Resulullah’ın Görme Engelli Valisi
İslâmiyet’te özürlülerle ilgili çeşitli hükümlerin belirlenmesi İbn Ümmü Mektûm vesilesiyle mümkün olmuştur.
Başlık, özet ve etiketlerde arandı.
İslâmiyet’te özürlülerle ilgili çeşitli hükümlerin belirlenmesi İbn Ümmü Mektûm vesilesiyle mümkün olmuştur.
Bizler İslamiyet’in sancağı altında birbirine sıkıca kenetlenmiş zincirler ile birbirimize bağlıyız kardeşim,
Öyle bir halde olmalısın ki, seni gören biçimini düzeltsin Öyle bir hâlde olmalısın ki, seni gören rabbini unutmasın,
Bir can dostum ciddi bir rahatsızlığı karşısında TEVEKKÜLÜNÜ anlatırken biraz farklı ve bazı cihetleri eksik şeyler anlattı. Bu manayı çok Nurlu Müminde de gördüğümden bir şeyler söyleme ihtiyacı hissettim.
Türk İslam Devletlerinde mimari yapılar önemli bir yer tutmaktadır .Özellikle dini yapılara bakıldığında Türk Devletleri’nin İslamiyet’in kabulünden sonra ki dönemde mimaride dini yapılara yer verilmiş ve büyük önem taşımıştır
Bu kâinatı yaratan Rabbimiz, insan nevini yarattıktan sonra hepsini cennete dâvet etmiştir. “Hayy” ismiyle tecelli buyuran Cenab-ı Hak, insana can vermiş, buna ilaveten bir de İslâmiyet gibi mânevî can vermiştir. Her doğan çocuk “İslâm fıtratı üzere” dünyaya gelmiştir.
Bu bedbahtlar, ellerinden gelse Peygamberi bile aradan kaldırmaya razı bir nefs istiklâliyle Allaha yalnız gitmek sevdasında mütereddit sınıflara yeni bir İslâmiyet telkinine kalkışmaya kadar gidebilirler.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Temizlik imanın yarısıdır.” (1) buyurmuştur. Bu nedenle İslamiyet her cihetten temizliğe çok önem verir.
İslamiyet de tembellik, gaflet, gayretsizlik, ümitsizlik hoş karşılanmaz. Kâinattaki her şey Allah’ın (cc) kendine yüklediği sorumlulukları ve vazifeleri yerine getirme çabası içindedir ve hareket halindedir. Durgun görünen katı cisimlerin içinde bile atomik boyutta titreşim hareketi vardır.
İslamiyet’in kutsal kitabı olarak kabul edilen ve tüm dünyadaki Müslümanlar için en önemli kutsal kitap olan Kur’an-ı Kerim, okuyanlar için başka yerlerden edinilmesi imkansız olan pek çok fazilet barındırıyor.
Ayasofya’nın ibadete açılması sanki üzerimizdeki manevi zincirleri kırdı. İslam devletleri ve ordularımız bir çok yerde zafer üstüne zafer kazanmaya başladı. Bunlardan sadece bir tanesi Azerbaycan’ın Karabağ’daki zaferidir.
“Çağdaş İslâm” adı altında İslâmiyetin içini boşaltmakla görevli laikçi, Kemalist ve liberal ilâhiyatçılar yazı ve konuşmalarında daima şu girizgâhı yaparlar: “Atatürk ve kurduğu cumhuriyet...” Kemalist cumhuriyetin sözcülüğünü yapan ilâhiyatçıların başı Şemsettin Günaltay’a Tek Parti Dönemi şeflerinin tâlimatıyla Başbakanlık dahi yaptırıldığı malûm. İkiden fazla yüzü olan bu zat, kurtlarla bir olup kuzuyu yiyen, sonra da çobanla oturup ağlayan bir münâfıktan daha öte İslâm’ı seküleştirme sürecinde Kemalist cumhuriyetin baş ilâhiyatçılarındandı.
İslamiyet'in en anlamlı iki bayramından biri olan Kurban Bayramı Hz. İbrahim’i dünyamıza taşır. O ayda onun izinde Hacc’a gidilir, onun izinde kurban kesilir. İbrahimî olmaya çağırıdır bu mevsim… Tevhidin babası Hz. İbrahim’in yolunda gitmeye çağrıdır.
Bizim ülkemizde bazı ilahiyatçıların İslam’ı mihraptan yıkmaya yeminli olduğunu biliyoruz. Tarih boyunca müsteşriklerin İslamiyet’e verdikleri tahribat, günümüzde “İlahiyatçı-yazar” kisvesi altında bir kısım çevrelerce fazlasıyla yapmaktadırlar.
Dün öğle arası mesai arkadaşımla sohbet ederken arkadaşım şu cümleyi kurdu: “Atatürk’ü çok özlüyorum. Keşke çıkıp gelse de çok değil, 20 yıl bizi yönetse her şeyi düzeltip gitse…” sohbeti devam ettirip ettirmemekte biraz tereddüt ettikten sonra arkadaşıma ifade ettiğim düşüncelerimi sizlerle de paylaşmak istiyorum.
“Avlularınızı ve meydanlarınızı temiz tutun”, “Temizlik imandandır”, “kıyamet kopuyor olsa bile elindeki fidanı dik” gibi hadisi şeriflere baktığımızda görüyoruz ki, yaşanılan mekanların, çevrenin, suyun temizliği gibi konular Hz. Peygamberin döneminden itibaren çevrenin korunması hususunda özen gösterildiğini anlıyoruz. Bu hadisler Müslümanların çevreye bakışında bir duyarlık geliştirdi mi acaba?
Tereddi, soysuzlaşma, yozlaşma, gerilemek. Soysuzlaşmak, aşağı düşmek gibi anlamlara gelir. Terakki ise bunun karşıtıdır. Gelişme, ilerleme, yükselme.
İslamiyet; özünde insan ile yaratıcısı ve insanların kendi aralarındaki ilişkileri düzenleyen tam ve bütünleşmiş bir düşünce yapısıdır. İnsanoğlunun her şeye kadir Allah’la olan münasebeti, onun bir yaratık olarak Yaradan’ının iradesine tam bir teslimiyetini ifade eder.
Selam olsun! Türk İslam birliğine, ülküsüne gönül vermiş geleceğimizi aydınlatacak o yiğit, cepheyi terk etmeyen imanlı Alperenlere...
Endülüs’ün yetiştirdiği âlimlerden İbn Hazm (ö. 456/1064) Merâtibü’l-ulûm unvanlı eserinde ilimlerin tasnifini yaparken yediye ayırdığı ilimlerden dördünün (astronomi, aritmetik, tıp ve felsefe) bütün milletlerde ortak olduğunu, dinî ilimler, dil ve tarihten müteşekkil olan üçünün ise milletleri birbirinden ayırdığını ileri sürer. İbn Hazm’dan yaklaşık dört asır sonra yaşayan ve tarihçiliğe yeni bir bakış açısı getiren İbn Haldun (ö. 808/1406) da tarihi, “yolu kutsal, faydası çok, gayesi şerefli bir ilim” şeklinde tanımlar. Benzerlerine İslami literatürde çokça rastladığımız tarihin kültür ve medeniyet içindeki yerine işaret eden bu evrensel yaklaşımların iyi anlaşılabilmesi İslam’da tarih yazıcılığının ortaya çıkış ve gelişim süreciyle doğrudan ilgilidir. Zira Cahiliye döneminde Arapların daha çok şifahi kültüre dayanan ve menkıbevi tarafı ağır basan tarih anlayışları İslamiyet’le birlikte mahiyet değiştirip yeni bir tarih telakkisi ile tarih bilincinin ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir.
Kadınlara özgürlük adı altında yürütülen ve temelde aile yapımızı felç etmek için yürütülen çalışmalarda ahlak yoksunu Sabetaist fitne hareketine destek her yerden geliyor. Bu konuda çeşitli makaleler yazarak kadını yuvalarından çıkarmanın tehlikesine sık sık değiniyorum. Lakin bu yazılar, özellikle hükümet tarafından yeterince anlaşılamamaktadır.
Hıristiyan dünyası yılbaşına kutsiyet vermiş ve kiliseler aracılığı ile bu günlerde çeşitli dini etkinlikler düzenlemektedirler. Yılbaşını dostlarla birlikte geçirmek, onlara hediye vermek önemli bir ibadet sayılmaktadır. Her ne kadar çam ağaçlarına zarar vermek pahasına da olsa onlara göre yaz-kış yeşilliğini koruyan bu ağaçları kesip süsleyerek aileleri ile birlikte eğlenmek, önemli bir dindarlık ölçüsüdür.
Birçok ünlü Batılı ve Rus şahsiyeti, Müslümanlığı çok güç şartlara rağmen tercih etmiştir. Fransız Komünist Partisi Başkanı Clement Torez ve Match dergisinde röportajı yayınlanan Kaptan Cousteau, Moris Bucaille ve Roger Graudy gibi önemli fikir adamları gazete ve dergilere çekinmeden pozlar ve demeçler vermişlerdir. Daha eskilerde ise Prens Bismarck, Goethe, Puşkin ve Thomas Carlyle gibi meşhur kişiler de İslamiyet’in üstünlüğüne dair sözler sarf etmişlerdi.
Diyanet İşleri Başkanlığı “hedef alınıyoruz” şeklinde bir açıklamada bulundu. İhsan Şenocak Hoca’nın görevden alınması sonrasında Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ bir açıklama yaparak, “Diyanet’in 15 Temmuz’dan önce bir rapor hazırlaması gerekiyor ”demişti.
Halil Cibran (1883-1931) yılları arasında yaşamış, Lübnan asıllı ABD’li ressam, şair ve filozof. Eserleri ve düşünceleri dünyada geniş yankı uyandırmıştır. Yazarın ailesi Hristiyan olsa da, kendisi İslamiyet’ten ve Bahailik’ten büyük ölçüde etkilenmiş, bir dünya vatandaşı olduğunu ve tüm insanları ayırımsız kucakladığını söylemiştir.
“Dijital Haçlı Seferleri” kitabı ile tanışana kadar elimizde telefonlar, bilgisayarlar, tabletler ile aslında Haçlılar ile bir savaşın ortasında olduğumuz gerçeğinin farkında değildik. Bilimsel veriler ışığında, akıcı bir şekilde kaleme alınmış Dijital Haçlı Seferleri, hem şaşırtacak hem de işgal edilen ruhlarımızın derin uykusundan uyanışına vesile olacak.
Müslümanların bir beldeyi İlah-i Kelimetullah (Allah kelimesinin en yüce olması) amacıyla İslamiyet’e açmalarına, İslamiyet’i hakimiyeti altına almalarına “fetih” denilir.
Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri “rahmetullahi aleyh”, ekseri sultanlara gider, tesirli sözleriyle onlara nasihat edip İslamiyet’i kuvvetlendirirdi.
Şehzade katli, saltanat denilen ve Peygamber Efendimizin (asm) kötülüğünü ifade ederek “ısırıcı” olarak nitelediği yönetim sisteminin sonucudur. Tarihteki bütün medeniyetler Mısır, Roma, Pers ve daha nice devlet saltanatı benimsemiştir.
Günümüzde İslâmın izzeti ve Allah isminin yüceltilmesi, maddeten terakkiyle mümkündür. Hakiki medeniyet olan İslam’ın manevî şahsiyeti gelecekte yüksek bir uygarlığı getirecektir. İnanan insanlar bundan şüphe duymamaktadır. Bediüzzaman bundan 105 yıl önce Şam’da yaptığı hutbede bunu müjdelemiş. Bakın özet olarak neler söylemiş…
Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) İlmi ve Fikri Araştırmalar Topluluğu'nun davetlisi olarak geldiği OMÜ’de "15 Temmuz İhanet Darbesi ve İslam'ın Geleceği" konulu bir konferans verdi.
Bediüzzaman Said Nursi, Osmanlı’nın en sıkıntılı günlerinde dahi asla yeis içinde olmazdı. Çünkü Zümer Suresi 53. Ayet mealinde "De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir." Buyuran Rabbimizin emrine boyun eğmişti. İnsanlara şevk verir ümit aşılardı.
Saltanat ve Hilafetin lağvedilmesiyle hayatımıza zorla sokulan batılılaşma ruhunu artık isteyerek yaşıyoruz. Bunu fırsat bilen bazı sözde Müslümanlar ve gayri Müslümanlar bakın neler yapmışlar.
Birçok ünlü Batılı ve Rus şahsiyeti, Müslümanlığı çok güç şartlara rağmen tercih etmiştir. Fransız Komünist Partisi Başkanı Clement Torez ve Match dergisinde röportajı yayınlanan Kaptan Cousteau, Moris Bucaille ve Roger Graudy gibi önemli fikir adamları gazete ve dergilere çekinmeden pozlar ve demeçler veriyordu. Daha eskilerde ise Prens Bismarck, Goethe, Puşkin ve Thomas Carlyle gibi meşhur kişiler de İslamiyet’in üstünlüğüne dair sözler sarf etmişlerdi.
Karayip Korsanları isimli filmlerin iyi gişe hasılatı yapması üzerine peş peşe korsan senaryoları yazılmaya başlandı.
Peygamber Efendimiz’in (asm) sözleri çeşitli hadis kitaplarında toplanmıştır. Bu kitaplardan en meşhurları “Kütübü Sitte” adı verilen kitaplardır.
Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen’in eserlerini incelemeye alan Diyanet İşleri Başkanlığı, İslamiyet’i Hıristiyan düşünceye yaklaştırmak için ayetlerin mealinde tahrifler yapan terörist başının şirk dolu yorumlarda bulunduğunu ortaya çıkardı.
Teşebbüs-ü Şahsi yani girişimcilik bir ülkenin kalkınması için en önemli unsurlardan bir tanesidir