İhsan Şenocak gençlerle buluşacak!
Cihannüma Samsun’dan “Ümmet Bilinci” Konulu Çarşamba Sohbeti.
Başlık, özet ve etiketlerde arandı.
Cihannüma Samsun’dan “Ümmet Bilinci” Konulu Çarşamba Sohbeti.
İlahiyatçı yazar Dr. İhsan Şenocak'ın "Cami Sohbetleri" adlı programı yeniden başlıyor.
İlahiyatçı Yazar Dr. İhsan Şenocak, Atakum Kitap Kahve’de düzenlenen “Güncel Meseleler” başlıklı söyleşide Samsunlularla bir araya geldi.
İlahiyatçı Yazar Dr. İhsan Şenocak, “Güncel Meseleler” başlıklı söyleşiyle Atakum Kitap Kahve’de sevenleriyle buluşacak.
Samsunlu İlahiyatçı-yazar İhsan Şenocak, Gazze’ye insani yardım ve dayanışma amacıyla yürüyen aktivistlere destek vermek üzere Mısır’a ulaştı.
Fıkıh Doktoru İhsan Şenocak, İran'ın İsrail'e yönelik saldırısına ilişkin değerlendirmede bulundu.
İhsan Şenocak Hoca'dan Şeyh Said açıklaması! Üstad Necip Fazıl'ın kitabıyla anlattı.
İslam’ın temel değerlerinden taviz vermeyip, hakkı dillendiren ve bu konuda bedel ödemeyi göze alan muhterem hocamız İhsan Şenocak Diyarbakır TÜGVA il temsilciğinin daveti üzerine Sezai Karakoç Kültür ve Kongre salonunda "Davamız Küdüs" temalı bir konferans verdi.
İlahiyatçı yazar Dr. İhsan Şenocak CHP Milletvekilinin “Külliyat Kız Okullarında öğrencilere Takdir yerine İslam’ın Kızına belgesi veriliyor.” şeklindeki iddialar hakkında açıklama yaptı.
Fıkıh Doktoru İhsan Şenocak, İFAM bünyesindeki kız okulunu hedef alan CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç'a cevap verdi.
İFAM Kurucu Başkanı Dr. İhsan Şenocak, Yeniden Refah Partisi İstanbul Milletvekili Adayı Lütfü Şenocak ile AK Parti 28. Dönem Milletvekili Adayı İrfan Şenocak’ın anneleri Şehriban Şenocak vefat etti.
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan ile Habertürk yazarı Fatih Altaylı, Fıkıh Doktoru İhsan Şenocak'a hakaret ettikleri gerekçesi ile maddi tazminata mahkum edilmişti.
İstanbul Ermenilerinin son kuşak temsilcilerinden İzmirli Burak Bayırlı’nın İslâm ile şereflenmesine, Samsunlu Dr. İhsan Şenocak Hoca Efendi’nin vesile olması bir Samsunlu ve İhsan Hoca’ya muhabbetimden dolayı dikkatimi çekti.
İFAM Kurucu İlahiyatçı Yazar İhsan Şenocak, Samsun İHH Samsun Şubesini ziyaret ederek başkan Mustafa Yeşil ile bir süre görüştü.
Fıkıh Doktoru İhsan Şenocak Hoca Kabil Havalimanı'ndan kaçmak isteyenlerin görüntülerini değerlendirdi!
Son günlerde medyanın ilgi odağı haline gelen Samsunlu İlahiyatçı Dr. İhsan Şenocak, Oda TV’nin röportaj talebini neden kabul etmediğini açıkladı.
İlahiyatçı-yazar Ali Rıza Demircan, İhsan Şenocak'ın İslam'ın kızına yaptığı çağrının linç girişimine maruz kalmasına tepki göstererek ''Ben de İhsan Şenocak'ın yanındayım' vurgusunda bulundu.
Ey Trabzon! Senin Oflu hocaların filmlerdeki küfürbazlar değil, Karadeniz dağlarını medreseye çeviren Mahmud Efendiler, Dursun Efendilerdir.
Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan Coşkun, Bakırköy Adliyesi’nde görülmekte olan İlahiyatçı Yazar Dr. İhsan Şenocak ile arasındaki davanın son celsesinde olup bitenleri köşesine taşıdı.
Sultan İkinci Abdülhamid Han, dünyamızdan ayrılalı neredeyse bir asır oldu. Onun gidişiyle adeta yetim kalan ümmet, sahipsizlik diyarında serseri kuşlar gibi vur ha vur bir öteye bir beriye sürekli kanat vurdu; yitirdiği kimsesini aradı. Bir ara bulur gibi oldu, fakat sunî Yahudiler (masonlar) gerçek Yahudilerin desteğini arkalarına alarak Abdülhamid devrinde olduğu gibi yine “vatan kurtarma” edebiyatıyla milletin önünü kestiler, en olmaz yalanları ona gerçek diye takdim ettiler. Sadece aktörlerin değiştiği bu kadim oyunda ümmetin yeni mağlubiyetler yaşamaması Sultan Abdülhamid’i ve onun düşmanlarını iyi tanımasıyla mümkün olacaktır.
Kilise, tarih boyu Kur’an-ı Kerîm’le Allah Rasûlü üzerinden hesaplaştı; O’nun şahsına dair yalanlar uydurdu; sonra da o yalanları “hakikat” niyetine asırlarca ders kitaplarında okuttu. Efendimiz’e “hasta”, “yalancı peygamber”, “deccal” gibi atılan iftiralar hiç sorgulanmadan Kilise koridorlarında tekrar edildi. İslâm, doğrularıyla mahkum; Batı ise yalanlarıyla kahraman oldu. “Sömürünün keşif kolu” olan Oryantalizm de aynı yalanlardan beslendi.
Bismillahirrahmanirrahim. Hocam Kur’an-ı Kerim’in anlaşılabilmesi için İslam’ın erken asırlarından bu tarafa uygulanan ve zaman içerisinde de tedvin edilerek metin haline getirilen tefsir ve fıkıh usulü günümüzde modernist müslümanların yenilenme çağrıları ile karşı karşıyadır. Modernistler, mevcut tefsir ve fıkıh usulü ile Kur’an-ı Kerim’in anlaşılamayacağını, mutlaka batılıların geliştirdiği çağdaş anlambilimin verilerinden istifade edilmesi gerektiğini söylemektedirler. Üç telif tefsirin sahibi olarak ne söyleyeceksiniz? Kur’an-ı Kerim’i anlarken fıkıh/tefsir usulünde yetersizlik gördünüz mü? Görmediyseniz, bu çağrının arka planında ne olabilir?
Her şey gibi Müslüman olmanın da Müslüman kalmanın da bir bedeli vardır. Bedel, nailiyete, nailiyet de muvaffakiyete gebedir. Sahabe Müslüman olmak için yerinden, yurdundan ayrıldı; malından, mülkünden oldu.
Yahudilerin İslâm’ı inkâr edişlerinin arka planında cehalet değil, ihanet vardır. Bu yüzden Kur’ân-ı Kerîm, Yahudiyi bilerek inkâr etmenin sembolü olarak anlatır. Allah (ﷻ), Yahudi üzerinden Müslümanlara “Aynı hatalara düşmeyin, bilerek inkâr etmeyin, sonra güneş gibi bedihi hakikatleri inkâr ile ma’lûl olursunuz.” der. Evinden, eşinden, oğlundan, kızından mesûl olduğunu bilen; lakin onların sadece nafakalarıyla alakadar olan bir Müslümanın “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”[1] ayet-i kerimesine rağmen ailesinin ta’lim ve terbiyesine alakasız kalması, hakikate bilerek muhâlefet etmesi Yahudileşme sendromudur.
BÜYÜK YÜRÜYÜŞ Allah Rasulü “kuruluş”, sahabe ise “yükseliş” dönemidir.
Karl Marks adına biri çıkar “Das Kapital”, komünizmaya yeniden hayat verecek şekilde şerh eder, Hristiyanlığı nazara alarak da “din afyondur” derse, Das Kapital çok satan kitaplar listesine girer, komünizma da en popüler ideolocya olur mu?
Kur’an-ı Kerîm hem erkeklere hem kadınlara; hem hürlere hem de kölelere indi. Ayetler okundukça sınıflar arasındaki mesafeler kalktı, insanlar birbirine yaklaştı, kardeşliğin yolu açıldı. Öfke azaldı, ihanet aşağılandı, muhabbet ve sadakat en muhteşem zamanlarını yaşadı. Kadın, hizmetçilikten erkeğe eş olma makamına yükseldi. Cinsel bir meta olmaktan kurtuldu.
İsrail ordusuna konuşan bir haham, “Kur’an en büyük düşmanımızdır. O, Müslümanların elinde olduğu müddetçe onlarla anlaşmamız nasıl mümkün olabilir ki?” demişti. Geçen asrın başlarında Libya’yı işgale hazırlanan İtalyan askerleri de marş söylerken, “Lanetli bir topluluğu yok etmek, Kur’an’ı ortadan kaldırmak için gidiyoruz.” diyordu. Fransızlar, Cezayir’de sert bir direnişle karşılaşınca, “Müslümanlar Kur’an okumaya devam ettikleri müddetçe onlara karşı nihai bir zafer kazanamayız.” diyerek Kur’an-ı Kerim’i hedef göstermişti. İngilizler askerlerine Mısır’ı işgal gerekçesini üç kelimede şöyle özetlemişti: “Kur’an’ı Kabe’yi ve Ezher’i yok etmek.”[ref]bkz. Enver el-Cündî, el-Hanceru’l-Mesmûm, s. 29.[/ref] Yakın tarihte kaç işgal, kaç katliam haçlı ruhunu tahrik eden bu cümlelerle başladı.
İnsanı yaratan, vahiyle de nasıl yaratılış gayesine muvafık bir hayat yaşayacağını ona beyan eden Allah Azze ve Celle’nin ceninin anne rahminde geçirdiği evrelerle alakalı kullandığı ifadeleri tıp, henüz keşfediyor. Mustagribin “Arapoğlu’nun yaveleri” diye hakaret ettiği Kur’ân-ı Kerîm’in on beş asır önce ifade ettiği hakikatler yeni yeni anlaşılıyor.
İslam Dünyasının Batı karşısındaki konumunun ciddi manada sorgulanmaya başlandığı on dokuzuncu yüzyılda yeni arayışlar gündeme geldi. Müslümanlar, Kuran ve Sünneti algılayış biçimlerini yeniden incelemeye aldılar. Bu aşamada klasik Tefsir Usulüne karşı, Batı aklının icat ettiği yeni anlayış usulleri benimsendi. Yirminci yüzyılın eşiğine gelindiğinde ise, bu usullerin okullaşma süreci başladı.
İki asırdır İslam coğrafyasında âlim ve mütefekkirler nezdinde en fazla heyecan uyandıran konu, “Nasıl olmalıyız?” sorusudur. Müstağrib bu soruyu medenî birikimimiz ve tarihi tecrübemizin reddedilmesi için bir fırsat telakki ederken, müstakim mümin ise tekrar İslamî bünyeye dönebilmenin vasıtası olarak görür. Malum soruya cevap sadedinde, farklı usuller üzerine ibtinâ eden pek çok hareket ortaya çıkmıştır. Sahih İslamî tasavvurla farklı şekillerde irtibatı olan ve tarihi süreç içerisinde kısmi değişikliklerle sürekli var olan bu hareketleri “redd-i kadim”, “gelenekçilik/taklitçilik” ve “keşf-i kadim” olarak tasnif edebiliriz.
Batı’da hep bahar, biz de hep kış, Güz mevsiminde ağaç yapraklarını taşıyan nehirler hep bizim vadilerde akar,Doğuda hiç eskimiyor zaman, diye zannederdin ya.
Çürük ipliklere dizilen hayallerin, büyük umutlarla kurulup, bugün dağılan devletlerin, hakikat niyetine söylenen yalanların sonuna geldik. Ümmet ulusalcılığa açılan bütün yolların çıkmaz olduğunu bizzat gördü.
Sistem kurulurken insanın ruhuna giden yolu kapattı, onu teni, bedeni ve şehvetinden ibaret bir varlık olarak kabul etti. Kitaplar bu çerçevede yazıldı.
İslam, paradan para kazanmayı yasaklayarak sermayenin fakirden faizciye doğru tek yönlü akışını durdurmuş, paranın bütün insanlar arasında dolaşımını temin etmiştir.
Vasiyet, halidi bir İslam geleneğidir. İnsanlara istikamet üzere nasıl yaşanılabileceğini gösteren Peygamberler, dünyadan ayrılırlarken geride bıraktıklarına “müstakim” olarak kalmayı vasiyet ettiler. Onlar, sadece vasiyet etmekle kalmadılar, vasiyetin kabul görmesi için de yoğun gayret sarf ettiler. Nitekim çocuklarına “Müstakim” olarak yaşamayı vasiyet eden Yakub’un (a.s.), son sözü “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” cümlesi olmuştu.
Allah Azze ve Celle, erkekte ona özel ses, duygu, davranış, heyecan ve yöneliş yarattı. Kadını da erkeğe nisbetle daha zarif daha latif daha duygusal olma husûsiyetleriyle donattı. Biri kız diğeri erkek olan ikiz kardeşte bu farklılığı bütün kareleriyle müşâhade etmek mümkündür. Kızların oyunlarıyla erkeklerinki birbirinden farklıdır. Biri bebeklerle oynamaktan hoşlanırken diğeri atlar, arabalar ister. Biri ev ortamındaki oyunlardan diğeri savaş aletlerinden zevk alır. Biri daha süslü elbiseler arzularken diğeri sadeliği tercih eder. Aile, çocuklardaki bu fıtrî farklılığı önce himâye etmeye sonra da eğitimle aslına uygun bir şekilde geliştirmeye memurdur.
Kur’ân-ı Kerîm ve sahih sünnette faizin haram olduğunu bildiren nassların mana yönüyle kat’iyyeti, fukahayı ticaretin faizden korunması noktasında fevkalade hassas davranmaya sevketmiş, mesele fıkıh kitaplarında “ribâ” başlığı altında ayrıntılı bir şekilde tahlil edilmiştir.[1]
Allah Azze ve Celle Hz. Adem’e esmayı/eşyayı öğretti,[1] o da meleklere muallim oldu.[2] Hz. Musa’ya, “vahyedileni dinle”[3] buyurdu.
Allah Rasulü “kuruluş”, sahabe ise “yükseliş” dönemidir. Risaletin bereketi ve sahabe olmanın feyziyle onlarca yıl, yıllara sığdı.
İlmi ve Fikri Araştırmaları Merkezi'nin (İFAM) kurucu başkanı olan ve kadınlara yönelik açıklamalarına gelen tepkiler üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından açığa alınan İhsan Şenocak, Diyanet’e bayrak açtı.
Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA)’nın düzenlediği konferanslar kapsamında üç gündür Samsun’dayım. Bu makalenin yayımlanacağı gün de inşaallah Niğde’de olacağım.
Yalova Üniversitesi'nde Kulüpler Birliği Toplantısı sırasında danışman eğitmenlerden biri olan Yalova Üniversitesi İslamî İlimler Fakültesi’nde görevli Doç. Dr. Ebubekir Sifil, okulun kulüpleri desteklemediğini dile getirdi.
İslam’la Küfr’ün mücadelesi Kıyamet’e kadar davam edecek; Sahneden ne Hak çekilecek, ne de Bâtıl… Sadece tarafların galibiyeti değişecek.
Geçmiş ve gelecek zamanın ictimaî ve siyasî düğümlerini Peygamberler çözdü. Hürriyete vurulan prangayı onlar kırdı. Akıl anarşisine tutulanlar ise, “çözdük” vehmiyle gerçeğe her gün yeni düğümler attı. İdeologlara ittiba edenler gerçek diye kaosun kucağına düştü.
Müebbet nafaka uygulamasına hâlâ adil bir süre getirilememesi aileleri felaketi sürüklüyor. Nafakanın çözümünün İslam hukukunda olduğunu belirten ilahiyatçılar, dinin nafaka hususundaki ölçüsünün “iddet süresi” olduğunu vurgulayarak, “Kadının boşanmadan 3 ay sonra nafaka alması caiz değildir” görüşünde birleşiyor.
İlahiyatçı Yazar ve İFAM Kurucusu İhsan Şenocak, Haber Türk gazetesi ve yazarı Fatih Altaylı’ya karşı açmış olduğu tazminat davasını kazandı.