Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Türk düşünce ufkunda Marksist-Leninist diyalektiği, İbn Haldun’un asabiyet teorisiyle mezcederek nev-i şahsına münhasır bir "Tarih Tezi" inşa etmiştir. Kıvılcımlı, özellikle "Antika Tarih"in seyrini, üretici güçlerin tıkanması neticesinde "Barbar" toplulukların gerçekleştirdiği "Tarihsel Devrimler" üzerinden izah eder. Ne var ki bu makale; Kıvılcımlı’nın eşyayı ve hadiseleri kavrayış usulünün, tarihi sadece maddi üretim ilişkileri ve biyolojik-sosyal döngülere (sikluslara) hapsetmesi hasebiyle, varlığın hakikatine karşı derin bir "ontolojik körlük" içinde olduğunu iddia eder. Çalışma, Kıvılcımlı’nın Osmanlı tarihinin "maddesini" ararken, o maddeyi ayakta tutan ve ona istikamet veren manevi ruhu, sosyolojik birer fonksiyon seviyesine indirgemesini, Ehl-i Sünnet akidesi ve eşyanın metafizik buudu çerçevesinde tenkit etmektedir. Tarih, sadece geçmişin tozlu raflarında biriken vakayinameler yığını değil; bir cemiyetin varlık muhasebesi ve geleceğe matuf hamle çapıdır. Hikmet Kıvılcımlı, Batı’nın sığ ve taklitçi tarihçilik anlayışından tecerrüt ederek, tarihin motor gücünü "Tarihsel Devrim" ve "Sosyal Devrim" ikilemiyle açıklamaya çalışmıştır. O, Osmanlı Devleti’ni "Barbar" enerjisinin medeniyet kokuşmuşluğunu tasfiye ettiği en muazzam örnek olarak takdim eder. Ancak Kıvılcımlı’nın kullandığı neşter, maddeci bir dünya görüşünün ürünü olduğu için, tarihin kalbindeki "mutlak hakikati" ve "ilahi takdiri" cerrah titizliğiyle ayıklayıp dışarıda bırakmıştır.
Kıvılcımlı, vahyi ve peygamberlik müessesesini, Hicaz’daki tefeci-bezirgân sermayenin yarattığı iktisadi ve sosyal tıkanıklığa bir "çıkış yolu" olarak takdim eder. Ona göre, Mekke’deki üretim ilişkileri kilitlenmiş, eski kabile düzeni bozulmuş ve toplum yeni bir nizama muhtaç hale gelmiştir. Bu noktada vahy, Kıvılcımlı’nın kaleminde ilahi bir hitap olmaktan çıkar; adeta sosyal bir patlamanın "formülasyonu" ve toplumsal bir ihtiyacın "ideolojik yansıması" haline gelir.
Buradaki temel sapma, "sebep" ile "vasıta"nın yer değiştirmesidir. İslamî dünya görüşünde vahy, sosyal şartların bir ürünü değil, sosyal şartları ıslah etmek için inzal edilen ilahi bir müdahaledir. Kıvılcımlı ise bu hiyerarşiyi tersyüz ederek, Yaratıcı’yı adeta sosyal nizamı düzenleyen bir "üst-kod" seviyesine indirger. Bu, gaybın (bilinmeyenin ve duyular ötesinin), maddenin ve ekonominin dar kalıpları içinde boğulmasıdır.
Kıvılcımlı’nın analizinde Hz. Peygamber (sav), ilahi bir elçi olmaktan ziyade, bedeviliğin "komün gücünü" ve "bozulmamış enerjisini" kokuşmuş şehir aristokrasisine karşı harekete geçiren dahi bir stratejisttir. Kıvılcımlı, Siyer kronolojisini okurken, her mucizevi hamleyi bir "taktik başarı" veya "sosyolojik zorunluluk" olarak açıklar.
Bu perspektif, peygamberliğin özü olan "Nübüvvet" nurunu tasfiye eder. Peygamber, sadece toplumun sancılarını dindiren bir hekim değil, eşyanın hakikatini Allah’ın bildirmesiyle gören ve gösteren bir rehberdir. Kıvılcımlı’nın "sosyolojik peygamber" kurgusu, insanlığın ufkunu göklere değil, toprağa ve üretim ilişkilerine çivilemektedir. Oysa sahabe kadrosunu inşa eden ruh, iktisadi bir bölüşümün vaadi değil, "ölmeden evvel ölmek" sırrına ermiş bir iman vecdidir.
Kıvılcımlı, Kur’an-ı Kerim’in ahkâmını incelerken, bu hükümleri o günün üretim biçimlerini (Barbarlık ve Medeniyet geçişi) dengeleyen bir "toplum sözleşmesi" gibi ele alır. Miras hukukundan aile düzenine kadar her şeyi, göçebelikten yerleşik hayata geçişin yarattığı sarsıntıları dindiren mekanizmalar olarak görür.
Bu noktada "Vahyin Sosyolojize Edilmesi", kutsalı tarihsel bir paranteze hapseder. Eğer vahy sadece o günün sosyal şartlarının bir çözümü ise, zaman ve mekân değiştiğinde geçerliliğini yitiren bir "tarihsel belge" konumuna düşer. Kıvılcımlı’nın materyalist mantığı, Kur’an’ın ezeli ve ebedi olan "mutlak" yönünü, tarihin geçici ve değişken olan "göreli" yönüne kurban eder. Gaybın sesini, pazar yerinin ve toprak kavgasının gürültüsüne boğar.
Kıvılcımlı’nın en büyük yanılgısı, İslam’ın getirdiği "Adalet" kavramını sadece maddi bölüşüm ve mülkiyet ilişkileriyle sınırlamasıdır. Ona göre İslam bir "Sosyal Devrim"dir. Evet, İslam sosyal adaleti emreder; ancak bu adalet, kökünü "Tevhid" akidesinden ve kulun Allah karşısındaki sorumluluğundan alır.
Maddi temeli olmayan bir mana, havada asılı kalır; fakat manası olmayan bir madde de sadece cesettir. Kıvılcımlı, İslam’ın "maddesini" (iktisadi ve sosyal tezahürlerini) teşrih ederken, o bünyeye can veren "ruh"u (metafiziği) yok saymıştır. Bu, bir insanı incelerken onun sadece kemik yapısını ve sindirim sistemini anlatıp, rüyalarından, ideallerinden ve yaratıcısıyla olan bağından hiç bahsetmemeye benzer.
Kıvılcımlı’ya göre medeniyetler, gelişimlerinin bir aşamasında üretim ilişkilerinin tıkanmasıyla "parazitleşir" ve kokuşur. Bu noktada, dışarıdan gelen ve henüz sınıflaşmamış olan "Barbar" topluluklar, bu kokuşmuş yapıyı bir balyoz gibi yıkarak "Tarihsel Devrim"i gerçekleştirirler. Kıvılcımlı, bu süreci anlatırken Barbar’ı adeta tabiatın bozulmamış, saf ve "komüncü" gücü olarak romantize eder.
Buradaki temel mesele şudur: Kıvılcımlı, Barbar topluluğun hareketini sadece "doğal bir seleksiyon" veya "sosyal bir zorunluluk" olarak görür. Onun nazarında Barbar, "tarihin ebesi"dir. Fakat bu ebelik, ruhsuz bir cerrahi müdahaleden farksızdır. Bir topluluğu sadece "bozulmamış gelenek" ve "kolektif aksiyon" üzerinden tanımlamak, o topluluğun ufkunu yeryüzünün toprağına hapsetmektir. Kıvılcımlı, Barbar’ı yüceltirken onu metafizik bir gayeden yoksun bırakmış, sadece yıkıcı ve tazeleyici bir "biyolojik motor" seviyesine çekmiştir.
Kıvılcımlı, Osmanlı’nın kuruluşundaki "Gaza" ve "Cihad" hamlelerini, Barbar toplulukların "ganimet bölüşümündeki eşitlikçi tavrı" ve "kan bağına dayalı dayanışması" (asabiyet) ile açıklar. Ona göre Gaza, aslında Barbar akıncılığının medeniyet diliyle ifade edilmiş bir formudur. Gazi ise, İslam potasında erimiş bir Barbar’dan başka bir şey değildir.
Bu noktada "Gaza Ruhu" tamamen tasfiye edilmektedir. Zira Gaza; sadece bir toprağı zapt etmek veya bir ganimeti eşitçe bölüşmek değil, "Allah’ın adını yeryüzünde yüceltmek" (İlay-ı Kelimetullah) davasıdır. Kıvılcımlı, bu davanın "maddi temelini" ararken, davanın "kendisini" yok etmiştir. Gaza, bir "Barbar akını" değildir; o, maddeyi mananın emrine veren bir "iman taarruzu"dur. Kıvılcımlı’nın materyalist mantığı, bir dervişin veya akıncının kalbindeki "şehadet" arzusunu, "komüncü toplumun ortak mülkiyet içgüdüsü" ile açıklamaya çalışarak, dikey olan kutsalı yatay olan sosyal kategoriye kurban etmiştir.
Kıvılcımlı, Osmanlı’nın Bizans topraklarındaki ilerleyişini, köylüyü tefeci-bezirgân sermayenin baskısından kurtaran bir "Tarihsel Devrim" olarak görür. Bu devrimin başarısı, Barbar’ın mülkiyet tanımaz, eşitlikçi ve kolektif karakterine bağlanır.
Ancak tarihin şehadeti şudur ki; Osmanlı’yı sadece bir "toprak reformcusu" veya "adaletli vergi toplayıcısı" olarak görmek, buzdağının sadece görünen kısmına bakmaktır. Osmanlı’nın fethettiği yerlerdeki başarısı, "Barbar dinamizmi"nden ziyade, o dinamizmi "İslam adaleti" ve "nizam-ı alem" mefkûresiyle dizginlemesinden kaynaklanır. Kıvılcımlı, "Barbarlığı" (vahşeti ve sınıfsızlığı) bir fazilet olarak sunarken, aslında medeniyet inşa eden asıl gücün "Barbarlığın ihyası" değil, "insanın inşası" olduğunu ıskalamaktadır. Barbarlık bir başlangıç olabilir, fakat o başlangıcı bir "Cihan Devleti"ne dönüştüren şey, Kıvılcımlı’nın "üstyapı" diyerek küçümsediği imanî ve irfanî derinliktir.
Kıvılcımlı’nın tezinde, Roma’yı yıkan Cermen kabileleri ile Bizans’ı yıkan Osmanlılar aynı "Barbarlık" kategorisinde değerlendirilir. Aralarındaki fark sadece "zaman ve mekân" farkıdır. Her ikisi de "Antika Medeniyet"in kokuşmuşluğunu temizleyen tarihsel süpürgelerdir.
Bu teşhis, niteliksel bir körlüktür. Roma’yı yıkan Cermen Barbarlığı bir yıkım ve kaos getirirken (Vandalizm), Osmanlı’nın "Gaza" hamlesi bir inşa ve nizam getirmiştir. Aradaki bu devasa farkı "maddi üretim ilişkileri" ile açıklamak mümkün değildir. Bir tarafta sadece "yıkma" içgüdüsüyle hareket eden bir kütle enerjisi, diğer tarafta "Hakk"ı ikame etme şuuruyla hareket eden bir disiplin vardır. Kıvılcımlı, Barbar’ı romantize ederken, Gaza’nın o disipline edici, mülkiyeti ve hırsı terbiye eden manevi yönünü görmezden gelmiş; neticede Gaziyi, sadece "biraz daha organize olmuş bir Barbar" seviyesine indirgemiştir.
Kıvılcımlı’nın tarihî maddeciliği, "Adalet" kavramını sadece "üreticinin sömürülmemesi" ve "mülkiyetin merkezileşmesi" parantezine hapseder. Ona göre Osmanlı’yı adil kılan şey, toprağın "Miri" (devlete ait) olması ve tefeci-bezirgân sermayenin bu toprağa sızmasının engellenmesidir.
Buradaki temel ontolojik hata şudur: Adalet, maddi bir bölüşümün neticesi değil, ilahi bir emrin yeryüzündeki tecellisidir. Kıvılcımlı, adaleti bir "sonuç" (üretim ilişkilerinin bir ürünü) olarak görür. Oysa Osmanlı şuurunda adalet, bir "sebep"tir; devletin varlık gayesidir. Kıvılcımlı, toprağın mülkiyet formunu "ruh" (maddeye can veren ilke) sanmaktadır; halbuki mülkiyet formu sadece bir "ceset"tir. Cesede can veren ise "Nizam-ı Âlem" davası ve Allah’ın hududunu koruma iradesidir. Adalet mekanikleştiği an, sadece bir vergi ve asayiş meselesine dönüşür ki bu, Osmanlı’yı sıradan bir bürokratik aygıta indirgemektir.
Kıvılcımlı, Dirlik sistemindeki "Tımar" sahibini (Sipahi), adeta bir "kamu mülkiyeti memuru" veya "sosyalist bir dağıtım neferi" gibi tasvir eder. Sipahi’nin köylü üzerindeki denetimini, toprağın verimliliğini koruyan mekanik bir dişli olarak görür.
Fakat bu bakış, Sipahi’nin ve tebaanın kalbindeki "emanet" şuurunu tamamen tasfiye eder. Osmanlı dirlik düzeni, sadece bir "tarım ekonomisi modeli" değildir; o, "insanı yaşat ki devlet yaşasın" düsturunun toprak üzerindeki ahlaki mimarisidir. Kıvılcımlı’nın analizinde Sipahi bir "ekonomik birim"dir; oysa hakikatte o, bir "uç beyi", bir "gaza neferi" ve mahallesindeki adaletin "ahlaki muhafızı"dır. Kıvılcımlı, çarkın nasıl döndüğünü (mekaniği) anlatırken, o çarkı döndüren suyun (imanî vecdin) kaynağından yine ve yine hiç bahsetmez.
Kıvılcımlı, Osmanlı’nın çöküşünü "Dirlik Düzeni"nin bozulmasına, yani tefeci-bezirgân sermayenin "Miri Toprak" sistemini kemirerek özel mülkiyeti (çiftlikleşmeyi) getirmesine bağlar. Ona göre düşman dışarıda değil, sistemin dişlileri arasına giren bu "ekonomik mikrop"tur.
Bu teşhis, madde planında doğru görünse de sebep-sonuç ilişkisi bakımından terstir. Osmanlı’da mülkiyet rejimi bozulduğu için ruh pörsümemiş; bilakis, ruh pörsüdüğü, aşk ve vecd kaybolduğu, dünya hırsı imanın önüne geçtiği için mülkiyet rejimi bozulmuştur. Kıvılcımlı, "madde maddeyi bozar" der; biz ise "mana çekilirse madde kokuşur" diyoruz. Eğer bir toplumda "kanaat" ve "hakkaniyet" ruhu diriyse, hiçbir tefeci-bezirgân sermaye o kale kapısından içeri sızamazdı. Kıvılcımlı, hadiseyi sadece bir "sistem arızası" (mekanik hata) olarak görür; oysa karşımızdaki bir "ahlak bozgunu"dur (ruhi inkıraz).
Kıvılcımlı’nın Tarih Tezi’nde insan, üretim güçlerinin ve "siklus"ların (döngülerin) içinde sürüklenen bir figürandır. Dirlik düzeni tıkandığında, insanın yapabileceği bir şey yoktur; tarihsel zorunluluk hükmünü icra edecektir.
Bu deterministik (gerekirci) anlayış, tarihi bir laboratuvar deneyine dönüştürür. Adalet, bu laboratuvarda ölçülüp biçilen bir niceliktir. Oysa tarih, iradenin ve şahsiyetin şahlandığı yerdir. Osmanlı’nın en zor zamanlarında ortaya çıkan "İlb" ve "Eren" tipolojisi, maddi şartların değil, o şartlara başkaldıran bir ruhun eseridir. Kıvılcımlı, adaleti mekanikleştirerek aslında insanı da mekanikleştirmiş; onu tarihin öznesi olmaktan çıkarıp, ekonomik sınıfların bir fonksiyonu haline getirmiştir.
Sonuç olarak; Hikmet Kıvılcımlı, Osmanlı’nın "maddesini" büyük bir maharetle tasnif etmiş ancak o maddeye istikamet veren "Ruh"u tahlil dışı bırakmıştır. Kıvılcımlı’nın teşhis ettiği "tefeci-bezirgân" kokuşmuşluğuna karşı sunulacak gerçek reçete, sadece iktisadi düzenlemelerden ibaret bir mekanik devrim değil; maddeyi ve mülkiyeti Allah’a kul olma şuuruna bağlayan, eşyayı hakikatine kavuşturan asil ve manevi bir nizamdır. Tarih, maddelerin kör dövüşü değil, sonsuzluk ufkuna ayarlı bir iman hamlesidir. Kıvılcımlı’nın tezi bu hamlenin sadece dış kabuğunu görmüş, özündeki kutsal sırrı ise ıskalamıştır.
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Hasan KARADEMİR
Hikmet Kivilcimli'nin Tarih Tezinin Eleştirisi
Songül KARAMAN
BEKLER KABEM
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Hamdi TEMEL
Kaynatılan Su Mikroplastiklerden Kurtulabilir Mi?
Ömer Naci Yılmaz
Gökyüzüne Bak
Seyfettin BUDAK
İnsanlık Görünmez Bir Bilinç Savaşının İçinde mi?
Hüseyin KURT
Bir Yanlışı Eleştirmek, Diğerini Savunmak Değildir
Recep YAZGAN
İş bankası’nın kapısına ‘haram’ yazılacak mı!
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)