1946 yılında SSCB’nin (Sovyetler Birliği) Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talep etmesi üzerine bunalan İnönü hükümeti, yüzünü ABD’ye dönmüştü. Savaşta ölen Washington Büyükelçisi Münir Ertegün'ün cenazesini getiren USS Missouri gemisi bu yüzden bir kurtarıcı gibi beklenmişti.
Askerlerin karaya çıkacağı limana yakın olan Karaköy Zürafa Sokak ve Beyoğlu Abanoz Sokak genelevleri, bizzat belediye eliyle tadilattan geçirildi. Duvarlar alelacele beyaz badana ile boyandı. Hayat kadınları günlerce süren hummalı bir sağlık taramasına (özellikle frengi ve bel soğukluğu muayenesi) tabi tutuldu.
Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın Anlatımı:
"1946’da Missouri zırhlısı geldiğinde İstanbul’da yer yerinden oynamıştı. Camilere 'Welcome' mahyaları asıldı, Tekel özel sigara çıkardı. Hatta Karaköy ve Abanoz Sokak’taki genelevler boyandı, badana edildi. Kadınlar sıkı bir muayeneden geçirildi. Bunlar gizli saklı değil, dönemin gazetelerinde çarşaf çarşaf övgüyle anlatılan hazırlıklardı."
5 Nisan 1946 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Amerikan askerlerini adeta birer aziz gibi karşılayarak şu manşeti atmıştı:
"Dost Amerika’nın denizcileri, İstanbul sizinledir. Şehrimiz, tarihindeki en büyük günlerinden birini yaşıyor. Misafirlerimiz için her türlü konfor ve eğlence hazırlanmıştır."
Sadece genelevler değil, ticaret dünyası da bu çılgınlığa katılmıştı. Sonradan Vakko markasına dönüşecek olan Şen Şapka, mağaza camlarına İngilizce ilanlar asmış ve özel "Welcome Missouri" hatıra eşarpları basmıştı. Tekel idaresi ise üzerinde zırhlının resmi olan "Missouri Sigarası" üretip piyasaya sürmüştü. Eminönü Yeni Camii ve Üsküdar’daki bazı camilerin minareleri arasına, ramazan ayı veya dini bir bayram olmamasına rağmen, geceleri parıldayan "Welcome" (Hoş geldiniz) mahyaları asıldı. İstanbul Boğazı’nın simgesi Kız Kulesi’nin gövdesine, geminin boğazdan geçişi sırasında net şekilde görülebilecek büyüklükte dev bir "Welcome" pankartı gerildi.
Vatan Gazetesi (Ahmet Emin Yalman):
"Missouri gemisi, sadece bir dost ülkenin zırhlısı değil; hür dünyanın, adaletin ve bizim güvenliğimizin teminatıdır. Sokaklarımız, kalplerimiz onlara sonuna kadar açıktır."
Akşam Gazetesi:
"Amerikalı denizciler dün İstanbul sokaklarını neşe içinde doldurdular. Esnafımız onlara Türk misafirperverliğinin en güzel örneklerini gösteriyor. Lokantalarımızda onlardan hesap almak istemeyen hamiyetli vatandaşlarımız görüldü."
Bu aşırı abartılı ve tavizkar hazırlıklar, 1946'da tek parti diktatörlüğünün Sovyet korkusuyla yaptığı diplomatik bir "gösteri" olarak tarihe geçmiş; ancak toplumun hafızasında "Amerikan askeri için genelev boyatan devlet" imajı olarak silinmez bir yara bırakmıştır.
Dönelim bugünkü NATO Zirvesi önceki halimize… Tarihteki Rus Çariçesi Katerina’yı kandırmak için yol kenarına kurulan sahte köy maketlerini anlatan "Potemkin Köyü" sendromu ve 1946’da ABD zırhlısının ziyareti öncesi İstanbul’daki pavyon ve genel evlerin alelacele boyandığı, sokakların temizlendiği "Missouri Protokolü" zihniyeti, 2026 Ankara'sında en somut ve kurumsallaşmış haliyle yeniden sahnelenmektedir. Esenboğa Havalimanı’ndan kent merkezine uzanan protokol yolu boyunca, soluk ve yıpranmış binaların, dar gelirli mahallelerin ve gecekondu bölgelerinin önüne dev boyutlarda reklam panoları, dikey bahçe setleri ve zirve sloganları içeren devasa brandalar yerleştirilmiştir.
Ankara Şoförler ve Otomobilciler Odası kararıyla, zirve alanlarında, havalimanında ve kırmızı bölgelerde çalışacak tüm taksi şoförlerine gri pantolon ve beyaz gömlek giyme zorunluluğu getirilmiştir. Sürücülere hızlandırılmış diksiyon ve temel İngilizce eğitimi verilerek "Welcome to Türkiye" demeleri öğretilmiştir. Araçların içine zorunlu olarak Türk lokumu, geleneksel kolonya ve soğuk su yerleştirilerek yabancı misafirlere sunulması talimatı verilmiştir. Kentin tarihi ve turistik bölgelerinde, normal zamanlarda hiç görülmeyen İngilizce bilen janti ve atlı polis amirleri devriye gezmeye başlamıştır. Zirve boyunca Ankara'da konuşlandırılan 70 binden fazla güvenlik personeli, birçok NATO üyesi ülkenin toplam ordusundan daha büyük bir hacme işaret etmektedir. Ortada dehşet bir benzerlik söz konusu… İki dönemde de tek partilik mevcut. Hatta o dönemin hükümetinin küfrü açıkken bugünün ki “dinin afet zümresi” içerisinde küfür sergileyişlerinde… O gün Missouri gelirken müslüman camia “Yuh olsun!” diye kenetlenip söyleyebiliyorken bugünlerde AKP’li Kelime-i şehadet getirenlerin bazıları ve pısırık Mansur Yavaş ve ekibi, acıya bulanmış horoz şekerini rahatça ve tatlı yer edasıyla her tarafını yalayabiliyorlar. Ülkenin müreffeh olması için savunma sanayide can hıraş çalışan gençlerin emeklerini alıp NATO’ya peşkeş çekip Irak için nasıl hava üssü açmışlarsa bugünde savunma sanayinin o yüzsüzlüğün aynısı şeklinde ticaretini yapıp “ihracat” diyebiliyorlar. Oradan gelecek para boğazınızdan geçer mi zannediyorsunuz!?