Sükût Fırtınasına Tutulanlar

Cevahir AYDIN

15-12-2025 17:12

Konuştukların değil,

Sustukların kadarsın.

Anlatılanlar mı?

Onlar sadece iklimini bulup, yağmur olup yağan damlacıklardı..

 

Kendisine dahi itiraf edemediği şeyler olur insanın.

Kendisine saklamak, paylaşmamak, cesaret edememek, duyunca ürkmek, yakıştıramamak…

Adına her denirse densin. Sadece susar.

Dışı güllük gülistanlık; içi, abı hayata/ hayat veren suya hasret kalan çorak topraklara dönmüş olabilir.

 

Kendi hakkına girmiştir.

Ötekinin hakkına girdiği gibi.

 

Susar işte, kendisinin veya ötekinin hakkının ne olduğunu çözemediğinden değil özbenliğini keşfedemediğinden, tezahürünü yakalayamadığından susmayı tercih eder.

 

Her ne olursa olsun, neticede;

Çıktığı tekâmül yolculuğunda takıldığı eşiği aşamadığından, takılıp kalır o menzilde.

Oysa bazı menzillerde çok kalmamak, bazen çabucak geçivermektir esas olan.

Görecek, deneyimleyecek, şahit olacak; ama imtihanında olduğu mola yerini istirahatgâh kılmayacaktı oysa.

Ama takılınca, takılıyor insan.

Yıllar sürebiliyor orada kalabilmesi.

Belki de ömür..

 

Kendi adına çıktığı yolculukta,

Genelde adına fedakârlık deyip, kendi hakkına girerek yürür o eşiğin önünde..

Ne bir rehbere ne bir klavuza denk gelmeyince,

Geleni göremeyip,

Göndereni anlayamayınca,

Takılıp kalmak, kaçınılmaz oluyor.

 

Sonrasında sorgulamalar,

Yargılama, yadırgama ve Allah muhafaza isyanlar başlıyor..

Tercihi, ‘dayatılan kader’ addedip, varsayıp, yanlış yere seslenince ‘duyulmadım’ diye yine menfi efkâra düşüyor.

 

Bir gün kalbi de kendi gibi güzel olan bir dost ile konuştuğumuzda ortaya çıkan benzer bir konuyu yüzeysel olarak paylaşmak istiyorum.

Neden takılır insan o eşiğe, neden geçemez, neden cesaret edemez, neden neden neden… demiştik.

 

Şöyle devam ettik, o eşikte kalanların diliyle konuşarak:

 

Sustuklarından anlaşılmak istemiştin.

Anlatamadıklarından,

Haya ettiklerinden,

Yakıştıramadıklarından,

En çokta hakikatte olanın, görülmesini, kendiliğinde anlaşılmasını istemenden..

En saf benliğine, nakış nakış işlenen, o saf aile terbiyesi ile alınan fıtrat mefhumunu korumak istemeni, anlamalarını istemiştin.

Fıtratını, hakiki yaratılışına uygun formda yaşamak ile yakalayacağın mutluluğu idrak etmelerini dilemiştin.

 

Neler yaşadın,

Nelere şahit oldun.

İç dünyanda kopan fırtınalar,

Kim bilir neler taşıdı diline, kalbine.

Anlamlandıramadın çoğu kere,

Adını koyamadın.

 

“Neden” dedin; “ama neden”

“Yetmedi mi” diye fısıldadın belki de.

İsyandan değil

Konuşacak birini istemiştin sadece,

Anlayacak, anlaşılacak birini..

Kapıların ardında anlamayacağını bildiğin kalpler olunca,

Ne kapıları çaldın,

Ne eşikleri aştın,

Sadece kendi kabuğuna kapandın,

Ve sustun..

 

Sonrasında bir mefhum ile tanıştın.

En karanlık gecede

En karanlık yerde

Kalbin en karanlık hale girdiği noktada

En sessiz inleyişini duyan ile tanıştın.

Seni davet etti,

İcabet ettin.

 

Secdeye kapanıp, yerlere fısıldadın

Ve yankısı göklerden geldi:

“Rabbin neler yaşadığını, kalbinin daraldığını biliyor.

Elbette sana bir çıkış yolu gösterecektir.

Sabret ve kazananlardan ol.”

 

Ne muhteşem bir his

Ne muhteşem bir manzara

Ne kutsi bir yankı

Ne enfes bir karşılama

Sen yerlere fısıldıyorsun, yankısı göklerden geliyor. Hem de asırlar öncesinden yapılmış bir nida ile an be an ulaşıyor. Tesiri çağları aşıyor.

 

Eşref-i Mahlukat, Habibi Kibriya (Aslm) şöyle demişti:

“Mü’minin miracı, namazdır.”

Yani seni var edenle direk temas kurduğun, konuştuğun yer.

 

….

Gitmen gereken eşiği görmüştün artık.

Çalacağın kapıyı bulmuştun.

O kapıdan geçmiş,

O eşiği senden önce aşmış,

Safi dimağlarla o buluşma yerinde tanışma vaktiydi

 

 

Onlar ki yüzlerinde Allah’ın nurunu göreceğin kişilerdi

Sözlerinde hakikat tılsımları

Eylemlerinde inancın nuru

İklimlerinde rahmet

Deryalarında ‘sükûnet ve suhulet ile yol alabil’ için oradaydın artık.

 

‘Cennet burada’ değil vaad edilen, o kazanma kuşağını layıkıyla geçirip rahmete mazhar olanlar için zaten bekliyor.

‘Cehennem atmosferinden korunman için açılan bir gedik’ti buradaki, ‘nefes al’ için doğrusu..

 

Değilse kimse kazanma kuşağının çiçek bahçesinden geçtiğini iddia etmiş değildi.

Hakikati idrak eden hiç kimse; emek olmadan, mücadele olmadan, mücahede olmadan rahmet iklimine ulaşılacağını iddia etmedi.

 

Mücadele edeceksin ki

Cehdin, gayretin meyvesi ile ruhun nefes alsın, rahmeti çeksin..

 

Yol yürümekse maksat, azmi kuşanmalı,

Yolu da yolcuyu da incitmek bu iklimde ağır bedeller ödetir zira.

 

Serimizin ilk yazısını tanık olduğum bir durumdan bahisle bitiriyorum.

İddiadan öte ispata dönen hakikatlerden biriyle, daha doğrusu bir yansımasıyla tanıştım geçenlerde.

“Hediyemi kabul etmen, bereketin gerçek tezahürüdür.” Sözünü söyleyen engin gönüllü insana selam olsun.

Mevzu, maddiyat ve fikirsel de olsa bir paylaşımda bulunmak değil kesinlikle…

‘Kendinden değil, vesile kılandan bilme’nin verdiği o mahviyet ve tevazuyu, en içten duygularla, bunu muhatabına naif bir şekilde aksettirmek.

 

Aramamıştım bu hakikati dedim kendime, utandım.

Susmuş, içe kapanmış ve haddi aşmıştım.

Kendime yeterim,

Hallederim,

Bilirim… demiştim.

‘Utandırılmadan bir yol yürüme’ mümkünken, yıllarca hep beyhude kaçmışım.. dedim.

“Allah’ım senden özür diliyorum. Kendi hakkıma girdiğim için, hakikatini geç gördüğüm için.

Fırtınalara takılıp rahmet iklimini göremediğim için..”

 

DİĞER YAZILARI Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye 01-01-1970 03:00 Hareketsizliğin Makyajı: Şikâyet 01-01-1970 03:00 El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü 01-01-1970 03:00 Yanlış Anladınız 01-01-1970 03:00 Direnenlerin Tınılarını, Hakikatin Tılsımı İle Hissetmek 01-01-1970 03:00 Cesaret Huzur Kaçırır 01-01-1970 03:00 Vicdan Reseptörleri 01-01-1970 03:00 Anlam Arayışı ve Mesuliyet 01-01-1970 03:00 Hakikatin Müşterisi 01-01-1970 03:00 Kendine Şahitlik Edenler 01-01-1970 03:00 Nûr’un Dağıttığı Sisler 01-01-1970 03:00 Kalbin Kalibrasyonu 01-01-1970 03:00 Hira'sını Arayan Varlık 01-01-1970 03:00 Adaya Yolculuk 01-01-1970 03:00 İnsan Olmak, Yolda Olmak 01-01-1970 03:00 İstiğfar Parantezi 01-01-1970 03:00 Kimin Doğrusu 01-01-1970 03:00 İnci Sancının Mahsulüdür 01-01-1970 03:00 Gerçeklik ve Hakikat 01-01-1970 03:00 İcabet Mührü-1 01-01-1970 03:00 Deprem Çocuklarının Dili 01-01-1970 03:00 İbret’in İktidarı-2 Ne Zaman İbret Almaya Başlar İnsan! 01-01-1970 03:00 İbret’in İktidarı - 1 01-01-1970 03:00 Rafta Unutulanlar 01-01-1970 03:00 Günle Vedalaşmak - 2 01-01-1970 03:00 Günle Vedalaşmak - 1 01-01-1970 03:00 Kendini görmeye gücün var mı! 01-01-1970 03:00 Hasat Yasası 01-01-1970 03:00 OL DER HAYIR OLUR 01-01-1970 03:00 Rızkın Rotası-2 İdeal İnsan 01-01-1970 03:00 Olanlar ve Ölenler 01-01-1970 03:00 Tevâzu ve Kibir - 2 01-01-1970 03:00 Tevâzu ve Kibir - 1 01-01-1970 03:00 Konup Göçenler 01-01-1970 03:00 Sükûn Bulma Hadisesi 01-01-1970 03:00 Ruh Zerâfet Kazanınca 01-01-1970 03:00 Anlamakla Başlar Yolculuk 01-01-1970 03:00 Çağın Gürültüsü Ve Sûkut-2 01-01-1970 03:00 Çağın Gürültüsü Ve Sûkut 1 01-01-1970 03:00 Dayatılan Normlar Ve Mümince Duruş 01-01-1970 03:00 Takvâ Ve Fücûr Mücadelesi 01-01-1970 03:00 Diri Hayat Sahipleri 01-01-1970 03:00 Dijital Göçmen Jenerasyonu 01-01-1970 03:00 Hoyratça Tüketiyoruz! 01-01-1970 03:00 Tebessüm Et, 'Selam' De, Geç 01-01-1970 03:00 Hayat kalitesi açısından 'söz' 01-01-1970 03:00 Özsaygının Korunmasında Duygu Yönetimi 01-01-1970 03:00 Sahi Kul Hakkı Neydi! 01-01-1970 03:00 İrade İnşasında Köşe Taşları 01-01-1970 03:00 Toprağa Verdiğimiz Değerler 01-01-1970 03:00 Olaylar, İmtihanlar Bizim İçin Gelirler! 01-01-1970 03:00 Yitik Asrın, Yiğit Gençlerine Dair 01-01-1970 03:00 27 Şubat'ta 28 Şubat'a Veda 01-01-1970 03:00 Kazanma Kuşağında Kaybedenler 01-01-1970 03:00 Kuyu'nun Yusuf'a Kavuşması 01-01-1970 03:00 Hakikatin Tellali Olmak! 01-01-1970 03:00 Hakikat Gözlüğüyle Bakmayı Beceremiyoruz! 01-01-1970 03:00
haber medya kadın