(iç monolog/muhasebe)
Her şey dâhil bir sofradayım.
Tabaklar taşmış, çeşitler serilmiş…
Ama mideme inen lokmalar değil,
Boğazıma dizilen vicdanım.
Nefsim fısıldıyor:
“İsraf değil, hakkındır; parasını verdin.”
“Çocuklara da al, onların hakkı yenmesin.”
“Bugün tatildesin, bırak kendini; yarın tövbe edersin.”
Ve ben…
Her defasında inanıyorum bu sahte ayetlere.
Sanki kendi nefsim bana vaaz ediyor,
Sanki şeytan bile onun yanında masum kalıyor.
Bir de hanımın sesi yükseliyor masadan:
“Çocuklar, fazla almayın; yazıktır, günahtır, israf etmeyelim.”
Ah!
Bu sözler öyle süslü ki, timsahı bile utandırır.
Ben ise, o sesin içindeki vicdanı bastırıp
Gülerek cevap veriyorum:
“Bırak hanım… Bugünü yaşa.
Timsahın gözyaşları bile, senin bu nasihatlerinden daha masumdur.”
Ve sonra düşünüyorum…
Bugün mübarek Mevlid gecesi.
Hani bir hırka ile kuru bir postta yatan,
Ümmeti olduğumuz Peygamber’in veladet gecesi.
Ama biz?
Biz onu da artık mesajlar atarak,
Camide cemaatle namaz kılarak kutluyor,
Böylece huzura erdiğimizi sanıyoruz.
Evet, bir yandan tabakta vicdanı yiyip bitiriyor,
Bir yandan ekranda “Mevlid Kandiliniz mübarek olsun” yazısıyla içimizi avutuyoruz.
Şeytan mı?
O kenarda sessiz.
Çünkü ben kendi gerekçelerimle onu bile utandırıyorum.
Düşünsene…
Her şey dâhil sofrada doyan midem değil,
Her lokmada ölen vicdanım.
Ve işte korkuyorum:
Çünkü günah artık tabağımda değil.
Günah, benim bahanemde.
Her “bismillah”la başlayan lokmamın,
Sonu cehennemle bitiyor.
Bilal Dursun Yılmaz