İçinde bulunulan devir, mutlak hakikatten sapmanın getirdiği esrarlı bir buhurdandan tüten belirsizlik, nisbetsizlik, dengesizlik ve şekilsizlik dumanlarıyla çevrelenmiştir. İnsan ve toplum meseleleri, tezadlar ve acaiplikler dünyasının kaosunda boğulmaktadır. Bu manzara, küresel ölçekte bir krizin sadece ekonomik veya siyasi değil, bilhassa ruhî ve fikrî bir çöküşün neticesi olduğunu göstermektedir. Bu yıkım ortamında, bir kurtuluş hamlesinin doğabilmesi için, öncelikle eylemin kendisine zemin hazırlayan fikrin ne olduğunun idrak edilmesi zorunludur.
Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun ortaya koyduğu temel ölçü budur: Aksiyon, tek başına bir gayeye sahip değildir. Bilardo masasında bilyenin hareketini, vuran fikir değneğinin zaviyesi belirlediği gibi, "Aksiyon, bir fikir ve görüş manzumesinin yeryüzünden istediği ifade âlemidir". Bu demektir ki, düşman cephenin eylemlerine karşı geliştirilecek mukavemet, salt bir tepki veya intikam olmaktan çıkmalı, onu aşan, üstün bir fikrin ifadesi olmalıdır. Yanlış aksiyondan duyulan nefret, aksiyonu küçümsemeyi değil, aksiyonun kutsallığına hürmeti gerektirir; bu, düşmanın varlığını bile bir hareketlenme itkisi olarak kabul etme yüksek şuurudur.
Bu zorlu muhasebeye girişmeden evvel, nefsin muhasebesinin tamamlanması esastır. Bir milletin yeniden doğuşu, "kendimizi bütün zaaflarımız ve kuvvetlerimizi tespit etmiş olarak, yepyeni bir ruh, mefkûre ve nizâm yekpâreliği içinde yeniden doğmamız lâzım" tespitiyle mümkündür. Bu, sadece malumat toplamak değil, bilginin hakikatine ermektir. Hazret-i Ebubekir'in hikmetinde belirtildiği gibi, "İdrakı idrak etmek, bir ilimdir". Bu seviyede bir idrak, fikri mücadeleye atılacak her ferdin temel epistemolojik yükümlülüğüdür.
BÜYÜK DOĞU'YA NİSBET VE FİKRİN MUTLAK GEREKLİLİĞİ
Bu nisbet, kuru bir hürmetten ibaret değildir; o, fikrin mutlakiyetini ifade eder. "Mutlak fikir gerekli!" şiarıyla özetlenen bu zorunluluk, Bütün Fikrin Gerekliliği adıyla sistemin temel taşına yerleştirilmiştir. Bu, insanın karşılaştığı her meselede, Şeriat ölçülerinden zerre taviz vermeden, fikri ve ahlaki bütünlüğü sağlama gayesidir.
Bu fikir ve aksiyonun tavizsizliği, aynı zamanda hareketin ahlaki konumunu da belirler. Dışarıdan gelen eleştirilere karşı duruş, sadece bir savunma değil, bir hüküm ve tescil makamının icrasıdır: "Biz, samimiyeti tescil edilme durumunda değil de, samimiyeti tescil makamındayız". Bu mutlakiyetçi duruş, davanın gerektirdiği "zarurî" şuurun tesisini esas alır; faydasız ve kolay olan yollara sapanları ise acımasızca reddeder. Üstadın davası, geçmişte kalmış bir anı değil, her an hesap verme zorunluluğu içinde taze tutulması gereken bir varoluş şuurudur; bu yüzden Kumandan, Üstad’dan bahsederken dili geçmiş zaman kullanmamaya gayret eder. Bu, Yürüyen Büyük Doğu'nun zaman üstü ve ebedî oluşunu simgeler.
BAŞYÜCELİK VE GERÇEK HÜRRİYET
İdeal, kuru bir arzu veya heves değil, "eşya ve hadiseler üzerinde kendi nakşını görmek isteyen bir fikrin belirttiği hasret, iştiyak, hayâl ve plânıdır". Eğer ideolocya (fikir) bir beyinse, ideal de (aşk) bir kalptir. Bu ulvi oluşa göz dikmeyen hiçbir siyasi hareket ideal olamaz. İdealizmin yeryüzündeki en keskin ifadesi, Ferhad'ın Şirin'e kavuşmak için dağı delmesindeki "aşk, vecd, cehd ve azm hamlesine" benzer. Şirin, burada mistik bir unsur, sembolik bir hakikati (idefikir) temsil eder.
Bu mistik temel, aksiyonun ruhunu oluşturur. İdealist, sadece dünyevi ölçülerle değil, manevi bir şiddetle hareket eder. Bayezid Bestamî'nin namaz kılarken Şeriate saygı ve sevgisinden kaburga kemiklerinin çatırdayışı , sıradan dindarlıkla idealist mücahit arasındaki derin farkı gösterir. Bu, siyaseti nefsin hesaplarından arındıran, ilahi teslimiyete dayalı bir aksiyon ruhunu ifade eder.
Hâkimiyetin Esası ve Gerçek Hürriyet
Başyücelik Devleti, modern çağın fikri sefaleti olan Batı hürriyetçiliğine karşı mutlak bir antitezdir. Batı'nın liberalizmi ve demokrasyası, "başıboş rey hastalığında, çürümüş ve kokmuş bir cemiyet bünyesinin örneklik arazlarından birini gösterir". Hürriyet, araç olmaktan çıkıp amaç haline geldiğinde, dejenere olarak "eşek hürriyetine dek dayanır".
Gerçek hürriyet, Batılılaşma tuzağında vaat edilen keyfi başıboşlukta değil, mutlak teslimiyettedir: "Hakk'a teslim ol, hürriyete kavuş!". Bu teslimiyet, fertte vicdan istiklali sağlar. İslam'da siyasetin varlığı tartışılmaz; tartışılması gereken tek husus, doğru siyasetin ne olduğudur.
İdeal nizam, Üstad'ın "Yüceler Kurultayı" mefkûresinde billurlaşır. Bu Kurultay, idareyi sıradan halk yığınlarının (binbir başlı mahlûk) eline değil, "fikir çilesinden ve idrak ıstırabından doğan" gerçek aydınlar asalet sınıfına teslim eder. Bir İmam-ı Gazalî'yi sıradan bir çobanla kemmiyet hesabıyla bir tutan rejim, Firavunlar rejimi derecesinde bâtıldır.
Bu mutlak fikre dayalı idare, Müdahalecilik prensibini esas alır. Bu, hem hayvanî ve nebatî hürriyeti hem de ferdî ve nefsanî tasallutların her türlü zalim istibdadını mahkûm eder. Bu sistemde, fert, kendi üzerindeki gözetim hakkını, kendisini kendisinden daha iyi koruyacağına emin olduğu topluluk cihazına teslim eder. Bu müdahalecilik, tırnağın gömülü olduğu eti acıtmaması gibi, zalim ve nefsanî değil, hakikate esaretten başka bir şey olmayan gerçek hürriyetin tecellisidir. Bu tanım, Put Adam’ın şahsî kibrine dayanan, Çankaya'yı "Cinayet, Utanç ve Rezilliğin Merkezi" yapan keyfi diktatörlüğünden kesin bir sınırla ayrılmaktadır.
KÜFÜR YOBAZLARI VE UCUZCULUK HASTALIĞI
Hakikati tesis ettikten sonra, düşmanı, kendi fikri sefaletinin ve ahlaki zaaflarının aynasında görmek gerekir. Düşman cephesi, dışta Batı emperyalizması ve içte ucuzculuk hastalığı ile karakterize edilen bir antitezler yumağıdır.
Batı ve Küresel Köleliğin Anatomisi
Batı medeniyeti, derinliğine inen ruhî bir temele değil, geniş madde planıyla temasta olan "kuru akıl harikasından" ibarettir. O, sığlığına geniş, uçsuz bucaksız maddeyi formüle eden muazzam bir logaritma cetvelidir. Bu medeniyetin ruhu, ekseriyetle "plastik plânda ve dış görünüş kadrosunu aşmayan bir zevk" düzeyindedir.
Bu sığlığa rağmen Batı, Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra "Yeni Dünya Düzeni" adı altında eski liberalizm ve demokrasi nizamını rakipsiz olarak pazarlamıştır. Bu düzen, Türkiye gibi ülkeleri "parya statüsünde" tutan bir hegemonya sistemidir. Üstad'ın da uyardığı üzere, bu durum "Avrupalı Tuzağı"ndan başka bir şey değildir. Türkiye, Batı'nın ailesinden saydığı bir millet değildir; istediği kadar Batılı olduğunu iddia etsin, Batı ona içinden daima "Ben benim, sen de sen!" diyerek gülmekte ve onu körü körüne taklit etmeye zorlayarak içten tahribini hedeflemektedir.
Kumandan Mirzabeyoğlu, Körfez Krizi örneğiyle bu tuzağın güncel tezahürünü ortaya koyar.
Türkiye'nin "yurtta sulh, cihânda sulh" politikasızlığı , onu dışarıda Batı piyonu olarak değerlendirilmeye mahkûm etmiş, varlık hakimiyetini yitirmesine neden olmuştur. Bu pasifiyet, öz vatanını işgal altında tutan sürüler tarafından idare edilmeye benzetilmiştir.
Ucuzculuk ve İç Hastalıklar
Düşmanın en sinsi cephesi, manevi ucuzculuktur. Üstad'ın tespitiyle, Türk aydını "Doğuyu kaybetmiş, Batıyı da bulamamış olan bu çeyrek münevverler" sınıfıdır. Ucuzculuk, asil olanı soysuzlaştıran bir karaktere sahiptir; Tanzimat’tan beri Türk toplumunun ana hastalığıdır.
Bu ucuzculuk, fikri ve ruhi temelleri olmayan Batı taklitçiliği ile beslenir. Bu tipler, kendilerine "ilerici" derken, aslında "küfür yobazları" olarak en modern yobazlık tipini sergilerler. Bunlar, kendileri hakkında nefs muhasebesine girişmekten kaçınan, anlamadan karşı çıkan ve kelimelerin gelişi gidişinden sahte manalar türeten bön adamlardır.
Düşmanın taktiği, temel meseleleri saptırmak ve tevhid akidesini bozmaktır. Bir adamın zıtlarını muhasebeye çekememesi mazur görülebilir; fakat bu hâlin müdafaacısı olmak, yani sahte denge ve ucuz tesellilerin arkasına sığınmak, "muhasebe edebilene düşmanlık, tek kelimeyle hainliktir". Bu tavizsiz hüküm, düşmanın sadece dış güçler değil, bizzat içerideki fikri korkaklık olduğunu ortaya koyar.
Kavmiyetçilik Sefaleti: Psikolocya
Düşmanın kullandığı diğer bir zaaf noktası, ideoloji zeminine çıkarılamayan kavmiyetçiliktir (ırkçılık). Necip Fazıl'ın diliyle, Türkçülük veya Kürtçülük, "bir ideolocya değil, psikolocya!"dır. Kavmiyetçilik, "çayırda zıplayan bir sıpanın kendi fizik imkânından duyduğu memnuniyetten fazla kıymete değer değildir".
Kavmî asabiyetle ortaya çıkan her ne olursa olsun (Türk, Kürt, Arap, vb.), üstün fikir önünde kıymeti düşer ve "ayağı kırık itten fazla bir değer sahibi değildir". Milliyetçilik, ruhi muhtevada aranmalı, İslâm idealine dayanmalıdır. Aksi takdirde, "Türk-İslâm sentezi" gibi garabetlere düşülür. İslâm, tek tek kavimleri değil, ruhu esas alır. Bu tahlil, düşmanın, Türk ve Kürt arasında çatışma yaratarak Sünni kesimi kendi kontrolü dışına çıkarma ve bu yolla Kemalist rejimi ayakta tutma çabalarını da ifşa eder. Düşman, toplumsal zaafları bir silah gibi kullanmaktadır.
PUT ADAM'IN PATOLOJİSİ VE KEMALİST İFLASIN VESİKALARI
Fikri antitezin yeryüzündeki en somut ve sefil ifadesi, Kemalist rejim ve onun "Put Adam" addedilen kurucusu şahsiyetidir. Kemalist düzen, hakiki Kurtuluş Savaşı'nın büyük ruhunu gasp eden, fikri zemin yerine nefsanî patoloji üzerine kurulmuş bir istibdad manzumesidir.
Mustafa Kemal, askeri manevralar sonucunda hakimiyete el koymuş ve "Cumhuriyet adı altında kendisinin diktatör olduğu bir düzenin başına geçti". Bu liderlik, şahsi kibir, aşağılık kompleksi ve eski olana duyulan kin gibi nefsanî zaafların birleşimiyle karakterize edilir. Bu, ideal bir liderin ruhundan (Hakikate esaret) tamamen kopuk bir yönetim biçimidir.
Bu şahsın bencilliği, Kurtuluş Savaşı'nın en kritik anlarında dahi kendini göstermiştir. Kazım Karabekir Paşa’nın aktardığına göre, Mustafa Kemal, yenilginin kesin olduğu korkusuyla Başkomutanlığı dahi kabul etmek istememiştir. Bu reddin sebebi, şerefinin zedelenmesi endişesidir. Karabekir, bu tavır karşısında "çıldıracaktım" demiş ve "Mağlubiyet muhakkak. Sen beni rezil olsun, şerefim gitsin diye başkumandan yapmak istiyorsun" sözünü nakletmiştir. Bu durum, bu şahsın kahramanlık davasının temelsizliğini ve tamamen nefsani bir istismara dayandığını ispatlar.
Gerçek kahramanlar, hilal uğrunda dini ve milli fedakârlıkla yolları arşınlayan, kağnı gürültüleriyle cephane taşıyan Anadolu halkıdır (Kağnı çeken, evladını kaybetmiş Türk kadınları, ihtiyar köylüler). Bu samimi fedakârlar, aslında kendilerine zulmedip vatanın harimini Haçlılara satanların hizmetine girdiğinin farkında bile değillerdi. Put Adam'ın bütün bu fedakârlığı "kendi yapmış olduğu" iddiası , Üstad'ın "lüpçülük" ve menfaatperestlik eleştirisinin müşahhas örneğidir.
Rejimin inkılapları, Kur'an'ı öğrencilerin önünden kaldırtıp , dini ve tarihi kökleri inkâr etme çabasıdır. "FEVKALADE" İNKILAPLAR başlığı altında ele alınan bu reformlar, müellif tarafından doğrudan "Türk Milletinin Kökünü Kazıma Girişimi" olarak mahkûm edilmiştir.
Bu reformlar, fikri zemin yoksunluğunun en çarpıcı vesikalarıdır. Türk Medeni Kanunu'nun İsviçre'den ithal edilmesi, Üstad'ın meşhur hicviyle şöyle ifade edilir: "boyacı küpü tercüme kazanına sokulup çıkarılmış İsviçreli Türk Medenî Kanunu nedir?". Bu, inkılapların ucuz, sığ ve temelsiz olduğunu gösterir. Arnold Toynbee'nin medeniyet tahliline göre, bu taklitçi metot (Mehmed Ali Paşa ve Mustafa Kemal örneği), kendi içinde çözüm bulamayan toplumların körü körüne başka toplumları taklit etmesidir. Bu yol, yenilik getirmekten uzak, sadece aristokrat bir grubun uygarlık iddiasıyla sınırlı kalan, tehlikeli bir intihar girişimidir.
Devlet yönetimindeki keyfiyet, kişisel zaaflarla iç içe geçmiştir. Türk müziği yasağının, bir içki meclisinde (alkol meclisi) gelen kişisel bir özlemle kaldırılması , kararların ideolojik bir vizyonla değil, sarhoşlukla ve keyfilikle alındığının kanıtıdır.
Ayrıca, heykel dikme tutkusu da rejim patolojisinin bir göstergesidir. Dünyanın hiçbir yerinde yaşayan birinin heykeli dikilmezken, Put Adam, en fakir köylere dahi heykellerini zorunlu kılmıştır. Bu heykellerin Avrupa'da kireçten veya bronzdan yaptırılması, milli kahramanlığı cisimleştiren adamın, inkılabın en mahrem fikir ve heyecan ifadesini canlandırmak için Batı'dan başka çaresi olmadığını gösterir.
DÜŞMANIN FİKRİ CEPHELERİ:
Dış düşman ve rejim zaaflarının yanı sıra, en yıkıcı tehlike bizzat "Müslüman geçinen" camianın içindeki zaaflardan kaynaklanır. Bu, davanın içten çürütülmesine çalışan sahte Müslüman tiplerinin tenkididir.
Ham Softa ve Kabuk Softalığı
Necip Fazıl, Müslümanların geri kalmasının ana sebeplerinden biri olarak Ham Softa ve Kaba Yobaz tipini işaret eder. Bu tipler, Şeriatı sadece bir kabuk, bir tekerleme olarak görür ve dinin ruhu olan tasavvufu inkâr ederler. Onların elinde Şeriat, kutsal kabuğunu oluşturan büyük ruhtan mahrum kalır, bu da kabuğun içinin boş kalmasına neden olur ve dolayısıyla her şey bâtıl olur. Yobazda eksik olan, vecd, aşk, meçhule hürmet, nefsinden şüphe ve nefsini muhasebe faziletidir.
Bu tipler, idrak çilesinden kaçınan, kolay yollara sapanlardır. Mirzabeyoğlu, bu zümreyi "faydasız 'kolay'a sapanları reddedicidir" ifadesiyle mahkûm eder. Onlar, "Müslüman adına yamalar ve yaralar içinde bir köylüyü görürler de, Nur heykeli İmam-ı Rabbânî’yi görmezler". Onların pasifliği, küfür yobazlarının ekmeğine yağ süren, en büyük iç engeldir.
Fikri Hasislik ve Teyze Adam Tipi
Bu iç iflasın bir diğer tezahürü, Üstad'ın "Hasislik" olarak adlandırdığı ruhî darlık ve cimriliktir. Bu, sadece malda değil, itimatta, anlayışta, ümitte ve gayrette hasis olmaktır. Bu fikri hasislik, fedakârlıktan kaçmanın şeytani bir tesellisidir: "Şöyle veya böyle olacağını bilsem... her fedakârlığı ederdim!". Halbuki asıl kaide, fedakârlık eden aldanmaz, "Cesur, merzuktur". Dava ahlakının gereği, Allah uğrunda vermektir, aksi takdirde nefsin rahatlığı uğruna davaya ihanet edilmiş olur.
Mirzabeyoğlu bu hasisliği, "teyze adam" tipi olarak somutlaştırır; bu tip, "Boşgörü"yü "hoşgörü" adı altında pazarlar, daima "çile" ve "risk"ten kaçar, aksiyonu sürekli uzak istikbâle erteler. Bu tipler, mutlak fikri eyleme geçirmede en büyük engeli teşkil ederler.
Yeni Müçtehid Taslaklarının İhaneti
İBDA hareketinin açtığı yolun pusuya düşürülme çabası, Yeni Müçtehid Taslakları güruhu tarafından yürütülür. Bu tipler, "İslâmiyeti (sosyalizm) ve (liberalizm) gibi şu veya bu (izm) ile evlendirmek ve asıl bağlı olduğu kutup işte bu (izm) lerden biri olduğu için ona câriye diye peşkeş çekmek ister".
Bu tavır, imanın özüne aykırıdır; Mirzabeyoğlu'nun uyarısı kesindir: "İslâm pazarlıksız teslimiyettir ve taksitli, çekinceli imân olmaz". Bu taslaklar, İslâmî meseleleri küfrün nazarına açarak, kendi içimizde bozgunculuk çıkarmakta ve cephaneliğimizi rutubete boğmaktadır. Bu, küfrün kaynağını bilme hikmetinden (Muhiddin-i Arabî Hazretleri'ne atfedilen hikmet ) mahrum olmanın sonucudur. Bu güruh, dış düşmandan daha tehlikeli bir ihanet içindedir, çünkü Hakikat cephesini içeriden çürütmeye çalışır.
DİVANELERE DÜŞEN VAZİFE
Düşmanın (Antitez) iflası, ister küresel Batı emperyalizması, ister Kemalist rejimin patolojisi, isterse içimizde barınan ucuzculuk ve fikri hasislik biçiminde tezahür etsin, bu durum, Hakikat cephesi için tarihi bir fırsattır.
Mesut Suç'un Hikmeti ve Kurtuluş Reçetesi
Günümüz, Büyük Doğu ideolocya ve davasına ait antitezlerin "kendi kendisine yıkıldığı, yüzükoyun yere kapandığı ve tam iflâs belirttiği" bir manzarayı resmetmektedir. Bu yıkılış, pasif bir bekleyişin neticesi değil, ilahi bir cilvedir ve Üstad tarafından Felix Culpa – Mes’ut Suç (Mutlu Suç) olarak adlandırılır.
Bu hikmetin anlamı şudur: Türk milletinin asırlar süren manevi gerilemesi ve hataları (suç), düşmanın (antitez) kendi zaaflarından ötürü kaçınılmaz bir şekilde çöküşünü (mutluluk) beraberinde getirmiştir. Rejimlerin manevi dayanaklarının kofluğu, sular çekilince meydana çıkan yalı kazıkları gibi ortaya çıkmıştır. Kurtuluş, bu iflas zemininde, "ruhi, ahlâkî, siyasî, idarî, içtimaî, iktisadî iflâs günü"nde , tek bir reçeteye bağlıdır: Su katılmamış ve suyu çekilmemiş tam hakikatiyle İSLÂM. Bu, ruhî istiklal davasıdır.
Bu muazzam hamlenin gerçekleşmesi, "ruhu hummâ, beyni ve sinirleri (aksiyon) dolu yepyeni bir nesil" yetiştirmeye bağlıdır. Bu neslin ruhî karakteristiği, ulvî ve müspet mânada divanelik olmalıdır. Divanelik, sıradan bir çılgınlık değil, aşkın zivaneden çıkardığı ve insanı buluculuğa, keşfetmeye, yapıcılığa memur eden ilahi bir lütuftur. Divane olmadan, büyük bir iş görebilmeye imkân yoktur.
Bu davada biz gençlere düşen ilk vazife, Kumandan Mirzabeyoğlu'nun emriyle, düşünmeyi düşünmekten başlamaktır. Gençlik, Masonluk, Yahudilik, Kozmopolitlik gibi "fesat erkân-ı harbiyesi"nin hazırladığı zehirleyici telkin iklimine karşı uyanık olmalıdır.
Kurtuluş, Anadolu'nun "suları bile 'Allah deyu deyu' akan" kutsal emanet çerçevesinde, onun kendi kökünü göstermeye memur, büyük fikir hamlesiyle mümkündür. Bu ruh, "düşmanlarını boğacak şuura yükselmedikçe, bilerek veya bilmeyerek, Firavunların ehramlarına taş taşıyan esirlerden farksız yaşayacaktır".
Son söz, fikri ve aksiyonu birleştiren mutlak şuurun ihtarındadır: "Fikri yaşamak, yaşamayı da fikir bilmek lâzım". Hakikate esaretin insanlığına talip olan bu divane nesil, düşmanını bütün katmanlarıyla tanımalı ve ona karşı tavizsiz bir tecrit ve hiciv kavgasıyla fikri sahayı temizlemelidir.
Erol AYDIN
Bu benim hayatım...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Adnan İPEKDAL
Eziklerin Efendisi Efendilerin Eziği
Nihat Güç
Kur’an’dan Birkaç Mesaj
Bülent ERTEKİN
Ellerinizi aktarcı milletinin üzerinden çekiniz!
Mehmet Nuri BİNGÖL
Büyük Dedem Kado
Seyfettin BUDAK
“Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…”
Adnan ÖZ
Kazanabileceğimiz maçları kazanamamak alışkanlık oldu!
Halil MERT
Papa Daveti, Fener Patrikhanesi…
Eyüphan KAYA
Kadim Diyanet Reisimiz Ali Erbaş hocadan kamuoyuna
Recep YAZGAN
Papa bizi birleştirdi, gitti!
Vehbi KARA
En Güzel Yazılar Hangisi?
Hamdi TEMEL
Metamfetamin Ölümleri
Ahmet SAĞLAM
Sevindik, Sevinemedik
Ahmet Eren KURT
Gölgenin Derinliğine Doğru İnen Merdivenler
Gülay ÇETKİN
Okula Gelen Gizemli Kişi
Songül KARAMAN
Zikrin Beyindeki Gücü
Özlem Gürbüz
Yeşil Yapay Zeka İçin Politika Çerçevesi
Mehmet BOZKURT
Öğretmenler Günü- 2025
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Fatih ORUÇ
ENFLASYON neden düşmüyor!
Fatma Saçak Akbulut
Bataklıktan Doğan Saflık: Lotus’un Sessiz Öğretisi; Lotus
Aydın BENLİ
Şehit cenazelerinde edep ve haya dersi şart!
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Teknoloji Kullanımı: Fırsatlar Ve Tehditler
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Ahmet AYDIN
Bilir misin?
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Ahmet DÜZGÜN
Putlarımız ve Perestlerimiz
Cevahir AYDIN
Yanlış Anladınız
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Mesut BALYEMEZ
SOSYAL MEDYA KEVAŞELERİ
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Ravza ZEYBEK
Bulanlar Arayanlardır
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Aydan KURT
Farkında mısınız?
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Emine AYDEMİR
Ateşle oynayan evliya Ateşbaz veli hazretleri
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
Abdullah BİR
Fitne, Kaos, Suriye ve Suriyeliler’e Daire İki Kelam...
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Önder GÜZELARSLAN
İsraf Bir İnsanlık Suçudur!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)