Yakın tarihimizin zeminini çizen kara hatlar, İttihat ve Terakki dönemiyle başlamış, Cumhuriyet yıllarıyla kemikleşmiştir. Bu, doğrudan doğruya "İslâm nefretinin zeminini" oluşturmaktadır. Büyük kanuni döneminden Tanzimat'a uzanan süreçte "din bağlarının ruhunu kaybettiği devir" yaşanmışken, Tanzimat ve Meşrutiyet arası, din bağlarının "kasıtla çözülmeye başlandığı" bir devir olmuştur. Bu çözülme, başlangıçta bir "İslâm şüphesiyle" sinsi bir biçimde ilerlemiş, "küfür dünyasına ivaz verici ahmak bir idare-i maslahatçılıkla" Meşrutiyet Komitesi'ne kadar ulaşmıştır. Tanzimat, Batı'nın "maymunvâri kopyası hareketi" olmaktan öteye gidememiş, ahmak idare-i maslahatçılık eliyle zulmü idrak seviyesine taşımıştır.
Dinin Talanı: İttihatçı Fitnesi ve 31 Mart Mizanseni
Din mazlumlarının serüveni, bir tuzak ve mizansen olan 31 Mart Vakası ile başlar. Bu olay, İttihatçı zümrenin, din davasını kirletme ve mukaddesatı maskara etme şekavetinin en net vesikasıdır.
Evvela Meşrutiyet devri, Ziya Gökalp'ın "İslâmiyet esası üzerine kurmak değil de, İslâmiyetle yer değiştirmekten başka gayesi olmayan posa milliyetçiliği" ile İslâmiyet’in kâh resmî, kâh yarı resmî ellerde "çürütülmeye" başlandığını gösterir. Bu zemin, felaketin Tanzimat ile beslenen mikroplarına ilk tecelli imkânını sunmuştur. İslâmiyet'e karşı düşmanlık bu dönemde tam tezahürünü bulamamış, daima "tutuk ve kekeme bir zemin üzerinde cereyan etmiş ve tam tezahürünü bulmak için Cumhuriyet yıllarını beklemiştir".
31 Mart Vakası (Miladi 1909), görünürde din adamlarının zulmü gibi gösterilmiş olsa da, hakikatte din ve din adamlarına karşı kurulmuş sinsi bir tuzaktır. İsyancı asker güruhun sloganı "Şeriat isteriz!" idi. Ancak bu talebin, Şeriatın "bütün kâinatı kuşatıcı [...] hikmetlerine yabancı olmak bakımından hiç istememeye nispetle daha zararlı" olduğu aşikârdır.
Bu eylem, Yahudiler, dönmeler ve masonlarca planlanmış, din inceliklerine en uzak insanlar kışkırtılarak, mukaddes Şeriat kaynağının "toy ve mukallit komitecilere çiğnetilme"sini amaçlamıştır. Bu sahtekârca tertip, Şeriat bağlılarına suçu atarak, onların şahsında bu bağlılığı tepelemek ve akabinde Abdülhamid'i tasfiye etmek planından ibaretti.
Bu hadisenin ardındaki asıl niyet, "küfrün en zehirli şubesi olan münafıklıkta bir şaheser" vermektir. Düşman, Şeriatı savunanların elini, yine Şeriat sloganıyla lekeleyerek, gelecekteki İslami hareketleri itibarsızlaştırma gibi derin bir manevi tuzağın temelini atmıştır.
Sultan II. Abdülhamid'in masumiyeti, kendi öz sözlerinde mühürlenmiştir: "Benim yüzümden tek damla müslüman kanı akıtılmasına razı değilim!". Bu merhamet, zalimlerin elini serbest bırakmıştır. Abdülhamid'in kararsızlığı veya hareketsizliği, kendi davasına engel, düşmanlarına ise yardımcı olan ruh haleti, yani merhametten kaynaklanmıştır.
Ulu Hakan’ı tahtından indiren meşhur fetva, Şeyhülislâm Mehmed Ziyaüddin imzasını taşır ve bu fetva, "korku ve menfaat fetvaları vermekten çekinmemiş süfliler arasında en süfli olanıdır". Fetva, Halife'yi şeriat kitaplarını yakmak, hazineyi israf etmek ve tebaayı kanunsuz öldürmek gibi, gerçekle tam zıt ithamlarla suçlamıştır.
Ancak bu mizansenin açığa çıkması da yine bizzat tertipçilerin içinden gelmiştir. İttihatçı dolaplarına kapılıp sonra her şeyi gören Rıza Tevfik, çektiği vicdan azabını şiirle dile getirerek, "31 Martı tertipleyen ittihatçılar ve bu işe memur edilenler arasında bizzat ben varım!" itirafını yapmıştır. Bu itiraf, o komedyanın kimler tarafından ve ne türlü körüklendiğini gösteren, pozitif geometri ispatlarına eş değer bir hüccettir.
PUT ADAM'IN SİCİLİ:
Hakkında methiyeler düzülen ve putlaştırılan şahsın ardındaki hakikat, kökü meçhuliyet, sefahat ve hıyanet üzerine kurulu bir "denî" portresidir. Resmi tarihin gözler önüne sermekten çekindiği bu sefalet, en çarpıcı biçimde kendisini gösterir.
Mustafa Kemal’in antropolojik yapısı, kumral teni, mavimsi gözleri ve bilhassa "Dolikosefal" (arkaya doğru uzun) kafatası yapısı ile Türk ırkından olması uzak bir ihtimal olarak görülür; daha çok Slav ırkına işaret eden karineler mevcuttur. Babası Ali Rıza Efendi'nin fotoğrafı incelendiğinde de onun kafatası tipinin farklı olduğu anlaşılır.
Asıl hüküm, Mustafa Kemal’in bizzat kendi sözleriyle pekişir. Kendi babası olduğu iddia edilen Ali Rıza Efendi'nin fotoğrafını gördüğünde, "Bu bizim peder değildir" demesi ve hayatı boyunca babasından bir kere bile bahsetmemesi , babasının kimliğinin "malum değildir" hükmünü kuvvetlendirir. Rivayetler, annesi Zübeyde Hanım'ın metresi olduğu söylenen bir Sırp, Bulgar veya Roman'dan hamile kaldığını öne sürer. Ali Rıza Efendi'nin yaşadığı çöküntü ve erken ölümünün de, evladı olmayan birinin babası olmaya zorlanmasından kaynaklanan manevi ıstıraptan kaynaklandığı belirtilir.
Bu kökü meçhuliyet ve düşük ruh hali, Mustafa Kemal’in hayatı boyunca sergilediği tutumun manevi yansımasıdır. "Türklerin Atası" (Atatürk) olarak sunulan bir şahsın aslen Türk olup olmadığına dair şüphenin bulunması, inşa ettiği tüm milli davanın temellerini çürütmektedir.
MAKAM HIRSI VE SEFAHATİN KARA DEFTERİ: İÇKİ, KADIN VE DENÎLİK
Mustafa Kemal'in kariyeri, saf askerlikten ziyade, makam hırsı ve sefahat üzerine kuruludur. Daha Harp Akademisi yıllarında (18-19 yaşlarında) içkiye başlamış, bu bağımlılık hayatının sonuna kadar sürmüştür. Henüz Kolağası iken içki meclisinde arkadaşlarına makam dağıtırken, kendisinin "Bir adamı başvekil yapabilecek adam" olacağını söylemesi, makam hırsının ta baştan beri var olduğunu gösterir.
Hayatının merkezi, Çankaya'nın dahi "Cinayet, Utanç ve Rezilliğin Merkezi" olarak anılmasına neden olan ahlaki bir sefalet içindedir. Hatta "fuhuş" ve "hırsızlık" gibi fiillere ayrı başlıklar açılmıştır. Milletine karşı duyduğu derin nefreti, bir arkadaşına söylediği şu sözde açığa çıkar: "Onlar (Türk milleti) eşlerini, kızlarını ve kız kardeşlerini ben talep etmeden önce bana takdim ediyorlar".
Bu şahsın ikiyüzlülüğü, içki masasındaki bir olayla daha da belirginleşir. Falih Rıfkı’nın aktardığına göre, Vali perdeyi çekmek isterken, Mustafa Kemal, "Halk, bizim burada dansöz oynatacağımızı sanıyorlar. Bu nedenle bizim içki içmekten başka bir şey yapmadığımızı görmeleri için perdenin açık kalmasını emrettim" demiştir. Bu cüret, ahlaki rezilliği siyasi bir ilke haline getirme, yani ahlakın softaca ve halkça zorlanmasına karşı koyan bir 'Hürriyet' maskesi takma şekavetinden başka bir şey değildir.
KORKAKLIK VE İ....
Mustafa Kemal’in askerî dehası efsanesi, Suriye cephesindeki bir felaketle çöker. 7. Ordu Komutanı iken, Alman General Liman Von Sanders'in raporunu ihmal ederek "delice bir emir"le ani geri çekilme kararı almış , bu geri çekilme, düşmanın saldırısıyla mükemmel bir zamanlamayla örtüşmüş ve neticede yaklaşık 100,000 Türk askerinin Dürzi ve Ermenilerin kurşunlarıyla öldürülüp esir düşmesine yol açmıştır.
Bu i.... 'in asıl vesikası, İngilizlerin tavrında saklıdır. Mütareke döneminde, Suriye fatihi İngiliz General Allenby bizzat İstanbul hükümetinden, Mustafa Kemal’i Musul petrol bölgesinin güvenliğinden sorumlu olan 6. Ordu Komutanlığı'na tayin etmesini talep etmiştir. Bu, Allenby’nin onu 'güvenilir' gördüğünün ve Suriye’deki felaketin, onunla yapılan gizli bir anlaşmanın sonucu olabileceğinin en büyük kanıtıdır. Samsun yolculuğundaki İngiliz koruması bu tertibin ilk işaretiyken, Allenby'nin güveni bu tertibin son damgasıdır.
Bu i...., sadece Batı'ya değil, İslâm kardeşliğine de yönelmiştir. Kazım Karabekir Paşa'nın şaşkınlıkla karşıladığı bir şifrede, Mustafa Kemal'in Bolşeviklerle ittifak kurarak, Kafkas Müslüman devletlerini (Azerbaycan, Dağıstan) Bolşevik istilasına açma ve "Kafkas şeddini arkadan yıkacak tahşidata başlama" planı ortaya çıkar. Kazım Karabekir'in bu durum karşısında "dona kaldım" demesi , ihanetin dehşetini göstermektedir.
İNKILAPLAR PERDESİ ALTINDAKİ MANEVÎ YIKIM
İnkılaplar, "Türk Milletinin Kökünü Kazıma Girişimi"nden başka bir anlam taşımaz. Bunlar, Tanzimat'tan miras alınan "maymunvâri taklit" hareketinin zirve noktasıdır.
I. HİLAFETİN İLGASI VE MAYMUNVÂRİ TAKLİT:
Hilafetin kaldırılması, Batı’nın en büyük korkusunu gidermiş ve Mustafa Kemal’i Batı nezdinde 'göz kamaştırıcı' bir lider yapmıştır. Medeni Kanun, Latin Alfabesi ve tatil günlerinin değiştirilmesi gibi icraatlar, İslâm medeniyeti ile Batı medeniyetini "cahilce ve sathî bir bakış açısıyla" kıyaslamanın ürünüdür. Amaç, ruh cevherini fesada uğratmak ve kör taklit yoluyla milleti köklerinden koparmaktır.
II. FÖTR ŞAPKANIN HÜKMÜ
Şapka Kanunu, basit bir kıyafet değişikliği değil, İslami kimliğe yöneltilmiş doğrudan bir tecavüzdür. Rıza Nur'un da itiraf ettiği gibi, şapka, zünnar ve haçtan sonra "üçüncü küfür alametidir". Zira bu giysi, Hıristiyanların, Müslümanlara karşı savaşırken taktıkları sembolik bir tecessümdür.
Bu kanunun infazı, hukuki abesliğin zirvesidir. İskilipli Atıf Hoca'nın Şapka Kanunu'ndan aylar önce yazdığı, Maarif Vekaleti'nin izniyle basılmış "FRENK MUKALLİTLİĞİ" eseri bahane edilmiş. Kanunların geçmişe yürümezliği (makabline şümulü olmaz) kaidesi çiğnenerek, Hoca Ankara'daki İstiklâl Mahkemesi'ne sevk edilmiştir. Hoca, "zatiyle, imâniyle, din asabiyetiyle, İslâmî şahsiyetiyle suçlu" olduğu için mahkûm edilmiş, Müddei-yi Umumî'nin talep ettiği 3 yıl hapis yerine idama mahkûm edilmiştir. Daha da iğrenç olanı, Kılıç Ali'nin idam anında merhumun başına zorla şapka geçirip hakaret etmesidir. Bu, "abes şaheseri" bir zulüm örneğidir.
III. HARF İNKILABI VE DİLİN KATLİ
Latin alfabesinin zorla dayatılması, Türk Milletinin kültürel köklerini kazıma girişimidir. Mustafa Kemal'in bizzat bir medrese ziyaretinde, hocaya "Şimdiye kadar Türk gençlerini cepheye gitmekten alıkoymak ve genç zihinlerini şu karanlık odalarda Arapça öğretmekle meşgul etmek haramdır... Çünkü günümüzde Arapça, ilim ve sanayi dili olmaktan çıkmıştır" demesi, milletin tarih ve maneviyatla olan bağlarını kasten koparma gayesini gösterir. Bu, milleti, kendi öz ruhunun cevherinden uzaklaştırmak için atılmış en öldürücü adımlardandır.
MAZLUMLUK TACININ NURLU TİMSALLERİ
Zulüm mekanizması, kitlelere dehşet salmak için toplumun en dindar ve yüksek ahlaklı şahsiyetlerini hedef almıştır. Bu şahsiyetler, din mazlumluğunun nurlu timsalleridir.
I. İSKİLİPLİ ATIF HOCA:
Atıf Hoca'nın davası, suçun fiilde değil, kişinin varoluşunda aranmasının en acı örneğidir. O, herhangi bir fiiliyle değil, "zatiyle, imâniyle, din asabiyetiyle, İslâmî şahsiyetiyle suçlu" idi. Giresun'da tertip edilen komik bir mizansen (yalan mektup iddiası) ilk mahkemede bozulmuşken, Hoca Ankara’da "Kel Ali" lakaplı Ali Çetinkaya’nın başkanlık ettiği en korkunç İstiklâl Mahkemesi'ne sevk edilmiştir.
Mahkeme sürecinde iddia makamı, hoca için en fazla 3 yıl hapis cezası talep etmişken , heyet onu idama mahkûm etmiştir. Bu, Mahkeme'nin adaletten değil, siyasi tasfiye emrinden hareket ettiğini gösterir. Atıf Hoca'nın idamdan önceki gece rüyasında Hz. Resulullah’ı görerek "Yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla uğraşıyorsun?" sözünü duyması üzerine müdafaasını yırtması , şehadetinin manevi mührüdür. Darağacında son sözü, "Zalim ve kaatillerle elbette Mahşer gününde hesaplaşacağız!" fısıltısıdır.
II. BEDİÜZZAMAN SAİD NURSÎ:
Bediüzzaman Said Nursî'ye uygulanan zulüm, "idam veya devamlı hapis gibi bir defaya mahsus bir iş değil, Çin işkencesine benzer bir şey"dir. Bu, ruhunun ve maddesinin "lif lif yolucu ve kopartıcı bir muamele" görmesi, kafasına ağır ağır su damlaları indirilerek çıldırtılan mazlumlar misali manevi bir baskı altında tutulmasıdır. Uzun senelerce süren bu zulüm, sürekli tarassut ve manevi baskı şeklinde tezahür etmiştir; hatta Kaymakam, Said Nursî'nin insanlarla görüşüyor diye camiden men edilmesini emretmiştir. Said Nursî'nin bu zalim döneme karşı direnişi ve tevhid sırrını Kur'ân'ın tefsiri mahiyetindeki Nur Risaleleri ile yayması, zulmün maksadını boşa çıkaran en büyük keramettir.
III. ESSEYYİD ABDÜLHAKÎM ARVASÎ
Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri, zahirde idam veya işkence görmemiş olsa da, mazlumiyeti daha derin bir noktadan kaynaklanır. O, seksen yıllık ömrünün son 40 senesini, "İslâmiyete edilen zulümleri ciğerinin her lifinde ayrı ayrı hissederek" yaşadığı için en büyük mazlum kabul edilir.
O, Üstad Necip Fazıl'ın kendi mürşidi ve devrinin en büyük velilik makamı olan "Kutb-ül-İrşad"dır. Onun kemalinin sırrı, "keramet saklamaktaki harika" ve Batılın telaş ve didinme usulüne karşı sergilediği "muhteşem bir heybet ve temkin"dir. Abdülhakîm Efendi'nin "Allah sırrını emmine verir; bilen söylemez, söyleyen de bilmez!" sözü, gerçek velinin nefsanîyetten uzak, ilahi iradeye teslimiyetini gösterir. Onun varlığı ve manevi duruşu, sahte veli taslaklarının ve siyasi hırs peşinde koşanların aksine, zulme karşı en yüksek derecede mahzuniyet göstermenin ta kendisidir.
Zulmün mekanizması, birbirine düşman etme taktiği üzerine kuruludur. Kur'ân Kursları (Süleymancılar) ile İmam-Hatip ve Enstitü öğrencileri arasındaki acı ve kanlı bıçaklı dalaşma, "Nemrud'un askerlerini eğlendirmek için, ellerindeki esirlerin iki kampa ayrılıp birbirini boğazlamaya kalkması kadar hazin" bir manzaradır.
Kur'ân Kurslarına yöneltilen "şeriat devleti kurmaya çalışmak" veya "Rabıta prensipi yüzünden şirk ve küfre düşmüş olmak" gibi ithamlar, aslında onların İslami şahsiyetinin gücüne karşı yapılan hınç dolu gammazlıklardır. Hakikatte, rejimin gözünde her iki topluluk da "musluğu kapatılması lâzım, fakat bir kere açıldıktan sonra kapatılması imkânsız" iki sevimsiz softa ocağıdır.
Bu ihtilafın kaynağı, dış tesire tâbi ve din karakterine mahrum, küçücük bir "klik"tir. Bu klik, Kur’ân Kurslarından tüten şeriat tamamlığı ve tasavvuf zevki havasından boğulmuş; bu hava galip gelirse kendilerine hiçbir vücut hikmeti kalmayacağını anlamıştır. Bu ortak zulüm zemini, aradaki nefsanî ihtilafı derhal tasfiye etmeyi ve "farz kuvvetinde bir borçla" (birleşme) kenetlenmeyi zaruri kılar.
Tarihi, kuru sıkı pohpohlamadan arındırdığımızda, önümüzde iki zıt kutup belirir: Bir yanda makam, sefahat ve hıyanet üzerine kurulu bir "Put Adam," diğer yanda Allah'a ve Resulüne bağlılıktan dolayı zulüm gören "din mazlumları."
Bu tablo, resmi methiyelerin yalan binalarını yıkar ve hakikatin kılıcını çeker. Zulme karşı en büyük cevap, ideolojik, nefsi ve hizipçi ihtilafları bir kenara bırakarak yekvücut olmaktır. Bu borcun yerine getirilmesi, Komünist Manifesto'nun son cümlesindeki hikmetin, İslam dünyasına tatbik edilmesidir: "Öz yurdunda proleter hayatı süren İslâm bağlıları; birleşiniz!".
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)