“Hayatın en anlamlı duruşu, secde hâlinin kıymetini bilerek, her secde ile Allah’a kulluğu yenileyerek ve kalbi secde hâlinde Rahman’a ulaşmak duasıyla yaşamaktır.” (Üstad Mustafa Kolcu)
Bugün bu cümleyi okuduktan sonra öğle namazına durdum. Namazın ardından ellerimi Rabb’ime açıp dua ederken zihnimde yalnızca bu cümle vardı: Kalbi secde hâlinde olmak… İnsan bazen bir cümlenin üzerinde uzun uzun düşünür. Bazı cümleler okunur ve geçilir, bazıları ise insanın içine dokunur, orada kalır. “Kalbi secde hâlinde olmak” da benim için böyle bir cümle oldu. Secdeyi yalnızca alnın yere değmesi olarak değil, kalbin Rabb’ine teslim olması olarak düşündüm. Çünkü insanın bedeni secde ederken kalbi başka yerlerde dolaşıyorsa, asıl mesele henüz tamamlanmış sayılmaz. Secde, insanın bütün varlığıyla “Ben Senin kulunum.” diyebilmesidir. Belki de hayatın en büyük huzuru, bedenin secdede olduğu kadar kalbin de Rabb’ine yönelmiş olmasıdır.
Tekkeköy’de “Sahabe annelerimizden bir anneydi.” diye tanımladığım Hacı Ayşe Bülbül yengemizin (1932-2011) ömrünün sonuna kadar kullandığı seccadesi.
Kalbi secde hâlinde olan insan, Rabb’ini seven ve Rabb’inin de kendisini sevdiğini ümit eden insandır. İnsan, sevdiğiyle arasındaki bağı koparmak istemez. Hele bu bağ, kendisini yaratan, yaşatan, koruyan ve her an kendisine şah damarından daha yakın olan Rabb’iyle arasındaki bağ ise… Hangi insan Rabb’iyle arasında kurduğu sevgi bağının kopmasını ister? Hiç kimse istemez. Fakat insan bazen farkında olmadan bu bağı zayıflatır. Dünyanın telaşı, nefsin arzuları, öfke, kibir, hırs, kırgınlık, bencillik ve gaflet kalbin üzerine perde çekebilir. İşte tam burada secde imdada yetişir. Çünkü secde, insanın kendisini yeniden hatırladığı yerdir. Nereden geldiğini, kimin kulu olduğunu ve sonunda kimin huzuruna varacağını yeniden düşünür. Kalbi secde hâlinde olan insan, Rabb’iyle arasındaki bağı her gün yeniden kurar ve sağlamlaştırır.
Peki, kalbi secde hâlinde olmak ne demektir? Bana göre bu, namaz dışında da Allah’ın huzurunda olduğunu unutmamaktır. Bir insan camide, evde veya herhangi bir yerde namaz kılarken secdeye kapanabilir. Fakat asıl mesele, secdeden kalktıktan sonra da kalbin o teslimiyet hâlini koruyabilmesidir. Kalbi secde hâlinde olan insan, yalnızken başka, insanların arasında başka biri olmaz. Kimsenin görmediği yerde de Allah’ın gördüğünü bilir. Hakkı yenildiğinde haksızlıkla karşılık vermez. Gücü yettiğinde güçsüzü ezmez. Kendisine emanet edilen mala, makama, söze ve insana ihanet etmez. Çünkü bilir ki kalbi secde hâlinde olan insanın hayatında “Allah görmüyor.” diye bir düşünceye yer yoktur. O, her an Rabb’inin huzurunda olduğunun farkındadır.
Böyle bir insan, Rabb’iyle olan hukukunun sınırlarını bildiği gibi insanlarla olan hukukunun sınırlarını da bilir. Çünkü kulluk yalnızca Allah ile insan arasındaki ilişkiden ibaret değildir. Kalbi secde hâlinde olan insan, kul hakkının ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu bilir. Bir insanın gönlünü incitmenin, bir yetimin hakkına el uzatmanın, bir çalışanın emeğini görmezden gelmenin, bir dostun güvenini boşa çıkarmanın, bir canlıya gereksiz yere zarar vermenin sıradan davranışlar olmadığını bilir. Bu nedenle konuşurken diline, bakarken gözüne, kazanırken eline, karar verirken vicdanına dikkat eder. Kalbi secdede olan insan, hayatın her alanında ölçüyü kaybetmemeye çalışır. Çünkü secde, insana yalnızca başını yere koymayı değil; nefsini, haddini bilmeyi de öğretir.
İşte böyle bir insanın yanında diğer insanlar kendilerini güvende hisseder. Ailesi ondan emindir. Çocukları onun yanında kendilerini güvende hisseder. Eşi onun sevgisinden, sadakatinden ve merhametinden emin olur. Dostları onun sözünün arkasında duracağını bilir. Çalıştığı kurum, kendisine verilen emaneti koruyacağından emin olur. Toplum, onun elinden ve dilinden zarar gelmeyeceğini düşünür. Hatta insanın dışındaki canlılar ve eşya bile onun merhametinden payına düşeni alır. Çünkü kalbi secde hâlinde olan insan, sahip olduğu her şeyin kendisine emanet edildiğini bilir. Makamın emanet, paranın emanet, bilginin emanet, insanın emanet olduğunu düşünür. Böyle bir insanın bulunduğu yerde güven vardır. Güvenin olduğu yerde ise huzur vardır. Belki de insanlığın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri budur: Güven veren insanlar.
Bir düşünelim: Çevremizde nasıl insanların bulunmasını isteriz? Sözüne güvenebileceğimiz, zor zamanımızda yanımızda duracak, sırrımızı koruyacak, hakkımızı gözetirken kendi hakkını da bilecek, güçlendiğinde değişmeyecek, zayıfladığında isyan etmeyecek insanlar değil mi? Hepimiz böyle insanların varlığını isteriz. Fakat insanın kendisine sorması gereken daha zor bir soru vardır: Ben çevremdeki insanların güvenebileceği bir insan mıyım? Ailem benden emin mi? Çocuklarım beni gördüklerinde huzur buluyor mu? Dostlarım benim yanımda kendilerini güvende hissediyor mu? Çalıştığım insanlar benim adaletimden emin mi? Bir canlı benim elimden zarar gelmeyeceğini hissedebilir mi? İşte kalbi secde hâlinde olmak, insanı bu sorularla baş başa bırakır. Çünkü gerçek kulluk, insanı başkalarının hayatında güvenilir bir iyiliğe dönüştürmelidir.
Kalbi secde hâlinde olan insanın en önemli özelliklerinden biri de haddini bilmesidir. Secdede insanın alnı yerdedir. İnsana bundan daha güçlü bir tevazu dersi verilebilir mi? İnsan, dünyada ne kadar yükselirse yükselsin, sonunda Rabb’inin huzurunda kul olduğunu hatırlamalıdır. Makamı büyüyebilir, çevresi genişleyebilir, imkânları artabilir, insanlar ona saygı gösterebilir. Fakat kalbi secde hâlinde ise bunların hiçbirini kendisini başkalarından üstün görmenin gerekçesi yapmaz. Bilir ki insanı değerli kılan sahip oldukları değil, sahip oldukları karşısındaki tavrıdır. Bilgi kibir doğuruyorsa eksiktir. Servet merhameti azaltıyorsa eksiktir. Makam adaleti zedeliyorsa eksiktir. İbadet insanı güzel ahlâka taşımıyorsa insanın kendi kalbine yeniden bakması gerekir. Çünkü secdeden kalkan insanın hayatında secdenin izi görünmelidir.
Belki de bu yüzden zaman zaman hepimizin kendi kalbimizi yoklaması gerekir. Namaz kılıyoruz, fakat kalbimiz nerede? Secde ediyoruz, fakat neye teslim oluyoruz? Rabb’imize dua ediyoruz, fakat hayatımızda O’nun rızasını ne kadar gözetiyoruz? İnsanlara karşı merhametli miyiz? Bize emanet edilenlere sahip çıkıyor muyuz? Öfkelendiğimizde sınırımızı koruyabiliyor muyuz? Kimsenin görmediği yerde de doğru kalabiliyor muyuz? Bizi incitenleri affedebilecek kadar büyüyebiliyor muyuz? Bütün bunlar, kalbin secde hâlinin hayata yansıyan işaretleridir. Kalbi secde hâlinde olan insan kusursuz insan değildir. O da yanılır, üzülür, öfkelenir, hata yapar. Fakat hatasını fark ettiğinde Rabb’ine döner, gönül kırdıysa gönül alır, yanlış yaptıysa düzeltmeye çalışır. Çünkü secde, insana yeniden başlayabilme cesareti de verir.
Belki bugün hepimiz bir an durup kalbimizi dinlemeliyiz. Alnımızı secdeye koyduğumuzda kalbimizin de Rabb’ine yönelip yönelmediğini düşünmeliyiz. Çünkü insanın gerçek secdesi, yalnızca bedeninin yere kapanması değil, kalbinin Allah’ın huzurunda haddini bilmesidir. Kalbi secde hâlinde olan insan, Rabb’ine karşı kulluğunu, insanlara karşı merhametini, ailesine karşı sorumluluğunu, dostlarına karşı vefasını, işine karşı dürüstlüğünü ve topluma karşı güvenilirliğini korumaya çalışır. Onun hayatında secde, namazın belli bir anında başlayıp biten bir hareket olmaktan çıkar; davranışlarına, sözlerine, ilişkilerine ve kararlarına yayılan bir hâle dönüşür. İşte o zaman insan, yalnızca secde eden değil, kalbi secde hâlinde yaşayan bir kul olur.
Öğle namazından sonra düşündüğüm o cümle, zihnimde hâlâ duruyor: “Kalbi secde hâlinde olmak.” Belki de hepimizin ihtiyacı olan şey tam olarak budur. Rabb’imizle aramızdaki sevgiyi yeniden kurmak, O’nun razı olacağı bir kul olabilmek ve insanlara güven veren bir hayat yaşayabilmek… Bunun yolu, kalbin yönünü doğru yere çevirmekten geçiyor. Gelin, bugün kendi kalbimize bir bakalım. Kalbimiz gerçekten secdede mi? Rabb’imize karşı sevgimiz, insanlara karşı merhametimiz ve hayatımıza karşı sorumluluğumuz secdemizin izlerini taşıyor mu? Eğer eksiklerimiz varsa umutsuzluğa kapılmayalım. Bir secde kadar yakınız Rabb’imize. Bir dua kadar yakınız O’nun rahmetine. Bir samimi dönüş kadar yakınız yeniden başlamaya. Yeter ki alnımız yere değdiğinde kalbimiz de Rabb’ine teslim olsun. Çünkü hayatın en anlamlı duruşu, bedenin secdesiyle başlayıp kalbin secdesiyle tamamlanan kulluktur.
Rabb’imiz!
Kalbimizi secde hâlinde eyle; gönlümüzde Sen’in razı olmayacağın hiçbir düşünceye, hiçbir arzuya yer bırakma.
Kalbimizi şeytanın ve dostlarının vesveselerine kapalı, Sen’in zikrine ve rahmetine açık eyle.
Gözlerimizi secde hâlinde eyle; harama bakmaktan, gönül kıracak şeyleri görmekten koru.
Kulaklarımızı secde hâlinde eyle; haramı, kötülüğü ve gönlümüzü kirletecek sözleri dinlemekten muhafaza eyle.
Dilimizi secde hâlinde eyle; yalan, gıybet, iftira ve incitici sözlerden uzak tut.
Ellerimizi secde hâlinde eyle; harama uzanmasına, haksızlığa bulaşmasına izin verme.
Ayaklarımızı secde hâlinde eyle; yanlış yollara, harama ve Sen’in rızana aykırı hiçbir yere yürütme.
Bütün varlığımızı Sana teslim olmuş bir kulun hâline getir. Alnımız secdede, kalbimiz Sana bağlı, dilimiz duada, hayatımız Sen’in rızanı arama hâlinde olsun. Bizi bedenleri secde eden, kalpleri de secdeden ayrılmayan kullarından eyle. Âmin.
Öztürk Samuk
FENO MAL’LAR!
Ömer Naci Yılmaz
Kalbin Secde Hali
Nihat Güç
İman Kalptedir Yansıması Fillerdedir
Mehmet Ali Çamoğlu
Uyutmayın Artık Milleti!
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
İnsanı Yaşadığı Değil, Yaşadıklarına Verdiği Anlam Değiştirir
Aydan KURT
Kimse kimsenin yarasını iyileştirmiyor...
Ahmet SAĞLAM
KALP
Özlem Gürbüz
Kelimelerin Ardındaki İnsan
Bülent ERTEKİN
Dünün yasakçı zihniyetini unutmayacağız!
Bedriye Arık ÇAMBEL
İnsan Kalitesi Eksikliği ve Zoraki Katlanma Sanatı
Adnan İPEKDAL
Hoş Geldin Reis ERDOĞAN
Recep YAZGAN
Atakum’da İmtihanımız Ekmek ve Adalet
Seyfettin BUDAK
Yeniden Hayata Doğmak
Adnan ÖZ
Kocaelispor’u oyunumuzla ezdik ama yenildik!
Elif Ekşi
Büyümeyen Çocukluğum
Songül KARAMAN
Okula Uyum Sürecinde İzlenecek Adımlar -1
Murat GÜLŞAN
Kamu Mülkü, Milletin Vicdanı ve Cevapsız Sorular
Mehmet Nuri BİNGÖL
İman, Hürriyet ve Meşveret: İslâm’ın İdare Anlayışının Temel Esasları
Özhan KIZILTAN
Hasidim Yahudilerine Postmodern Darbe!
Mehmet BOZKURT
Türkiye Neyi Yaptı Ve Neyi Yapamadı?
Vehbi KARA
Ateizm ve deizm ne demektir!
Mithat Güdü
Özgürlük Sınırsızlık Değildir: Mahremiyeti Teşhire Dönüştürmek Toplumsal Bir Felakettir!
Hüseyin KURT
Dereköy’ün farkında mıyız?
Aydın BENLİ
Eski Bakan Berat Albayrak’ın Hakkını Teslim Etmek Lazım
Hamdi TEMEL
Antibiyotik Direnciyle Savaşta Yeni Cephe: Çevremiz
Eyüphan KAYA
İstiklal Marşı Bozkurt işareti yapılarak okunmaz!
Ahmet DÜZGÜN
Doğu Perinçek'în Temyizi
Recep Ali AKSOYLU
Yavuz Köktaş Hoca Kendi Ayağına Sıktı
Memiş OKUYUCU
Edebiyat Fakültelerimiz Nerede ya da Üniversitelerimizin Kimliği!
Cahit KURBANOĞLU
Tesettür nedir?
Halil MERT
Milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme...
Halil İbrahim Dede
En Güzide Topluluk
Hasan KARADEMİR
Türkiye’de Popülist Iktidar Ve Muhalefet
Ravza ZEYBEK
Ey İman Edenler İman Edin
Ahmet AYDIN
İnsanlık İçin
Emine AYDEMİR
Tevekkül Sahibi Adamın Hikayesi
Aydın Babacan
Sınırların Hikmeti
Fatih ORUÇ
TAGUT
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)