Dün sabah bir ölüm haberiyle gözlerimi açtım. Ölen kişi bir arkadaşımın babasıydı. Arkadaşım babası için hiç gocunmadan, yüksünmeden; “benim babam çoban” derdi. Kendi çilekeş hayatını anlatırken de babasından gururla söz ederdi ve dün o arkadaşım; “babam kalp sektesinden vefat etti” deyince feci şekilde müteessir oldum.
Ölüm, öyle uzak görünüyor ki… Salalar hep başkaları için okunuyor…
Arkadaşımın çilekeş hayatıyla kısmen de olsa benzer noktalarımız var dolayısıyla bu ölüm bende de etkili bir empati duygusu oluşturdu…
Babam…
Vefat ettiğinde henüz elli yaşlarının başındaydı… O da ani bir ölümle, bir trafik kazası sonucu diyar-ı âhara gitmişti… Ben o zaman yurt dışındaydım, ağır yaralı diye telefon açtılar ama ilk anda anlamıştım bu dünyaya göz yumduğunu… Buraya kadar yazdıklarım benim için olmasa da okurlarım için sıradan şeyler ölüm hep var ve sanki hep başkaları için geliyor…
Evet, o meşhur araba arkası yazısı var ya çoğumuzun aşinası olduğu; “Baba çınar gibidir meyvesi olmasa da gölgesi yeter” minvalindeki bu sözü oldum olası hoş bulmam; olumsuzlukla, yoklukla, eksiklikle başlaması bana bu sözü hoş göstermez. Hatta biraz da itici ve saçma bulurum. Ne demek meyvesi olmasa da? Meyve zaten sensin yani evlat değil mirdir… Evet, baba belki ulu bir çınara atıf yapılarak onun gölgesine sığınmak anlamında ifade ediliyor olsa da yine de bu söz bana anlamsız gelir.
Ben babanın meyvesini de gölgesini de öyle bir gördüm ki bunları yaşamamış olsaydım belki de dünyayı bütün bütün babasız yaşadım sayabilirdim.
Arkadaşımın rahmete giden babası için hissettikleriyle benim derin bir duygudaşlık kurmuş olmam galiba geçmişte yaşadıklarımdan ve hissettiklerimden ileri geliyor.
Yaşım 30’a baliğ olmasa da yakındı babamı rahmeti rahmanın kucağına gönderdiğimizde. Garip olan şu ki geriye dönüp baktığımda babamla yaşadığım mahdut birkaç silik hatıradan başka bir şeyin olmadığını görmüş olmam. Evet, babamla çok az şey yaşamıştım. Tam bir baba-oğul ilişkisi kuramamıştık. Bunun pek çok sebebi vardı: birincisi uzun gurbetlikti, ikincisi ananevi yaşam tarzımız, üçüncüsü mevcut sosyal şartlar, dördüncüsü fıtrat ve mizaç ve sair…
Sadece bir kere bir Cuma günü cami önünde babamdan bir talebim olmuştu. Küçük bir istek; “baba, bana resim defteri alır mısın?” demiştim sonucunu hatırlamıyorum ama herhalde almıştı. O günden sonra babamdan bana bir şey almasını hiç istememiştim daha doğrusu isteyememiştim. Hatta kurduğum bir işin devamı için gerekli olan para babamda vardı ve ben onu isteyemediğim için habersiz almıştım da sonradan haberi olmuştu… Ve elindekinin tamamını vermişti.
Böyle yazınca akıllarda şu soru hâsıl olmuştur; “acaba bu kadar iletişime kapalı, evladının talepte bulunmasına çekindiği kadar sert ve diktatör bir insan mıydı babam” hayır, tam aksine son derce sakin, çocuklarına şefkatli bir insandı. Dedim ya fıtrat, mizaç, yaşam tarzı ve sair sebepler…
Şöyle ifade edeyim; evet, babamdan hiç harçlık istemedim ama hiç harçlığa da ihtiyacım olmadı ta ki babam bu diyardan gidene kadar. Hatta şunu söyleyeyim 96-97 yıllarında lisede okurken bazı öğretmenlerime borç para bile veriyordum. Detayını anlatmıyorum bu tarihlerde bu ülkede yaşayanlar bu dediğimi garipsemezler; 90’lı yıllarda pek çok öğretmen pazarda limon satardı. Bunu bir sosyal tahlil ve dediğimi ispat için söyledim…
Ben, çocukken gurbete çıktım. O yüzden çok silik hatıralar hariç babamla yaşamışlığım neredeyse yok gibi… Biraz da aşırı dominant bir anne etkisi de eklenince gerisi anlaşılır…
Çocukken büyümüştüm… Çocukken para kazanmaya başladım. Öyle ki işsizlik ülkemizde her zaman vardı ve insanlar iş bulamamaktan yakınırlarken ben onlara imrenir şunu derdim; “ya keşke ben de biraz işsiz kalsam da dinlensem, keyif etsem” çok saçma gelen bu sözü ciddi ciddi söylerdim. Çünkü bana o telefon gelene kadar işsizliğin ve parasızlığın nasıl bir his, ne menem bir duygu olduğunu hiç tatmamıştım. Babam hayattayken benim bir işim değil, hep işlerim vardı; berberde çırakken bile ek iş olarak ticaret yapıyordum. Hep yoğundum, iyi kötü para kazanıyor kimseye; “babama bile” muhtaç olmuyordum. Öyle ki lisede öğretmenlere borç verirken henüz üniversitede birinci sınıfta okurken de iş sahibi olmuştum. O zamanda da yine birkaç işi bir arada yürütüyordum; berber dükkânı işletiyor, erkek takısının moda olduğu bir dönemde Eminönü’nden sipariş ettiğim bijuteri malzemelerinin tasarımını ve satışını yetiştiremiyordum satmaya. Başka işlerde hakeza… Daha üniversite bitmeden bin USD gibi o zaman için bile hatırı sayılır bir maaşla işe başlamıştım mezun bile değildim. Benim için iş ne ki… Şaşardım işsizlerin haline…
Bir gün kardeşimden o telefon geldi; “babama araba çarptı, durumu ağır” o, “durumu ağır” kısmı işin yumuşatmasıydı… Zaten insanın yüreği hemen hissediyor…
Benim çalıştığım şirket cenaze için uçak biletlerini gidiş-dönüş olarak aldı, tazim, hürmet her şey çok iyiydi. Cenazeyi defnettik bir hafta sonra geri dönmüştüm çünkü yoğun bir işim vardı ne mi oldu? Bizi henüz öğrenciyken bünyesine katmak için türlü kulisler yapan şirket yöneticileri birkaç gün sonra işimize son verdiler…
İşte o zaman çok net anladım ki hüner benim sanatkâr, ya da iş beceren biri olmamda değilmiş işin sırrı babamdan sudur eden kabul olmuş dualardaymış… Çünkü o gitti bütün sır çözüldü. O, elden değil de gönülden veriyormuş meğer… Elinde olsa vermez miydi? O gün bugün oldu diyebilirim ki değişen pek bir şey olmadı…
Dedim ya çok az hatıram var babamla… Onlardan aklımda en canlı kalanı; bir gün İzmir Kemeraltı’ndan belediye otobüsüyle eve dönüyoruz o sırada da babamla aramızda eskiden beri çok nadir vuku bulan baba-oğul sohbeti ediyoruz. Geleceğe dair planlar yapıyoruz; evliliğimden yurtdışında ne kadar daha kalacağıma kadar pek çok konuyu konuşurken ben iki de bir; “annem buna üzülür, annem buna ne der” gibi cümleler kuruyordum. Tabi bunun geçmişe uzanan bir nedeni vardı: ben daha 4 yaşlarımda belki yoktum, bir siluet şeklinde hatırladığım şey; annemin romatizmadan küt olmuş bacaklarından duyduğu acılardan feryat figan ederek el yapımı bir sedye ile köylülerin omuzlarında iki metreyi aşan karları yararak 20 kilometrelik keçi yolundan arabaya bindirileceği yere taşınmasıydı. Yaşadığımız coğrafyanın rakımı iki bin metrenin üstüne olunca normal bir kış böyle olurdu o zamanlar... İşte o gün bugündür annem hep hasta ve biz çocuklar da hep; “annemiz ölecek” korkusuyla yaşadık, bu korkuyla büyüdük o, korku öyle ki iliklerimize işlemişti bu yüzden “hep annemiz” dedik, onu üzmemeye odaklı bir yaşantıyı tercih ettik (ne gariptir ki o da kendine hep üzülecek şeyler buldu ve buluyor). O yüzden de o otobüste “annem, annem, annem” deyince rahmetli babamın gözlerinden boşalan yaşlar yanaklarına akarken sağ elinin işaret parmağıyla göğüs kafesini göstererek; “benim yüreğim yok mu, ben taş mı taşıyorum, ben üzülmem mi” diye figan etmişti. İşte o zaman bunu fark etmiştim… Baba yüreğini…
Dün öğretim üyesi o arkadaşımın çoban olduğunu gururla söylediği babasını genç yaşta geçici olarak da olsa kaybetmesi bana bu duygularımı hatırlattı ve o arkadaşımın da duaya çok ihtiyacı olduğunu bildiğimden derin bir iç geçirdim ve belki hiç yeri değildi ama “dua kaynağın gitti” dedim. Hangimizin reddedilemez bir duaya ihtiyacı yok ki? Ben işin gölgesini-meyvesini anlamam, araba arkası, duvar yazısını falan da bilmem ama en keskin, isabeti hiç şaşmayan ok gibi hedefi tam on ikiden vuran duanın baba duası olduğunu çok net bilirim. O yüzden baba duası alanın bahtiyar, bedduası alanın da bedbaht olduğunu çok gördüm. Ondandır ki baba haksız da olsa bir evladın hakkı yoktur ki babasından hak dava ede…
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)