Uzun zamandır bu köşede yazmadığımı takip edenlerden mahdut birkaç kişi de olsa farkındadır. Evet, kimi sevdiğinden, kimi hasedinden, kimi de hasbelkader rast geldiği için bir şekilde beni takip edenler ne tür yazılar yazdığımı az çok biliyorlar. Böyle bir mecra var, yazmayı da seviyorum, o zaman yazayım dedim ve başladım. Hangi konularda yazayım diye düşünürken eğitim çok boyutlu, geniş bir alan oradan kendime bir yol bulayım deyip ilk yazılarımı bu minvalde yazdım. Bir süre sonra baktım ki ilmi ile amil olmayan bir nasihe (nasihatçi) dönüşmüşüm. Pek çok kişinin aşinası olduğu, çoğu klişe olmuş konularda kendimi tekrarlamaya başlayınca bir süre yazmayı bıraktım.
Bir süre sonra Essebeb-u kel fail (Sebep olan fiili işleyen gibidir) Bülent Ertekin ağabey arayıp da “nerede yazı?” sorunca bari yazı konseptimi değiştireyim de yine bir şeyler yazayım deyip, içtimai, siyasi hatta ne haddimeyse ekonomiye bile el atıp hiç olmayacağım yerden konulara girdim. Oysaki ülkemizde hayatını bu meselelere vermiş pek çok kalem erbabı varken amiyane tabirle “kim takardı beni? Eh işte bazı takanlar vardı; kimi kafayı takıyordu, kimi kalbinden seviyordu, kimi de yazdıklarımı az çok beğeniyordu. Bazıları da istihza-i bir gülümsemeyi oturttuğu suratında, dudağını hafif büküp yazıyla ilgili hangi kusurları bulacaktı onu hedefliyordu. Bazıları da olur ya lazım olur bir gün, bir fesatlık için kullanırım kabilinden yazdıklarımı takip ediyordu. Bir kısım insana da bir şekilde tevafuk edip ilgisini çektiklerim olmuştu tabi… Netice-i kelam: baktım ki akışkan cümlelerle maval okumak kabilinden yazmakla bu iş pek olmuyor, esaslı şeyler yazmak icap ediyor, ben de o kudrette kendimi göremediğimden yazmalarıma bu sefer hayli uzun bir süre ara verdim. Sonra Bülent ağabey ve bir kaç kişi yine bir vesile oldular yeni bir konsept daha oluşturarak tekrar yazmaya başladım. Yeni konseptim “mektup yazmak” şeklindeydi. 20’li yaşlardaki gençlerin belki de eline hiç almadıkları mektubu internet teknolojisiyle sunacaktım. Mektuplarımda umuma teşmil şeyleri hususi şahsa tarzında yazacaktım. Bu konsepti sevmiştim hem üstten bakan bir yanı yoktu, hem de yazmak için çok fazla konu çıkıyordu. Çünkü sosyal hayatta öyle şeyler görüyordum ki yakın /uzak akrabalarımda, kendi ailemde hakeza…
Bu mektup tarzı samimi, içten, çok da yukarıdan bakmayan bir üslup içeriyordu. Lakin daha ilk mektubumda kardeşim bana darıldı. Çünkü mektubumun başlığı “kardeşime mektuptu” eğer bu satırlara kadar okuduysanız ve sizler benim çekirdek ailemden biri değilseniz zaten benim kaç kardeşim var, erkek mi, kız mı, nasıl birisi, ben bunu hangi kardeşime yazdım (zaten kardeşim adıyla umuma yazıyorum ama…) ve sair şeyler hakkında zaten bir malumatınız yok. Benim kardeşimin kim olduğunun sizler için bir önemi de yok. Lakin kardeşim zannetti ki hani o meşhur bir replik var ya “80 milyon bizi izliyor” sanki 80 milyonun daha işi gücü yok… Ben eminim ki pek çok yakın akrabam bile yazdıklarımı bir kez bile okumamıştır…
Çekirdek ailede de zaten herkes herkesin durumunu biliyor. Kimseye yeni bir şey zaten söylemiyorum. Buna rağmen ilk mektuba kardeşim bile gönül koydu. Artık dayıma, teyzeme, amcama, yeğenime, kuzenime mektup nasıl yazayım oysaki geneli ilgilendiren ne ibretlik, ne mektuba girecek hadiseler görüyordum onlarda… Velhasıl yazabileceğim aslında pek çok konuyu içeren içten ve çok samimi mektuplarım vardı… Fakat hani ortaya söyleneni kimse üstüne almaz ya o hesap sanki eleştirdiğimiz toplumu oluşturanlar bizler değilmişiz gibi… basında malum bir kavram vardır “hedef göstermek” mektuplarda böyle algılanınca mektup yazmayı da bıraktım. Ama içimde yanan gazetecilik aşkı da dürtüyor “yaz bir şeyler” diye… Ben de her gün her mecrada görünen kişileri değil ama bence önemli gördüğüm ihtisas ehli insanlarla röportajlar yapmaya başladım. Yani mektup yazmayı bırakmıştım ki bugün Hasan ağabeyle tanıştık. Adamın soyadını bile bilmiyorum hatta hakkında hiçbir bilgim yok. Gerçi Google’ye girsem muhtemelen şeceresine de ulaşırım ama bunu yapmayacağım hasbi olsun… Bugün (siz yazıyı okurken bugün, dün olacak:) Tokat’ın önemli kültürel ve tarihi mekânlarından birinde bir misafirimle birlikte çay içtik. Sonra da ona Anadolu’daki ilk caminin Tokat’ta olduğunu söyledim. Kendisi de tarihçi olan dostum bu sözüme pek itibar etmedi. Bana öyle geldi. Gerçi ben de bildiğimden değil duyduğumdan söyledim. Ama yalan yok bu ilk camiyi merak da ediyordum. Muazzam bir şey, ilk cami… Bin yıldan daha eski… Dostum da uzun bir yolculuktan gelmiş, yorgun, bitap bir halde baktım onun gezesi yok. Tarihçi ya ilk caminin Tokat’ta olması belki biraz ilgisini çeker de o vesile ile muhteşem kültür mirası yerleri gezeriz umuduyla…
Bu arada çay içtiğimiz mekân şehrin en bilinen tarihi mekânı, adını zikretmiyorum çünkü birazdan mekân işletmecisine bir eleştiri yapacağım dolayısıyla mekândan hareketle şahsı ifşa olmasın, misafirperverliğine zeval gelmesin. O ünlü tarihi yapıyı restoran olarak işleten hanımefendiye “burada Anadolu’nun ilk camisi varmış neresi biliyor musunuz” diye sorduk o da hemen gösteriverdi. Hemen yanı başımızdaymış “çaydan sonra gezeriz” dedik ve mekândan çıktık direk gösterilen yere gittik kitabeye bakıyoruz, mekâna bakıyoruz evet, gösterilen yer de çok ilginç bir cami, onun da ayrı ve önemli bir öyküsü var ama aradığımız ilk caminin burası olması mümkün değildi. Bu arada sokak boyunca yer alan tarihi ahşap yapılar içimi eritiyor; o eski ama hayat dolu yapılara bakmaya doyamıyorum, taş da ve ahşap ta hayat var çünkü fıtri yani yanlış bir ifade ama öyle diyorlar doğal…
O tarihi sokak da yürürken bir yandan da ilk camiyi merak ediyordum. Birine sorsak da gitsek diye düşünürken karşımızdan bir adam çıka geldi. Ona bir Anadolu köylüsü gibi aklaşıp “ağabey bir şey soracağım Anadolu’da ilk cami buradaymış biliyor musunuz nerede?” diye sordum. Adam; yumuşak, naif, duru, dolu bir bilgi ile camiye ait bütün akademik yazınları, caminin mimari özelliklerini, tarihini, kültürünü karşısındakini hayran bırakan bir üslupla, abartmıyorum iki dakikada anlattı. Ağzımız açık adamı dinledik. Ağabey sen ne iş yaparsın, adın nedir, kimsin, neysin diye sormayı ben değil ama arkadaşım akıl etti de sorduk. “Adım Hasan, akşam buradaysanız Yüksek Kahve’ye gelin de orada konuşalım” dedi. Misafirim akşama kalmayacaktı… Yüksek Kahve neresi orayı da bilmiyorduk. Neyse tarif etti. Sonra bize “kent müzesini gezdiniz mi?” diye sordu. Biz tabi pek utandığımız da söylenemez ya “yok, gezmedik dedik” bizi aldı “hadi oraya gidelim dedi” yakın bir yermiş zaten giderken de sorumuza cevap verdi “ben bakkal Hasan’ım, Tokat’ın eski bir eşrafı, esnafı… Şimdi de buralarla ilgileniyorum” diyerek tarihi alanda yapılan çevre düzenlemelerini gösterdi. Buralar diye gösterdiği yerler Tokat’ın en önemli kültür ve tarih merkezi olan Sulu Sokak civarıydı, detaya girmedim restorasyonlara ilgili alanın tamamıyla mı yoksa bir kısmıyla mı ilgileniyordu. Lakin Allah ömür ve izin verirse Hasan ağabeyle restorasyon işinin nasıl yapıldığıyla ilgili de ayrıca bir söyleşi yapmayı arzu ediyorum. Hasan ağabey çıktığımız mekân ile Kent Müzesi arasındaki kısa sayılabilecek mesafe boyunca her gördüğüne selam verdi. İçten, samimi… Her işçiye hal hatır sordu alakadarane. Onu gören her işçi ona çok candan yaklaşıyordu. Sokaklarda restorasyon çalışmaları olduğundan her taraf inşaat alanıydı, toz toprak…
Hasan ağabey bizimle yürürken bir yandan da yerdeki çöpleri, kâğıtları topluyordu, kendime çok kızdım ve kendimden utandım. Oysaki en basit şeydir eleştirmek. Ben de ormanlarda, piknik alanlarında, sokaklarda çöpleri görünce atanlara çok kızıyor, onları tahkir derecesinde eleştiriyorum. Ama Hasan ağabey bu safhayı artık çoktaaan geçmiş o, düşünmeden bir işin ucundan tutuyor, “bir benim yaptığımla ne düzelecek ki?” demiyor… Neyse müzeye vardık Hasan ağabey yanımıza bir mihman verdi. Adı Yavuz, o arkadaş da sanki Hasan ağabeyden el almış gibi, hızlı, akışkan bir şekilde hem gösteriyor hem anlatıyordu. Biz, hasbelkader duyduğumuz Anadolu’da inşa edilen ilk camii ararken daha ne ilkler varmış ağzımız açık şekilde Yavuz’dan dinledik, gösterdiklerini görmeye çalıştık. Meğerse Tokat; üzüm yaprağı, zile pekmezi, Tokat Kebabı ve çemeninden ibaret değilmiş. Ne hikmetse bildiğimiz her şey işkembeye hizmetmiş…
Müzede gördüğümüz tarihi eserlerin pek çoğu Hasan ağabeyin bizzat bağışıymış diğerlerini de Hasan ağabey tamamen kişisel özverisiyle toplamış, var etmiş. Müze Tokat’ta açılalı bir yıl olmuş ama pek çok kent müzesinden pek ileri seviyede. Hatta bu alanda ödül bile almış… Müze turumuz bitince Yavuz bizi Hasan ağabeyin yanına getirdi. Hasan ağabey bize Tokat tarihini anlatan birer kitap hediye etti. O arada da bir su içme zamanı içinde öyle şeylerden bahsetti ki her biri bir röportaj konusu şeylerdi. Bizim üniversitelerimizde burnundan kıl aldırmayan, kampüs içinde hele de iyi bir akademik unvan elde etmişse havasından yanından geçilmeyen hocalar Hasan ağabeyin eline su dökemez de istisnalar hariç… Velhasıl Hasan ağabeyden ayrılırken bize “bir arkadaş gurubumuz var onlarla hafta bir gün bir araya geliyoruz siyaset harici entelektüel sohbetler ediyoruz Salı günleri oluyor gelir misiniz?” diye sordu ben daha bugünden kapı dibinde oturup o sohbeti dinlemek için Salı gününü dört gözle bekliyorum… İyi ki varsın Hasan ağabey, iyi ki varsın Yavuz. Allah sizin gibilerin sayını çoğaltsın…
Tabii ki bu yazı burada bitmedi, yarım kaldı. Asıl bundan sonra Hasan ağabeyle güzel şeyler yaparız umuduyla. Olurda atlete düşeriz, ya da başka maniler olur bir şeyler yapmasak da ona bir ikinci, üçüncü mektubu yazmaya bugünden niyet ettim. Hasan ağabeyin kim olduğu, ne iş yaptığı Google’a sormadan öğrenmek için Salıyı bekleyeceğim.
Bu arada sizin ilginizi çekmedi mi Türkler Anadolu’ya geldiğinde ilk camiyi Tokat’ta inşa etmiş olmaları. Adı da Garipler Cami. Biz onu ararken o bize Hasan ağabeyi buldurdu. Biz Garipler Camiyi yine göremedik lakin onu da Salı günü göreceğiz inşallah…
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)