Önceden hazzetmesem de yeni yaklaşımım birkaç kitabı aynı anda okumak. Geçenlerde okumak da geç kaldığımı düşündüğüm iki eseri bitirdim. İkisi de çok hoşuma gitti. İkisi de birbirinden çok farklı konuları işlemişlerdi. Lakin okurken ikisini de ortak bir payda da buluşturdum.
Kitaplardan birisi Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir adlı deneme türü sayılabilecek bir kitabıydı. Diğeri ise George Orwell’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı distopik- politik romanıydı. Kitapların konusuna, neyi nasıl yazdıklarına detaylı değinmeyeceğim. Her iki yazar ve eser hakkında sayısız eleştiri, inceleme, tanıtım vb. kaleme alınmış olduğu için ben bu yazılanlara yeni bir şeyler ilave edemeyeceğim için eserlerden duyduğum geç kalmış hazzımı ve heyecanımı da aşikâr etmek benim yaşımdaki birine ancak mahcubiyet katar.
Ben, bu iki şaheseri birlikte okumaktan mütevellit bir durumun tespitini farklı bir alan üzerinden yapmaya çalışacağım. Dil konusundaki düşüncelerime referans olan bu eserleri farklı akademik çalışmalar için de konu yapmayı düşünüyorum.
Eserlerin yazarları hakkındaki bilgim kitaplarının kapak arkasında yazan biyografileri dışında değil. Tanpınar Türk münevveri olduğu için siyasi anlayışını, düşünceleri ile yaşamı arasındaki ilişkileri, darbeler dönemindeki tavrını, entelektüel duruşunu kısacası şahsi hayatını araştırmak istemdim. Yazdıklarını okumama önyargı oluşturabilir diye bundan ürktüm. Çünkü yazdıkları çok güzel… Saatleri Ayarlama Enstitüsü bugüne değin okuduğum en güzel Türk romanıydı dememi engelleyen bir başka eser şuan aklıma gelmiyor. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ise bence iletişim fakültelerinde, siyaset akademilerinde, sosyoloji derslerinde, psikoloji alanında ders kitabı olarak okutulacak muazzam bir eser. Hakeza Saatleri Ayarlama Enstitüsü de… Ben, her iki eseri de öğrencilerime okumaları için şiddetle tavsiye ediyorum.
Neyse geçelim mevzuya; bu köşelerde yazarken kullanıldığım bazı kelime ve kavramları anlaşılmaz bulan, bunların yazının ahengini bozduğunu söyleyen iyi niyetli bazı dostlarımın eleştirilerine maruz kaldığıma tanık olmuşsunuzdur. Bundan sonrası için de vaki bir durum… Bana, yazdıklarının sadeliği ile şöhret olmuş büyük üstatları tavsiye edenler de oluyor. Evet, Aytmatov hakkında eser kaleme almış birisi olarak benim okuduğum en sade ve en büyük yazar kim diye sorsalar şüphesiz Cengiz Aytmatov derim. Lakin bazen işleri birbirine karıştırıyoruz galiba… Ben Toprak Ana’yı okuduğumda okuryazar olan 60 yaşındaki anneme vermiştim okusun diye. Çünkü o, okursa kitabı iliklerine kadar hissedebilirdi çünkü o da toprakla çok kere konuşmuştu ama kızım okursa aynı duyguların içine giremeyecek, kelimeleri anlasa da manayı hissetmeyecekti. Yani yine anlaşılmaz olacaktı.
Ülkemizde dil konusunda hayli eskiye dayanan bir tartışma hüküm sürmekte. Herkes bir yol tutturmuş Bektaşi misali sadece kendi tezini doğrulayan bir referansla illa da hakikat bu diyor…
Bu arada Dergâh yayınlarına da teşekkür ediyorum Tanpınar’ın diline müdahale edip sadeleştirme gibi bir cinayeti işlemedikleri için, parantez içi açıklama koymak garabetine düşmedikleri için. Evet, en büyük edebiyatçımızın en ünlü Türk romanını Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü muhtemelen bugün liseli gençler okumakta zorlanacak, muhteşem bir hicvi tebessümle heyecan duyarak okumak yerine sıkılarak okumaya katlanacaklardır. Peki, bu kimin suçu Tanpınar’ın mı?
Konumuz Saatleri Ayarlama Enstitüsü değil, Beş Şehir bunun farkındayım ama değinmeden geçmek istemedim. Beş Şehir’de Tanpınar ne anlatmış adı üstünde beş tane şehri anlatmış. Üstelik de sahife sayısı ince bir kitap. Tokat’a geldiğim de kıymetli Hasan ağabeyin (Erdem) ön sözünü yazdığı Yasemin Dutoğlu’nun Ak Zambaklar Şehri Tokat adlı kitabı Hasan Ağabey bana hediye ettiğinde okumuştum elbette Tanpınar esinlenmesi olduğu hemen göze çarpsa da bir Tanpınar eseri olmadığı da çok aşikârdı… Bunu ancak her ikisini okuyanlar mukayese edebilir. Tanpınar az sözle çok şey söylemiş, libas için vücuttan kesmemiş, söz için manayı yok etmemiş, az sözcükle koca bir tarihi, kültürü, kadim bir medeniyeti anlatmış. İşte beni de Tanpınar’a meftun eden o büyük entelektüel zaviyesi. Beş şehir; Ankara, Konya, Erzurum, Bursa ve İstanbul... Lakin siz buna Selçuklular, Beylikler, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin mimarisi, müziği, folkloru, dini, ticareti bütün bir tarihi diyebilirsiniz. Ve Moğolların, Bizans’ın, Avrupa’nın bunlara etkilerini bu eserde görebilirsiniz. Az sözle çok şeyin bu kadar güzel anlatılması ancak Tanpınar kadar entelektüel ediplerle mümkün.
Peki, Orwell’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ adlı eseri ile Beş şehir’in bağı ne? Nasıl bir alaka kurdum? Aslında çok büyük bir alaka kurdum: Tanpınar dili kullanarak tefekküre yol açıyor. Kelimelerle ufkunuzu genişletiyor. Orwell ise dili yok etmenin düşünceyi de yok etmek olduğunu müthiş şekilde dramatize etmiş.
Orwell’ın bu eseri dedim ya pek çok alanda ders kitabı olarak okutulacak kadar önemli. Kitapta okuduğunuz şeylerin bir kısmını bugün yaşadığınızı hissediyorsunuz “bu günü anlatmış” diyorsunuz bazen geçmişe gidiyor bugün yaşadıklarınıza şükrediyorsunuz bazen de o korkunç gelecek bir gün gelecek mi diye ürperiyorsunuz. Öyle bir kitap lakin ben bugün Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ün sadece bir yönüne değinmek istiyorum:
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanının en ilginç kısımlarından biri toplum içeresindeki dil kullanımını konu etmesidir. Hatta bütün bir kitabın bana göre ana temasıdır dil. Kendini dil açısından yetersiz bir şekilde ifade edebilen bir insan hem bilgi edinme hem de bilgiyi açığa vurma yönünden etkin değildir. İnternet ve chat günlük yaşamamızın bir parçası haline geldiğinde, insanların bu yeni sanal ortamda birbiriyle anlaşmak için yarattığı kısaltmalardan ve yeni terimlerden oluşan dil, bana ister istemez Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanını anımsatmaktadır. Böyle bir dil, yukardan gelen bir baskıyla değil, bireylerin kendi isteğiyle oluşmaktadır.
Artık yazı yazmanın içimden gelmediği bu günlerde daha önce yazdıklarıma gelen eleştiriler: “abi çok uzun yazıyorsun” “abi çok ağır ve anlaşılmaz kelimler kullanıyorsun” “abi konuların birbirinden kopuk” gibi söylemlerden oluşmaktaydı. Eleştirilere bakınca sanki hepsi de haklı gibi... Bilişim/iletişim çağını yaşadığımız bu dönemde iletişim teknolojilerinin ürünleri ve bu alandaki yazılımların nicelliği arttıkça iletişimin niteliği kayboldu. Susmanın bile derin bir iletişim olduğu, kalpten kalbe giden yollar artık bir tıklık kalp emojisi ile vücut bulmuş durumda. İletişim ağlarını elinde tutanlar sihirli bir lambanın da sahipleri ve lambayı da dilediklerine diledikleri şekilde kullandırıyorlar. Yanlış hatırlamıyorsam Facebook, “bedava ve bedava kalacak” gibi bir sloganla hayatımıza girmişti. Dünyanın en zenginleri listesinde ilk 10’da adı geçenler bilişim/iletişim teknolojilerini elinde tutanlar. Ama verdikleri hizmet bedava... Elbette bu gücü elinde tutanların bir amaca hizmet etmemeleri düşünülemez. Bu amaçları bence düşünemeyen insanlar imal etmek. Bir nevi robot insanlar. Uzun süre robotları insan gibi yapmaya çalıştılar fakat robot yapmanın maliyeti insanları robotlaştırmaktan daha ucuz olduğunu keşfedenler böylece bir taşla birkaç kuş vurdular bizler nasıl olsa robot olmaya para ödeyen gönüllüleriz. Böylece hem robotlaşıyoruz hem de bunun için her şeyimizi feda ediyoruz. Önce Facebook gibi biraz daha insansı yazılımlarla toplumu bu mecralara alıştırdılar. Bir süre sonra insanların düşündüklerini yazabilmesine biraz fazla imkân tanıyan Facebook’u demode kılıp daha az kelamla daha çok şey anlattığını zanneden söz cambazları için Twitter’ı icat ettiler böylece ifadelerimize, düşüncelerimize biraz daha sınır koydular. Sonra WhatsApp’ı hayatımızın merkezine oturttular. Artık bütün yazışmalarımız emoji diline dönüştü. Artık “lambada titreyen alev üşüyor” gibi bir cümleyi kurabilmemiz mümkün olmayan bir hale geldik. Uzun uzun sevgi sözcükleri yerine bir iki kalpli emoji ile bütün duygularımızı aktardığımıza kanaat getirdik. Böylece uzun uzun yazmak, okumak, dinlemek zahmetinden de kurtulduk (!). Türkiye’de bireylerin günde ortalama 2 saat 46 dakikayı asosyal medyada geçirdiği bir dönemde değil yazmaya, okumaya, birbirimizle konuşmaya da vaktimiz kalmadı. Üstelik bu istatistik 2019’ait yani pandemi öncesine.
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanında “parti”, insanların düşünmesini engellemenin bir yolunu bulmuştur: yeni bir dil; adı da “yenikonuş”. Yenikonuş’un tek amacı, kullanılmakta olan sözcükleri her geçen gün biraz daha azaltarak, insanların kendilerini ifade edebilmelerini olanaksız kılmaktır. 1984'te henüz yenikonuş tek iletim aracı değildir, İngilizce ile birlikte kullanılmaktadır. Ama partinin hedefi yenikonuş'un 2050'ye dek İngilizcenin tamamen yerini almasıdır. Yenikonuş benimsendiği ve ingilizce (Osmanlıca diye ifade edilen ve kültürümüzle meczolmuş aslında öz Türkçemizin) tamamen unutulduğu zaman, kabul gören öğretilere karşıt düşüncenin üzerinde düşünülmesi olanaksız hale gelecektir. Yani, yenikonuş'un sözcük dağarcığı, bir parti üyesinin açıklamak istediği tüm kavramları doğru ve ustaca kullanabilmesine izin verirken, bunun dışındaki tüm kavramları ve onlara ulaşabilmenin dolambaçlı yöntemlerini ortadan kaldırmaktadır.
Aslında kitap üzerine ve dil üzerine söylemek istediğim daha çok şey var ama eminim ki beni buraya kadar çok az kişi okuyacak. Okuyanlar yoruma nokta (.) koysun desem zannımca kendimi rezil ederim acaba kaç kişi nokta koyar?
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)