Koca koca kitaplar, analizler ve tavşanlıklar… Bunların hepsi bir yerden sonra deredeki kurt-kuzu muhabbetine dönen şeyler... Hiç değilse fıkra yazalım da, okurken düşündürsün…
Bir gün, gelişmekte olan bir ülkenin Bayındırlık Bakanı, Avrupa’daki mevkidaşının malikanesine misafir olur. Evin ihtişamı karşısında büyülenen bakan, meslektaşına sorar:
"Bu muazzam evi, bu bahçeyi, bu lüksü bir devlet memuru maaşıyla nasıl inşa ettin?"
Ev sahibi bakan gülümser ve misafirini balkona çıkarır. Eliyle ilerideki ufku işaret eder:
"Şu ilerideki köprüyü görüyor musun?"
Misafir bakan gözlerini kısar: "Evet, görüyorum."
Ev sahibi fısıldar: "İşte o köprünün bütçesinden yüzde on..."
Aradan iki yıl geçer. Bu kez Avrupa’daki bakan, iade-i ziyaret için diğer ülkeye gider. Ancak gördüğü manzara karşısında nutku tutulur. Karşısındaki malikane, kendisininkinden beş kat daha büyük, som altın varaklı kapılarla süslenmiş ve paha biçilemez sanat eserleriyle doludur. Hayretler içinde sorar:
"Benim ülkem çok daha zengin olmasına rağmen ben böyle bir ev yapamadım. Sen bunu nasıl başardın?"
Bu sefer ev sahibi bakan onu geniş balkona çıkarır ve parmağıyla uçsuz bucaksız bozkırı işaret eder:
"Şu ilerideki muazzam otoyolu ve üzerindeki sekiz şeritli devasa asma köprüyü görüyor musun?"
Misafir bakan gözlerini iyice belertir, ufka bakar, dürbününü çıkarıp tekrar bakar ama sadece bomboş bir arazi ve otlayan birkaç koyun görür. Şaşkınlıkla cevap verir:
"Hayır, hiçbir köprü ya da yol görmüyorum!"
Bakan bıyık altından güler ve cebinden purosunu çıkarıp yakarken cevap verir:
"İşte... Yüzde yüz."
---
Büyük bir kamu kurumuna üst düzey bir yönetici atanacaktır. Mülakatın son aşamasına üç aday kalır: Bir mühendis, bir ekonomist ve bir siyasetçi.
Komisyon başkanı, adayları tek tek makamına çağırır ve hepsine aynı tek soruyu sorar:
"İki kere iki kaç eder?"
Önce mühendis içeri girer. Soruyu duyunca şaşırır, cebinden hesap makinesini çıkarır, bir dizi karmaşık formül yazar ve cevap verir:
"Sayın Başkan, hata payını da hesaba katarsak sonuç tam olarak 4 eder."
Ardından ekonomist içeri girer. Bir süre tavana bakıp zihninden grafikler çizer, enflasyon ve kur farkını düşünür:
"Efendim, piyasa koşullarına göre değişkenlik göstermekle birlikte, iyimser bir tahminle 3,9 ile 4,1 arasında bir değerde karar kılar."
Son olarak siyasetçi içeri girer. Soruyu duyar duymaz yerinden kalkar, yavaşça kapıya gider, kapıyı kilitler, perdeleri sıkıca kapatır. Sonra masaya iyice eğilerek fısıltıyla sorar:
"Sayın Başkanım, size kaç lazım?"
--
Devletin yüksek yargı organlarından birinde görevli bir hakim, hafta sonu ormanda yürüyüşe çıkar. Birdenbire çalıların arasından bir tavşanın can havliyle kaçtığını görür. Tavşan o kadar hızlı koşmaktadır ki, hakim merakla seslenir:
"Dur bakalım tavşan kardeş! Bu ne telaş? Kim kovalıyor seni?"
Tavşan durup nefes nefese cevap verir:
"Haberin yok mu hakim bey? Devlet, ormandaki bütün develeri tutuklama kararı çıkarmış. Yakaladıklarını hapse atıyorlar!"
Hakim gülümser: "İyi ama sen deve değilsin ki, alt tarafı bir tavşansın. Niye korkuyorsun?"
Tavşan acı bir gülümsemeyle hakime bakar ve der ki:
"Efendim, orası öyle de... Bizim ülkede önce tutuklayıp hapse atıyorlar, sonra deve olmadığını ispatlama yükümlülüğünü sana bırakıyorlar. Ben tavşan olduğumu ispatlayana kadar zindanlarda ömür tüketmek istemiyorum!"
Fıkralar bu kadar! Şimdi sormak lazım kendimize: Hayat mı fıkralara benziyor, fıkralar mı hayatlara?...