İçtimai hayata yönelik mühim tespitlerimin olduğunu başlık koyamadığım bir yazı…
Geçmiş hayatım bilirim ki ailemle mahdut birkaç kişi dışında kimse için çok da önemli değil, zaten kendi geçmişimi anlatmak için de yazmıyorum, fakat anlatmak istediklerimi mücessem, müşahhas kılmak istiyorum. Bunu da başkaları üzerinden değil de bazen kendi geçmişim üzerinden göstermeye çalışıyorum. Zaten insan kendi dışındaki hayatların iç yüzünü ne kadar bilebilir ki? İnsan, bilinmek istediği oranda kendini izhar eder. Dolayısıyla zahir olduğu kadar insanları tanırız. Duyguların, hayallerin, hislerin çoğu dışarıya yansıtılmaz, ya da yansıtılamaz bu sebeple insana dair şeylerin çoğu zahir sebepler üzerinden yapılan bazı genellemelerle izah edilmeye çalışılır. Kendi üzerimden yazmamda ki ikinci sebep ise başkalarını taltif eden, öven şeyler yazmak, söylemek güzel, bu durum nefis sahiplerinin hoşuna gidiyor lakin ola ki zülfüyâra dokundun mu bir kaşık suda boğmak isteyen ilk kişiler hemen yanı başındaki dostların, ahbapların oluveriyor. O yüzden bazı meselelere dair örnekleri kendi yaşantımdan, deneyim ve gözlerimden veriyorum ki hem mesele havada kalmasın hem de zülfüyâra dokunmasın. Varsa bir taşım da gitsin kendi nefsime çarpsın…
Bu yazıma çok kullanılan iki kavramı konu ettim;
Bireysellik ve minnet…
Bu iki kavram üzerinde bazı sosyal tespitlerde bulunmak istiyorum. Bireysellik; bu kavramı allayıp pullayıp bugünün sosyal hayatına dayatan Batı, Doğu toplumlarında yani bizlerde tam muvaffak olamasa da büyük ölçüde başarılı oldu. Bazen insan bu kadar kötü olan bir şeyde bile “keşke Batı muvaffak olsaydı” diyebiliyor… Çünkü: dejenere olmak aslı olmaktan daha kötü bir şey. Biz, Batı’nın bireyselci yaklaşımını bütün olarak benimsemesek de sosyal dünyamızı yani akrabalık ilişkilerimizi, yaşam biçimimizi büyük ölçüde ona göre şekillendirdik. Özetle, tam olarak bireysel yaşamayı başaramasak da toplumcu yaşamdan da uzaklaşmayı tercih eder olduk. Fakir geçmişimizden gelen korkudan olsa gerek “mülke sahip olmak” arzusu biz de “evladını düşünme” şekline büründü. Bu sebeple biz evlatlarımızdan Batı’daki kadar belki kopmadık “18 yaşına geldin bak başının çaresine” diyemedik, bunu biraz da İslami motiflerin sosyal hayatımıza kısmen de olsa hâkim olmasından yapamadık. Dikkat ettiyseniz “İslami hakikatler” yerine “İslami motifler dedim” düşünceme göre artık İslami yaşam biçimi yani ahkâm-ı ilahi benim de içine dâhil olduğum ekseriyette bir ölçü, bir kıstas olmaktan öte bir hal aldı… Sadece beş vakit namaz ile yılda bir ay oruç ve birkaç görsel öge hepsi bundan ibaret Müslümanlar olduk… Hani o “komşusu aç iken tok yatan benim ümmetim değildir” diyen sosyal anlayış, nerede “adaleti mülkün temeli” yapan inanç ve azim… Üç gün önce TV’den dinlediğim bir haber şuydu : “oğlunu türlü hilelerle ilahiyat fakültesine araştırma görevlisi yapan bir rektöre soruşturma açıldı.” Sadece bu örnek bile İslami yaşam biçimimizi anlatmaya yeter de artar bile Bekri Mustafa'nın Sultanahmet Camii'ne imam olması gibi…
Sanayi, ekonomi, teknoloji gibi pek çok alanda gelişmiş Batı medeniyeti, ekonomisi zengin ülkeler bireyselliği bugüne kadar nirengi noktası yaptı. Batı, bireyselliğin geliştiği ölçüde sosyal hayatın daha demokrat, daha rahat, daha müferrah olacağını ileri sürerek bütün müspet şeylerin müsebbibi olarak bireyselliğin gelişmesi gerektiğini ön plana çıkardı. Yani son yüzyıldır bireysellik Batı’dan bize daim pompalanan bir ilerleme ölçütü kabul edilmekte, bütün kanunlar, nizamlar bu ferdiyetçi anlayışı hâkim kılmak için yapılmaktadır.
Lakin bugün Batı’nın da içinde olduğu dünya manevi bir buhran geçiyor, bir arayış içinde. Bence bu krizin temel sebeplerinden biri de insanlık için “Âlâ” bir makam gibi sunulan işte bu ferdiyetçilik anlayışıdır… Tek kelimeyle; bireysellik dediğimiz bu illet sosyal dünyamızı mahvetti ve edecek de… Bugün cem olmamızı engelleyen Korona musibeti belki de kaderin adaleti cihetinden insanlığa vurulmuş şiddetli bir şamardır ki artık iki kişi bir araya gelemiyor, kucaklaşamıyoruz…
Sosyolojinin, sosyal psikolojinin temel ilgi alanı olan ve kendisine bugün dahi büyük önem atfedilen, evrensel bir değer kabul edilen bireysellik nasıl olur da bizi mahveder diye haklı bir soru sorabilirsiniz, haklı diyorum çünkü zahire göre öyle…
Batınını yani bu meselenin iç yüzünü ise güncel hayattan, yaşanmış şeylerden örneklendireceğim ki somut olsun. Bu ufunetli gördüğüm yaraya beylik cümleleriyle değil de hayatın pek düşünmediğimiz alanlarından örnekler göstereceğim. Yani biraz yaşam deneyimlerimden bahsedeceğim. Zaman zaman geçmiş yaşantıma dair şeyler paylaştığımı bu köşeyi takip edenler bilirler. Bir dağ köyünde garip ve fakir olarak dünyaya geldim. Evin ilk “mörbedi” olmam hasebiyle 6 yaşında çoban oldum. O dönemler ahırında tarlayı sürecek öküz, işe koşturacak at, yağı, sütü, peyniri ve tabiiki yünü karşılayacak 15-20 koyun 3-5 inek ve birkaç tavuk bulunduran bugünkü tabirle muhtaç olmayan insandı. Fakir sayılmazdı. Biz de bu hesapla fakir değildik belki de... Bir koyun satıp şeker bir koyun da satıp sabun, gaz gibi öteberi alınır, giyim eşyası ekseriyetle şehirdeki akrabaların toplayıp gönderdiği ikinci, üçüncü el eşyalar olurdu. Kendi ürettiklerimizle, mahsulümüzle geçinir giderdik. Muz’u bilmesek de az bulsak da mevsiminde tükettiğimiz ama tadına doymadığımız elma, armut, ayva, üzüm, ceviz gibi meyvelerimiz olurdu, ambarda haro (küçük silo) içine anamızın saklanmış olduğu elma, ayva gibi bazı meyveler de ya bir hasta için çıkar ya da kışın ortasında kesilirdi. Çıtos, patos gibi cipsleri, türlü şekerlemeleri, kajuyu bilmesek de pestil, ceviz, dut kurusu gibi yemişleri yemeye ara sıra muvaffak olurduk. Ve tabi ki nimetin oburu olmadığımızdan bunlardan müthiş hazlar alırdık.
Küçük köyümüzün minicik mahallerinde herkes birbirine akrabaydı. Bu akrabalar köyün çetin şartlarının getirdiği sıkıntılardan ve bugünkü şehirli toplumda da ziyadesiyle var olan dedikodu, laf taşıma, bozgunculuk gibi sebeplerden ötürü genellikle birbirine küs olurdu. Küslüklere bazen kan bile karışırdı ama yine de insanlar birbirinin koyunu kuzusunu göz ucuyla takip eder, el ucuyla yardım eder, harmanına el atar, tarlasına çift sürerdi. Kimsenin hayvanı aç, kimsenin ekini tarlada kalmazdı el birliği edilir işler bir hal yola koyulurdu. Eğer yalnız kalmışsa komşusu, küs olsa da onu darda koymazdı. Herkesin herkese el altından bir minneti vardı…
İşte ben, yukarıdaki kısmen tarifini yaptığım köy yaşamının son demlerinin yaşandığı zamanlarda köyümden ayrıldım. Köylerde imkânı olana gelenek olan bir yolla köy yaşamından uzaklaştım. O zamanlar adetti akrabaya el uzatmak, yardım etmek (bugün de bu adet farklı şekilde elbet devam ediyor. Yukarıda bahsini ettiğim haber gibi) bana da İzmir’e yerleşmiş amcazadelerim ve halam yardım etmişlerdi. “el verelim, yardım edelim de oksun çocuk” diyerek kurbanlık hayvanların taşındığı bir kamyonla İzmir’e gelmiştim. Hayvanların yünü dedim ya üstte, geçenlerde hanım o günkü yünlerden doldurulmuş bir yastığı yıkamak için dökmüş fakat yünü beğenmemiş “keşke hiç makinaya sokmasaydım da…” diye serzenişte bulunmuştu imalı şekilde. Evet, o zamanlar köyde yaşayan bizler elbise mağazasını zaten bilmiyorduk öyle yastık altına sakladığımız bayramlık ayakkabımız falan da olmazdı, en büyük mutluluğumuz anamızın ördüğü yün çoraplardı. O da yünün hasından olurdu, yünün kırığı döküğü de yatağa, yastığa girerdi. Zayi edemezdik. Bugün 200 yüz lira verip pamuk gibi ak-pak yün alan elbet o günkü durumu değerlendiremez… Dedim ya en özel eşyamız belki de koyunyününden örme çoraplarımızdı. Bir temmuz günü işte o çorapları giyip 2000 rakımından 0 rakımına doğru içi hayvan dolu kamyonla yol almıştım gurbete. Yaş 12, telefon yok, Whatsapp yok… Ayağımda yün çorap, kara laktik, gelmiştim İzmir’e okumaya o zaman ki tabirle “adam olmaya” acaba adam böyle mi oluyor? Okuma serüvenim umduğumuz gibi gitmedi, tekrar köye döndük. Sonra İzmir Karşıyaka’daki dayılarım “bu çocuklara bir el atalım” deyip bu safer de onlar çağırdı köyden berbere çırak olarak. Sonra kardeşlerim büyüdü ben onlara, onlar bana destek oldu. Velhasıl şuan 41. Yaşımdayım kırk yaşıma kadar akraba desteğiyle bir ömür sürdüğümü rahatlıkla söyleyebilirim. Bu da ben de içten içe kanayan bir yara oldu. İçimden hep şu geçerdi; “bıktım minnet altında yaşamaktan, ah bir özgürlük elime geçse, kimseye muhtaç olmadan yaşasam” diye hem dua eder, hem iç geçirirdim. Anamdan duyduğum en muteber dua; “değil düşmanıma, dostuma bile muhtaç etme Allahım”dı. Velhasıl kısmen de olsa en azından maddi olarak bu minnet altında yaşamaktan 41. Yaşımda kurtuldum. Böylece her şeyin daha iyi olacağını düşünüyordum. Öyle ya yıllarca minnet duymaktan ezilmiştim. Lakin öyle değilmiş… Öyle olmadığını yaşamayana anlatmak belki de imkânsız. Bu durumu yaşamadan birisi bana anlatsaydı emin olunuz ki “he hee” der geçerdim. Ben de anlamazdım…
Evet dostlar,
Yukarıda sözünü ettiğim halam, amcam, dayım, teyzem bil umum akrabamın bir şekilde ben de emeği oldu. Hepsinin minneti altında kaldım. Biri yolumu açtı, biri önümü açtı, biri sanat öğretti, diğeri başka şekilde yardım etti hakeza… Velhasıl o süreçlerden geçerken bazen çocuk kalbim rencide oldu, ağladığım ıssız geceler, hayallere daldığım uzun yollar oldu, gençken gururum incindi, çocukken kalbim kırıldı… Ben bunları yaşamımda derin yaralar saydım. Hep bu minnet duygusundan kurtulacağım bir hayat temenni ettim. Bu istediğim şey bireysellik denilen şeyin ta kendisiydi… “Kimseye eyvallahı olmayan bir hayat”. Bunun özgürlük olduğunu zannettim. Acaba bu zannı sadece ben mi ettim?
Oysaki şu yukarıdaki minnet dediğim şeyler sayesinde bugün akrabalarım benim için manen yaşıyorlar. Her birine belki onların arzu ettiği boyutta olmasa da derin bir sevgi ve saygı duyuyorum. Ölmüşlerinin ruhuna daima Kur’an okuyorum. Onları görmekten hala gerçekten haz alıyorum. Çeşme’ye tatile değil de onları görmeye gitmek bana daha çok haz veriyor. Bunda o kadar samimiyim ki… O minnetmiş meğer bizleri sosyal yapan, o minnetmiş bizleri insani yapan, o minnetmiş meğer hayata değer ve anlam katan. Yoksa bireysel yaşamda sevgi yok, hoşgörü yok, yardım duygusu yok, acıma hissi zayıf kısacası sosyal hayat değimiz şeyin artık sosyalliği yok. Tam bir bencillik üzerine kurulmuş. Sadece haz var, tatmin olmak isteği var ama tatmin yok… “komşu komşunun külüne muhtaçtır” anlayışından bugün geldiğim yer “nerede inceyse orada kopsun” anlayışı. İşte bu bir yıkım, çöküş ve yok oluş… Ruh darlığım sırasında sohbet ettiğim yârim: “ben minnet duygusu yaşamaktan bıktım” diye bir cümle kurunca o zaman kendime geldim. Minneti mihnet zannediyorduk oysaki minnet duygusundandı ilişkiyi koparmamak, alttan almak, bazen de yutkunmak. Ne zaman ki o minnet ortadan kalktı evlat anaya, gelin kaynaya sen yoluna ben yoluma anlayışı baş gösterdi ve anladık ki bireysel değil, kolektif yaşamak hayatı değerli kılıyormuş. Ama artık tren de kaçtı, arkasından el salla… Ya da koştur ki yetişesin ya da bekle ki tekrar dönsün…
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)