Bir önceki yazımda 7-8 milyar olan dünya nüfusu içinde iki milyarı bulan bir Müslüman nüfusun takriben 400 yıldır aşağı doğru gidişinden söz etmiştim.
Her sahada bu baş aşağı gidişin geri dönüşünün ancak bizi zirveye çıkaran İslam medeniyetiyle külli manada mezcolmakla mümkün olacağını iddia etmiştim. Bunu da bazı tarihi vakalarla delillendirmiş, bu sahada bazı isimleri zikretmiştim. (konuyla ilgili epey farklı bir kaynağa, Kemal Kılıçdaroğlu’nun 22 Aralık 2018 günü bir açılış töreninde yaptığı konuşmaya görsel ve yazılı basından bakabilirsiniz.) Bu hafta niyetim yakın bir tarihte ahrete göç eden büyük aydınımız Profesör Fuat Sezgin Hocayı anarak onun eserleri üzerinden geçen hafta söylediklerime kuvvetli deliller getirmekti. Lakin araya başka bir eser girdi. Şayet yazamazsam şu kadarını ifade edeyim 2019 yılı Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından Prof. Dr. Fuat Sezgin yılı ilan edildi. Ülkemizde ne kadar üniversite varsa hepsi bu konuda çeşitli anma programları tertip etti. Prof. Dr. Fuat Sezgin, 1960 yılında Türkiye’de yapılan askerî darbe sonrasında hükümet tarafından hazırlanan ve 147 akademisyenin üniversitelerden atıldığı listede kendi adının da bulunması üzerine Türkiye’den ayrılarak Frankfurt Üniversitesi’nde çalışmalarına devam etmiş dünyaca saygın bu bilim insanımızın adını pek çoğumuz vefatı akabinde duyduk. Kütüphanesinin büyük bölümü Almanlar müsaade etmediği için Türkiye’ye intikal ettirilemedi. İşte bu dahi insanımızı referans vererek İslam’ın bilimlerin gelişmesindeki rolü üzerine yazacaktım ama başka sefere kaldı…
“Bizi kim kurtarabilir?” başlıklı yazıma okurlarımın eleştirileri yanında bazı tavsiyeleri de oldu. Hafta sonumu bu tavsiye eserleri kısmen tetkik etmeye ayırdım. Açıkçası okuduğum eserlerin yazdıklarımı teyit etmesi hatta temellendirmesi beni mutlu etti. Yazdıklarımı eleştirenlerin bana tavsiye ettiği eseri okuduğumda neyi eleştirdiklerini de tam olarak anlayamadım. Adını ve ününü çokça duyduğum Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını okumak bu hafta sonu nasip oldu. Okurken keyif almakla beraber ülkemizde yaşananlar konusunda bazı gelgitler de yaşadım. Okuduğum kitabın ön kapağında “Atatürk’ün okul müfredatlarına koyulmasını istediği kitap” arka kapağında ise “döneminde Kur’an’dan sonra en çok okunan kitap” notları düşülmüş. Ön sözünde bu kitabın ne şekilde Türkiye’ye geldiği ve Atatürk’ün bilhassa askeri okullarda bu kitabın okutulması gerektiği görüşlerine yer verilmiş. Hayli geniş tanıtmalar ve girişten sonra Beyaz Zambaklar Ülkesi Finlandiya’nın bataklıklar ve kayalıklardan ibaret halinin nasıl ileri medeniyetler seviyesine çıktığı anlatılmış. Hamiyetperver bir Finli olan Johan Vılhelm Snelman ve onun etkilediği az bir Finli aydının köhneleşip, çürümüş bir toplumu nutuklarıyla nasıl heyecana getirip, onları nasıl ateşlediği, nasıl bir kalkınma seferberliği başlattığı örneklerle yansıtılmış. Kitabı kaleme alan ise ara ara Finlandiya’ya seyahatlerde bulunan, bu gelişmeleri izleyen ve 1925 yılında vefat eden Rus gazeteci, hatip, yazar Grigory Petrov’dur…
Yazar, Fin toplumunun kalkınma harekâtını bölüm bölüm ele almış; kitapta, din adamları, asker/kışla, akademiya, futbol, köylüler ve esnaflar gibi guruplara hitaplar var. Kitap, ateşli nutukları da ihtiva ettiği için etkileyici. Pek çoğumuzun aslında bildiği şeylerin anlatıldığı bu eser, dünyanın en çok satan kitaplarından biriymiş bize ilk gelişi de birinci Balkan göçmenleriyle olmuş. Atatürk de bu kitabı çok beğenmiş okulların, bilhassa askeri idadinin müfredatına girmesini istemiş.
Kitap: Thomas Carlyle ve Lev Tolstoy’un fikirleriyle başlıyor. İngiliz filozof Carlyle topluma kalkınma ruhu veren, onları ileri gitmek için ateşleyenler liderler ve kahramanlardır derken, Tolstoy toplumun kalkınmasını toplumun kendi dinamiklerine ve motivasyonuna bağlıyor, eğer toplum bu motivasyona erişmişse içinden o motivasyonda birileri de çıkar ve toplumun hareketini yönlendirir. Yani taban esastır diyor. Kitabın yazarı da bu iki görüşün birbirine tezatmış gibi görünse de aslında bir birini desteklediğini ifade etmiş. Beyaz Zambaklar Ülkesine giriş kahraman mı önemli toplum mu önemli gibi bir soruyla başlıyor (Bizi kim kurtaracak?/1). Bu yazımda bu eseri gündem yaparak küçük alıntılarla bazı konuları sizlerin fehimine sunup kıyaslamayı sizlere bırakacağım.
Girişte Snelman’ın ifadelerine dayandırılan aydın/entelektüel kime denir? bunun profili çizilmiş: “aydın olmak, modaya uygun giyinmek değildir. Aydınlar toplumun beyni sayılırlar. Toplum, sizi iyi bir eğitim gördükten sonra yüksek bir maaş alıp, akşamları salonlarda iskambil veya domino masasının başına geçip eğlenin diye okutmamıştır. Böyle yapanlar gerçek aydın değil; aydınların küflenmişidir. Aydınların görevi toplumun zekâsını, vicdanını irade ve enerjisini uyandırmak ve harekete geçirmektir… (s: 97).” kıyaslamaya buradan başlayabiliriz… Bizim aydınlarımızı geneli itibariyle şöyle bir hatırlayalım…
Snelman Fin halkını uyandırma işlemine en önce din adamlarından başlar. Geçen yazımıza istinaden Beyaz Zambaklar Ülkesini okumamı bana tavsiye edenler kalkınmanın dinle bir ilgisi bulunmadığını iddia etmişlerdi zannımca kitabın bu kısmı hafızalarında kalmamış (!). Snelman ateşli nutuklarına önce papazlar sonra piskoposlarla devam eder. Bir piskopos derecesinde dini kültüre sahip olan Snelman, piskoposların en büyük toplantısında onlara şöyle hitap eder “halkımız ağır ve tehlikeli bir manevi hastalığa yakalanmıştır. Din, insanların diğer insanlarla, dünyayla ve onun nimetleriyle bağlantıda olduğu duygusudur. Eğer böyle bir bağlantı olmazsa ne devlet, ne toplum ne aile ne de insanlık ayakta kalamaz ve çöker. Bu devletin varlığına; yaşamasına karşı çok ciddi bir tehdittir. Dine karşı ilgisizlik halk için çok tehlikeli bir hastalığa dönüşebilir. Ciddiyetten uzak gençlik ve akılsız liberal aydınlar, dinsizliğin özgür düşüncenin yansıması olduğunu söylüyorlar. Aslında dinsizlik manevi fakirlik ve hastalıklı bir ruh halinin belirtisi ve halkın sahip olduğu manevi değerlerin yok olmasıdır. Bunun sonucunda insanlar hayvani duygularının esiri olur, maneviyat kaybı, ahlaksızlık, egoizm, hırsızlık ve duygusal çöküntü başlar (s: 103-110)”. Evet, okuduğunuz satırlar Türk ya da Arap bir Müslüman vaize ait sözler değil, Atatürk’ün bizzat okullarda bilhassa askeri okullarda okutulsun dediği kitapta Hristiyan Fin Profesör Snelman’ın söylediği Rus gazeteci Petrov’un yazdı Beyaz Zammbaklar Ülkesinden alınmıştır. Snelman’ın söyledikleri bunlarla da sınırlı değildir. “… Tanrıyı önce kendi içinizde ruhunuzda arayın ve bunu kendiniz için yapın. Bunları yaptıktan sonra da halka tanrıya giden yolda rehberlik yapın. Kalbinde tanrı inancı olmayan bir halkın kurtuluşu yoktur… (s: 108)”. Kitabı okumamı tavsiye eden dostlarımın akıllarında ilerlemenin yalnızca iyi bir eğitim (seküler/laik) modeli ile olacağı kalmış olacak ki “kalkınmanın dinle, kültürle bir ilişkisi yoktur. Her şey eğitimdir” diyerek tavsiye ettikleri kitapla çelişip kendi kendilerini tekzip etmiş oldular. Devam edip bakalım Snelman daha kimlere neler söyleyerek rüya ülke Finlandiya’yı inşa etmiş.
Din adamlarından sonra kışlaya seslenen Snelman onlara: “ordu insanlarımızın iyi bir eğitim alabileceği bir okul olabilir. Unutmayın ki Finlandiya’nın dört bir yanından binlerce sağlıklı genç erkek, hayatlarının en verimli döneminde askere çağrılmaktadır. Onlar sivil hayatlarından koparılıyor ve uzun yıllar boyunca beslenip giydirildikleri, ihtiyaçlarının karşılandığı kışlalara kapatılıyorlar. Bu gençler ordudayken çalıştırılıyorlar; hatta bu çalıştırma bazen aşırı oluyor ama askerlik bitip yuvalarına döndüklerinde ordudayken aldıkları eğitim kazandıkları alışkanlık ve becerilerin hiçbir faydasını göremiyorlar… Ordu fedakâr bir tarikata benzer... Kışla bizim evimizdir. Orası bizim ibadet hanemizdir. Papaz için kilise, öğretmen için okul neyse bizim için de kışla odur. Biz burada yanımızda kadınlar varmış gibi terbiyeli ve nazik davranmak zorundayız… Kışlayı meyhaneye çevirmeyin yerlere tükürmeyin. Döşemeleri kirletmeyin küfür ederek kışlanın havasını bozmayın. Küfrederek arkadaşlarınızın kulaklarını kirletmeyin. Küfredip sövmek köpek ulumasından daha beterdir. Küfretmek manevi medeniyetsizlik belirtisidir. Kahraman olduğunuzu göstermek istiyorsanız bunun için daha asil yollar bulun. Spor yapın, yüzmeyi, güreş yapmayı uzun ve yüksek atlamayı öğrenin. Toplum içinde güzel davranın size faydası olacak kitapları okuyunuz. Okuduklarınız ve dinledikleriniz hafızanızda yer edinsin… Geldiğiniz yerlerdeki insanlar köstebekler gibi toprağın altında yaşıyorlar. Onlar insanca yaşamanın nasıl olduğunu ne görmüşler, ne de duymuşlar, ne de kitaplardan okumuşlar. Sizlerden oralardan geldiniz. Askerliğiniz bitip evinize döndüğünüzde o köstebeklerin yanına gidip tekrar o deliklere girecek olursanız bu çok utanç verici bir durum olacaktır. Siz oraya yeni bir hayatın müjdecileri olarak dönüp o insanların ruhlarını, yaratıcılıklarını canlandırın ve o insanlardan bir ordu, barış, huzur, medeniyet ordusu kurun… (s: 119-130)” orduya yönelik bunlara benzer pek çok nutkun olduğu bu kitabı askeri okullara tavsiye eden Atatürk’ü zannımca bizim kışlamız pek dikkate almamış ki 40 yaşından öncekilerin askerlik anıları pek nahoş hatıralarla dolu. Kıyaslamaları sizlerin fehimine havale ediyorum. Daha fazla yorum yapmadan…
Snelman’ın İngilizlerin dünyaya pazarladığı futbol müsabakaları ile ilgili söyledikleri de ilginç. Nüfusunun yarısı fanatik olan bir ülke olduğumuz düşünülürse… Kıyaslanacak pek çok şeyden söz edebiliriz. Finliler de bir zamanlar futbol batağına iyice sardıklarında Snelman onlara: “Sokrat’ın ve meşhur Herkül heykelinin resimlerini araştırıp bulup bunları birbiriyle karşılaştırırsanız Sokrat’ın büstünde bir bilge kafası olduğu gözünüze çarpacaktır. Geniş bir alın; burası beynin olduğu yerdir. Sokrat’ın beyni sanki kafasının içine sığmıyormuş da fırlayacakmış gibi görünmektedir. Herkül heykeline baktığınızda eski Yunan efsane kahramanının güçlü ve kaslı bedeni karşısında şaşırasınız bu güçlü bedeni taşıyan ve adeta bir kütüğü andıran bacaklar, gemi halatına benzeyen kol kasları, geniş omuzlar, geniş bir göğüs kafesi ve manda boyuna benzeyen bir boyun ve küçük bir kafa, dar ve ensiz bir alın. Bütün bunlar güçlü bir bedenin dışa vurumudur. Fakat bu kahraman çok akıllı değildir. Muhteşem bir bedeni olan kuvvetli ve kaslı bir adamdır. Fakat akıl, maneviyat ve zekâ bakımından geridir. Size Sokrat’ın veya Herkül’ün kafasını tercih edin demiyorum. Mandanın güçlü bacaklarını düşünürken Sokrat’ın kafasını da düşünün kafanız koçun kafası gibi sert olmasın. Şu altın kuralı unutmayın ‘her işi zamanında yapın. Çalışma zamanında çalışın; eğlence zamanında eğlenin.’ Finlandiya’nın sadece futbolculara değil; halkı ekonomi, ticaret, sanayi, fikir ve ahlak bakımında yükseltecek insanlara ihtiyacı var. Kültürel olarak geri kalmış olan ve medeni milletlerin hayatının kötü ve olumsuz taraflarını alanları taklit etmeyin. Paris’e gidenler kafeleri keşfediyorlar, Almanya’ya gidenler birahanelerden başlayıp İngiltere’de futbol maçıyla devam ediyorlar. Gözünüz yüksekte olsun Avrupa’da sanat, bilim ve düşünce tapınaklarına gidin. Almanya da ‘Tugendbund’ gibi kuruluşların sıralarını dolduran binlerce genci örnek alın. Maneviyatınızı ve ruhunuzu geliştirmek için çaba gösterin. Şunu unutmayın ki: ‘sağlam kafa sağlam vücutta bulunur’. (bu sözün menşei de pek eskiymiş J) Fin gençleri sizin göreviniz topu daha uzağa ve yükseğe atmak değildir, sizin göreviniz Finlandiya’nın gelişmesini ve halkın ilerlemesini sağlamaktır(s:136-142)...”
Snelman’ın ailelere de hitapta bulunur ve onlara “… Kabahat gençlerde değil, sizde. Sizler gençleri nasıl terbiye ederseniz, onlar da öyle yetişir. Gençlere ne eğitim verdiniz? Hiç. Anneler çamaşır, bulaşık, yemek yapma ve temizlikten başlarını kaldıramıyorlar. Babalar memuriyet, ticaret, dükkân veya fabrika işleriyle meşguller; işten sonra da meyhane ve kulüplerde iskambil oynuyorlar. Çocuklarla ilgilenmeye kimsenin zamanı yok; ayrıca çocuklarla uğraşmak insanı yoran ve usandıran bir iştir... Zaman bulamadıklarında ellerine oyuncak (şimdi cep telefonu), şeker verdikten sonra başlarını okşayarak ‘hadi bir kenara çekilin oynayan’ bu aslında ‘gözümüzün önünden kaybolun da, ne yaparsanız yapın, yeter ki bizi rahatsız' etmeyin demektir... Azarlamak, kızmak bağırmak ve ceza vermekle çocukların saygısını ve sevgisini kazanamazsınız. Çocukların önünde onların size saygı duyacakları şekilde hareket edin ki onlar da sahip olduğunuz meziyetleri görerek sizi sevip saysınlar... Herkes, hayattan fazlasını almak isterken ona bir şey katmak istemiyor. Egoist, istismarcı ve asalak olarak atıldıkları hayatın anlamını başkalarının sırtından geçinmekte arıyorlar. Çocuklarına bu ‘hayat felsefesini’ aşılayanlarsa anne ve babalar! Bu öğüt ve telkinlere büyüyen çocuklar gelecekte egoist, kendini beğenmiş sığ ve ruhsal olarak zayıf olup; ahlaksız ve şehvet düşkünü bireyler olarak toplum hayatına katılmaktadırlar... (s: 143-148).
Snelman köylü, esnaf ve işçilere yönelikte: “… Halkımızın büyük bir kısmının böyle ilkel, cahil ve eğitimsiz kalmasına hiç bir şey yapmadan seyirci kalmak ahlaksızlıktır ve suçtur... Halkın çoğunun eğitimden yoksun bırakılması bir cinayettir. Devletin kendi kendini yıkması, intihar etmesi demektir... Anlayın, lütfen anlayın. Ülkede çalışan ve üretime katkıda bulunan her insan bir değerdir... Ülkede sarhoşların sayısını hesap edin. Eğer halkımız iyi eğitile bilseydi, bu sarhoşların her biri ülkeleri ve insanları için üretime katkıda bulunan bireyler olurdu… (s: 197-198).”
Nüfusu İzmir’in yarısı olan bir ülkenin kalkınma çabası elbette ilham verici lakin benim vurgulamak istediğim nokta bütün bir İslam âleminin reformla dezenforme değil, özüne tam dönmesi meselesidir…
*Hamiyetperver: Din, millet gibi üstün değerleri koruma gayretinde olan. Vatan ve milleti için gayret gösteren.

Bilal Dursun YILMAZ
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)