Şeyh müsveddesi Hüseyin Hilmi ve kuyruğundan bahsediyorum. İhlas ve Işıkçıların sünepe havalarından hep rahatsız olmuşumdur. Sahte veliler panayırının bağına girenlerde istisnasız olan bir tavır gerçi bu. Onlarında eli Kur’an, dili yalan… TGRT’yi kurarken “İslâmi medya” diye kurup Amerikalılara satmalar, İhlasbank, tamamiyle bir fecaat! Bu Hüseyin Hilmi Işık’ın cenazesiyle ilgili aldığım anektodlardan biri: “Haklar haram edilir diye hak istenmedi.” idi. Fethullahçılardan daha sarmal bir ağları mevcut. Her alanda, her semtte, her mescitte kimsenin ruhu duymadan yerleştirilen beş para etmez, yazımı ve imlası asalakça kitaplar… En solcu muhitte yine bunlar, en sağcı muhitte yine… Bir mescidde bunların eserlerinden görmeyince şükür ettiğimi bile hatırlarım. Bu yavşak takımının bugünkü solcuların ağzına mama verilebilecek şekilde “Hakikat” isimli paçavralarında Üstadım’ı “Kumar Üstadı!” diye nitelemeleri, sahte mürşid ve fikir pezevengi olmalarının yanı sıra daha sonra -bunlarda da var “abi”cilik- çok sevdikleri Enver “abi”lerinin alemden aleme akması, Mücahid’in “Naughty” olmasına nisbet olduğunu düşünüyorum.
Üstadım’a iftira etmekten çekinmeyen Serbestiyet medyasında bu kalpazanların “Hüseyn Hilmi Işık’ın başarılarla dolu hayatı” altbaşlıklı yazıları yer buluyor. Mürailer sizi! Üstadım’ın “Müstahak Oldukları Cevap” yazısından bu kalpazan, şeyh müsveddesi sahtekârın teşhisi:
(…) Hayır! Böyle olmadı! Hakikat kaatili ve Hak haini, bu zamana kadar Necip Fazıl'a hiçbir dinsiz, yahudi, mason, komünist ve devrimbazın çatmadığı şekilde kâbuslara bile sığmaz isnat ve iftiraların türlüsü ve taarruz lisanlarının en mülevvesiyle mukabeleye kalkıştı. Necip Fazıl'ı, yahudilerden para alan, içki ve kadın meclislerinde, Necmeddin Erbakan'la karşılıklı kumar masasında bir tip olarak tasvir etmeye yeltendi. Necmeddin Erbakan'ın arkasına bir çift abdest takunyası koymakla da, kâfirlerin müslümanlara bakışını tam benimsemiş oldu. Necip Fazıl dururken Necmeddin Erbakan'ı karıştırmasına ne lüzum vardı? Vardı; çünkü emir bâbadan geliyordu ve Demirel aleyhtarı olarak bir taşla iki kuş vurulmasını hedef tutuyordu...
Bütün bunları tertipleyen münafıklar şahı, necaset faresinden daha pestpâye maşasına bunları yaptırdıktan bir gün sonra da, Başbakan'ı niçin tuttuğunu İzah ederken, buna Büyük Velî'yi senet gösterecek derecede, din, iman, haya ve ahlâk kayıbına uğramaktan korkmadı.
Bunlar “Hakikat” adına dalalet ve denaet pezevenkliği yaparken Büyük Doğu’da Erbakan hakkında yazılan yazılardan, Erbakan’ın İrancılığından tutun da partinin kuruluşunda aynı “güyalardan tarihçi” Mısıroğlu gibi hıyanetlerinden bahsetmişliği vardır. Bu “Hakikat” paçavrasının o gün bile bürokrasiye bedavadan dağıtıldığı ve yerleştirildiği malum! Yeraltı farelerinin “vazife” bildikleri faaliyetler, o günden belli. Yazıdan aktarmaya devam edelim:
Bu adam, Büyük Velî'ye mensup olmadığı gibi, ondan aldığı icazatname dahi sahtedir. Bu adamda en küçük ilim ve fikir haysiyeti de yoktur ve eserleri kelimesi kelimesine intihal (hırsızlama)dır!!!
Bu adam, Büyük Velî'nin evlâdları ve en sadık mensupları tarafından lânetlenmekte ve en hafif tabirle "her halde çıldırmış olmalı!" diye vasıflandırılmaktadır!!!
Efendi Hazretleri’nin ehibbasından, müridanından ve evladından istisnasız tamamı, Hilmi Işık’ın Abdülhakîm Efendi Hazretleri’nin mürîdi dahi olmadığını, Efendi Hazretleri’ne intisâb etmediğini ve gemisine binmeyi reddettiğini bildirmektedir. Efendi Hazretleri’nin vefatından sonra, onun için yapılan hatm-i hacegâna Hilmi Işık’ın mürîd olmadığı için alınmadığı, müridandan Muhibullah Beyefendi tarafından bildirilmiştir. Ayrıca, Hilmi Işık, Efendi Hazretleri’nin vefatından sonra, sefîri Şakir Beyefendi’ye gidip intisâb etmek istediğinde, “o iş geçti, Hilmi” cevabını almıştır. Hala daha fikir fahişeliğine soyunanlara karşılık Efendi Hazretleri’nin buyruğunu da sunalım.
"Bir nev’i kâti'u tariklik (yol kesicilik) daha vardır ki, bunlar Allahü teala’nın yolunu kesen kât’i târik-i ilâhi olanlardır. Bunlar şu kimselerdir ki, bu derece alim olmadıkları ve irşâda ehil olmadıkları halde kendilerini lâyık ve halka pişva (önder) ve dinde müslümanları irşâd hususunda kâfi ve kâmil bilip ileri atılanlardır. Bunların cezasına dünya mutehammil değildir. (Bunların cezasına dünya tahammül edemez.) Bunların cezası yevmul cezâda verilecektir. Gemlenip, yani ağızlarına ateşten gem vurulup yüzü koyun sürüklenerek melâike tarafından Cehennem’e atılacaklardır. Şimdi bu derece âlim ve irşâda ehil kimse yoktur."
Hem Efendi Hazretleri’nin müridi iddiasını taşıyıp hemde Afgani seviciliği yapmaları da ayrı bir abes! Bunu Said-i Nursi’de de görürsünüz ancak o başka konu. “Her müslümanın Afgani’yi okumasını arzulayan” Hilmi Işık’ın sonu da onun gibi doğru yolun sapık kollarında heba olmak oldu. Afgani’ye bal börek sunup Üstadım’ın isim kısaltmasından “Nifak” demek gibi bir yavşaklığa soyunan bu gruba daha da denecek şey yok. Bu Hilmi Işık’ın ilmihal dediği paçavradaki Efendi Hazretleri’ne ait olduğu iddia edilen mektuplarında sahte -hatta şahsımca şizofrenik- olduğu ispatlanmış ve mahkemelerce tescil edilmiştir ama bu kubur fareleri hala daha Fethullahçı yöntemlerle ibadethanelere, teşkilatlara, devlet kütüphanelerien sızmaya devam etmektedir. Siyasi plânda İslâm dâvasını güden halisiyetsizlerin ruh anahtarını Üstadım şu misalle izah etmiştir:
«- Ahir zamanda öyle kimseler çıkacak ki, din yoliyle dünyayı devşirmeye çalışacaklar ... Halka karşı koyun postuna bürünecekler ve dilleri şekerden tatlı, kalbleri ise kurt yüreği olacak ... »
Efendi Hazretleri’nin yeğeninden Üstadım’a gelen mektuptan bölümler paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum:
Eserlerinden bazılarının, câmilerde, minberlerde okunması için yapmadığını bırakmamış, bundan sonra da telkini altında tuttuğu bazı gençlere «câmilerde namaz kılmayınız! İmamlar ehil değildir, namazlarınız fâsid olur!» gibi tavsiyelerde bulunmuştur. Din ve şeriat âlimi geçinen merkum, Kur'ândan hatâsız olarak küçük bir kısım okuyabilmek ehliyetinde bile değildir. Eserleri Diyanet İşlerince incelenerek fıkıh hükümlerine aykırı noktalar görülmekle câmilerde okutulup satılmaları yasaklanmıştır.
Diyanet, eserlerinin satılmasını yasaklamışken bunların Planlama Teşkilatına sızmaları; niyetlerindeki habis kokuyu da zuhur ettirir mahiyette. Evleri, televizyonları, gazeteleri ve örümcek kafalı olmasalar okulları da olacak… Üstelik Epstein’ın Naughty öğrencisi Mücahid ile Cumhurbaşkanı da özel görüşmede. Gerçi Epstein’ın tüm kankalarıyla özel görüşmeleri var ama o başka mesele!…
Son Söz ve Hatırlatma: Efendi Hazretleri’nin kabr-i şerifini Silsile-i Âliyye ve Ehl-i Beyt düşmanı sahtekâr İflasiyye teşkilatına peşkeş çeken Siyonist uşağı güç, yürütmekte oldukları hain politikanın meşruiyeti için bu yalan sözü uydurup maşaları olan İflasiyye teşkilatı üzerinden servis etmektedir. Aldanıp oyuna gelmeyiniz. AKP tarafından kabr-i şerife çekilen peşkeşe destek verilmesi de AKP müslümanlığına bir başka delildir. Hâlinde istikâmet olmayan sâlikin, gayret ve mesâ'îsi heder ve zâyi', himmât-ı masrûfesi adîmi'n-nef'dir.