İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin "Sünnet olmasaydı Kur’an anlaşılmazdı" sözünü hatırlatan Kaya, sünneti dışlayarak İslam’ı anlama iddiasında bulunan modern akımlara sert tepki gösterdi.
Kaya, Arafat'ta insanlığa tebliğ edilen Veda Hutbesi'nin sıradan bir konuşma değil, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) vefatına işaret eden üç büyük ikazın ardından ümmetine ve tüm insanlığa bıraktığı evrensel bir vasiyetname olduğunu vurguladı.
Modern dünyanın manevi açmazı ve Arafat reçetesi
Konuşmasında 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı himayesinde katıldığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Kongresi'ne dair önemli bir anısını paylaşan Kaya, küresel aktörlerin toplandığı zirvede yaşanan manevi boşluğa dikkat çekti. Salonda Allah ve Resulü'nün mesajlarının eksikliğini ikinci gün söz alarak tarihe geçen bir ikazla dile getirdiğini belirten Kaya, Ummanlı bir profesörün ayağa kalkarak "İşte aradığımız değer budur, bu teklifi deklarasyona yazın" haykırışının, Batı merkezli modern yönetim sistemlerinin içine düştüğü çıkmazın somut bir itirafı olduğunu kaydetti.
Hz. Peygamber’in Veda Hutbesi'nde ilan ettiği can, mal ve namus dokunulmazlığının küresel barışın temeli olduğunu ifade eden Kaya, "Biz Müslümanlar olarak bütün peygamberlere inanıyoruz. Peygambere inanmayanları rehbersiz sanmayın; herkes birilerinin peşinden koşuyor. Elhamdülillah biz Hatemü'l-Enbiya Hz. Muhammed’in (s.a.v.) izindeyiz" dedi.
Faiz sistemi elektrik süpürgesi gibi kitleleri sömürüyor
Veda Hutbesi'nde ayaklar altına alınan faiz kurumuna geniş yer ayıran Kaya, ekonomik adaletsizliği şu ifadelerle özetledi:
"Faiz; tıpkı bir elektrik süpürgesi gibi milyonların cebinden paraları toplayıp zenginlerin kasasına bırakan küresel bir sömürü aracıdır. Bediüzzaman Hazretleri'nin ifade ettiği gibi; faizden nemalanan zihniyet 'sen çalış ben yiyeyim' demektedir. Kur'an-ı Kerim'in açık beyanıyla faizle geçinmek, Allah ve Resulü ile harp halinde olmak demektir. Bu sömürü çarkına karşı durmak her müminin ve vicdan sahibi insanın temel görevidir."
Irkçılık illeti cahiliye ahlakıdır
İslam medeniyetinde üstünlük ölçüsünün yalnızca takvada olduğunu hatırlatan Kaya, Hz. Ömer ile Selman-ı Farisi arasındaki kardeşlik hukukunun tüm dünyaya ders olması gerektiğini ifade etti. "Ben İslam'ın oğlu Selman'ım" diyene "Ben de Selman'ın kardeşi Ömer'im" diyen bir mirasın temsilcileri olduklarını belirten yazar; Ebuzer el-Gıfari’nin Hz. Bilal-i Habeşi’ye yönelik sözleri karşısında Peygamberimizin "Sende cahiliye ahlakı görüyorum" uyarısını hatırlattı. Kaya, "Ebuzer hatasını anlayıp başını toprağa koydu; Bilal ise 'Allah’a secde eden başa basamam' diyerek affetti. Bizler ırkçılık yapmayacağız; ırkçılık hastalığına yakalananlar bizden insanlık dersi almalıdır" diye konuştu.
Sünneti inkar etmek yasaları çiğneyip Anayasa'ya sığınmaya benzer
Son dönemde sünneti dışlayarak din algısı oluşturmaya çalışan akımların fikri bir çelişki içinde bulunduğunu vurgulayan Kaya, somut örneklerle konuya açıklık getirdi:
Emir ve tatbikat: Kur'an-ı Kerim ne yapılacağını emreder; sünnet ise bunun nasıl tatbik edileceğini gösterir.
Hukuk mantığı: Yeni atanan bir hakimin "Ben kanunları, tüzükleri, yönetmelikleri tanımam; sadece Anayasa'ya bakarım" demesi ne kadar akıl dışıysa, sünneti devreden çıkarmak da aynı derecede tutarsızdır.
Rehberlik vazifesi: Öğretmeni olmayan kitap bir kağıt destesinden ibarettir; Kur'an'ın muallimi ise Hz. Muhammed’dir (s.a.v.). Laboratuvarda öğrencisini rehbersiz bırakmayan öğretmen gibi, Peygamberimiz de hayatın her alanında "Üsve-i Hasene" (en güzel örnek) olarak rehberimizdir.
İman bütünlüğü: Kelime-i Tevhid'in ikinci rüknü "Muhammedün Resulullah"tır. Peygamberi devre dışı bırakan bir anlayış istikametini ve iman bütünlüğünü muhafaza edemez.
Sohbetin sonunda ailelere, gençlere ve eğitimcilere seslenen Kaya, "Rabbim bizleri Veda Hutbesi'nin evrensel ilkelerinden ve Efendimizin rehberliğinden ayırmasın. Unutmayın, cennetin yolu camiden geçer" diyerek duasını tamamladı.