DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Ömer Naci Yılmaz
Ömer Naci Yılmaz
Giriş Tarihi : 28-09-2026 18:22

Herkesi Silkeleyin

 

Son günlerde Türkiye’nin gündeminde geniş yer tutan “Fon Vurgunu” tartışması, yalnızca birkaç şirketin, yöneticinin veya yatırımcının meselesi olarak görülmemelidir.

Ortada insanların alın teriyle biriktirdiği paralar, gelecekleri için yaptıkları yatırımlar ve devlete, piyasaya ve kurumlara duydukları güven vardır. Bu nedenle mesele kimlerin gözaltına alındığı, kimlerin tutuklandığı veya kimlerin ifadeye çağrıldığı üzerinden yürütülmemelidir. Asıl soru, haksız kazanç elde edilmişse bunun nasıl ortaya çıkarılacağı ve mağdur edilen insanların hakkının nasıl korunacağıdır. Siyasi parti ayrımı yapmadan, geçmişte hangi görevde bulunduğuna bakmadan, kime yakın olduğunu önemsemeden, yaptığı görevin stratejik niteliğini dikkate almadan herkes aynı ölçüyle incelenmelidir. Kim ne yaptıysa ortaya çıkarılmalıdır. Çünkü adaletin terazisi kişinin makamına, çevresine, siyasi kimliğine veya ekonomik gücüne göre değişirse toplumun devlete olan güveni de zedelenir. Bu nedenle artık yalnızca yakasına yapışmak, adliyeye çağırmak, gözaltına almak veya tutuklamak yeterli değildir. Hukukî süreç sonunda haksız kazanç varsa onun izine de ulaşılmalıdır.

Bir insanın haksız kazanç elde ettiği kesinleştiğinde mesele yalnızca onun ne kadar süre cezaevinde kalacağı değildir. Asıl mesele, başkasının hakkına el uzatarak elde edilen kazancın akıbetidir. Çalınan, gasp edilen veya suçtan elde edildiği belirlenen ekonomik değerlerin hukuk çerçevesinde nasıl geri alınacağı ve mağdurun hakkının nasıl korunacağı mutlaka ortaya konulmalıdır. Çünkü toplumda “Yatıp çıkarım, yaptığım da yanıma kalır.” düşüncesi oluşursa, bundan daha tehlikeli bir mesaj verilemez. Böyle bir algı, dürüst çalışan, alın teriyle kazanan, yıllarca biriktirdiği parasını güvenerek yatırım yapan insanların vicdanını yaralar. İnsanlar “Demek ki yapanın yanına kâr kalıyor.” demeye başlarsa, mesele bir soruşturmanın sınırlarını aşar. Bu nedenle devlet yalnızca kişilerin peşine düşmemeli, paranın da peşine düşmelidir. Hangi para nereden geldi, nereye gitti, kim bundan yararlandı, kim mağdur oldu? Bütün bu soruların cevapları bulunmalıdır. Ancak burada hukukî ayrım da korunmalıdır: Malvarlığına tedbir konulması ile müsadere aynı şey değildir. Kesinleşmiş yargı kararları doğrultusunda hukuk neyi gerektiriyorsa o uygulanmalıdır.

Bir de işin vicdan ve ahlak tarafı vardır. Haramsız olmuyor mu? Yapamıyor musunuz? İlla başkasının hakkına el uzatmak mı gerekiyor? Helal kazanç bu kadar zor mu? İnsan, başkasının alın terine dokunmadan, başkasının geleceğini karartmadan, başkasının hakkını üzerine geçirmeden de yaşayabilir. Hacca gitmekle, umre yapmakla, Kâbe’nin duvarına dokunmakla, gözyaşı dökmekle kul hakkının ortadan kalkacağını düşünmek doğru değildir. İnsan, başkasının hakkını aldıysa önce o hakkın gereğini yerine getirmelidir. Aldığını iade etmek, zarar verdiğinin zararını gidermek ve hak sahibinden helallik istemek gerekir. Bir insanın ibadet görüntüsü, haksız kazancı temizleyen bir örtü hâline getirilemez. Elbette hiç kimsenin ibadetini sorgulamak bize düşmez. Fakat kul hakkının ağırlığını hatırlatmak gerekir. İnsanların parasına, emeğine ve geleceğine dokunmak hafife alınacak bir mesele değildir. Para çok olabilir, makam yüksek olabilir, çevre geniş olabilir; fakat haksız kazanç hiçbir şekilde helal hâle gelmez.

Bir başka konu da kamu görevlerinden sonra oluşan ilişkiler ve hayat tarzlarıdır. Bir dönem, iki dönem milletvekilliği yapanlar, bakanlık görevinde bulunanlar veya başka önemli kamu görevlerini üstlenenler elbette görevleri sona erdikten sonra kendi hayatlarını kurabilirler. Burada mesele Ankara’da yaşamak veya memlekete dönmek değildir. Mesele, kamu görevinde edinilen bilgi, çevre, nüfuz ve ilişkilerin görev sonrasında nasıl kullanıldığıdır. Vekillik sürecinde vekillik dışında Ankara’da neler öğrendiniz? Kimlerle hangi ilişkileri kurdunuz? Görev sırasında edindiğiniz imkânlar, daha sonra kişisel kazanca dönüştü mü? Kamu gücü ile özel çıkar arasında bir bağlantı oluştu mu? Sorulması gereken sorular bunlardır. Bir kamu görevi, kişisel servet oluşturma basamağı değildir. Devlet adına kullanılan yetki, görev sona erdiğinde kişisel imtiyaza dönüşmemelidir. İnsanlar görevden ayrıldığında da şeffaflık ve hesap verebilirlik devam etmelidir. Çünkü makam geçicidir; milletin emaneti ise kalıcıdır.

Bu işin partisi yoktur. Bu işin dini, imanı, mezhebi, memleketi ve hemşehriliği yoktur. Haksız kazanç elde eden bir insanın hangi partiye yakın olduğunun hiçbir önemi olmamalıdır. Bir siyasi partinin mensubu olduğu için korunmamalı, başka bir siyasi partinin mensubu olduğu için de peşinen suçlu ilan edilmemelidir. Asıl mesele, ne yaptığıdır. Ne kadar kazandığı, bu kazancın kaynağının ne olduğu ve yapılan işlemlerin hukuka uygun olup olmadığıdır. Siyasetin en büyük imtihanlarından biri de kendi çevresindeki yanlışa karşı göstereceği tavırdır. “Bizden biridir, yapmaz.” anlayışı kadar “Onlardandır, kesin yapmıştır.” anlayışı da yanlıştır. Siyaset, yanlış yapanları koruma mekanizmasına dönüşmemelidir. Hiçbir parti, hiçbir makam ve hiçbir siyasi yakınlık hukuk karşısında kalkan olmamalıdır. Haksız kazanç iddiası varsa araştırılmalı, delil varsa ortaya konulmalı ve hukuk ne gerektiriyorsa o yapılmalıdır.

Bazen insanlar siyasi partilerin etrafında öylesine sıkı kümeleniyor ki, makamı koruyabilmek için yapmadıkları manevra kalmıyor. Dün başka yerde duran, bugün başka yerde görünen; dün eleştirdiğini bugün savunan; makamını, çevresini ve imkânlarını kaybetmemek için her türlü siyasi hesabı yapan anlayış toplumun güvenini zedeliyor. Burada tek tek kişileri hedef almak değil, bir zihniyeti sorgulamak gerekir. Siyaset, makam elde etme ve makamı koruma sanatı değildir. Siyaset, millete hizmet etme sorumluluğudur. Kamu görevi, kişinin çevresini genişletmesi ve ekonomik imkânlarını artırması için kullanılmamalıdır. İnsan hangi makamda bulunursa bulunsun, görevi sona erdiğinde geride bıraktığı izlerin hesabını verebilmelidir. Siyasi partiler de kendi içlerinde böyle bir denetim kültürü oluşturmalıdır. Bir kişinin makamını kaybetmemesi için gösterilen hassasiyet, milletin hakkının korunması için de gösterilmelidir. Aksi hâlde siyasi yapıların toplumdaki itibarı daha da zedelenir.

“Herkesi silkeleyin.” derken kastımız budur. Sadece birkaç kişiyi değil, sistemi de gözden geçirin. Paranın izini sürün. Şirketlerin ilişkilerini inceleyin. Fonların nasıl yönetildiğini araştırın. Denetim mekanizmalarında bir zaaf varsa ortaya çıkarın. Kamu görevi ile özel çıkar arasında bir bağlantı kurulmuşsa bunu hukuk içinde inceleyin. Fakat bunu yaparken masumiyet karinesini de unutmayın. Hakkında soruşturma bulunan herkes suçlu değildir. Gözaltı veya tutuklama da kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmez. Devletin gücü, insanları kolayca suçlamakta değil, delilleri ortaya çıkarıp adil bir yargılama sonunda gerçeğe ulaşmaktadır. Bu nedenle hem mağdurun hakkı hem de şüphelinin hukukî hakları korunmalıdır. Adalet ancak böyle güçlü olur. Aksi hâlde öfke büyür, fakat adalet güçlenmez.

Şimdi yapılması gereken bellidir: Kim olursa olsun, nereye kadar uzanıyorsa oraya kadar araştırın. Siyasi yakınlığına bakmayın. Geçmişteki makamına bakmayın. Bugünkü çevresine bakmayın. Servetine, şirketlerine, ilişkilerine ve yaptığı işlemlere bakın. Delil nereye götürüyorsa oraya kadar gidin. Haksız kazanç varsa hukuk içinde hesabını sorun. Mağdur varsa hakkını koruyun. Suçtan elde edildiği kesinleşen bir malvarlığı varsa hukuk neyi gerektiriyorsa onu uygulayın. Fakat bunu bir intikam duygusuyla değil, adalet duygusuyla yapın. Çünkü bu ülkede insanların görmek istediği şey birilerinin cezalandırılması değil, hukukun gerçekten herkese eşit uygulanmasıdır. Bir dönem milletvekili olan da, bakanlık yapan da, büyük şirket yöneten de, siyasi parti yöneticisi olan da, sıradan vatandaş da aynı hukuk düzeninin içinde olmalıdır. Makamlar geçer, partiler değişir, isimler unutulur; fakat adaletin verdiği güven toplumda kalır.

Öyleyse sözümüz açık: Herkesi silkeleyin. Ama hukukun sınırları içinde silkeleyin. Kimsenin siyasi kimliği onu korumasın, kimsenin siyasi kimliği onu peşinen suçlu da yapmasın. Kimsenin makamı dokunulmazlık sağlamasın, kimsenin makamdan uzak oluşu sahipsiz bırakılmasına neden olmasın. Haksız kazanç elde eden varsa hesabını versin. Başkasının hakkını üzerine geçiren varsa hakkın sahibine ulaşılsın. Kamu gücünü kişisel çıkar için kullanan varsa hukuk önünde hesap versin. Fakat hakkında kesinleşmiş hüküm bulunmayan hiç kimse de peşinen suçlu ilan edilmesin. Çünkü bizim istediğimiz intikam değil, adalettir. Bizim istediğimiz siyasi hesaplaşma değil, hesap verebilirliktir. Bizim istediğimiz insanların korkması değil, hukukun herkese güven vermesidir. Bu ülkede artık şu anlayış hâkim olmalıdır: Ne kadar güçlü olursan ol, ne kadar makam sahibi olursan ol, ne kadar çevren geniş olursa olsun, hukukun üzerinde değilsin. İşte o zaman “Herkesi silkeleyin.” çağrısı gerçek anlamını bulur.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat