Vefatının üçüncü sene-i devriyesinde bir klas adamın, bir dava insanın sevgiliye kavuştuğu günün hatırasına…
Kişiliğimi ortaya koymaya çalıştığım gençlik yıllarım… Mahalle baskısın tüm şiddetine rağmen Refah Partisi’nin başak rozetini takıp İzmir’de toplu taşıma araçlarına binip, Çeşme’ye giderken otobüste okumak için bayiden Milli Gazete bazen de Yeni Asya gazetesi aldığım dönemler (ikisi biraz garip gelebilir ama…) Şehir içi yolculuklarda cebimde daim taşıdığım küçük risaleler ve bu kitaplara dikkat çekmek için otobüste türlü hallere girdiğim dönemler… Bin yıl sürmesi planlanan 28 Şubat darbesi işte benim bu gençlik yıllarıma tesadüf etti. Ben ise sıradan bir taşralı yurttaş olarak kendimi bir anda tam içinde buldum adı bile ucube olan bu darbenin...
28 Şubat öyle bilindik şekliyle ülkemizde her 10 yılda bir tekerrür eden askeri darbelerden biri değildi, sivillerin hatta adı doğrudan STK olan odakların askerlere adeta yalvararak, onların postallarını hahişle yalayarak “nʹlur darbe yapın” türünde eşine rastlanmayan türden bir darbeydi... Bu darbeye kamuoyu oluşturup, zemin izhar edenler elbette sadece sivillikleri bizde hep tartışmalı olan STK’lar değildi darbenin zemininin oluşmasında asıl büyük hüner tröst medyanındı (holding ya da banka medyası da denilebilir). Elbette medya patronlarının da içinde olduğu aristokrat olmayı başaramayan burjuvazimiz de hazır kıta asker brifinglerinde elleri patlarcasına darbecileri alkışlıyordu fakat asıl halka dokunan daha doğrusu halkı yakan kesim ise tamamen siyasallaşmış ve pespaye olmuş bürokrasimizdi işte bu gruplar “irtica geliyor” deyip hep birlikte el ele vermiş 28 Şubat darbesini peydahlamışlardı.
Kimliğimin, kişiliğimin şekillendiği o yıllarda Türkiye matbuat hayatına bir Yeni Şafak doğmuştu hatta ilk çıktığı gün bu gazetenin abonesi olmuştum ve o aboneliği de uzun yıllar sürdürmüştüm. Yukarıda sözünü ettiğim üzere matbuat hayatının en çirkef döneminde bu gazete omurgası olan her fikrin sığınacak bir limanı olmuştu, yayımcıları ve yöneticileri muhafazakâr, hatta İslamcı, ümmetçi tabir edilen kişilerden müteşekkildi. Kartel medyasının “yeşil sermaye” yaftalarıyla linç etmeye çalıştığı, horladığı bu ekip onların aksine isimden ibaret görmedikleri demokrasi ruhunu benimsemiş kimselerdi, ekonomik güçleri muadilleriyle kıyaslanamazdı belki ama idealistlerdi (elbette şimdi köprülerin altından çok sular aktı)…
Basın yayın sektörü için dijital çağın henüz başlarıydı, internet çok mahduttu, gazeteler tencere-tabak dağıtsa da tirajları milyonları bulabiliyordu hatta “ropdöşambır”la pardon çizgili pijama ile evinde başbakanı karşılayan gazete patronun amiral gemisinin tirajı 800 binlerdeydi velhasıl geleneksel medyanın revaçta olduğu o yıllarda amiral gemilerde köşeler yazan hayli popüler kalemler cılız da olsa bazı yazılarında darbeyi eleştirmiş ya da desteklememişti. Bu kalem sahiplerinin kimi Marksist, kimi liberal, kimi kapitalist, kimi Sebataycı kimi de İslamcıydı lakin cılızda olsa darbeye karşı bir duruşları olmuştu, az da olsa bir demokrasi inancına sahiptiler onun dışında kimisi ateist, kimisi seküler kimisi mason kimi de renksiz kişilerdi. Darbecilere açık destek vermeyen bu kalem erbabına TÜSİAD üyesi genel yayın yönetmeni pijamalı patronundan aldığı emirle haddini bildirmiş hepsini ya işsiz bırakmış ya da Haydar Dümen’in yanına Posta’lamıştı (rahmetli Birant). Bu arada TÜSİAD’lı genel yayın yönetmeni son yıllarda bir günah çıkarma çabalarında ama yine de ben haklıydım davasından da vaz geçmiyor, bir ara “muhtar olamaz dedim ama doğruydu sonradan yasa değişti, ayrıca patronum da başbakan Yılmaz’ı pijamalı değil, tişörtle karşıladı” diye yazdı… Şimdi mesele elbette Doğan’ın o sırada ne giydiği değil, mesele döneme yapılan vurgunun pijama metaforuyla verilmesi, tişört, kot, pijama, eşofman değil, onların hepsi dönemi sembolize ediyor. Yoksa sahiden tartışılan pijama değil…
Amiral gemilerde sekül hayatın dibine vuran fakat içinde demokrasiden nüveler taşıyan bu kalem erbabı işsiz kalınca Yeni Şafak gazetesi sayfalarını onlara özgürce açmıştı Cengiz Çandar’a Mehmet Barlas’a Kürşat Bumin’e Ali Bayramoğlun’a Nazlı Ilıcak’a ve daha nicelerine… 28 Şubat’ın halk nezdinde bitip yukarıdaki sözü edilen mahfillerce fiilen alttan alta sürdüğü 2004 yılında gazeteciliğe henüz adım atmış bir öğrenci olarak Akif Emire’yi bir yurt dışı organizasyonunda görmüş, kendisiyle bir yemek müddeti kadar hususi sohbet etmiştim. Emre, yukarıdaki bahsini ettiğim dönemde Yeni Şafak gazetesinin genel yayın yönetmeniydi ben de gazetenin sıkı bir okuruydum. Yemek sohbetinde ilk olarak ona 28 Şubatta gösterdikleri cesaret dolayısıyla gazeteyi nasıl bir demokrasi limanı yaptıklarını ve yukarıda adı geçen bir kısım kalem erbabına nasıl kanat gerdiklerini söyleyerek aslında ona övgü yapmak istemiştim. Fakat konu açılınca yüzü biraz düşen Emre, rahatsız ya da sıkılgan bir ifadeyle “evet kapımızı onlara açtık ama iyi mi yaptık sanki” kabilinden bir cümleyle gazeteyi o dönem bu tür yazarlara açmanın bir pişmanlığı içindeydi. Yani gazetenin o günkü politikasını yanlış bulmuştu. Yemek masasında söz dolaşıp aynı dönemin kartel medyasının karşıt sembolü haline gelmiş, darbeci general G. Erkaya’nın ölümünde “hakkımızı helal etmiyoruz” manşetiyle ses getirmiş, Fatih Altaylı'nın başörtülülere yaptığı pervazsız sözlere aynı frekanstan cevap vermiş Akit gazetesine geldi. Bu konuda da “ben evime o gazeteyi sokmuyorum, çocuklarımın okumasını da istemiyorum” şeklinde beni yine çok şaşırtan bir cevap vermişti.
Emre ile ilk görüşmemden takriben 2 sene sonra bu sefer tamamen başka bir organizasyon sebebiyle bir araya gelme fırsatım olmuştu. FETÖ’nün Avrasya diyalog grubu tarafından organize edilen maskeli balolarının birine konuşmacı olarak çağrılmıştı. Elbette onu çağıranlar organizasyonun sahipleri değildi, zamanın şartlarında zoraki sponsor edilen TİKA’nın ülke koordinatörünün arkadaş kontenjanından katılmıştı programa lakin hiç “acaba” diye düşünmeden FÖTÖ’nün muhtelif ülkelerden gelmiş onlarca cilalı davetlisi karşında bu organizasyonu ve politikalarını bil hassa dinler arası diyalog girişimlerini yerden yere vurmuş, aleni şekilde bu yapıyı yüzlerine karşı eleştirmişti. Bu durum benim hayli ilgimi çekmiş hatta sırf bu konuyu da alakadar bir de mülakat yapmıştım kendiyle. Yine memleketi Kayseri’ye yaptığı bir ziyarette şehrin günümüz anlayışına uygun modern çehresine bakıp kadim medeniyetin, İslam kültürünün şehirden tecrit edilerek her yanın betonla ruhsuzlaştırılıp, her şeyin metalaşmasına isyan etmiş acaba iktidar ne der düşünmeden köşesine taşımıştı… İşte Akif Emre böyle bir adamdı, hakkın hatırını âli tutan, hiçbir hatıra o hakkı feda etmeyen, yani tek bir kelimeyle klas bir adamdı, hani sırâtelmustakîm tabiri var ya o tabirin tarif ettiği bir adamdı. Onu, ölüm yılı münasebetiyle Ramazan ayının şanına yakışan bir rahmetle anıyorum. Matbuatımız senin gibi dava insanı münevverlere çok muhtaç, ağabey her taraf dalkavuklarla dolmuş istisna ve müstesnalar hariç… Akif ağabey ruhun şad olsun sana bir Fatiha hediye ediyorum…
***
Avrasya’da Bir Araya Gelelim Demek Fanteziden İbarettir
[2006-BİŞKEK-Diyalog Avrasya, Dinler Arası Diyalog; bu kavramlar son yıllarda sıkça duyduğumuz sözlerdir. Acaba bir medeniyetler çatışması olabilir mi? olursa sonuçları neler olur? İşte bütün bu konuların konuşulduğu tartışıldığı dünyanın birçok yerinde çeşitli seminer ve konferanslarla bu konu gündeme getiriliyor. Bu diyalog toplantılarının su-i niyetle yapıldığını iddia eden, eleştirenler kadar, destekleyenler de çok. Bu toplantıların birinde gazeteci, yazar, yayıncı Akif Emre ile bir söyleşi yaptık. Muhafazakâr İslamî görüşü benimseyen, bu gibi konulara da itidalle yaklaşan Emre neler söylüyor, neler düşünüyor?]
Not: bizim ömrümüz için uzun olan şeyler tarih içinde bir nokta bile olmayabilir bu vecihle yaklaşık 15 yıl önce yapılmış bir röportaj lakin orijinalliğini bozmadım okuyunca 15 yılda çok fazla şeyin değişmediğini gördüm. Ayrıca yayımlanmamış, okunmamış hey yazı yenidir…
Bilal Dursun YILMAZ: Sizce “Dinler Arası Diyalog” toplantıları bir zemin buluyor mu? Yoksa görüntüde mi kalıyor? 90’lı yıllardan sonra ivme kazanan bu toplantıları değerlendirebilir misiniz? Gerçi siz burada “Diyalog Avrasya Platformu” için bulunuyorsunuz ama organizatörler aynı, genel görüntü birbirine çok benziyor.
Akif EMRE: Dinler arası diyalog başka bir platform. Bunları birbirine karıştırmayalım. Diyalog Avrasya üzerine konuşalım. Ben aslında ilk defa katıldım, uzaktan izliyorum. Yani şöyle bir şey: İki temel soru var. Modern proje ‘ya, ya da’ sorusunu sorar. Ya böyle olacaksın yahut ta öyle olacaksın, ya modern olacaksın ya geleneksel olacaksın. Böyle bir şeydir modern proje. Post modern ise ‘ne, ne de’ diye bir formül geliştirir. Ne o, ne diğeri, hiçbir şey. Aranmakta olan şey şu olmalı: ‘Hem, hem de’. Hem kendin olarak, hem de öteki olarak bir arada yaşanabilir mi? Şimdi bunun sınırları çok önemli. Bu tarihî bir gerçek. Farklı medeniyetler, değerler, kültürler var. Bu kültürler bir arada veya yan yana birbirini tanıyarak yaşayabilir. Soruna bu açıdan yaklaşıyorsa, soru buysa, bunun imkânları araştırılmalı. Ama farklılıkları ortadan kaldırmak gibi çok ütopik bir şeyle hareket noktasını ortadan kaldırıyor ve bunun hiçbir gerçekçi zemini yok, ancak bir ütopya olabilir. İkinci bir husus medeniyetler arası iletişim, ilişki, geçişkenlik tarihsel bir sorun, hem de tarihi kadim bir sorundur. Fakat aynı zamanda dünya siyasetinden, iktisattan, ekonomiden, ekonomik çıkarlardan da bağımsız şeyler değildir. İşin bu tarafını görmeden salt din adamları, kültür adamları, aydınlar bir araya gelip de medeniyetler arası diyalogu nasıl araştırırız diyor. Bu çok havada kalacak bir şey. Bu altyapı bir teorik çerçeve sunmaya yönelik bir araştırma, bir arayış olabilir, ama dünyanın reel şartları arasında iktisadı görmeden, petrol veya enerji kaynaklarına sahip olmak gibi stratejik bir önceliği görmeden büyük devletlerin, Batının bunu yok sayarak, işte biz Avrasya’da bir araya gelelim, ah ne güzel ‘Geçmişini yaşamıştık, yine de yaşayabiliriz.’ demek çok fanteziden ibaret kalır. Reel şartları gözeterek ve hatta da zorlayarak mümkün olan teorik çerçeve araştırılsa anlamlı olabilir. Burası da sonuçta bir platform. Platform hiçbir zaman bir karar mercii demek değildir, platformda çok farklı görüşler ortaya atılır, tartışılır. Yani insanlar en azından psikolojik duvarı birbiriyle aşmış olur. Buna yarar sadece.
BDY: Entelektüellerin amacı zaten bir şekilde ortaya bir şeyler atmak ve belki idarecileri, iktidarları uyarmak. Fiilen katılmak değil, peki bu anlamda bir faydası oluyor mu, birileri bunları dikkatte alıyor mu?
AE: Bu bir çabadır. Yani bunun uzun vadede, kısa vadede ne tür bir katkısı olur bilemeyiz, çünkü Diyalog Avrasya Platformu sonuçta 10–15 ülkeyi belki daha fazlasını içine alan bir platform. Her ülkenin kendine göre şartları, öncelikleri var. Her toplumun kendi iç gerilimleri var. Dolayısıyla aynı etki başka yerde farklı olabilir. Mesela; Kırgızistan’da aranıp da bulunamayan bir platform olabilir, ama Rusya için Avrasya Projesi içerisinde sıradan bir proje olarak bakılabilir yahut da Ermenistan için de hiçbir anlam ifade etmeyebilir.
BDY: Hoşgörü ve diyalog denince Türkiye’de de ve bir kısım İslam ülkesinde, Arap dünyasında tepkiler ortaya çıkıyor. Gerçi baştan temkinli konuştunuz, dinleri katmayın dediniz...
AE: Orda ayırmak lazım.
DY: Bu zaten bir mi, yoksa bazıları bunu kasten mi bir göstermek istiyor? Bu çaba nedir? Ben Türkiye’de Vakit gazetesi de okurum, oradaki bazı yazarlar, “Olamaz böyle bir şey, ne demek hoşgörü, kime hoşgörü gösteriyorsun? Bu olmamalı.” gibi çok aşırı derecede tepki gösteriyorlar. Bu bir kısım Arap dünyasında da böyle, onlar çoğunlukla böyle platformlara katılmıyor...
AE: Çağrılıyorlar mı? Bir de o var...
BDY: Orası da bir soru işareti...
AE: Öncelikle tanımı ortaya koymak lazım. O çerçeve içerisinde hoşgörü ve diyalogdan bahsedenler, bunun öncülüğünü yapanlar ne kastediyor? Karşı çıkanlar hangi gerekçelerle karşı çıkıyor? Bunları ortaya koymadan her iki tarafı da alkışlamanın veya mahkûm etmenin bir anlamı yok. Onun için ben dinler arası diyalog ile medeniyetler arası diyaloğu ayırdım, ayırmak gerekir. Din dogmadır, iman meselesidir ve bu tartışılmaz. Teolojik anlamda diyalog kastediliyorsa diyalog ile ortak nokta kurulamaz, ama ulema kendi arasında tartışabilir. Bu ayrı bir şeydir, ama müntesipler inanmışsa zaten inanmak durumundadır ve bu iman meselesidir. Zaten dinin tarifi gereği böyledir. Ama dine dayalı kültür ve medeniyetler birikiminin, toplumların birbirleriyle ilişkilerini normalleştirme, çatışmaları azaltma, birbirlerini anlama noktasında insani bir zemin aranmak isteniyorsa, buna kimsenin itirazı olamaz. Bu tür şeylerde siyasi bazı öncelikler öne çıkar, yani teorik olarak çok doğru bir şeyi çok zamansız bir şekilde ortaya atmış olmanız da doğru bir iş yapmış olduğunuz anlamına gelmez veya gerekli yerde gerekli sözle de uygun bir şekilde formüle etmediğiniz vakit kastettiğiniz dışında anlamlara bürünebilir. Dolayısıyla tepkim bu arada, yoksa toptan alkışlama veya reddetme durumunda değilim. Yani bu toplantıya çekincelerim de var, toplantının alkışlanacak yanı da var. Neden? Böyle olursa şu şu sınırlar aşılabilir, ama şöyle bir şey olursa bu çok önemli bir katkı olabilir. Sonuçta bunlar nas değil, vahiy inmiyor. İnsanî gayretlerin yanı sıra her insanî çalışmanın eksiklikleri de vardır. Bir anlamda dinler arası diyalog ile medeniyetler arası diyaloğu ayrıştırmak gerektiğini düşünüyorum. Bir arada yaşamak konusunda Müslümanlar olarak bizim bir sorunumuz yok, tarihten tecrübemiz zaten ortada. Bir arada yaşama problemi Müslüman olmayanlar açısından, Batı açısından var. Batının tarihte böyle bir deneyimi yok. Esas onların acaba varsa dertleri ‘bir arada nasıl yaşarız?’ konusunda konuşulmalıdır. Bugün burada da gündeme geldi. İslam’ın terörle bağdaştırılmaz ama ABD’nin Irak’ı işgal olayını yok sayarak, oradaki terörü, şiddeti, din adına kınıyorsa bunun bir anlamı yok, saçmalıklara iştigal ediyorsun demektir. Dolayısıyla bin dört yüz yıldır Kerbela’da, Irak’ta, Necef’te bir arada yaşayan Şiiler ve Sünnîler birbirinin kanını dökmüyor da, nasıl oluyor da bir anda bunlar arasında mezhep savaşı olmayan bir gerilim oluyor. Burada bir körlük var demektir. Dünya gerçeklerini, reel politiği, çıkar savaşlarını görmüyorsunuz demektir. Esas konuşulması gereken bu. Bunları görmeden de diyalogdan bahsederseniz bu sadece ütopyadan ibaret olur. Onun için tanımı ortaya iyi koymak lazım. Buna rağmen neler yapılabilir, aklıselim insanlar, toplumun din önderleri, aydınlar, mütefekkirler bir araya gelerek bir şeyleri üretmeliler. Çünkü sonuçta siyaseti de zorlayacak kararlar var, imkânlar araştırılmalı. Bu tür kaotik dönemler yeni arayışları tetikler. Bu durumlarda ne yaptığını bilen istikrarlı ve tutarlı gruplar müthiş mesafeler alabilirler. Yani hem tehlikelidir, hem de o kaosun ortaya çıkardığı boşluktan yeni imkânlar ortaya çıkabilir.
BDY: Türkiye olarak Türk Cumhuriyetlerinin hafızasının varlığını kabul ediyor muyuz? Bölgede ABD ve Rusya böyle bir hafızanın varlığını kabulleniyor mu? Ortak geçmişten, kardeşlikten hep dem vururuz ya, onun için soruyorum.
AE: Bu bölge Osmanlı deneyimini yaşamadı. Uzun bir süredir aslında bu bilgiler, parçalanmış bir şey değil, siyasî olarak manzara böyle, ama İslam medeniyetinin en önemli verimleri bu bölgeden çıktı aslında. Yani Buhara’yı, Semerkant’ı yok sayarak İslam medeniyetinin düşüncede, bilimde, felsefede geldiği noktayı izah edemezsiniz. Bütün yıkımlara, o hafızayı, bilinci kazıma operasyonlarına rağmen, bu topraklarda hala bir şeyler kalmışsa geleneksel de olsa dine, kültüre ait bir değerler sistemi kalmışsa o verimlerin sonucudur. Dolayısıyla olayın bu yönünü varsaymadan, görmeden, ne bu toplumlar ayakta kalabilir, ne de Türkiye burayla sağlıklı ilişkiler kurabilir. Bugün, sivil toplum örgütü mensubu Kırgız bir konuşmacı “Geçmişi geçelim, artık geleceğe bakalım, hümanizm temelli bir şeyler üretelim. İslam bin yıl önce gelmiş olsa ne olur, bin iki yüz önce gelse ne olur? Biz önümüze bakalım.” diye itirazda bulundu. Bu, “Manas’ı şunu bunu geçelim, Soros’a bakalım.” demektir. Bunun reel politikadaki karşılığı budur.
BDY: Peki, büyük devletler dediniz, ABD, Çin vs. bu anlamda eski hafızanın varlığına inanıyor mu? Onların, Türkiye’nin bu bölgeye yaklaşımına bakışları nedir?
AE: Her devletin kendine göre bir yaklaşımı vardır. Rusya eski imparatorluk mirasını yeniden canlandırmak için onun üzerinden hareket ediyor. Açılışta da Rusya’nın çok kültürlü, çok dinli bir imparatorluk olarak deneyimi önemlidir dediler. Sanki lekesiz bir tarihmiş gibi sunuldu. ABD bu konuda çok miyop. Var olan belirli unsurlardan yola çıkarak burada bir siyaset yürütmeye çalışıyor. Türkiye burada hiçbir zaman belirleyici olmadı aslında. Türkiye geri planda eskortluk yaptı. ABD bir tedbir olarak Türkiye’yi anti Amerikancı tepkileri önlemek, İran’a ve diğer köktenci akımlara karşı daha modern bir eskort, bir yol açıcı olarak gördü. Ama yarını belirleyecek hiçbir noktada Türkiye’ye söz hakkı verilmedi. Türkiye’nin o anlamda zaten öyle bir gücü yok. O iş bittikten sonra Türkiye bir kenara atıldı, ama buna rağmen uzun vadeli bir stratejisi varsa, Türkiye çok şey yapabilir. Türkiye’nin imkânları bu kadar, ama 10 yıl sonra ilişkiyi hangi düzeyde tutacak, 20 yıl sonraki plan nedir? Türkiye’nin böyle planı olduğundan emin değilim. Problem orada. (14 yıl geçmiş bir değerlendirme yapılabilir…)
Akif Emre
1957’de Kayseri’de doğdu ilk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladı. İstanbul’da mühendislik eğitimi aldı. Yayıncılık, gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. Yayıncılığa Akabe yayınlarının İstanbul temsilciliğinde başladı. Osmanlı şehirleri (Saraybosna, Mostar, Üsküp, Selanik 1,2, Kudüs 1,2) ve Mimar Sinan 6 bölüm üzerine olanları başta olmak üzere birçok belgesel hazırladı. Bir süre İnsan Yayınları’nın genel yayın yönetmenliğini yaptı. Küreselliğin Fay Hattı (2001), Göstergeler (1997), 'İz'ler (2001, Türkiye Yazarlar Birliği ödülü aldı) adlı eserleri yayımlandı. Bir dönem, İnsan Yayınları'nın yayın yönetmenliğini yaptı.
Yeni Şafak gazetesinin kurucuları arasında yer aldı ve genel yayın yönetmenliğini üstlendi. 23 Mayıs 2017’dar-ıbekaya intikal eden Emre’nin kabri İstanbul Edirnekapı Mezarlığındadır.
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)