DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Hasan KARADEMİR
Hasan KARADEMİR
Giriş Tarihi : 06-07-2026 14:17

Balığı Kılçığından Ayırın

25 Haziran'da merdivenaltı İslamcılığı yine bir takım ötekileştirmelere insanları maruz bıraktı. Deniz Göktaş isimli bir gencin yapmış olduğu stand-up gösterisi sonrası “hurra!” bir saldırıya geçildi. Çeyrek asırlık AKP iktidarında sanat adına hiçbir yeni değer çıkmaz ve aksine eksilirken; hayatı ciddiye almama nazıyla aslında ölmeyecekmiş gibi millete bok atma derdinde olan bazı merdivenaltı şizofrenler ve ideolojik keskinliklerini mü'minlik zanneden akıl iğdişleri, mesajı kırpıp bütünü görmezlikten gelmiş... Başlangıçta bir eleştiri yok, etkiye verilen aşırı tepki. Halk dilinde “kuyruk acısı...” Neden böyle söylüyorum? Çünkü anlatılan şey, tamamiyle politik bir örnek. Bağlam çok açık: Meddah, eski uzun saçlı, bıyıklı halinden söz ediyor. O görüntünün Türkiye’de bazı insanlarda otomatik bir çağrışım yarattığını anlatıyor. Esnafla konuşurken sadece “merhaba” dese bile, sanki yüzü başka şeyler söylüyormuş gibi algılandığını söylüyor. Ardından örnekler veriyor: sanki yüzü “devletin silah yoluyla yıkılması gerektiğini düşünüyorum” diyormuş gibi, sanki başka radikal cümleler kuruyormuş gibi, sanki “ilk üç kitap iyiydi, dördüncüsü…” diyormuş gibi. Ama hemen ardından özellikle şunu söylüyor: “Bunların hiçbiri benim cümlelerim değil.”

Yani bu sözleri kendi fikri olarak kurmuyor; tam tersine, insanların ona dış görünüşü ve kimliği üzerinden yakıştırdığı karikatür cümleleri sahneliyor. Buradaki mizah kutsala değil; insanları görünüşünden, kökeninden, mahallesinden dolayı hemen “dinsiz”, “hain”, “bölücü”, “İslam düşmanı” diye etiketleyen zihne yöneliyor. Üstelik ardından “dördüncü kitap favorim” diyerek beklenen suçlamayı da boşa düşürüyor. Eleştirilen şey, belki üslup olabilir. Üslup için ne demiştik: “Üslup, kelimeler ve cümleler üzerinde herhangi bir kalıp ifadesi değil, kelime ve cümleler vasıtasıyla kalıpta bir fikir edasıdır. İleride de bahsedeceğim meselelerin mukaddimesi nisbetinde Büyük Doğu Mimarı'ndan bir ölçü daha: "Fikirde şahsiyeti olmayanın, üslübunda şahsiyet olmaz!"

 

Konakçı’nın “kökü Aleviymiş”, “leş ağız”, “necis dil”, “gereği yapılacaktır” gibi ifadeleri ise tam da Meddah'ın anlattığı ahmaklığı doğruluyor: önce bağlamı kes, sonra mezhepçilik ekle, sonra hedef göster, en sonunda bunu din hassasiyeti diye sun. Bu din savunusu değil; nefret, mezhepçilik ve linç, din pezevenkliğinin dili. Tabi, işin şuuru ve tehassüsü gerçek mânâsıyla olmadığı takdirde, yapılan hareketlerin her biri faydadan çok zarar getirir... İlacın alerjisine karşı ilacın ontolojik varlığına red yani. Bu durumda en ufak bir hastalık bile öldürür insanı. Hassasiyetleri, gören gözünden fazlası olmayan bir tipik ahmaklığı da gözden kaçırmayalım... Özellikle söylemlerinin devamına baktığımızda Kur'ân üzerine söyledikleri, hedefsiz ve dolayısıyla şuursuz hayvancık hareketi. Anlayış nisbetindeki pürüzlerden, bütünü «eleştirme» çabası gülünç. Sirk maymunundan farksız yani... O yüzden yargılamamak lazım zaten. Onu izlemek için oraya gelen de, onun o ve ölçüsü değişmemiş gerizekalıca şakalarına gülenin dini algısı da Nasreddin Hoca'nın kuşundan farksız. “Ufkunda nefs güneşini doğuranın, insanlık şafağı kararır.” der Büyük İrşad Kutbu. İnsanlık şafaklarının karardığından mütevellit yaptıkları bir çeşit acıyı şekere bulama çabası... Durumun noktasından virgülüne kadar en doğru ve bedihi tahlilini Kumandan yapmıştır.

 

“(...) Şimdi dikkat edin, kaç türlü salaklık bir arada: Akıl ruha bağlı bir keyfiyettir ve ruh emrinde basit bir ölçü âletidir... Akıl lûgat çerçevesinde de "bağ" ve "kayıt" mânâsına gelir... Ve akıl, mahlûktur... Ve âyette bilidirldiği üzere, İslâm kalbin yoludur; akıl, işi tahdit ile tek bir esasa bağladığından, incelikleri anlamada kâfi değildir... Bütün bunları göz önünde tutunca, "Allah'a akıl izâfe etmenin", O'nu kul olarak vasıflandırmak demek oluşu ve bunun da "ben bir salağım!" demek oluşu açık değil mi?.. Bu tür bir muhakeme sahibinin yeri, itibar makamı değil, doğrudan doğruya tımarhânedir!” Aklın keyfiyetinin müslüman geçinen ahmaklar da dahil, başıboş ve başıbozuk düşünceler ve hainlikten beter muzipliklerle bir ilgisi yoktur. Hele şu, en basit bir muhakeme gözünde bile sefillikleri belli, İslâm'ı istihza mevzuuna çeviren ahmakların fikir bildikleri samanlarla hiç ilgisi yok.

 

Meselede ateşi körükleyen dertsiz, ilmi cehlini bile almamış müslümanlar ise, ahmaklığı bâki kalan ve kalacak meddaha nisbetle daha rezil!

 

"Garip ama gerçek; insanda ilk teşekkül eden şuur, tenkid şuurudur!" Yani, değerlendirme; ölçme, biçme, tartma, nasıl ve niçiniyle anlama, eleştirme, süzme, tasarrufuna alma... Burada bir hususu da belirtelim: Umumiyetle tenkid, tahlil işi sanılmaktadır, oysa tahlil işin bir yanıdır. Münekkid dediğin oturduğu yerden hüküm icra edecek, fildişi kule sahibi demek değil... Halbuki bugün yerden biraz yüksek kürsüler, fildişi kule halinde... Yazının başında ne demiştim: “Çeyrek asırlık AKP iktidarında sanat adına hiçbir yeni değer çıkmaz ve aksine eksilirken...” İlacı tesiri için, şifası için alırsınız... Zevkine değil. Kanser hastasına aspirin verirseniz böyle olur. Müslüman diye başımıza  ne oldukları, ne de olabilecekleri bir şey olan, fikirleri ile İslâmî açıdan getirdikleri bir hadisesi olmayan; Doğru dürüst sisteme sahip olmayan ve müslümanlıklarına dair kayda değer tek vasfı fabrika yanına kuru kuru cami yapmak olan AKP'yi, diğer yanda Cumhuriyetin karikatürize ettiği Müslüman tipine yaklaştıkça ideolojik keskinlik belirttiği vehmine kapılanların ifadesi sayılabilecek, bizzat şeriatın mahkûm ettiği hikmetsiz ve kaba, iğrendirici ve tiksindirici bir nâranın sahiplerini getirirseniz cemaat ne yapsın? Acından ölecek hale gelen delinin önüne bir tabak pilav konulduğu zaman mecnun kaşığı ağzına götüreceği yerde kulağına tıkmaya kalkışırsa hali ne olur? Yemek önündeyken acından ölür! Bugün Müslüman bir hukuk profesörüyle bir fıkıhçı arasında bile diyalog kurulamaması; meselenin hikmet plânında, yani İslâmî bir toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilmenin, yani tertipleyici kurallara vücut verebilmenin derinlik boyutunda ele alınamaması nedir? Fikir olmayınca, her faaliyet kendi kendinden ibaret... “Ahlâkî altyapı”nın yokluğu davası!..

 

Şunu açıkça belirtelim: AKP, müslümanın şuur süzgecini mahvetmiştir. Müslüman kafası ile fare kafası arasında bir fark bırakmamıştır ve buna çabalamıştır. Bunu gerek meşin kafalarla, gerek bağnazlarla gerekse yukarıda bahsettiğim tipolojileri yaratarak yapmıştır. O kadar şizofrenik bir durum ki, salya-sümük tipolojisini bile yaratmıştır. En sonki yazılarımın birinde ne diyordu Amerikan raporunda: “(...) dışarıdan müdahaleye lüzum kalmamıştır.” Yiyin birbirinizi diyor yani... Şuur süzgecinin darmaduman edilmesine dair, meşhur bir eski Çin -yeni Amerikan- işkencesi... Adamın kafası kelse veya usturaya vurulmuşsa mesele yok; değilse, bu şekilde saçları kesiliyor. Ve çeşme altında, kafasının aynı noktasına tıp tıp damlayan su... Aradan saatler geçtikten sonra bu damlalar, kafanın içinde balyoz yemiş yankısı meydana getiriyor ve adam çıldırıyor... Akupunktur bahsinde söylediklerim hatırlanırsa, hiçbir şiddet izi görülmeden bir adamın nasıl balyoz darbeleri hissi altında çıldırtılabileceği ve ölebileceğini anlarsınız. Bir toplumun ortaya koyduğu fikirler, o toplumun sahip olduğu medeniyet ve kültür ortamında yoğrulduğundan ve bu ortam da muhtelif toplumlarda farklı bulunduğundan, toplumdan topluma nakledilen fikirlerden fazla istifade edilemez. Bilhassa yabancı fikirlerin ithal edildiği toplumun fertleri, belirli bir ilim kapasitesinden mahrum iseler, alınan fikirler o toplumun mahvına sebebiyet verir ve avanaklara olan tesiri de o ölçüde çok olur -Elmasın keyfiyeti, kemmiyetindeki azınlığındadır- Bu husus biyolojide de aynıdır: Gıda olarak aldığımız, meselâ sığır proteinini organizmamız aynen kullanamaz... Onu evvela insan proteinine -alışılmış ve insan-toplum hadiseleri için çok olana- çevirir ve sonra kullanır. Bu itibarla, şayet müfekkiremizin metabolizması düşük ise, okuduklarımızdan ve duyduklarımızdan elde ettiğimiz fikirlerimizin kendisine pek faydası olmaz.

 

Bu yolda yetişmenin ilk şartıysa muhalif olmaktır... Nasıl olsa “Demokrasi, bir muhalefet rejimidir.” Gerekeni, arzu ettiği şuur seviyesince gerektiği şekilde yapmak. Tepeden inme bir savcının Üstad'a “Siz bütün devrimlere karşısınız, değil mi?” sorusunun ardından Üstâd'ın “Devrimlerle karşı karşıyayım; ama onlara karşı mıyım, siz karar verin!” cevabını iyi anlamak gerekir. ("Remz şahsiyet", fikrin çizilmiş sûretidir, fikirle çizilmiş bir sûrettir.)

 

İşin hülâsası ve mesele hakkındaki değerlendirmemiz gayet açıktır!... Bilale anlatır gibi anlatmakta gerekiyorsa şöyle noktalayalım: Balığı kılçığından ayırın. Bu ilacın muhatapları ise yukarıdaki tipolojiye sahip cılız beyinliler, uzviyet ahengine erişememiş ama “oldum!” zanneden ahmaklar değil, «Yılana dokunmaktan çocuk men edilir, duâlı ve efsûnlu, yâni yılan tutmakta mahir olan değil.» fehvâsınca çocuğadır, çocuk sırrının idrakine erenedir.

NELER SÖYLENDİ?
@
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat