Advert
Modern Tıp Kur’ân’ı Kerîm’in İ’cazına Şehadet Ediyor!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Modern Tıp Kur’ân’ı Kerîm’in İ’cazına Şehadet Ediyor!
18.09.2020 10:20:38

 

Modern Tıp Kur’ân’ı Kerîm’in İ’cazına Şehadet Ediyor!

İnsanı yaratan, vahiyle de nasıl yaratılış gayesine muvafık bir hayat yaşayacağını ona beyan eden Allah Azze ve Celle’nin ceninin anne rahminde geçirdiği evrelerle alakalı kullandığı ifadeleri tıp, henüz keşfediyor. Mustagribin “Arapoğlu’nun yaveleri” diye hakaret ettiği Kur’ân-ı Kerîm’in on beş asır önce ifade ettiği hakikatler yeni yeni anlaşılıyor.

İnsanın yaratılışını Kur’ân-ı Kerîm ve modern tıp bağlamında aşağıdaki başlıklar altında değerlendirdiğimizde Kur’ân’ın Allah’ın kelamı olduğu bedihi bir şekilde zahir olmaktadır.

 

Tıp tarihinde ceninin gelişmesiyle alakalı ilmi nazariyelerinin en güçlüsü “bodur cenîn” nazariyesidir.[1] XVII. yüzyılda bulunan mikroskop 1940’larda gelişmiş haline kavuşana kadar ceninin bir tohumdan çıkan küçük bir ağaç suretinde geliştiği, ilk haliyle son hali arasında yalnızca büyüme noktasında bir farklılık olduğu zannedilmekteydi.[2]

 

Erkeğin Spermi, Kadının Yumurtası

Döllenmiş yumurtanın oluşum ve gelişim merhalelerini görüntüleyen cihazların keşfinden önce tıp otoritelerinin önemli ihtilaf mevzularından biri, insanın erkeğin sperminden mi yoksa kadının hayız kanından mı yaratıldığı idi.

Modern tıp ise ceninin anne karnındaki gelişiminin bir defada olup bitmediğini, farklı evrelerden geçerek doğum safhasına geldiğini söylemektedir. Buna göre cenin hayız kanından yaratılmıştır. Sperm ise mayanın sütü dönüştürüp peynir yapması gibi bir işleve sahiptir. Sütü dönüştürüp peynir yapan maya gibi sperm de cenin üzerinde döllenme dışında başka bir tasarrufa malik değildir. Ne var ki 1775 yılına kadar Batı’da ilmine güvenilen hiçbir tıpçı ceninin, erkeğin sperminin kadının yumurtasıyla karşılaşmasının bir sonucu olduğunu söylememiştir.[3] Mikroskop geliştirilip ceninin yaratılma ve gelişme safhaları tesbit edilene kadar Kur’ân-ı Kerîm dışında hiçbir eser döllenmeden modern tıbbın anlattığı şekil ve muhtevada bahsetmemiştir.

Yaratılmayla alakalı her iki görüşü de reddeden Kur’ân-ı Kerîm on dört asır önce insanın, erkeğin spermi ile kadının yumurtasının karışımıyla oluşan bir nutfeden yaratıldığını bildirmiştir.[4]İnsanın kadının rahminde “bodur ağaç” gibi değişmeden büyüdüğünün kabul edildiği bir zamanda Kur’ân-ı Kerîm, ceninin bir merhaleden başka bir merhaleye intikal ederek yaratıldığını haber verdi.[5]

 

ABD’li Anatomi Profesörü’nün Kur’ân’la Alakalı İtirafı

Yemenli Âlim Abdulmecid Zindani, ABD’li Anatomi Profesörü Marshall Johnson’a Kur’ân-ı Kerîm’in ceninin anne karnında bir anda değil, belli merhalelerden geçerek yaratıldığını ifade ettiğini söyleyince ABD’li bilim adamı, “Bu doğru olamaz.” der. Daha sonra ise ikili arasında şu çerçevede bir konuşma geçer. Zindani:

– Kur’ân-ı Kerîm’in miladi VII. asırda insanın anne karnında farklı merhalelerden geçerek yaratıldığını haber vermesi ayetlerle sabit bir mevzudur.

– Hayır! Bu doğru olamaz.

– Niçin bu hükmü veriyor, imkânsız olduğunu söylüyorsunuz? Kur’ân-ı Kerîm’in bu mevzudaki ayetleri son derece açıktır; “Sizi annelerinizin karnında, bir yaratılıştan sonra başka bir yaratılışla (halden hale geliştirip dönüştürerek) üç karanlık içinde yaratır.”[6]; “Ne oluyorsunuz ki Allah’a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz. Hâlbuki O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.”[7]

 

Bu ayetleri duyunca sarsılan ABD’li bilim adamı biraz düşündükten sonra “Burada üç ihtimal var.” der ve şu hususları sıralar:

1. Ceninin merhale merhale yaratıldığını söyleyen Muhammed’in yanında yüksek teknolojiyle üretilmiş bir mikroskop ya da görüntüleme cihazı olmalıdır. Ondan istifade ederek cenin üzerinde araştırma yaptı, kimsenin bilmediği sonuçlara ulaştı ve bize bu bilgileri verdi.

2. Kur’ân’da bu bilgiler tesadüfen yer almıştır.

3. Muhammed, Allah’ın Rasûlü’dür.

Abdulmecîd Zindani, ABD’li bilim adamıyla ihtimalleri teker teker münakaşa eder ve nihayet ABD’li, Kur’ân’ın i’cazını kabul etmek zorunda kalır.

 

Birinci ihtimale dair şunlar söylenebilir: Allah Rasûlü’nün ﷺ yaşadığı asırda insanlar ne büyüteçin ne de mikroskopun yapımı için gerekli olan sınaî alt yapıya sahipti. Ne Roma’da ne de İran’da mikroskop yapabilecek teknolojik bir alt yapı vardı. Buna göre Allah Rasûlü’nün ﷺ bir laboratuvar ortamında ceninin anne karnındaki evrelerini inceleyip merhaleleri tesbit etmesi daha sonra da bunları insanlarla paylaşması imkânsızdır.

 

Kur’ân-ı Kerîm’in ceninin evrelerinden bahsetmesi tesadüf olamaz. Zira Kur’ân-ı Kerîm bir değil, birden çok ayette ceninin evrelerinden mücmel ya da mufassal olarak bahsetmektedir. Mevzunun çok sayıda ayette tafsil edilmesi tesadüfî bir durum olamaz.

Zindanî, ceninin anne rahminde geçirdiği devrelerden bahseden ayetleri okuyup izah edince ABD’li bilim adamı Kur’ân-ı Kerîm’deki malumatın tesadüfen olabileceği yönündeki iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu itiraf etmek zorunda kalır. ABD’li Johnson, Kur’ân-ı Kerîm’deki yaratılışla alakalı bilgilerin tek isnat noktasının semadan gelen vahiy olduğu yönündeki üçüncü ihtimali kabul etmek zorunda kalır.[8]

 

Kur’ân’a ve Modern Tıbba Göre Yaratılış Evreleri

Modern tıbba göre hamilelik, kadının son hayzı üzerinden on dört gün geçince başlar. Döllenmeden sonra geçen yirmi bir ile otuzuncu günler arasında “alaka”, “mudğa”ya dönüşür. Yirmi bir ve yirmi sekizinci günler arasında ise sinir sisteminin oluşumu başlar. Otuz beşinci günde ceninin üst bölgeleri, kırk ikide ise alt tarafları oluşur. Bir hafta sonra sırasıyla üst ve alt kaslar şekillenir ve kan dolaşımı başlar. Altıncı haftanın sonu, yedinci haftanın başı itibariyle çalışmaya başlayan kalp, insan hayatının sonuna kadar faaliyetine devam eder. Yüzün şekillenmesi sekizinci haftada tamamlanır. Bu arada ceninin gelişim süreci ise devam eder. On altıncı haftada (yüz yirminci günde) yeni bir yaratılış başlar. Bu da yirminci haftaya kadar sürer. Bu dönemde beyin, beynin üst bölgeleri ve sinir hücreleri oluşur. Cenin bu dönemde hayatta ihtiyaç duyacağı ve insanî fiilleriyle iradî tasarruflarını yerine getireceği bütün organlara sahip olur. Bunlarla da duygu, düşünme, hatırlama ve hayal gibi soyut ameliyeleri gerçekleştirir.[9]

 

Sağlam Karargâh

Nutfe, lugatta az ya da çok saf su demektir.[10] Istılahta ise erkeğin üreme hücreleri (sperm), kadının üreme hücresi (yumurtacık) ve aşılanmış yumurta anlamlarına gelmektedir.[11] Kur’ân’daki kullanımda ise “nutfe”nin “zigot (döllenmiş hücre)” anlamı öne çıkmaktadır.[12]

Kadınla erkeğin birleşmesinde erkekten ayrılan 200-300 milyon spermden ancak birkaç yüz tanesi yumurtaya kadar ulaşabilir. İlk temasa geçen hücre ise yumurtayı döller ve yumurta hücresi zarına tutunur. Birkaç dakika sonra dış zar birbirine kaynar. Bu sırada yumurta diğer spermlerin tutunmasına mani olabilmek için spermi içine çeker ve dışardaki spermleri uzağa iten kimyasal salgılar. Sonuçta içine başka spermlerin giremeyeceği bir zar oluşur ve bu zar gittikçe sertleşir. Sperm ve yumurta hücresinin tüp içerisinde birleşmesi yani döllenmesi sonrası oluşan yeni tek hücreye zigot (nutfe) adı verilir. Zigot bölünerek rahim içerisine doğru ilerler ve rahme yapışarak yerleşir.[13]

 

 

İnsanın bir ağaç gibi rahimde büyüdüğünün farzedildiği bir zamanda yaratılmanın bütün safhalarını ayrıntısıyla anlatan Kur’ân-ı Kerîm, spermin içeriye ondan başka hiçbir şeyin giremeyeceği korunaklı bir yerde zigota dönüştüğünü haber vermiştir; “Sonra onu (spermi) sağlam bir karargâhta yumurtanın içine girerek nutfe/zigot haline getirdik.” Zigotun sağlam bir karargâhta geliştiğini ümmî olan Hz. Muhammed’e[14] Allah Azze ve Celle’den başka kim bildirebilirdi?![15]

 

Nutfe İçerisinde Şekillenen Varlık

İnsanın saç ve göz rengi dahil olmak üzere yüzlerce karakteristik özelliği yumurtayla birleşen spermin içerisinde “nutfe” halinde iken vardır. Bilim adamları bu durumu ancak asırlar sonra tesbit edebilmiştir. Ceninin nutfe içerisinde ilk buluşmada insan olarak şekillendiğini bildiren şu ayetin, insanı yaratan ve ona şekil veren Allah’tan Y başka bir güce isnadı söz konusu olabilir mi?! “Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o! Allah onu neden yarattı? Nutfeden (bir damla sudan) yarattı da ona insan şeklini verdi.”[16] Ayete göre sperm cenine dönüşürken insan olmanın pek çok özelliğini taşımaktaydı. İğne ucundan daha küçük olan cenindeki özellikleri bir insanın miladi VII. asırda vahiy olmadan bilmesi tahayyül edilebilir mi?!

 

Cinsiyetin Belirlenmesi

Kur’ân-ı Kerîm, cenin nutfe halindeyken cinsiyetin belirlendiğini haber vermektedir: “Şüphesiz O, iki cinsi erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır.”[17] Ayet, nutfenin (döllemiş hücre), spermin yumurtanın içine girmesiyle oluştuğunu bildiriyor. Bilim adamları -nutfenin bu döneminde- cinsiyetinin erkek mi, kız mı olduğunu ancak 1932’de icad edilen elektronik mikroskobun gelişmiş modelleriyle öğrenebildi. Kur’ân-ı Kerîm ise miladi VII. asırda sperm yumurtanın içine girdiğinde cinsiyetin belirlendiğini haber veriyor. Bununla alakalı yarım asır öncesinde yazılan tıp kitaplarıyla asırlar önce telif edilen tefsirler mukayese edildiğinde görülecektir ki pek çok müfessir cinsiyetin nutfe aşamasında şekillendiğini söylemiştir.

 

Nutfenin Yürüyüşü

Erkeğin spermi kadının yumurtasıyla birleştikten sonra nutfenin (döllenmiş hücre) rahme yerleşene kadar hareketi devam eder. Bu konuda Allah Rasûlü ﷺ şöyle buyurmaktadır: “Nutfe, rahimde kırk yahut kırk beş gecede yerleştikten sonra ona görevli melek gelir ve ‘Ya Rabbi, şu mahluk şaki mi olacak, said mi olacak?’ diye sorar. Bu iki halden biri yazılır. Melek tekrar ‘Ey Rabbim, erkek mi olacak yoksa dişi mi?’ diye sorar. Yine bu ikisinden biri yazılır. Ameli, yaşadığı müddet içinde yeryüzündeki ayak izleri, eceli ve rızkı hep yazılır. Sonra bunların yazıldığı sayfalar dürülür. Artık o sayfalara ne bir ekleme yapılır ne de onlardan bir şey eksiltilir.”[18] Bugün bilim adamları, spermin yumurtanın içerisine girdikten sonra nutfe olarak rahme doğru ilerlemesinin belli bir zaman devam ettiğini, rahme ulaştığında ilerlemenin durup nutfenin oraya yerleştiğini söylemektedir. Allah Rasûlü ﷺ ise asırlar önce  spermin döllenmeden sonra rahme yerleşene kadar sabit olarak bir yerde durmadığını, cinsiyetin de bu süreçte yaratılıp melek tarafından yazıldığını belirtmektedir. Görüntüleme cihazlarının olmadığı bir zamanda Allah Rasûlü’nün ﷺ rahimlerdeki seyir ve istikrardan bahsetmesinin vahiyden başka bir dayanağı olabilir mi? Allah Rasûlü’nün ﷺ nutfenin her iki döneminden haber vermesi göstermektedir ki Kur’ân-ı Kerîm gibi Sünnet-i Seniyye de vahiydir. Bir farkla ki Kur’ân, vahy-i metluv; Sünnet ise gayr-ı metluv’dur.

 

Kadınlar Sizin İçin Bir Tarladır

Nutfe rahim duvarını yarar ve açılan toprağın içine giren tohum gibi rahme dahil olur daha sonra içeriye doğru çekilir ve üzeri örtülür. Bu yüzden tıp ve anatomi kitapları bu dönemi “ekim dönemi” olarak isimlendirir. Tıpçılar rahmin bu halini içerisine tohum ekilen toprağa benzetmektedir. Kur’ân-ı Kerîm bilim adamlarının yakın bir zaman önce gözlemleyebildiği bu ilişkiyi asırlar önce haber verdi ve “Kadınlarınız sizin için bir tarladır.”[19] buyurdu.

 

Ayette “men” Yerine “Ma”nın Kullanılmasındaki Mucize

“Allah her dişinin karnında ne taşıdığını, rahimlerin neyi eksiltip neyi artırdığını bilir. O’nun katında her şey bir ölçü iledir.”[20]51 Sperm yumurtanın içine girdiğinde ceninin cinsiyeti belli olmasına rağmen ayette akıllı varlıklar için kullanılan “من “ yerine akılsızlar için olan “ما” kullanılmış ve “اللّهُ يَعْلَمُ من تَحْمِلُ كُلُّ أُنثَى” denilmemiştir. Bununla ise “nutfe”de yaratılan saç renginden göz şekline kadar kitaplık çapta özelliklere nisbetle cinsiyet sıradan bir hâdisedir. “ما” ile buna işaret edilmektedir.

 

Rahimde Eksilme ve Artma

Annenin yumurta ve babanın sperm hücresi döllenip birleştikten sonra bölünerek çoğalır. Daha sonra bir kısım hücreler plasentayı(bebek eşi) oluşturur, geri kalanlar da farklılaşarak bebek tarafını oluşturur.[21] Ayette zikredilen “eksiltme” bebek eşinin oluşması sürecindeki bölünmeyi ve buna bağlı olarak “nutfe”deki ayrılmayı; “وَمَا تَزْدَادُ” artırmak ise geride kalan nutfenin büyüyerek çocuğun oluşmasını anlatmaktadır. Nitekim “nutfeden” ayrılan “bebek eşi” yarım kilo ağırlığında kalırken nutfe büyüyüp çocuk olur.

Kur’ân’ın, nutfeden ayrılıp “bebek eşine” dönüşen hücrelerin kopmasıyla yaşanan küçülmeyi, geri kalan kısmın ise büyüyerek bebek olmasını haber vermesi mucizeden başka bir şekilde izah edilemez.

 

“Alaka”daki Mucize

Nutfe belli bir zaman sonra “alaka”ya dönüşür. Nitekim Allah Teâlâ, “Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) haline getirdik.”[22] buyurmaktadır. Bu, ceninde yaşanan ikinci büyük dönüşümdür.

 

Lügatta “alaka” bir şeye tutunmak ve yapışmak anlamına gelir. Her çeşit kana “alaka” dendiği gibi kelimeyi “donmuş kan” olarak anlayan müfessirler de vardır.[23] Alak Sûresi’nde yaratılma bu ikinci merhaleye isnat edilerek insanın “alak”tan yaratıldığı haber verilmiştir.[24] Arapça’da sülüğe de “alaka” denir. Bir “alaka” olan ceninle sülük arasında şöyle bir münasebet vardır. Göletlerde yaşayan sülükler su içerken koyunların ve sığırların ağzına yapışarak kan emerler. Suyun içindeki “alaka”nın konumu ne ise nutfeden “alaka”ya dönüşen ceninin durumu da odur. Zira cenin de alaka da su ile kuşatılmıştır.

 

 

Sudaki “alaka” ineklerin ağzına yapışarak, kadındaki “alaka” da rahme yapışarak kan emer. Nutfe’nin “alaka”ya dönüşüp rahme yapışmasını ve sudaki “alaka” gibi kanla beslenmesini, bu yüzden de “alaka”ya benzetilerek bu ismi almasını, insanı yaratan Allah’tan başka bir gücün Allah Rasûlü’ne ﷺ öğretme imkanı var mıdır?!

 

“Mudğa”daki Mucize

“Çiğnenmiş bir parça et”[25] anlamına gelen “mudğa”, ceninin “alaka”dan sonraki merhalesine verilen addır. Bu dönemde “alaka” üzerinde sanki dişlenmiş gibi bir görüntü oluşur. Emriyolog Kîb Mor, mudğa ile çiğnenen bir şey arasındaki benzerliği gösterebilmek için yerden bir parça toprak alır, dişleriyle çiğner sonra da onu, mudğanın yanına koyarak şöyle der: “Bu, ceninin ‘mudğa hali’ diğeri ise dişlerle çiğnenerek yapılan mudğa.”[26]

Mudğa ağızda çevrilen bir çiğnem gibi bir şekilden başka şekle girer; lakin üzerinde diş izlerine benzeyen işaretleri hep muhafaza eder. Bir pirinç tanesinden çok daha küçük olan ceninin çiğnem şeklinde olduğunu Allah Rasûlü ﷺ tıbbî cihazların olmadığı bir dönemde vahiyden başka hangi yolla “nutfe”nin çiğnenmiş et parçası şeklinde olduğunu öğrenip ona “mudğa” diyebilirdi?!

Ceninin kemikleri de bu “mudğa”dan neşet eder. Kur’ân-ı Kerîm bu durumu şu şekilde anlatmaktadır: “Alakayı mudğa (bir çiğnem et) yaptık, bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik.”[27]

 

“Bütün Unsurları Henüz Yaratılmamış Bir Cenin” İbaresindeki Mucize

“Mudğa” bir anda kemiğe dönüşmez. Bir kısmında hücreler tam olarak şekillenmezken diğer bölümünde insan cisminin esasını teşkil eden mudğa nihâî aşamaya yaklaşır. Kur’ân-ı Kerîm bu durumu şöyle izah etmektedir: “Biz, gerçekten de sizi(n her birinizi) topraktan, sonra zigottan, sonra alakadan, sonra (temel özellikleriyle) teşekkülü tamamlanmış ama (bütün unsurlarıyla) henüz tamamlanmamış bir ceninden yarattık.”[28] Cenin bu haldeyken onda organların bir kısmının teşekkül ettiğini diğerlerinin ise henüz ortaya çıkmadığını ümmî bir Peygamber’in haber vermesi mucizeden başka nasıl izah edilebilir?!

 

Kırk İki Gün Hadisindeki Mucize

Altıncı haftanın sonuna geldiğinde pirinç tanesinden daha küçük olan ceninde beyin, gözler, ağız, iç kulaklar, kalp, akciğerler ve sindirim sistemi şekillenmeye başlar. Bu dönemde ceninin kulakları küçük nokta şeklindedir. Kol ve bacakları da şekillenmeye başlamıştır. Mikroskopla on binlerce defa büyüterek gözlenebilen yaratılış evrelerini Allah’ın vahyi olmadan Hz. Muhammed’in ﷺ öğrenip haber vermesi mümkün müdür?

Allah Rasûlü’ne ﷺ anne rahmindeki çocuğa dair hangi görüntüler getirildi de şöyle buyurdu: “Nutfenin anne rahmine düşmesinin üzerinden kırk iki gün geçince Allah Azze ve Celle ona bir melek gönderir, “mudğa”ya insan şekli verir, kulağını, gözünü yarıp ortaya çıkarır, cildini, etini ve kemiğini oluşturur.”[29]

 

“Kemik Önce Yaratıldı” İfadesindeki Mucize

Yakın zamana kadarki tıbbî eserlerde ceninde önce etin sonra kemiğin yaratıldığı belirtilirdi. Lakin Kur’ân-ı Kerîm, “Etten kemikler yarattı.”[30] buyurarak kemiğin önce olduğunu haber vermiştir. Allah Y daha sonra bu kemiklere adale giydirdi. Bir İngiliz üniversitesinde hoca önce etin sonra kemiğin yaratıldığını anlatmış, yıllar sonra kemiğin önce yaratıldığını keşfedince derste öğrencilerine önemli bir buluşa imza attığını, kemiğin önce yaratıldığını söyleyince talebeler arasında bulunan bir Müslüman “Hocam! Kur’ân Kerîm bunu on dört asır önce haber verdi.” deyince hoca bunun imkânsız olduğunu söyler, nihayet talebe İngilizce bir mealden okuyunca hoca önceliğin Kur’ân’a ait olduğunu kabul eder.

 

Ruhun Yaratılışındaki Mucize

Kemiklere adale giydirildikten sonra ceninde yeni merhale başlar. Bu merhalede cenin gelişmeye, beden de büyümeye devam eder ve nihayet ruhu taşıyacak bir yapıya ulaşır. Ayette geçen “أَنشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ” terkibi, Allah Teâlâ’nın cenini başka bir şekilde inşa edip ruhu ona yerleştirmesi anlamındadır.

Bu merhalenin iki önemli hâdisesi, cenînin maddi manada gelişiminin devam etmesi ve ona ruh üflenmesidir. Bu yüzden Allah Teâlâ bu hâdiseyi şöyle ifade buyurmuştur: “Nihayet onu bambaşka bir yaratık halinde inşa ettik.”[31]

Kâinatta hiçbir şey maddeden ve ruhtan yaratılan insana benzemez. O, Kur’ân’ın haber verdiği gibi bambaşka bir varlıktır; hayvan doğar, büyür, gelişir, hayvan olarak yaşar ve hayvan olarak ölür. İnsansa büyür, dâhi, âlim, mütefekkir, muslih, kâşif ve mucid olur. Çünkü o ruhuyla bambaşka bir varlıktır.

Bugün bilim, ceninin maddi oluşum safhalarının hangisinde his ve duyguların devreye girdiğini, ruhla bedenin ne zaman ve nasıl birleştiğini bilmekten âcizdir. Bu yüzden yaratılışa dair tasnif ve tayinler yapılırken hala pek çok meselede susan Tıp ve Biyoloji, Kur’ân-ı Kerîm’i dikkate almalı ki keşif yolculuğunda mesafeler daha hızlı kat edilsin.

Bilim önüne mani olarak konan evrimci tabuları yıkar, Allah Teâlâ’nın “cenini bambaşka bir yaratık olarak inşa ettiği”ni[32] haber verdiği dönemi, cenine “dört ayın sonunda ruh üflendiği”ni bildiren hadisle birlikte okursa taassub kaybedecek, ilim ve irfan kazanacaktır.

Dr. İhsan ŞENOCAK – ihsansenocak.com

Modern Tıp Kur’ân’ı Kerîm İhsan ŞENOCAK
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert