Cumhurbaşkanlığının tensipleriyle tüm üniversitelerimizin lisans ve ön lisan programlarına bir saatlik zorunlu “Kariyer Planlaması” dersi konuldu.
Bu mahiyetteki bir dersin çocuklarımızın eğitim hayatında yer almasının elzem olduğunu düşünenlerdenim. Çocuklarımızın ilgilerine, becerilerine, fıtratlarına uygun olan mesleklere yönlendirilmesi, bunlara uygun eğitim alternatiflerinin ilkokuldan itibaren verilmesi kanaatindeyim. Bütün öğrencilerin aynı standarda bağlanması, aynı müfredata tabi tutulması pek çok dehanın arada kaybolup gitmesine sebep olduğunu düşünenlerdenim. Albert Einstein’in meşhur hikâyesi olan ilk mektepte geri zekâlı muamelesi görmesi bu konuyu anlatması bakımından çarpıcı bir örnektir. Lakin ta Einstein’e kadar gitmeye gerek yok geçen gün Doğuda bir ilimizde henüz ilkokul çağındaki bir çocuğumuzda müthiş bir müzik kulağı, bu minvalde bir yeteneği olduğu keşfedildiği haberi televizyonda dolaşıyordu. Ya keşfedilemeyenler… Kanaatimce meseleye “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz…” anlayışı içinde bakmak gerekiyor.
Bizde garip bir kariyer ve iş anlayışı var. Güdümlenmiş. Geçen gün üniversiteyi aynı dönem okuduğum bir arkadaşımla; üniversite yıllarından, sınıf arkadaşlarımızdan, ortak hatırlarımızdan konuşuyorduk mevzumuz “kim nerede ne iş yapıyor” şeklinde kariyer meselesine geldi. Arkadaşım pek keyifliydi, henüz 15 gün önce akademik doktor olmuştu, sözü kendine getirdi. Bu süreci geçmek onun için kolay olmamıştı. Doktora tezi yazarken ki sıkıntılarından bahsetti. Ne de olsa akademik kariyerin mihenk taşıdır doktora tezi. Adını bilim tarihine yazdırmış insanların kahir ekserinin bu şöhrete ulaşmasına temel olan çalışmaları doktora tezleri ve bu süreçte yaptıkları yayınlar olmuştur. Bu insanlar doktora sürecinde attıkları temele sürekli yeni inşalar yaparak bilimsel çalışmalarının doruk noktasına ulaşmışlardır. Lakin eskiden beri var olan kadim bir tartışma da bugünlerde yine ayyuka çıkmış durumda: “nicelik arttıkça nitelik kayboluyor” tezi akademinin küresel bir sorunu olarak yeniden gündemdeki yerini almış durumda. Bu durum ülkemiz için de malum bir gerçek olarak ortadadır. Her doktora çalışması tanımlandığı gibi idealist ve mühim bir kıymete haiz olsaydı bugün en azından ülkemiz için daha farklı şeyleri konuşur, tartışır olurduk neyse bu başka bir yazıda mevzu bahis edilecek bir konu…
Ben arkadaşımla aramızda geçen muhavereye tekrardan döneyim. Arkadaşım, ortak tanıdığımız bazı isimleri zikrederek şu nitelemelerde bulunuyordu: “filan kişi çok zekiydi şimdi bu halde, feşmekânın dersleri çok başarılıydı, aktif bir öğrenciydi bugün şu işi yapıyor” şeklinde onları küçümseyen ifadelerle konuyu şöyle bağladı; “bu arkadaşlar öğrenciyken başarılıydılar, aktiftiler fakat netice itibariyle kimi polis oldu, kimi pazarcı. Bir mevkie gelemediler ben ise akademik doktor oldum”. Biraz da bana nispet yaparak demek istiyordu ki: “ben kariyer planlamamı çok iyi yaptım ve şimdi buradayım. Zeki olmak ya da farklı yeteneklere sahip olmak önemli değil, önemli olan kendini bilip, geleceğini yönetebilmektir.” Arkadaşım aslında bir bakıma haklıydı, kariyer yönetmek bu olsa gerek. Ne yapamayacağını bilmek... Arkadaşımla birbirimizi 25 yıldır tanıyoruz, henüz yeni doktorasını almış dostumun mutluluğuna gölge düşürmemeye gayret ederek, rencide etmeden ona dedim ki: “Sevgili kardeşim o niteliklerini saydığın kişilerden biri de benim. Üniversite okurken bir yandan berber dükkânı işletiyordum, diğer yandan gazete çıkarıyordum, öbür taraftan piyasaya reklam hizmetleri yapıyordum, yurtta kaldığım boş saatlerde de kapalı çarşıdan aldığım incik boncuktan takı tasarımı yapıp bunları öğrencilere ve personele satıyordum ve hakeza. Ayrıca bu işleri yaparken de okulumu ve derslerimi ihmal etmiyordum. Üniversiteyi de bölüm birincisi, fakülte ikinci olarak bitirdim. Henüz üniversite bitmemişken o dönem için hayli yüksek bir maaşla da işe başlamıştım. Çünkü benim para kazanamayacağımdan yana bir korkum, piyasada iş yapamam diye de bir endişem yoktu. Sermayem olmasa da bilgim ve cesaretim vardı o sebepten de bilinçsizce de olsa yapmak istediğimi, olmak istediğimi yapmak benim için memur olmaktan evla bir işti. İyi bir gazeteci olmak benim için hoca olmaktan öncelikliydi. Dolayısıyla bu işe daha çok yönelmiştim. Lakin çevremde tanıdığım pek çok kişi okul bittiğinde sudan çıkmış bir balığın yaşadığı duyguları yaşayacak olmanın elim korkusu içinde daima kamu hizmetine güdümlenmişti. Kamuda (üniversitede) herhangi bir görevde çalışabilmek için bazıları şeref ve haysiyetinden pek çok şey feda etmişti. Lakin senin adını saydığın o aktif olan öğrenciler ‘nasıl olsa bir iş yaparım, tuttuğumu koparırım’ düşüncesi ile piyasaya atıldılar, belki umduklarını çoğu kez bulamadılar, hayal kırıkları yaşadılar, bazen umutları kayboldu bazen de paraları ama mücadeleyi olması gereken yerde, sahada yaptılar. Evet, pek çok kez kurumların içinde de mücadeleler oluyor hem de en haysiyetsizinden ama onlar bu kirli mücadele yerine er meydanını tercih ettiler. Gazetecilik okuyanlar pazarlamacı oldu, halkla ilikler okuyanlar kabzımal, mühendisler tacir ve sair… Tabii ki bu durumun bu şekilde gelişmesi bir ülkenin geleceği için, bireyleri için çok büyük bir enerji ve sermaye israfıdır. İnsan için en değerli şey nedir? Şüphesiz ki ömrünü üzerine inşa ettiği vakittir. Ömür sermayesini ve vaktini heba edenin vay haline... Maalesef ki eğitim anlayışımız hem kurumlarımızda hem öğrencilerimizde hem de velilerimizde en değerli sermayemizi; gençliğimizi ve zamanımızı heder eden bir anlayış üzerine inşa edilmiş vaziyette… Üniversiteye gelen ve beş yıl bir bölümde okuyan birisi mezun olunca neden okuduğu bölüm ile alakasız bir işte, bir meslekte çalışıyor ya da çalışma teşebbüsünde bulunuyor, ya da neden buna mecbur oluyor? Ve üniversite mezunlarının büyük bir kısmı neden ‘kendimi nasıl kamuya sokarım’ın derdi içinde ve ne iş olduğu önemli olmaksızın bir kamu çalışanı olmak için ne çok ve gereksiz sınavları vermek zorunda kalıyorlar? Elbette ki bu konu eğitim camiamızın, kamuoyumuzun yıllardır tartıştığı ve içinden çıkamadığı bir durumdur. Lakin ben bir kısmına cevap vereyim; başıboşluktan, bilinçsizlikten, yanlış yönlendirmeden ve sistemden ya da sistemsizlikten… Yeteri kadar tanıyamadan ya da tanımak istemeden ‘benim kızım doktor olacak, benim oğlum subay olacak’ dayatmasıyla büyüttüğümüz çocuklarımızı kendi arzularımıza bile isteye kurban ediyoruz. Onların fıtratlarını, duygularını, yetilerini keşfetmeye çalışmadan bir yandan en gözde (?) olan mesleklere zorluyor öbür yandan da nasıl daha rahat para kazanabileceklerini, kendilerini yormadan nasıl avantandan işler yapabileceklerini, bu işlerin uyanığı nasıl olacaklarını onlara salık veriyoruz.”
Bir hatıram aklıma geldi: üniversiteye yeni başlamışım hazırlık sınıfındayım bir gün yurt lojmanlarının önünde bir bankta otururken yanıma Muhittin hocam oturdu hangi bölümü okuduğumu vesaire sordu, tanıştık. Bana; okuduğum bölümü nasıl algıladığımı, o bölümden ne anladığımı, beklentilerimi ve halkla ilişkilerin ne anlama geldiğini sordu ben de kendimce bunları cevapladım. O, “Hayır dedi. Ben, bunları sormuyorum. Sokaktan geçen herhangi birini çevirsen ona da ‘halkla ilişkiler nedir?’ diye sorsan o da bir sürü şey söyler, söylediği şeyler de bir halkla ilişkiler tanımı olabilir. Ben ise senin gerçekten neyi istediğini, istediğin şeyin gerçekten bu bölüm mü olduğunu öğrenmek istiyorum” şeklinde bir açıklama yaptı. Ben ki üniversiteye yaşımın üstünde başlamanın avantajlısıydım. Hayat tecrübem, esnaflığım, gurbet görmüşlüğüm gibi diğer öğrencilerde olmayan avantajlarım vardı. Bunlara istinaden de kendimi güya çok bilinçli bir üniversite tercihi yapmış sayıyordum ta ki o sualle muhatap olana kadar. Nitekim bu sual bana o kadar da bilinçli olmadığımı göstermişti, kendimle yüzleşmemi sağlamıştı. O yaz Türkiye’ye dönünce epey bir kitap aldım bölümümle ilgili okuyup öğreneyim daha bilinçli olayım, kendimi geliştireyim diye çok çabaladım. Lakin tercih yaparken salt bir mesleğin popülaritesi, maddi getirisi size katacağı imajı önemli değilmiş, üniversiteyi bitirip sahaya çıkınca onu bi hakkalyakîn içinde yaşayarak gördüm. Bir mesleği icra ederken fıtratınız da çok önemliymiş, yani insanın tabiatı; yeteneklerini, duygularını yönetebilmeliymiş bunu öğrendim. Kemal Sunal gibi gerçek hayatta çok ciddi mizaçlı bir adamın kamera karşısında “İnek Şaban” olabilmesi ve bunu karşısındakine de aynen hissettirmesi, inandırabilmesi önemli bir maharetmiş onu idrak ettim. Evet, ben bunları deneyimleyerek öğrendim. Deneyimleyerek öğrenmek en kalıcı öğrenme biçimi olsa da “bir musibetin bin nasihatten daha iyi” olduğu anlayışı bazen çok ağır bedellere mal olabiliyormuş bunu kendimde ve çevremde yaşayarak gördüm. Bu bedeller; bazen psikolojik tedavi görmenizi gerektirebiliyor, belki eşinizden ya da ailenizden ayrılmak zorunda da kalabiliyorsunuz, sevdiklerinize gönül koyuyor hatta onları düşman bile belleyebiliyorsunuz daha ileri düzeyde ise cinnet geçirebiliyor, sevdiklerinize ya da kendinize kast bile edebiliyorsunuz. Böylesi bir musibete düştüğünüzde “hasbünallahü ve ni'melvekîl” diyebilecek itikattan da yoksunsanız artık tecrübenin de size katacağı fazla bir şey olmadığını anladığınızda iş işten artık geçmiş oluyor. Bazı şeyleri tecrübe edenler “okulunu okusaydım bu bilgiye ulaşamazdım, bu bana müthiş bir ders oldu” derler. Evet, tecrübenin bu denli etkili olduğu doğrudur. Lakin öğrenmek için illaki bu ağır bedelleri ödenmeli mi insan? Kendi kariyer planlamasını yaparken doğru kararları verebilmesi için insanın illaki bir kısım olumsuzlukları yaşaması mı gerekiyor? Çocukluğumda merhum Şule Yüksel Şenlerin Huzur Sokağı romanını okurken önemli gördüğüm bazı sözlerini bir deftere not ediyordum o sözlerden biri de şuydu; “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku.” bana çok tesir eden bu sözün yıllar sonra membaını bulmuştum. Çok şümullü bu söze benzer ya da aynı mahiyette sözlere edebiyatımızda, hatta popüler kültürümüzde de sıkça rastlanılmaktadır. Hacı Bayram Veli’nin “sen seni bil sen seni” sözü Sezen Aksu’dan Cem Karaca’ya çok kıymetli sanatçılarımıza ilham olmuş muhteşem bir öğretidir.
Son söz
İnsan önce kendini okumalı, kendini tefekkür edebilmeli, kendini tanımalı, sınırlarını bilmeli ki ne yapacağını, nerede duracağını, neyi başaracağını, nasıl başaracağını da planlayabilsin.
Lakin insan başkasını okuyabilirken çoğu kez kendini okuyamaz bu da başka bir hakikattir.
Memiş OKUYUCU
Ritim ve Eğitim İlişkisine Yakından Bakmak!
Hasan KARADEMİR
ÖZGÜRLÜĞÜN TAHAKKÜMÜ
Halil MERT
Milli Savunma Sanayii’nin Görünmeyen Cephesi
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Seyfettin BUDAK
Yorgun olan insan mı, yoksa içinde yaşadığı sistem mi?
Adnan ÖZ
Dünya kupasında hüsran yaşadık!
Recep YAZGAN
Akışa yön veren gençlik nasıl yükselecek!
Öztürk Samuk
Son Yüzyılın Etkili Liderleri
Eyüphan KAYA
Kürtler Ülkemizin Sigortasıdır
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
Kadir Erol
İnsanı İzlemek!
Hüseyin KURT
İlkokul Mezuniyetleri mi, Duygu Gösterileri mi?
Özlem Gürbüz
Adalet Ve Sorumluluk Dengesi
Ravza ZEYBEK
Zehirli Baldır Söyleme
Ömer Naci Yılmaz
Herkesin Hicreti Gayretine Göredir
Ahmet SAĞLAM
Birlik Ve Beraberlik
Aydın BENLİ
ANTİMADDE
Songül KARAMAN
Ahilik Geleneği
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Mehmet BOZKURT
Tarih konuşuyor, alınacak dersler var-2
Nihat Güç
Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Aydan KURT
Müsait Değilim
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)