"Özgürlüğün tahakkümü" (özgürlüğün egemenliği veya baskısı), ilk bakışta çelişkili (oksimoron) görünen ama felsefe, siyaset bilimi ve sosyolojide derin karşılıkları olan çok güçlü bir kavramdır. Özgürlüğün kendisinin nasıl bir baskı unsuruna dönüşebileceğini ya da bireyin üzerinde nasıl bir otorite kurabileceğini anlatır. Modern dünyada birey "özgür" olmaya mahkumdur. Jean-Paul Sartre'ın ünlü "İnsan özgürlüğe mahkumdur" sözü bu durumu özetler. Her an, her konuda seçim yapmak zorunda olmak ve bu seçimlerin tüm sorumluluğunu tek başına üstlenmek, birey üzerinde muazzam bir psikolojik baskı (tahakküm) yaratır. Seçme özgürlüğü, bir süre sonra bir zorunluluğa ve kaygı kaynağına dönüşür. Şunu da unutmamak lazım: Özgürlük, her şeyi istediğin gibi yapabilmek değildir... Hayvanlaşmak, başkalaşmak veya menfi nisbette kendini aşmaktan ziyade, insanın kendi özünü isteyişidir.
Sosyolog Byung-Chul Han’ın analizlerinde bu durum çok net görülür. Modern tahakküm, dışarıdan bir baskıcı (kral, diktatör, patron) tarafından uygulanmaz. Sistem bireye "Özgürsün, yapabilirsin!" der. Birey, özgür olduğunu düşünerek daha çok çalışır, kendini geliştirir, sınırlarını zorlar. Ancak bu süreçte kendi kendini tüketir (tükenmişlik sendromu). Burada özgürlük illüzyonu, en kusursuz tahakküm aracına dönüşmüştür; çünkü insan köleleştirildiğini fark etmez, aksine kendini gerçekleştirdiğini sanır. Modern iktidar bireyi zorla hizaya getirmez; ona kendi kendini yönetme, kendi kararlarını alma özgürlüğü verir. Ancak bu özgürlüğün sınırları ve rasyonelliği, iktidarın söylemleri (tıp, hukuk, ekonomi, psikoloji) tarafından önceden çizilmiştir. Birey, tamamen özgür iradesiyle hareket ettiğini düşünürken, aslında sistemin ondan beklediği "makbul ve üretken" öznelliği yeniden üretir.
Zygmunt Bauman, "Akışkan Modernite" kavramıyla toplumsal yapıların kalıcılığını yitirdiğini ve her şeyin geçici hale geldiğini belirtir. Geleneksel toplumda bireyin kimliği (mesleği, sınıfı, evliliği) büyük oranda doğumla belirlenirdi. Bugün ise kimlik, sürekli inşa edilmesi ve güncellenmesi gereken bir "proje"dir. Bu akışkanlık içinde beliren "seçim tiranlığı", özgürlüğün bir başka tahakküm biçimidir. Tüketim kültürünün sunduğu sonsuz seçenekler (hangi kariyer, hangi eş, hangi beslenme modeli, hangi dijital kimlik) özgürlük gibi pazarlanır. Ancak bu durum, bireyi sürekli "en doğru seçimi yapma" kaygısıyla felç eder. Barry Schwartz’ın Seçim Paradoksu çalışmasında gösterdiği gibi, seçeneklerin artması özgürlük değil, tatminsizlik ve suçluluk duygusu üretir.
Rousseau'da bu minvalde «İnsanın başına gelen belaların müsebbibi mal mülk arayışıdır.» diyerek mal mülk isteğinin karşılanması için potansiyel makyavelist tavırların teşhisini gerçekleştirir. Kendini aşmak amaçlı kullanılan makyavelizm, gerekirse -Aristo mantığıyla- efendi ruhlu birinin köle olarak dahi iş görebileceğini ifade eder. Özgürlüğünden vazgeçmeyi ise insanın sorumluluklarından vazgeçmesi ve bir “ahlak” düşüncesi olmayışı olarak açıklar. Özellikle günümüzde ahlak teftişi olan ahlaksızlıklardan «özgürlüğü» anlayabilirsiniz.
Özgürlüğün zıttı olan tahakküm ve dominasyon süreci, modern dünyada yerini gösteri ve acının gösterilmesinden arındırmıştır. Artık tahakküm ve dominasyon, iz bırakan değil bir parça değil; yaşamın kendisini hedef alan bir bütün haline gelmiştir. Tanımı gereği Ceza, fazladan fiziksel acıdan pek ayrı düşünülemez. Maddi olmayan bir ceza ne olurdu ki? Dolayısıyla, modern ceza adaleti mekanizmalarında "işkenceci" bir öz kalmaktadır - tam olarak kontrol altına alınamayan, ancak giderek daha geniş ölçüde maddi olmayan bir ceza ile örtülmüş olan bir öz. Günümüzün özgürlük mekanizması, bireyin mantığını ve muhakemesini; ele geçirilmiş bir posa halinde kendisine sunuyor. Su ise onlarda... Özellikle cezada amaç ıslah etmek değil, ruhu istismar ve köle etmektir. Adalet sistemindeki felç, sistemin zayıflamasından ziyade, yetkinin düzensiz dağılımından, yetkinin belirli bir sayıda noktada yoğunlaşmasından ve bunun sonucunda ortaya çıkan çatışmalardan ve kesintilerden kaynaklanmaktadır. Devletteki mekanizmalarda yetkinin getirdiği orantısız tepkide denebilir.
Suç ve cezanın varlığı ise kökünde yatan kibir veya diğer nefsani arzulardan kaynaklanır ve bu suçun cezası ise günümüzde -ezcümle- zamandır. Kanunlar, belirli bir suça belirli bir cezayı eşleştirmişti. Suç işlendiği anda ve hiç vakit kaybetmeden ceza gelecek, kanunun söylemini hayata geçirecek ve fikirleri birbirine bağlayan Kanunun, gerçekleri de birbirine bağladığını gösterecektir. Fransız avukat J.M. Servan'a göre metinde anında gerçekleşen bu bağlantı, eylemlerde de anında gerçekleşmelidir. "Şu ilk anları düşünün: bir vahşet eyleminin haberi şehirlerimizde ve kırsalda yayılırken; vatandaşlar, yanlarına yıldırım düştüğünü gören insanlara benzer, herkes öfke ve dehşetle doludur... İşte suçu cezalandırmanın tam zamanıdır: bu fırsatı kaçırmayın; acele edin, suçluyu suçlu bulup yargılayın. İşkence mekanizmalarınızı kurun, suçluyu kamuya açık meydanlara sürükleyin, halkı yüksek sesle çağırın; o zaman halkın, barış ve özgürlük ilanında olduğu gibi, kararlarınızın ilanına da alkış tuttuğunu duyacaksınız; bu korkunç manzaralara, sanki kanunların zaferine koşar gibi koştuklarını göreceksiniz. ¹ (J. M. Servan, Discours sur l'administration de la justice criminelle, 1767, p. 35-36.)
Foucault'un sözü tekrar hatırlanmalı:
«Le temps, opérateur de la peine.»
(Zaman, cezanın -asıl- uygulayıcısıdır.) Çünkü maddi olmayan bir ceza, ne olabilir ki? Bunu kamuda, özellikle «anma»larda görebiliriz... Hepimiz Hrant'ın diyen insanların arasında Hrant'ın katline o dönem cevaz veren, sevinen acımasızların olamayacağını bilemeyiz... Kelepçe, hep ruhumuzda. Öznenin gözleri hep bize dönük ama biz farkedemiyoruz... O yüzden demek lazımdır ki «Hürriyet, belirsizlikte veya "kesin sebep-sonuç" şuurunda değil, irade, zekâ ve sevginin birlikte çalıştıkları ruhun çabasındadır... » Tiranların hukukunda olan bir yöntemdir: «Aynı cezaları uygulamaktan kaçının.» Zaman geçtikçe yaşadıklarımız, bilincimize (qualia) yerleşir ve bağışıklık kazanmış oluruz. Bu ister ödül, ister ceza olsun... Ruhumuzda, olana karşı bir meşruiyet krizi içerisinde adapte süreci yaşarız. Hapishane ise o meşruiyet krizi ve sürecinin donuklaştığı yerdir. Hapishane, genel olarak, "etkili ceza", "temsili ceza", "genel işlevsel ceza", "sembolik ceza" ve "söylem" gibi tüm bu ceza teknikleriyle/retorikleriyle bağdaşmaz. Hapishane karanlık, şiddet ve şüphedir. «Burası, vatandaşın gözünün kurbanların sayısını sayamadığı, dolayısıyla sayının ibret için kaybolduğu bir karanlık yerdir... Oysa, suçları çoğaltmadan cezaların ibret niteliğini çoğaltabilirsek, sonunda cezaları daha az gerekli hale getirebiliriz; ayrıca hapishanelerin karanlığı vatandaşlar için bir güvensizlik kaynağı haline gelir, orada büyük adaletsizliklerin işlendiğini kolayca varsayarlar... Halkın iyiliği için çıkarılan yasanın, halkın minnettarlığını uyandırmak yerine sürekli olarak mırıldanmalarına yol açması durumunda, kesinlikle bir şeyler yanlış gidiyor demektir. »
Hürriyet için hürriyete talip milletler, kendi kendilerinin esiri olmaktan kaçarken, başkalarının esiri olmaya mahkumdur. Yargı ve hukuk mekanizmalarının vatandaşa karşı «başkalaşması» ile temaşa edilebilecek bu hususa dikkat etmek gerekiyor. Fransız halkının mutlak hürriyet ve eşitlik aşkıyla yola çıktığını, fakat bir üst ahlaki/toplumsal çıpa (hakikat) veya güçlü sivil kurumlar olmadan sadece soyut bir hürriyet peşinde koştukları için, çok geçmeden Robespierre'in terör rejimine ve ardından Napolyon'un diktatörlüğüne (başkalarının esaretine) razı olduklarını savunur. Çünkü insana rehberlik edecek bir "hakikat esareti" olmadığında, ortaya çıkan kaos insanları ilk güçlü otoriteye teslim olmaya zorlar. Adorno ve Horkheimer’ın tüm felsefesi tam olarak bu cümlenin kanıtlanması üzerine kuruludur. Onlara göre insanlık, Orta Çağ’ın dogmalarından, kilisenin tahakkümünden ve doğanın baskısından (kendi kendinin esiri olmaktan) kurtulmak için aklı ve hürriyeti seçti (Aydınlanma Çağı). Ancak insanlık özgürleşeceğine; faşizme, bürokrasiye, modern fabrikalara ve kapitalizmin yeni kölelik biçimlerine yakalandı. Yani özgürlük vaadiyle yola çıkan akıl, insanlığı daha rafine bir esarete götürdü. O yüzdendir ki «Hürriyet yok, hakikat var... Gerisi göz bağcılığı...» Hakiki hürriyet, hakikate esarettir ölçüsü mucibince insan, güvendiğinin; teslim olduğunun yanında özgürdür. Gerisinde ruhunda bir tutukluk, ya da ellerinde bir kelepçe olması kaçınılmaz... Aslında özgürlüğe kavuşma noktasında diktatör rejimlerde hapishanenin tahakkümü de başta dediğim o «hayvanlaşma, başkalaşma ve yabancılaşma»ları meşru hatta insâni bir halmiş gibi göstermektir. Tam bir eşek hürriyeti! Bu insanlar, «kendi yapar, kendi tapar» yaşayışında olurlar devamında... Adorno ve Horkheimer buna "Araçsal Akıl" (Instrumental Reason) derler. Modern insan kendi eliyle devasa hukuk sistemleri, bürokrasiler, piyasalar ve teknolojiler üretmiştir. Fakat bir süre sonra kendi ürettiği bu mekanizmaların karşısında ezilmeye başlar. Kurallar, hukukun vatandaşa "başkalaşması" ile insanı yutan birer canavara dönüşür. İnsan kendi yarattığı sisteme tapınan, onun içinde sadece "işlevsel" olmaya çalışan bir dişli haline gelir.
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Mehmet Nuri BİNGÖL
Nur Dersine Gidişim
Hasan KARADEMİR
Pireye Kizip Yorgan Yakmak
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Songül KARAMAN
Dergah-ı Mevlânada
Ömer Naci Yılmaz
Demokrasi Rezaletleri
Memiş OKUYUCU
Ritim ve Eğitim İlişkisine Yakından Bakmak!
Halil MERT
Milli Savunma Sanayii’nin Görünmeyen Cephesi
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Seyfettin BUDAK
Yorgun olan insan mı, yoksa içinde yaşadığı sistem mi?
Adnan ÖZ
Dünya kupasında hüsran yaşadık!
Recep YAZGAN
Akışa yön veren gençlik nasıl yükselecek!
Öztürk Samuk
Son Yüzyılın Etkili Liderleri
Eyüphan KAYA
Kürtler Ülkemizin Sigortasıdır
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
Kadir Erol
İnsanı İzlemek!
Hüseyin KURT
İlkokul Mezuniyetleri mi, Duygu Gösterileri mi?
Özlem Gürbüz
Adalet Ve Sorumluluk Dengesi
Ravza ZEYBEK
Zehirli Baldır Söyleme
Ahmet SAĞLAM
Birlik Ve Beraberlik
Aydın BENLİ
ANTİMADDE
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Mehmet BOZKURT
Tarih konuşuyor, alınacak dersler var-2
Nihat Güç
Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)