zamanın Dili Ne Zaman İnsan Uslanacak? Bilinçli Zihnin Engellerinden Nasıl Kurtulabiliriz? Gazze’de ölüm sıradanlaştığında, insanlık nerede duracak? Bilgi Çağında Cehalet: Gerçek Neyi Gösteriyor? Orucun Toplumsal Vicdan Dokunuşu İnsanlık ve İyi-Kötü Arasındaki İnce Çizgi: Aklın Rolü Geçmiş mi Gelecek mi! Yangın, İhmal ve Güvenlik: Bolu’daki Olaydan Çıkarılacak Dersler Anlam Krizi: İnsan Ne İçin Yaşıyor? Evrimsel Ahlak mı? İlahi Ahlak mı? İnsanlık Nerede Duruyor? Sosyal Medya ve İnsan İlişkileri Üzerindeki Derin Etkiler Geleceği Şekillendiren Z Kuşağı: Dijitalleşen Dünyada Kimlik ve Değerler Yapay Zekâ İle İnsan Beyni Arasındaki İnce Çizgi Z Kuşağı İle Neden Kuşak Çatışması Yaşanır? Amaçsız Mutluluk Mu Mutlu Amaç Mı? Güçlü toplum için reform şart mıdır?-2 Güçlü Toplum İçin Değişim ve Süreklilik Şart Mıdır?-1 İnsanlar Eşit Midir? Alışkanlıklarımızın Sınırı Nereye Kadar Olmalı! Varlık özgürlüğü kısıtlar mı İyi bir Toplum Olmanın Sistem Şartı-2 Gelenek Bir İnanç Mıdır! Bir Eylemin Ahlaki Değerini Belirleyen Şey Nedir? Akıl İyi ve Kötüyü Ayırarak Mı İşler? Akıl Mı Fikir Mi Karışır? Akıl ve Sağduyu İle Adalet Erdemi Ahlakın kaynağı evrimsel süreç midir? İnsandaki Doğal Ahlaki İlke Kanıtlanabilir Mi? Tükenmişlik Hissini Yaşamak İradenin Sevgi ve Merhamet Eylemi Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek Teknoloji Hayatın Kendisi Midir? İnsan Allah’ı (cc) Bilmeye Meyilli Bir Varlık Mıdır? Giysiye Bakıp Aldanmamak Acı İle Mutluluk Bir Arada Mı? Rasyonel Çaba Arttıkça Kesinlik Azalır Mı? Platon’a Göre Eğitim Zevkimiz okumaya dönüşür mü? Toplumun Rehberlik Servisi Aydınlar Kötüden İyi Çıkar Mı! Galen’e göre ahlakın kaynağı doğuştan mıdır? “Ben” bilinci Üç pizzacı Hayatın gerilimlerini aşmak mümkün müdür? Hayata anlamlı mı anlamsız mı bakmalı! İnsanın Sorularla Anlam Arayışı İman Mı İntihar Mı?/Tolstoy Yanılmışım Tanrı Varmış / Antony Flew Sözün Özleri Z Kuşağının Zihin Dünyasındaki Kırılmalar Erken Karar Verme Hastalığı Özel Bireylerin Dünyası Otizmli Yağmur Adam Raymond Aklın Tarihsel Gelişimi Ateizm, teizm, agnostisizm ve deizm nedir? Hayatı Sebep ve Süreç Odaklı Yaşayıp Anlamlı Kılmak Yalnızlık Aforizmaları İnsanın Aşk Halindeki Beyanı Dua Altıncı His Gençler için ne yapmalı? Yalnızlık Niçin Ruh, Akıl ve Allah’a Mahsustur? Ölüme Teselli Aramak Medeniyetin Yolu Batı’dan Mı Geçer? Şehrin Öbür Tarafından Koşarak Gelen Adam Bilgi Bilinç ve Özgürlüğe Adanmış Kadın Hypatia Dert İnsanı Olmak Aşk imanın özgürlük bedeli midir? Suskun Yıldızların Gizemli Bakışı Kurban bayramınız mübarek olsun! Depremde vefat eden babalar anısına…Babasızlık Nedir Bilirim Din İle Varlık Sınırında Kapı Açmak Sanatla Varlık Sınırında Pencere Açmak Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… Gönül Bahçesinde Yürümek Gözyaşım Düştüğü An Gönül Bahçesinde Yürümek Tefekkürün Serencamı Denizde Yürümek
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat