15 temmuz’a giden süreç

Hasan KARADEMİR

07-08-2026 18:50

15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişimi esnasında anlık duygularla yazılanlar, aslında olayın tahlili için çok önemli. Özellikle bol propaganda ve dezenformasyon; iktidar cenahında çalkalanırken halkın bu meseleye olan tepkilerine iyice bakmak lazım. Bu araştırma yazımda darbe öncesi yapılan bir takım analizlere ve yapılanlara daha da yakından bir mercek tutacağım.

 

15 Temmuz gecesine giden süreç, aslında 2014 yılından itibaren TSK komuta kademesine yönelik sistemli ve yoğun bir psikolojik savaşın başlatılmasıyla şekillenmiştir. Askeri literatürde "Komuta Kademesi" olarak adlandırılan Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları, bu dönemde Erdoğan’ın siyasi ajandasına tam biat etmeleri için ağır bir medya baskısı ve "cemaatçi" yaftalaması ile karşı karşıya bırakılmıştır. Bu stratejinin temel amacı, orduyu her türlü rejim değişikliğine (Başkanlık Sistemi) müdahale edemez hale getirmek ve TSK içindeki NATO yanlısı profesyonel kadroları tasfiye ederek yerlerine siyasi sadakati yüksek isimleri yerleştirmektir. Siyasi sadakati yüksek isimlerde SADAT’tan seçilmiştir. Bir Twitter kullanıcısının beyanı bu konuda şöyledir:

 

Türkiye de RTE kendine SADAT diye paralel bir ordu kuruyor ve HULUSİ AKAR dan ses çıkmıyor. Vatan hainlerini dışarıda arama, içeriye bak.

 

(12 Mayıs 2016, 9:48)

 

Dün Ergenekon, Bugün Paralel..

Aynı hikaye, biat edecek bir Ordu istiyor..

 

(10 Mayıs 2016, 11:52)

 

Bu anlatılardan sonra ilginç bir tweette başka bir Twitter kullanıcısından görülüyor. 29 Mayıs 2016’da yazmış olduğu bu tweetle sanki 15 Temmuz sonrası manzarayı anlatıyor:

 

“T. Erdoğan: Güvende

Binali Yıldırım: Güvende

Hulusi Akar: Güvende

Hakan Fidan: Güvende

Bekir Bozdağ: Güvende

Türk Milleti: Mevta...”

 

(Emrullah Sazan, @JMS_1881)

 

27 Haziran 2014 tarihinde hükümete yakın Akşam Gazetesi’nde yayımlanan "Karargâhta 40 Paralel Paşa" manşeti, bu psikolojik harekatın en somut örneğidir. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar’ı dahi hedef alan bu yayınlar, aslında komutanlara "ya bizimle hareket edersiniz ya da tasfiye edilirsiniz" mesajını vermiştir.² Bu baskı altında, Genelkurmay ve MİT arasında darbe öncesi sıklaşan görüşmeler, darbe gecesi sergilenen pasif tutumun altyapısını oluşturmuştur. MİT, Emniyet ve emekli askerlerden gelen ve yasal dayanaktan yoksun olduğu iddia edilen "tasfiye listeleri" sürekli komutanların önüne konulmuş; bu durum ordu içinde büyük bir huzursuzluk ve yaklaşan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) öncesi "beka korkusu" yaratmıştır. 31 Mart 2016’da Rasim Ozan Kütahyalı’nın “Hulusi Akar direnmeye kalkışırsa istifasını verir.” (yazısına değinmeye bile gerek kalmadan) yazısına karşılık 31 Mart 2016’da Müyesser Yıldız’ın kaleminden çıkan GENELKURMAY “DARBE” AÇIKLAMASI MI YAPTI? başlıklı yazıdan bölümleri de aktaralım:

 

Bir süredir bir “darbe” havasıdır gidiyor. Kaynak neresi, “Başkomutan”ın gittiği ABD ile Cemaat…

 

Söylentiler ne kadar “benimsendiyse”, Genelkurmay’ın bu sabah yaptığı açıklama, herkes tarafından büyük bir ön kabulle, “darbe söylentilerine cevap” olarak değerlendirildi.

 

Velev ki öyle, ne yani Genelkurmay, “Evet, şu tarihte darbe yapacağız” mı diyecekti?

 

O açıklama, “darbe”ye ilişkin değil, öncelikle Erdoğan’ın Gazetesi Sabah’ın yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’ya karşı yayınlanmış bir e-muhtıradır… Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’a, “TSK’daki paralelle mücadeleye direnirse istifasını verir” diyen Kütahyalı’ya şimdilik, “Marş marş adliyeye” cevabıdır…

 

Genelkurmay’ın açıklamasının kritik bölümü şu:

 

“Bazı medya organlarında hiç bir dayanağı olmadan yapılan haber ve yorumlar doğal olarak kahraman silah arkadaşlarımızın moral ve motivasyonunu olumsuz etkilemekte, tüm mensuplarımızı rahatsız etmektedir. Milletinin engin sevgi ve güveninden güç alan, demokrasiye bağlılığını her ortamda dile getiren Türk Silahlı Kuvvetlerinde idari ve adli mekanizmalar sürekli ve etkin olarak çalıştırılmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde disiplin, mutlak itaat ve tek emir komuta esastır. Hiçbir yasa dışı, emir-komuta hiyerarşisi dışı oluşum ve/veya harekete taviz verilmesi söz konusu değildir.”

 

Yani Genelkurmay da Erdoğan gibi, “Tek ordu, tek komutan var” diyor. Fazlası şu; “İdari ve adli mekanizmaların etkin olarak çalıştırıldığı”, yani “paralelle mücadele edildiği” bildiriliyor.

 

Müyesser YILDIZ

 

(31 Mart 2016)

 

Müyesser Yıldız’ın diğer yazılarından da aktarmalar yapmadan önce şunu da belirtelim. MİT ve Emniyet, “şüpheli personeller ile ilgili bir hazırlığa” 17-25 sonrası başladığı, Ömer Faruk Gergerlioğlu ile yaptığım röportajda belirtilmesi bir yana belli olan bir mevzu. Özellikle 15 Temmuz’a kadar gelen süreçte 28 Haziran’da bile Atatürk Havalimanı’nda bir patlama yaşanması, 4 Temmuz’da verilen olası bir saldırıya karşılık MİT’in talim ve teminat raporu, o dönemki iklimi açıklar vaziyette… Şimdi Müyesser Yıldız’ın yazılarıyla devam edelim:

 

Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu’nun bugünkü, “TSK… Paralel Yapı… Mücadele Stratejisi…” başlıklı yazısını mercek altına alalım. (…) Özetle şunları anlatıyor:

 

– Paralelle bağı olduğu öne sürülen personelin; istihbari bilgiler, somut belgeler üzerinden “emeklilik” veya “istifa” suretiyle TSK’dan ayrılması sağlanıyor. TSK Yüksek Disiplin Kurulu’na sunulan bu tür dosyalarda ise gönüllü ayrılmayanlar için “ihraç işlemleri” de yapılıyor.

 

– TSK, paralel yapı ile ilintili ihbar geldiği anda ihbarın imzalı ve ciddiyet arz eden bilgiler içermesi durumunda söz konusu personeli tedbiren “pasif göreve” çekiyor. Son olarak Genelkurmay Adli Müşaviri de istihbarat raporları üzerine görevden alındı ve Hukuk İşleri Müdürlüğü adı altında faal olmayan bir kadroya çekildi.

 

– Acaba, TSK’da orgeneral seviyesinde paralel komutan olabilir mi? Gerçekten zihinleri kemiren, rahatsız edici bir soru bu. Orduyu töhmet altında bırakmamak lâzım. Zira bu, tehlikeli olur. Öngörülere göre, orgeneral ve korgeneral rütbesinde paralel bağlantılı komutan olmadığı fikri hâkim. Tümgeneral seviyesi izlemede tutuluyor olabilir. Tuğgeneral ve albay rütbesindekilere dair iddialar, uçucu personel ve jandarma teşkilatı bu noktada özellikle inceleniyor.

 

Müderrisoğlu yazısının sonunda ise, “Ağustos 2015 Şûrası’nda terfi sırasında olan 14 generalin, paralel kuşkusu veya somut istihbarat nedeniyle emekli edildiğini, hakkında paralel incelemesi süren 19 generalin pasif görevlere atandığını, tamamının Ağustos Şûrası’nda emekli edileceği” bilgisini veriyor.

 

Somut belgeler… İmzalı ve ciddiyet arz eden ihbarlar… Emeklilik veya istifa suretiyle TSK’dan ayrılmalarının sağlanması… Ancak gönüllü ayrılmayanların ihraç edilmesi…

 

“Kumpas” davalardaki uygulamalardan, bu uygulamalara; “Ne büyük gelişme ve özen” demekle yetinip, Müderrisoğlu’nun yazısının son bölümünde verdiği sayılar üzerinde duralım.

 

27 Haziran 2014 tarihli Akşam Gazetesi’nin, “Karargâhta 40 Paralel Paşa” manşeti üzerinde biraz daha duralım… Haberden sonra neler oldu? Genelkurmay Başkanlığı sert bir açıklama yaptı. Açıklamada özetle şu ifadeler yer alıyordu:

 

“Anılan haber ve yorumlarla, TSK içinde hiyerarşi ve disiplin dışı oluşumların teşkilatlanabildiği imajının yaratılmak istendiği üzüntü ile izlenmektedir. Kamuoyu nezdinde TSK’nın kurumsal kimliği ile mensupları hakkında olumsuz algı yaratma çabasını içeren iddia ve yorumların, hiçbir hukuki, insani ve vicdani dayanağı bulunmamaktadır. İleri sürülen iddiaları araştırmak ve gerekli idari/adli işlemleri yapabilmek için bugüne kadar resmi istihbarat makamlarından somut hukuki hiçbir bilgi ve belge TSK’ya ulaşmamıştır… Her türlü yıkıcı, bölücü ve yasa dışı kişi ve oluşumlardan TSK’nın temizlenmesinin yasal bir görev ve sorumluluk olduğuna inanılmaktadır. TSK bu konu üzerinde önemle ve hassasiyetle durmuştur ve durmaya devam etmektedir. Ancak somut bilgi ve belgeye dayanmayan dedikodu mahiyetindeki maksatlı haber ve yorumlar ile TSK’nın ve mensuplarının yıpratılmaması ve ayrışmalara neden olunmaması için ülkesini ve milletini seven, ülkemizin birlik ve beraberliğine sözde değil özde önem veren her vatandaşımız tarafından azami hassasiyet gösterilmesi gerekliliğine inanılmaktadır.”

 

Genelkurmay, “TSK’nın kurumsal kimliğini ve personelini ilgilendiren her türlü iddianın, titizlikle araştırılmakla birlikte somut bilgi ve belgeye dayanmayan kişileri karalamaya matuf haber ve yorum yapan ve bunu kasıtlı olarak medyaya sızdıran kişiler hakkında hukuki yollara başvurulduğunu ve başvurulmaya devam edileceğini” de duyurdu ve sonra haberin imzalısı Ahmet Dinç, Sabah Gazetesi’nden atıldı ve uzun süre iş bulamadı. Genelkurmay ise önce yalanladı ve bugünlere gelmeden, darbe sürecine gelmeden bile kendiyle çelişti. AKP’nin özellikle 17-25 sonrası TSK’daki Cemaati tasfiye çabalarının sonu olmayınca Abdurrahman Dilipak’ın 6 Nisan 2016’da dediği gibi son tarih olarak 30 Ağustos gözüktü… Amaç ve hesapları neydi peki? “Bütün hesapları, Anayasa değişikliğinden önce, Türkiye Başkanlık sistemine geçmeden bir şeyler yapmak.. Bunun için Şeytanla bile işbirliği yapabilirler.. Ekonomi çöksün, Türkiye bölünsün, Suriye’ye dönsün, kan gölü olsun bölge umurlarında değil gibi…” Bir benzeri olarak “İstihbarat yok, vatandaşı fişleme var. Çözüm yok, hamaset var. Tedbir yok, “misliyle cevap” var. Güvenlik yok, ölüler ve yaralılar var.” diyor 2016’nın Nisan manzarası için Prof. Dr. Sencer Ayata.  Özellikle Mayıs gibi patlamalarla beraber konuşulan bir takım şeyler mevcut. Yılmaz Özdil’in 1 Nisan’da “Darbe olur mu?” sorusundan tutun, Levent Gültekin’in (ki kendisi 15 Temmuz ile ilgili sonrasında skandal itiraflara imza atmış ve ifşa etmiş bir gazetecidir.) olağan konjonktöre karşın “(Erdoğan,) Darbe yapılacaksa ben yaparım.” demiş oldu.” mesajına kadar… Hulusi Akar'ın “Hulusinasyon"larının başarılı olması ardından ortaya atılan yeni bir olası iddiada Cumhurbaşkanı’nın Abdullah Gül olacağıydı… Aklıma gelen ilk hadise: 12 Eylül askeri rejimi döneminde cuntanın desteğiyle kurulan ve Kenan Evren'in 1983 seçimleri öncesinde, halka açık mitinglerde isim vermeden ima ederek "Bunlar bu işi yapamaz/beceremez, onlara oy vermeyin" dediği parti emekli Orgeneral Turgut Sunalp liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) kuruluşu ve yıkılışıydı… AKP’nin iç kavgasında bir tuzak anlaşmazlığı var… Hulusi Akar, Erdoğan’ı tuzağa çekmek istiyor; Erdoğan, Cemaat’i… Abdullah Gül ise ikisinden de rahatsız ancak Akar’ı kullanmak istiyor. Yetki ve “Başkomutan” kim? Erdoğan. 7 Nisan 2016’da Washington Times haberi!

"Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki askeri darbe söylentilerini, yetkilerini genişletmek ve muhalefeti bastırmak için kullanıyor"…  Abdullah Gül meselesi kritik.. Kendi ekibini aylar öncesinden toplamaya çalışan bir adam. @UstAkilOyunlari diye bir hesap, Tayyip’e karşı bir takım lobicilik faaliyetlerinin olduğunu Şubat 2016’da yazmış.

 

1-Bülent ARINÇ

2-Hüseyin ÇELİK

3-Sadullah ERGİN

4-Suat KILIÇ

5- ABDULLAH GÜL

Siz lobi yapmaya devam edin..

 

Reis Başkan olacak....!

 

(3 Şubat 2016, 12:34, @UstAkilOyunlari)

 

7 Şubat’ta Abdullah Gül’den AKP’ye yönelik bir konuşma: “Bu pislik temizlenmez!” Hatta daha da ileriye götürdüğü açıklamaları ve ikiyüzlülükleri de mevcut. Mart 2016’da ise kendisinin yüzüne “Başkanlık uğruna ülkeyi yönetilemez hale getirdin!” derken çevresine bunu “Fişini çektim, çıktım!” diyerek ifade ediyor. 2004 MGK kararının altında Tayyip’le beraber imzasının olması da bir işaret.

 

Bir başka mesele olarak fişlemelere değinelim. Yazıda bazı konular içerisinde geçen MİT’in fişleme listeleri ve Sayın Gergerlioğlu’nun açıklamalarının temellendirilmesi için “şecaat arz ederken sirkatin söyleyenlerle” meseleyi açığa kavuşturmaya gayret edeceğim. “Sirkatin söyleyenler”in başında gelen isim Fatih Tezcan. 2016’nın Mayıs ayında atmış olduğu bir tweeti huzurlarınıza bırakıyorum:

 

“Bugünlerin kıymetini bilin!

 

Kriz yok.

Kriz tacirleri var.

 

Haşhaşi spekülasyonları var.

 

İninden çıkan fitnecileri,

Fişleme günlerindeyiz.”

 

(5 Mayıs 2016, @fatihtezcan)

 

7 kişilik bir kurulun fişleme için hazırlık yaptığı da o dönem medyasının malumu. Özellikle verilerin dağıtılmasının çıkardıkları fişleme kanununda “Fişlemelere yönelik tek istisna” olması, durumun açıklığını ortaya kor vaziyette. 7 kişilik kurulun başındaki isimlerde medyada paylaşıldı… 15 Temmuz’da bahsedilmeyen bir diğer mesele SADAT meselesi… Bu SADAT meselesi söz konusu olunca Cumhuriyet Gazetesi’ni tebrik etmek gerek. 12 Temmuz 2016’da epey cesur bir işe imza atarak AKP’nin paralı askerlerine karşı “Kara delik” , “Savaş Şirketi” ifadelerini cevvalce kullanabilmelerini kutlarım. SADAT meselesi epey kritik ve riskli… Araştırmak isteyenler için CNN Türk’ün ilgili yayınlarını izlemelerini tavsiye ederim. 15 Temmuz ve SADAT’ı bilenler, malum yerlere konuşlandırılan eli silahlı beyaz yeleklileri bu tim için bir dönem iddialarda olan “Ölüm Ordusu” ışığında müşahede etsin.

 

Ve evet… Sonunda 15 Temmuz. “Darbeci” diyebileceğimiz kişilerin çoğunu çağırtan, ölüme yollayan veya sabah yanında namaz kılıp, helikopterinde ağırlayıp akşam kendi yanındaki faresini bile satan “kahramanların”, belirtilen ve korku duyuulan o başkanlık sistemi üzerinde (2018) cirit attığı bir rejimin dönüm noktası.

DİĞER YAZILARI Persona Ve Gölge: Fethullahçilik Örneği 01-01-1970 03:00 Tarih Tekerrür Ediyor 01-01-1970 03:00 Öz-Biçim Çelişkisi 01-01-1970 03:00 Balığı Kılçığından Ayırın 01-01-1970 03:00 Pireye Kizip Yorgan Yakmak 01-01-1970 03:00 ÖZGÜRLÜĞÜN TAHAKKÜMÜ 01-01-1970 03:00 Korku Temelli Dindarlik 01-01-1970 03:00 Günümüzde Ali Şeriati Okumak 01-01-1970 03:00 Fazlur Rahman ve Tarihselciliğin Eleştirel Portresi 01-01-1970 03:00 Bop Tıkır Tıkır İşliyor 01-01-1970 03:00 ÜÇ FIKRA 01-01-1970 03:00 Sosyolojik Bir Bakişla Deyim 01-01-1970 03:00 Hikmet Kivilcimli'nin Tarih Tezinin Eleştirisi 01-01-1970 03:00 HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ 01-01-1970 03:00 HALK (!) PARTİSİ 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman'in tenkid metodu 01-01-1970 03:00 Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri 01-01-1970 03:00 TAKDİM 01-01-1970 03:00 Bir Asırlık Çelişki 01-01-1970 03:00 Medeniyet Maskesi Altinda Barbarlık 01-01-1970 03:00 Günümüzün Teyze Adamlarinin Iki Yüzü 01-01-1970 03:00 Beklenen Inkilabin Ruhu ve Mayası 01-01-1970 03:00
haber medya kadın