Dil, bir toplumun yalnızca iletişim kurmasını sağlayan bir araç değil, aynı zamanda o toplumun tarihsel süreç boyunca biriktirdiği tüm deneyimlerin, gözlemlerin, korkuların ve zaferlerin saklandığı devasa bir kültürel depodur. Bu deponun en kıymetli ve anlam yoğunluğu en yüksek parçalarından birini deyimler oluşturur. Deyimler, genellikle gerçek anlamlarından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbekleri veya tabirler olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlama, deyimlerin salt birer dil bilgisi birimi olmanın ötesinde, toplumun olaylara ve olgulara yüklediği özgün anlamların birer yansıması olduğunu ortaya koymaktadır.
Toplumun gelenek ve göreneklerinin, örf ve adetlerinin nesilden nesle aktarılmasını sağlayan deyimler, o toplumun dili kullanma özelliklerinin tespitinde ve kültürel kimliğinin inşasında merkezi bir rol oynar. Teşekkül ettiği topluma ait kültürel kodları barındıran deyimler, bu yönüyle o toplumun olay, olgu ve kavramlara olan bakış açısını deşifre eden birer anahtar niteliğindedir. Toplumsal gözlem süreci, bireylerin çevrelerinde olup bitenleri algılamasıyla başlar ve bu algıların kolektif bir süzgeçten geçerek dilde kalıplaşmasıyla sonuçlanır. Bu bağlamda deyimler, "donmuş" veya "kristalize olmuş" toplumsal tecrübelerdir.
Deyimlerin oluşumunda mecaz, anlamı belirleyen ve bu dil birimlerini diğerlerinden ayıran temel unsurdur. Ancak bu mecazilik, keyfi bir hayal gücünün ürünü değil, derin bir toplumsal gözlemin sonucudur. Bir toplum, bir durumu defalarca gözlemledikten sonra, o durumu ifade etmek için en uygun metaforu seçer ve bu ifade zamanla kalıplaşarak bir deyime dönüşür. Bu dönüşüm süreci, toplumun olayları kavramsallaştırma ve anlamlandırma biçimini doğrudan yansıtır.
TOPLUMSAL GÖZLEMİN VE DEYİMLERİN OLUŞUMU
Bu noktada, "Evvel kazan, sonra bezen" gibi ifadeler, toplumsal gözlemin nasıl bir yaşam felsefesine dönüştüğünün en somut örneklerindendir. Bu ifade, insanın öncelikle çalışıp gayret etmesi gerektiğini, ancak ardından sosyal temsiliyet ve estetik tüketime (giyinip kuşanma) zaman ayırabileceğini vurgular. Bu tür bir gözlem, çaba gösterilmeden sonuca ulaşmak istemenin toplumsal düzen içindeki yanlışlığını ve alın teriyle kazanılanın meşruiyetini öğütler. Buradaki "bezenmek" eylemi sadece fiziksel bir süslenme değil, aynı zamanda toplumsal bir statü göstergesidir ve bu statünün ancak "kazanmak" yani üretim eylemiyle hak edilebileceği gözlemlenmiştir.
Deyimler, bazen belirgin bir halk inanışını taşımasalar da, toplumun belirli kesimlerine karşı geliştirilen tutumların izlerini taşırlar. Özellikle fakir ve muhtaç insanlara karşı nasıl davranılması gerektiği, toplumsal hiyerarşi içindeki yerlerin nasıl korunacağı veya değiştirileceği konusundaki gözlemler, deyimlerin derin yapısına işlenmiştir. Toplum, bireylerin davranışlarını sürekli bir gözlem altında tutarak, bu davranışların sonuçlarını "tabirler" ve "emsaller" aracılığıyla kayıt altına alır.
TOPLUMSAL GÖZLEMDEN DİLE GEÇİŞ SÜRECİ
Tekrarlanan Gözlem: Belirli bir insan davranışının veya doğa olayının toplumsal sonuçlarının defalarca aynı şekilde tezahür etmesi.
Anlamlandırma: Gözlemlenen olayın toplumsal değerler süzgecinden geçirilerek bir "hikmet" veya "ders" olarak yorumlanması.
Metaforlaştırma: Somut durumun, zihinde kalıcı olacak şekilde mecazi bir ifadeyle eşleştirilmesi.
Kalıplaşma: İfadenin toplumun genelince kabul görmesi ve kelime yapısının değişmez bir hal alması.
Aktarım: Yeni nesillerin bu kalıplaşmış ifadeyi kullanarak aynı toplumsal gözlemi yeniden üretmesi.
Deyimler, bir milletin zihniyet dünyasının en sadık bekçileridir. Milletin gelenek ve göreneklerinin, örf ve adetlerinin dildeki yansıması olan bu birimler, aynı zamanda o toplumun olay, olgu ve kavramlara olan bakış açısını ortaya koymaktadır. Deyimlerin içindeki kelime seçimleri, o toplumun coğrafyası, mutfağı, sosyal yapısı ve hatta hayata karşı duruşu hakkında derin ipuçları verir.
Dil bilim ve kültür dil bilim çalışmaları için deyimlerin bu kadar önemli olmasının sebebi, bu birimlerin "kendi manalarından uzaklaşarak yeni kavramlar meydana getiren kalıplaşmış ifadeler" olmasıdır. Bu yeni kavramlar, toplumun ihtiyaç duyduğu özgün ifade alanlarını doldurur. Örneğin, bir duyguyu doğrudan kelimelerle anlatmak yerine bir deyimle ifade etmek, o duygunun toplumsal kabul görmüş şiddetini ve çerçevesini de belirler.
ÖLÜMÜN KAVRAMSALLAŞTIRILMASI: BİR TOPLUMSAL GÖZLEM ÖRNEĞİ
Türk toplumunda ölüm, katı bir bitişten ziyade mekânsal ve statüsel bir değişim, yani bir "hicret" veya "intikal" olarak kodlanmıştır. Bu kavramsallaştırma, ölümün dehşetini evcilleştirmekte ve onu varoluşun bir başka evresine eklemlemektedir.
"Dünya Değiştirmek": Bu deyim, ölümün bir yok oluş değil, yalnızca bir mekân değişikliği olduğunu vurgular. Kişinin varlığı baki kalmakla birlikte, bulunduğu alem değişmiştir.
"Hakka Yürümek / Vuslata Ermek": Özellikle tasavvufi derinliği olan bu ifadeler, ölümü asıl kaynağa, yani Yaratıcı’ya dönüş olarak niteler. Burada ölüm, korkulması gereken bir son değil, manevi bir mertebe katetme ve kavuşma halidir.
"Ebediyete İntikal Etmek": Ölümün zamansal bir sonluluktan kurtulup sonsuzluk dairesine giriş olduğu düşüncesini pekiştirir.
Kolektif bilincimizde ölüm, insanın iradesi dışındaki bir "takdir" meselesi olarak ele alınır. Bu durum, toplumun metafizik kabulleriyle doğrudan ilişkilidir ve ölüm karşısındaki travmayı, kadere rıza gösterme mekanizmasıyla absorbe eder.
"Vadesi Dolmak / Eceli Gelmek": Yaşamın süresinin önceden belirlenmiş olduğu inancını yansıtır. Burada ölüm, bir hata veya kaza değil, "zamanın tamamlanması" hükmüdür.
"Ecel Şerbetini İçmek": Acı bir gerçek olan ölümün "şerbet" metaforuyla birleştirilmesi, onun kaçınılmazlığını kabul etmeyi ve bu acıyı metanetle karşılamayı sembolize eder.
"Emr-i Hak Vaki Olmak": Ölümü beşerî bir olaydan çıkarıp ilahî bir buyruk düzeyine taşır. Bu ifade, ölüm karşısındaki toplumsal teskin edici gücün en üst perdesidir.
Toplumsal gözlemde, ölümün doğrudan telaffuz edilmesinden kaçınılması, onun yarattığı ontolojik kaygıyı yönetme çabasıdır. Deyimler burada birer "dilsel kalkan" görevi görür.
"İyiler Arasına Karışmak": Ölen kişinin ahlaki statüsünü yücelten ve ölümü bir arınma süreci olarak sunan bir yaklaşımdır.
"Sakalını Eline Vermek": (Bazen yaşlılık ve ölüm yaklaşımı için kullanılır) veya "Hükmü Allah’a Kalmak" gibi ifadeler, ölümün ağırlığını daha dolaylı ve kültürel bir çerçeveye oturtur.
Deyimler üzerinden yapılan bu toplumsal gözlem, Türk toplumunda ölümün "hayatın içindeki bir eşik" olarak kavramsallaştırıldığını ispatlamaktadır. Modern-Batılı toplumların ölümü kurumsallaştırıp (hastane odalarına hapsetmek suretiyle) hayattan izole etme çabasının aksine, Türkçedeki deyimsel yapı, ölümü gündelik dilin ve yaşamın doğal bir uzantısı haline getirmektedir.
Ölümle ilgili deyimlerimiz; bir yandan ölümün yarattığı büyük boşluğu inanç ve teslimiyetle doldurmakta, diğer yandan da bireye, kendi faniliğiyle barışık bir yaşam felsefesi sunmaktadır. Sonuç olarak, bu dilsel miras, toplumun ölümü bir son değil, ontolojik bir tekâmül süreci olarak gördüğünün en somut ve akademik veri kaynağıdır.
Not: Bu analizde görüldüğü üzere, dil bir aynadır; ölüm gibi bir muammayı bile nasıl bir "anlam haritasına" dönüştürdüğümüzü en şeffaf haliyle o ayna yansıtmaktadır.
EĞİTİM MATERYALLERİNDEKİ TEMEL EKSİKLİKLER
Deyimler ve atasözleri, yalnızca günlük yaşamda kullanılan ifadeler değil, aynı zamanda toplumsal değerlerin, inançların ve kültürel mirasın birer yansımasıdır. Bu nedenle, eğitim süreçlerinde, özellikle ana dili öğretiminde deyimlerin yeri kritiktir. Türkçe ders kitapları, ana dilini öğretmenin temel aracı olmanın ötesinde, kültürün öğrenciler aracılığıyla geleceğe taşınmasında önemli bir rol oynamaktadır.
Buna karşın, yapılan araştırmalar eğitim materyallerinde bazı eksikliklere işaret etmektedir. Özellikle yurt dışındaki Türk öğrenciler için hazırlanan ders kitaplarında deyim ve atasözlerinin yeterince temsil edilmediği görülmektedir. Bu durum, kültürel etkileşim ve dil edinimi süreçlerinde bir kopukluğa neden olabilir. Deyimlerin öğretilmesi sadece bir kelime grubunun ezberlenmesi değil, o ifadenin arkasındaki toplumsal gözlemin ve zihniyetin kavranmasıdır.
Sayısal Dağılım: Kitaplarda yer alan deyim sayısının, dilin zenginliğini yansıtmakta yetersiz kalması.
Görsel ve Dijital Destek: Karikatürler, illüstrasyonlar ve dijital araçlar gibi deyimlerin mecaz anlamını somutlaştıracak materyallerin azlığı.
Etkileşimli Aktiviteler: Deyimlerin bağlam içinde kullanılmasını sağlayacak interaktif etkinliklerin yetersizliği.
Sistematik Entegrasyon: Kültürel öğelerin ders programına rastgele değil, belirli bir pedagojik ve kültürel hedef doğrultusunda yerleştirilmemesi.
Deyimlerin ve atasözlerinin yetersiz temsili, öğrencilerin dilin anlatım gücünden mahrum kalmasına ve toplumsal kodları okumakta zorlanmasına yol açabilir. Bu durum, özellikle farklı kültürlerle etkileşim halindeki bireyler için kimlik inşası sürecinde bir dezavantaj oluşturmaktadır. Dil edinimi, anlamın inşasıyla gerçekleşir. Deyimin hangi durumlarda, hangi duygu tonuyla (ironi, öfke, takdir vb.) kullanılacağına dair yeterli metinsel örnek sunulmaması, öğrencinin bu yapıları "üretken" bir şekilde kullanmasını engellemektedir.
Deyimler, bir milletin kolektif şuurunun tezahürüdür. Eğitim materyalleri, deyimleri sadece dilbilgisi birimi olarak ele almakta, bu yapıların arkasındaki tarihsel derinliği ve antropolojik kökenleri ıskalamaktadır. Deyimlerin etimolojik kökenine veya hikâyesine (örneğin; "foyası meydana çıkmak" veya "püf noktası") dair bilgilerin "ek bilgi" veya "magazinel unsur" olarak görülmesi ya da tamamen dışlanması. Kendi kültürüne yabancılaşmış bir eğitim modeli, dili sadece bir iletişim aracı (tool) olarak görür. Oysa deyimlerin öğretimi, öğrenciye milli bir kimlik kazandırma sürecidir. Materyallerin bu ontolojik bağı kuramaması, dilin ruhunun kavranamamasına yol açmaktadır.
HALK İNANIŞLARI VE TOPLUMSAL GÖZLEMİN SEMBOLİK DİLİ
Toplumsal gözlem, sadece fiziksel gerçeklikleri değil, halkın metafizik dünyasını ve inanışlarını da deyimlere taşır. Türkiye'de Hıdırellez etrafında oluşan folklorik unsurlar veya belirli günlere atfedilen önemler, dilde kalıplaşmış ifadelerle yaşatılır. Bir deyim içinde geçen küçük bir motif, o toplumun bin yıllık bir inanışının tortusu olabilir.
Toplum, çevresini gözlemlerken sadece olayları değil, o olayların ardındaki gizli güçleri veya ahlaki dengeleri de görür. Fakir birine yapılan haksızlığın "ahının çıkacağı" inancı, bu konudaki toplumsal gözlemlerin bir sonucudur. Bu tür inançlar, deyimlerin otoritesini artırır ve toplumsal denetimi sağlar. "Alın teriyle kazanmak" sadece fiziksel bir çabayı değil, o kazancın bereketli ve helal olduğuna dair toplumsal ve dini bir gözlemi de içerir.
Türk halk kültüründe "göz" figürü, İslâmi bir bakış odağıdır. "Nazar değmek" veya "Gözü kalmak" gibi deyimler, sadece bir durumu tespit etmez; aynı zamanda kökü İslâmi olan bir inancını dile getirir. Toplumun tevekkül anlayışı, "Alnına yazılmak" veya "Ekmeğine kan doğramak" gibi deyimlerle anlaşılır ve bu deyimlerin kullanımından yolla sosyo-kültürel çıkarım ve analizler yapılabilir. Burada yazı (kader) ve ekmek (rızık), inanç sisteminin temel direklerini temsil eder.
DİJİTALLEŞEN DÜNYADA DEYİMLERİN DÖNÜŞÜMÜ
Geleneksel deyimler, genellikle tarım, hayvancılık, zanaat ve komşuluk ilişkileri gibi somut ve yerel yaşam pratiklerinden neşet eder. Örneğin, "harman dövmek" veya "mekik dokumak" gibi deyimler, bir üretim sürecinin ve emeğin semantik izdüşümleridir. Dijitalleşme ise, bireyi fiziksel üretimden ve geleneksel mekândan kopararak "ekran" odaklı bir gerçekliğe hapsetmiştir.
Bu noktada karşımıza çıkan ilk sorun, nesne kaybıdır. Deyimin temelini oluşturan nesne veya eylem (örneğin "kağnı", "aba", "değirmen") gündelik hayattan çekildiğinde, deyimin ifade ettiği anlam dünyası da genç kuşaklar için birer arkeolojik kalıntıya dönüşmektedir. Bu durum, dilin yaşayan bir organizma olmaktan çıkıp, sadece teknik bir iletişim aracına indirgenmesi riskini doğurmaktadır. Dijitalleşme süreci sadece eski deyimleri aşındırmamakta, aynı zamanda kendi kalıplarını da üretmektedir. "Görüldü atmak", "engel basmak", "takibi bırakmak" gibi ifadeler, modern insanın dijital davranış kalıplarını yansıtan yeni "deyimleşmiş" yapılardır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, bu yeni kalıpların büyük oranda Batı merkezli teknolojik terminolojinin tercümesi veya taklidi olmasıdır. Geleneksel deyimlerimiz bin yıllık bir süzgeçten geçerek hikmet ve tecrübe ile harmanlanırken; dijital kalıplar, teknoloji şirketlerinin algoritmaları ve tüketim kültürü tarafından dikte edilmektedir. Bu durum, dilsel bir zenginleşmeden ziyade, dilin teknolojik bir tahakküm altına girmesi olarak okunmalıdır.
Deyimler, bir milletin "dil bayrağıdır". Batıcı paradigmanın iddia ettiğinin aksine, dijitalleşme süreci tarafsız bir ilerleme değildir; aksine, baskın kültürlerin (özellikle Anglo-Sakson dünyasının) kendi dilsel ve kavramsal setlerini dünyaya dayattığı bir süreçtir.
Deyimlerin dönüşümünü bu bağlamda incelediğimizde, yerel deyimlerin yaşatılmasının bir "kültürel savunma" meselesi olduğu ortaya çıkar. Eğer bir toplum, "ayağını yorganına göre uzatmak" yerine sadece kredi kartı limitlerini ve dijital harcama kalıplarını konuşmaya başlıyorsa, orada sadece bir deyim değişmemiş; o toplumun iktisat ahlakı ve kanaat ekonomisi de tasfiye edilmiş demektir.
Hasan KARADEMİR
Sosyolojik Bir Bakişla Deyim
Ömer Naci Yılmaz
Kürt Kadını
Eyüphan KAYA
Koç alnına bir kara leke sördü!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Songül KARAMAN
BEKLER KABEM
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Hamdi TEMEL
Kaynatılan Su Mikroplastiklerden Kurtulabilir Mi?
Seyfettin BUDAK
İnsanlık Görünmez Bir Bilinç Savaşının İçinde mi?
Hüseyin KURT
Bir Yanlışı Eleştirmek, Diğerini Savunmak Değildir
Recep YAZGAN
İş bankası’nın kapısına ‘haram’ yazılacak mı!
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)