Mudde, popülizmi "toplumun nihai kertede iki homojen ve antagonist gruba bölündüğünü varsayan 'ince' (thin-centered) bir ideoloji" olarak tanımlar: "Saf halk" (pure people) karşısında "yozlaşmış elit" (corrupt elite) (Mudde, 2004, s. 543). Popülizmin "ince" bir ideoloji olması, onun faşizm, sosyalizm veya liberalizm gibi kapsamlı bir sosyo-politik program sunmamasından kaynaklanır. Bu nedenle popülizm, varlığını sürdürebilmek için milliyetçilik, dincilik veya sosyalizm gibi "kalın" (thick) ideolojilere eklemlenmek zorundadır.
Jan-Werner Müller ise bu ideolojik tanımı anti-pluralist (çoğulculuk karşıtı) boyut ile genişletir. Müller'e göre popülistlerin ayırt edici vasfı yalnızca elit karşıtlığı değildir; popülistler "halkın ve onun gerçek iradesinin tek ve meşru temsilcisi oldukları iddiasındadır" (Müller, 2016, s. 20). Dolayısıyla popülist yaklaşım, muhalif kesimleri yalnızca siyasi rakip olarak değil, "halkın parçası olmayan" veya "halk haini" unsurlar olarak konumlandırır.
Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe tarafından geliştirilen Essex Okulu çizgisi, popülizmi ideolojik bir içerikten ziyade bir siyasal inşa ve söylem mantığı olarak ele alır (Laclau, 2005). Laclau’ya göre toplumda karşılanmayan tikel talepler (talebik ilişkiler), ortak bir reddediş zemininde bir araya gelerek bir "eşdeğerlik zinciri" (chain of equivalence) oluşturur.
Bu zincir, karmaşık talepleri tek bir simge altında toplamak üzere "boş gösterenler" (empty signifiers — örneğin "Millet", "Halk", "Değişim") üretir. Popülist siyaset, toplumsal alanı iki karşıt kutba bölerek (siyasalın antagonizm boyutu) "Biz" ve "Onlar" sınırını çizer. Buradaki "halk", önceden var olan sosyolojik bir olgu değil; söylem aracılığıyla bizzat inşa edilen siyasal bir kategoridir.
Kurt Weyland, popülizmi ideolojik veya ekonomik bir içerikten ziyade "siyasal bir strateji" olarak tanımlayan yaklaşımın öncüsüdür. Popülizmin sağda ya da solda (örneğin hem neoliberal Alberto Fujimori hem de solcu Hugo Chávez döneminde) uygulanabilen esnek bir araç olduğunu savunur. Weyland’a göre popülizm, kişisel ve karizmatik bir liderin, kurumsallaşmamış ve büyük ölçüde örgütlenmemiş kitlelerle kurduğu doğrudan (aracısız) bağdır. Lider, siyasi partiler, meclis veya sendikalar gibi geleneksel aracı kurumları bypass ederek ("halkla doğrudan temas" iddiasıyla) iktidara ulaşmayı veya iktidarını korumayı hedefler. : Weyland, güncel çalışmalarında (örneğin Democracy’s Resilience to Populism’s Threat) popülist liderlerin her zaman demokrasiyi yıkamadığını savunur. Ona göre popülistlerin otoriterleşebilmesi için kurumsal zayıflıklar ve ciddi krizler/ekonomik kaynak patlamaları (petrol geliri vb.) gibi çok spesifik koşulların bir araya gelmesi gerekir. Popülist ve kişisel liderleri eserinde şöyle tanımlamakta:
Kişiselleşmiş liderler (personalistic leaders) güçlü iradelere sahiptir ve kendi özerkliklerini ile güçlerini sürekli artırma arayışındadırlar. Liberal kurumları, özellikle de denge ve denetleme mekanizmalarını (checks and balances), aşılması gereken engeller olarak görmelerine şaşmamalıdır. Kendi sarsılmaz hakimiyet ve hegemonya düzenlerini dayatarak güçler ayrılığını (separation of powers) zayıflatmaya veya askıya almaya çalışırlar. Tüm bağımsız kurumları ele geçirmeye ve muhalif güçleri boğmaya girişirler. Başarılı oldukları yerlerde siyasi özgürlüğü aşındırır, seçim rekabetini kendi lehlerine saptırır ve onlarca yıl olmasa bile yıllarca kendi iktidarlarının sürekliliğini (self-perpetuation) kurgularlar.
Kurum karşıtı eğilimiyle popülizm, demokrasiyi gerilemeye (democratic backsliding) doğru itmektedir; denetlenmeden faaliyet göstermeyi başardığı takdirde ise rekabetçi otoriterliğe (competitive authoritarianism) doğru evrilir. (Weyland, 2023, s.4)
Burada plebisiterleşme kavramı çok önemli. Noam Chomsky’nin “rıza üretimi” dediği politik hamleyle düşünülmesi gereken bir kavram. Weyland bu eğilimin daha da yıkıcı eğilimleri pekiştirip şiddetlendirdiğini ifade eder. Ayrıca Berk Esen ve Şebnem Gümüşçü’de Türkiye'deki rejimin evrildiği noktayı "Rekabetçi Otoriterlik" (Competitive Authoritarianism) kavramıyla açıklar (Esen & Gümüşçü, 2016). Seçimlerin yapıldığı ancak devlet imkanlarının iktidar partisi lehine kullanıldığı, medyanın büyük oranda kontrol altına alındığı ve yargının tarafsızlığını yitirdiği bu yapıda popülizm, iktidarın adaletsiz seçim zeminini meşrulaştırma aracı işlevi görür. İktidarın gücü kurumsallaştırmak ve muhalifleri (örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem İmamoğlu örneğinde olduğu gibi) tasfiye etmek için hukuku bir silah olarak kullanması (otokratik legalizm) bu evrilmenin en belirgin aracıdır. 2018 yılında yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte, Max Weber'in kavramsallaştırdığı karizmatik otorite, kurumsal yapının bütünüyle önüne geçmiş; popülist liderlik anlayışı anayasal ve idari düzeyde kurumsallaşmıştır.
Metnin devamında da Weyland, hegemonik otoriter rejimimizin adeta portresini çizmektedir.
Kişiselleşmiş liderler; iktidar arayışlarını ve iktidarı kullanma biçimlerini, şekilsiz (amorphous), heterojen ve pek de iyi örgütlenmemiş takipçi kitleleriyle kurdukları doğrudan, aracısız ve kurumsuzlaşmış bağlara dayandırdıkları için sağlam bir siyasi destek tabanından yoksundur. Destekçilerinin bağlılığı potansiyel olarak değişken (fickle) olduğu için, bunu kasti çatışma ve kutuplaştırma aracılığıyla güçlendirmeye çalışırlar. Siyaseti; sözde alçak ve tehlikeli düşmanlara karşı yürütülen bir savaşa dönüştürerek, takipçilerini liderin etrafında kenetlenmeye (rally around the leader) ve ona karşı coşkulu duygusal bağlar geliştirmeye sevk etmek isterler.
Ancak bu çatışmacı strateji, hoşgörüye ve çoğulculuğa saygısızlığı da beraberinde getirir. Seçimleri kazanma ve ardından ülkeyi yönetme konusunda meşru haklara sahip olan demokratik rakipleri; her türlü araçla mücadele edilmesi gereken ve devletin kontrolünü ele geçirmeleri kesinlikle engellenmesi gereken mutlak düşmanlara (total foes) dönüştürür.
Popülist liderler; bir yandan rakiplerini yozlaşmış ve bencil elitler olarak ihbar edip itibarsızlaştırırken (denouncing), diğer yandan "halkın iradesi"nin tekelci temsilcisi olduğunu iddia ederek, iktidar değişimini (alternation in power) engellemek amacıyla –demokrasinin temel ilkelerinden biri olan siyasal rekabetçiliği bastırarak– geniş bir hile ve entrika cephaneliğine başvururlar. (a.g.e, s. 5)
Kenneth Roberts, popülizmi siyasal kutuplaşma, partiler sisteminin çöküşü ve temsiliyet krizleri bağlamında ele alır. Özellikle neoliberal politikaların toplumda yarattığı tahribatın popülizmi nasıl beslediğini inceler. Roberts'a göre popülizm, geleneksel siyasi partilerin halkın taleplerine yanıt veremediği, elitlerin yozlaştığı veya dışlandığı hissinin arttığı "temsiliyet krizlerinde" filizlenir. Popülizmi toplumu "halk" ve "güç elitleri" olarak iki antagonist (düşman) kampa bölen bir mantık olarak görür. Popülist aktörler bu bölünmeyi bilinçli ve stratejik bir kutuplaşma aracı olarak kullanır. (Roberts, K. M. (2006). Populism, political conflict, and grass-roots organization in Latin America. Comparative Politics, 38(2), 127–148.)
Türkiye'de iktidar popülizmi, tarihsel olarak Şerif Mardin'in kavramsallaştırdığı merkez-çevre paradigması zemininde gelişmiştir (Mardin, 1973). "Çevre"nin bürokratik "merkez"e karşı duyduğu tepki, Demokrat Parti'den (DP) bu yana sağ-muhafazakar siyasetin ana mobilizasyon dinamiği olmuştur. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) dönemindeki iktidar popülizmi, aşamalı bir evrim geçirerek niteliksel bir dönüşüm sergilemiştir. Şerif Mardin, Amerikalı sosyolog Edward Shils'in kuramsallaştırdığı "Merkez ve Çevre" (Center and Periphery) modelini Osmanlı-Türk tarihine uyarlamıştır. Shils'in "Toplumun bir merkezi vardır" mottosundan hareket eden Mardin, Batı'daki feodalizm süreçlerinin aksine Türkiye'de merkezin gücünü dengeleyecek özerk sivil mekanizmaların (feodal beyler, güçlü burjuvazi vb.) gelişmediğini savunur. Mardin'e göre Osmanlı'da saray kültürü ve taşra kültürü olarak kristalleşen bu kopuş, Cumhuriyet ile birlikte "laik-pozitivist merkez" ile "mütedeyyin-geleneksel çevre" gerilimine dönüşmüştür. Çok partili hayata geçildiğinde çevre unsurları, kendilerini baskılayan merkeze karşı siyasi partiler (örneğin Demokrat Parti) aracılığıyla mobilize olmuştur.
Ernesto Laclau’nun belirttiği gibi, popülist siyasette halk hazır bir olgu değildir; söylem yoluyla inşa edilir (Laclau, 2005). AK Parti retoriği, 28 Şubat sürecinin toplumsal belreğinde bıraktığı izleri ve muhafazakar kesimlerin yaşadığı dışlanmışlığı (başörtüsü yasağı, dini eğitimin kısıtlanması vb.) eklemleyerek homojen bir "mağdur muhafazakar halk" kimliği üretmiştir.
Söylemde sıkça başvurulan "Sessiz yığınların sesi", "Kimsesizlerin kimsesi" ve "Milletin adamı" gibi kavramsal motifler, lider ile mağdur kitle arasındaki duygusal bağı perçinlemiş; vesayet odaklarının her hamlesi (örn. 27 Nisan 2007 e-muhtırası) mağduriyet mitini ve dolayısıyla popülist kitleyi güçlendiren bir sıvazlama aracına dönüştürülmüştür ve özellikle Fethullahçılığa destekle birlikte topluma aşılanan adeta “ihtilal” psikolojisi, (“devlet ne yaparsa doğrudur, siz karışmayın!” örneği) İslami hareketin yumuşamasına ve hatta birer birer ideolojik şizofreniye yol açmıştır.
Türkiye'de hem iktidar hem de muhalefet düzeyinde popülist dinamiklerin egemen olması, siyasal sistem ve demokratik kültür üzerinde derin etkiler yaratmıştır. Ersin Kalaycıoğlu ve İlter Turan’ın vurguladığı üzere, Türk siyasal kültüründeki aşırı kimlikleşme ve lider odaklılık, popülist söylemle birleştiğinde seçmen grupları arasında rasyonel fikir ayrılıklarının ötesinde "duygusal ve ahlaki bir nefret" zeminine yol açmaktadır (Kalaycıoğlu, 2014). Duygusal kutuplaşma, yalnızca siyasi alanda kalmayıp toplumsal dokuyu ve demokratik kurumları tahrip eden sonuçlar doğurur.
Seçmenlerin karşı tarafı "varoluşsal bir tehdit" olarak algıladığı bir sistemde, iktidarın karşı tarafa geçmesini engellemek adına demokratik normların ihlal edilmesine, yargı bağımsızlığının kısıtlanmasına veya seçim kurallarının esnetilmesine göz yumma eğilimini "kötünün iyisi" veya "zorunlu bir savunma mekanizması" diyerek meşrulaştırır (Finkel vd., 2020). Liderlerde, kendi tabanlarının her koşulda arkalarında duracağını bildiklerinden, demokratik denetim ve denge mekanizmalarını (checks and balances) feshetmekte özgürleşirler. Duygusal kutuplaşma ortamında oy verme davranışı, "kendi partisini sevmekten" ziyade "karşıt partiden nefret etme ve onu engelleme" motivasyonuna dayanır (Abramowitz & Webster, 2016). Siyasi partiler somut politikalar veya çözümler sunmak yerine, karşı tarafın yarattığı korku ve tehdit algısını köpürterek oy toplarlar. Özellikle Yeni Parti Başkanı Özgür Özel’in camii çıkışı sonrası “Camiye siyaset karıştırmayın” demesi üzerine oradaki partili yetkililerin “AKP karıştırınca susuyorsunuz.” demesinin ardından yaşanan bu durum, seçmenlerin kendi partilerini eleştirebilme ve hesap sorabilme yetisini ellerinden alır; siyaseti bir vizyon yarışı olmaktan çıkarıp bir "nefret kalesi" inşa etme sürecine dönüştürür.
Siyasi karar alıcılar ve milletvekilleri de duygusal kutuplaşmanın baskısı altındadır. Karşı partiyle herhangi bir konuda iş birliği yapmak veya ortada buluşmak, kendi seçmen tabanı tarafından "davamıza ihanet" veya "zayıflık" olarak algılanır. Parlamentolar, işlevsizleşir. Bütçe onayları, kriz yönetimi paketleri veya rutin yasa tasarıları dahi sırf karşı taraf sunduğu için reddedilir. Bu durum devlet mekanizmasının kitlenmesine yol açar.
Duygusal kutuplaşma ortamında nesnel gerçeklik kavramı ortadan kalkar. Ekosistemdeki kurumlar (yargı, TUİK/istatistik kurumları, akademi, bilim kurulları) tarafsızlığını yitirmiş olarak algılanır veya bu kurumlara güven tamamen sarsılır. İnsanların hayatının söz konusu olduğu Bir salgın hastalık, ekonomik veri veya doğal afet dahi ortak bir "olgu" olarak kabul edilmez ve “biyopolitika” hamlesi şüphesiyle bakılır. Bireyler, ait oldukları grubun ideolojik filtresinden geçen "kendi gerçekliklerini" üretir ve benimser. Duygusal kutuplaşmanın evvela en belirgin farkı, siyasetin kişisel ve sosyal ilişkilere sızmasıdır (Iyengar & Westwood, 2015). Siyasi kimlik bir "süper kimliğe" dönüştüğü için gündelik hayatın normları siyaset tarafından rehin alınır. İnsanlar kendilerine benzemeyenlerle iletişim kurmayı tamamen keser. İnsanlar kendileriyle aynı siyasi eğilime sahip mahallelere, kentlere veya sitelere taşınma eğilimi gösterir. Bu durum gündelik karşılaşma imkânlarını ortadan kaldırır. Sosyal medyada karşıt görüşlü hesaplar engellenir; bireyler sadece kendi nefretlerini pekiştiren bilgi balonlarında yaşarlar. Karşı gruptan birinin yaşadığı mağduriyet, haksızlık veya felaket karşısında empati kurulamaz; hatta bu durum grup içinde gizli bir memnuniyetle (schadenfreude) karşılanabilir. Karşı tarafın insandışılaştırılması (dehumanization), toplumsal şiddetin, nefret söyleminin ve linç kültürünün önünü açan en tehlikeli zeminlerden biridir.
Kaynakça
Abramowitz, A. I., & Webster, S. (2016). The rise of negative partisanship and the nationalization of U.S. elections in the 21st century. Electoral Studies, 41, 12–22.
Esen, B., & Gümüşçü, Ş. (2016). Rising competitive authoritarianism in Turkey. Third World Quarterly, 37(9), 1581–1606.
Finkel, E., Bail, C. A., Cikara, M., Ditto, P. H., Iyengar, S., Klar, S., Mason, L. E., Mummolo, K., Nyhan, B., Rand, D. G., Slavov, D. G., Tajfel, H., Wojcieszak, M., & Druckman, J. N. (2020). Political sectarianism in America. Science, 369(6503), 510–511.
Iyengar, S., & Westwood, S. J. (2015). Fear and loathing across party lines: New evidence on group polarization. American Journal of Political Science, 59(3), 690–707.
Kalaycıoğlu, E. (2014). Turkish dynamics: Bridge across troubled lands. Palgrave Macmillan.
Laclau, E. (2005). On populist reason. Verso.
Mardin, Ş. (1973). Center-periphery relations: A key to Turkish politics. Daedalus, 102(1), 169–190.
Mudde, C. (2004). The populist zeitgeist. Government and Opposition, 39(4), 541–563.
Müller, J.-W. (2016). What is populism? University of Pennsylvania Press.
Roberts, K. M. (2006). Populism, political conflict, and grass-roots organization in Latin America. Comparative Politics, 38(2), 127–148.
Weyland, K. (2023). Democracy’s resilience to populism’s threat. Cambridge University Press.
Seyfettin BUDAK
Yıldız tozundan gelen insan, burçlardan mı ibaret?
Mehmet Ali Çamoğlu
Babamın Bıraktığı Ülkede Değişenler
Hasan KARADEMİR
Türkiye’de Popülist Iktidar Ve Muhalefet
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Duyulmak İyileştirir
Eyüphan KAYA
Zaman Ömer’leri arayıp bulma zamanıdır Reisim
Bülent ERTEKİN
Cam Kenarında Düşünceler
Adnan ÖZ
Süper lig başlıyor Samsunspor hazır mı?
Adnan İPEKDAL
Problem Çözmek İsteyenlere Formüller
Memiş OKUYUCU
D. Mehmet Doğan’ın Ankara’sı,
Ömer Naci Yılmaz
Bana Altmış Yıldır Anne diye Seslenebilmeyi…
Ravza ZEYBEK
Ey İman Edenler İman Edin
Recep YAZGAN
Samsun’un Yeniden Kırklanması Lazım!
Ahmet AYDIN
İnsanlık İçin
Songül KARAMAN
Ne Olur
Öztürk Samuk
Allah Bizi Korumuş
Mehmet Nuri BİNGÖL
Mekke Anlaşması’ndan Cemahir-İ Müttefika-Yı İslâmiye’ye
Emine AYDEMİR
Tevekkül Sahibi Adamın Hikayesi
Ahmet SAĞLAM
Beğenilme Duygusu
Aydın Babacan
Sınırların Hikmeti
Vehbi KARA
Cuma Hutbesi ve Bidat
Özlem Gürbüz
Her İzleyen Destekçi Değildir
Nihat Güç
Münevver İnsan
Aydın BENLİ
İnsan En Çok, Sevdiği İnsanın Sözüyle Kırılır
Halil MERT
Psikolojik Harp, Jeopolitik Mücadele Ve İslam Dünyasının Kaybettiği Ortak Akıl…
Recep Ali AKSOYLU
Fiyatlandırmada Ölçüyü Kaçıran İşletmeler
Hamdi TEMEL
Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
Mehmet BOZKURT
Ne Oluyor Bize!?
Hüseyin KURT
Atatürk’ün Adıyla, Üniter Devletin Temelleriyle Oynanamaz
Fatih ORUÇ
TAGUT
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)