Ailesini, Toplumu ve İlahi hukuku dengeli bir şekilde bir arada yaşatan kimse salih insandır, yeryüzünde Allah’ın halifesi ve hayatı yaşanır hale getirmek için katkısı olan kimsedir. Bu üçlü dengeyi kurup belli bir ivme ile ilerlemekte olan kimselerden olmak emek ve disiplin ister.
İslâm’ın insan anlayışında insan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Bu şerefli makam, insanın kulluk vazifesiyle beraber irade, tercih ve sorumluluk sahibi bir varlık olmasını gerektirir.
Bir Müslüman olarak daima zalime karşı mazlumdan yana olma gibi bir mesuliyetimiz var. Müslüman, yeryüzünde Allah’ın halifeliğini üstlenen ve ona göre yaşayan, varlığı hissedilen kişidir.
Hz. Muhammed'in amcası Hz. Abbas'ın soyundan gelen ve Emevi idaresine karşı başlatılan ihtilalin yöneticilerinden İmam Muhammed bin Ali'nin oğlu olan Ebû’l-Abbas Es-Seffah, 747’de ağabeyi İmam İbrahim’in Abbasi İhtilali esnasında Emevi yönetimi tarafından tutuklanmasından sonra Abbasi ailesinin yeni lideri oldu ve Horasanlılar tarafından 749’da halife ilan edildi.
Âlem-i İslâm'ın ikinci halifesi olan Hazret-i Ömer Fârûk (R.A), hiçbir şeyden korkmayan gözüpek biriydi. Baba tarafından soyu Câhiliye döneminde Kureyş kabilesinin sefâret işlerine bakan Adî b. Kâ'b kabilesine dayanır ve Kâ'b b. Lüey'de Hz. Muhammed'in nesebiyle birleşir. Annesi Mahzûm kabilesinden Hanteme bint Hâşim'dir.
Âlem-i İslâm'ın ilk halifesi olan Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık (R.A), Peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in yol arkadaşı ve en sadık dostuydu. İşte "Çok samimi, çok sadık" anlamına gelen Sıddık lakabının Hz. Ebu Bekir’e layık görülmesi bundan dolayıdır.
Âlem-i İslâm'ın ilk halifesi olan Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık (R.A), Peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in yol arkadaşı ve en sadık dostuydu. İşte "Çok samimi, çok sadık" anlamına gelen Sıddık lakabının Hz. Ebu Bekir’e layık görülmesi bundan dolayıdır.
Devlet-i Aliyye açısında çok zor bir konjoktürde padişahlığa geçen Sultan II. Abdülhamid, hem Batı'da meydana gelen bilimsel gelişmeleri takip edip Osmanlı ülkesine getirmek için muazzam bir çaba sarf etmiş, hem de İslâm halifesi sıfatını kullanarak ümmetçi bir duruş ortaya koymuş ve bütün Müslümanların dertleriyle yakından ilgilenmiştir.
İnancımıza göre ecelin değişmesi söz konusu değildir. Ölümün ne zaman gerçekleşeceğini önceden bilmemek de yine büyük bir nimettir. Aksi takdirde yaşam tam bir işkenceye dönüşürdü. Yüce Allah kendisine halife olarak yarattığı insanı asi olsa bile en iyi şekilde koruma altına alarak onu yüceltmiştir.
Biz Müslümanların, nice zamandır birliğini sağlayan bir başı yok. Yani halifemiz yok. Müslümanlar tek devlet değil; 60 küsur devlet var. Bu bakımdan cihad farz-ı ayn olmasına rağmen, tek bir ses, gür bir ses çıkmamakta.
Bütün Ehl-i Sünnet âlimlerince, Ahirzaman’ın Büyük Mehdisi (ra), sahabe ve “Hülefa-i Raşidin” olan Dört Halife’den sonra manen ve vazife olarak üçüncü sıradadır.
Dinin emirlerinin uygulanmasında oldukça titiz ve tavizsiz olan üçüncü halife Hz. Ömer,2024 insanlara karşı oldukça mütevazı idi. Kimseye tepeden bakmaz, sade bir hayat sürerdi.
Hayat ışığını hiç duydunuz mu? Tahmin ediyorum ki çoğumuz ilk defa duyacağız. İnsan eşrefi mahlûktur, yeryüzünün halifesidir yani yönelicisi, yönetici derken yeryüzündeki ağaç, bitki ve hayvanlar insanın hizmetindedir.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
‘’Hani Rabbin melekler, ’Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’’ demişti. Onlar ‘’Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Dediler. Allah ‘’Şüphe yok ki ben sizin bilmediklerinizi bilirim’’ Buyurdu (Bakara 30)
Farzedelim bir an. En tepede bir “baş”, “hoca” veya “yönetim kurulu başkanı” adı verilen biri bulunuyor. Bu reis de - veya kerameti kendinden menkul ağa- değişik mekânlara başka başka isimlerle “halifeler” – ya da vekiller- tâyin ediyor!
“Sürgündeki Son Halife Abdülmecid Efendi” eseriniz üzerine konuşmak istiyoruz. Bu eseri yazma gayeniz ve eserin muhtevası hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
“Sürgündeki Son Halife Abdülmecid Efendi” eseriniz üzerine konuşmak istiyoruz. Bu eseri yazma gayeniz ve eserin muhtevası hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Devlet-i Aliyye-i Osmâniye ber-devâmken, Sultan Abdülhamid-i Sâni devletin başında ve Müslümanların halifesi konumundayken Cemaleddin Afganî adında birinin “İslâm Birliği” adı altında faaliyet yürütmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Türkiye, çok çeşitli etnik topluluklardan meydana gelmiş büyük bir ülkedir. İstanbul ise 500 yıllık bir süre içinde İslam halifeliğine başkentlik yapmış çok güzel bir şehirdir. Son beş asırda İslam’ın kalbi Türkiye ve İstanbul’da atmıştır.
Müslüman olmayı, mümin olmayı basit bilen hal basit insanlar var. Mümin yeryüzünde Allah’ın halifesidir, daima haktan yana olup haksızlığa karşıdır.Hatta bu vazife insan nesline verilmiş, ama soyunu sopunu kaybeden birileri bu vazifeye sahip çıkmayı bırak, hayvanlardan daha berbat hal ve davranışta bulunuyorlar.
Muhterem Müslümanlar!
Cenâb-ı Hak, insanoğlunu eşref-i mahlûk olarak yaratmış ve yeryüzünün halifesi kılmıştır. Üstün kabiliyetlerle donatmış, Rabbinin rızasına uygun, insanlık onuruna yaraşır bir hayat sürmesini emretmiştir. Daima iyi, güzel ve faydalı ameller işlemesini öğütlemiştir. İnsan olma şerefine gölge düşüren bütün çirkin söz ve davranışları ise yasaklamıştır.
Halife Hz. Ömer zamanında İran, Suriye, Ürdün, Filistin ve Mısır’ın fethi tamamlanmış, Müslümanlar büyük bir gayri müslim nüfusu hâkimiyeti altına almıştı.
En'am suresinin 165. ayetindeki “halife” den maksat Hz. Adem mi, yoksa bütün insanlar mıdır diye ilmi ihtilaf beni de düşündürdü. Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, burada söz konusu edilen “halife” den maksatmaksat, Hz. Adem'dir. Ancak bir kısım tefsircilere göreyse maksat insanlık neslidir.( İbni Kesir).
İstanbul İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Demircan hocamız ile Beyan Yayınları arasında çıkan yeni kitabı, “Dört Halife Üç Cinayet” konusunu konuştuk. Kitap çerçevesinde hem o dönemi, hem de iyi bir tarih okuması nasıl yapılması gerektiğini ve tarihten çıkarılması gereken dersleri analiz ettik. Adnan Demircan,
Hazret-i Ömer’in halifeliği
zamanında bir çalgıcı genç vardı. Düğünlerde çalgı çalar, şarkı söylerdi. Zaman geçti, çalgıcı ihtiyarladı. Sesi çirkinleştiği için itibardan
düştü. Artık bir şey kazanamaz duruma gelmiş, bir dilim ekmeğe muhtaç olmuştu.
Bir insanın, milletine mensubiyet şuurunu öğrenmek için “ataların kimlerdir?” diye sorunuz. Eğer ısrarla Kamalist şefleri ata sayıyorsa o kişinin Müslüman Türk milletine aidiyeti zayıftır. Bir insanın aynası tercih ettiği atalarıdır. Kendini onlarda görür. “Atalarım dediği” şahsiyetler insanın zihniyetini ele verir. Müslüman Türkler menkıbevî şahsiyetlere, dervişlere, âlimlere, ululara ve cemiyet içinde itibar sahibi büyüklere ata unvanı verirler. Korkut Ata, Zengi Ata, Sâhib Ata, Mansur Ata gibi... Atanın bir mânası da ceddir. Çoğul ifadesi ecdat. 12. yüzyıla doğru Türk mutasavvıflarınca terbiye eden, edep öğreten, yol gösteren şeyh, pîr ve halife mânasında da kullanılmıştır.
Gerçek tarikatların gerçek şeyhleri, Resulullah’ın (Salât ve selam olsun ona) vekilleri ve halifeleri olarak bin küsur yıldan beri her asırda İslam’a, İmana, Kur’an’a, Sünnete, Şeriata hizmet edegelmişlerdir.
Muammer Kaddafi, kaplıca tedavisi görmek üzere Türkiye’de bulunan Kral İdris El Sunisi’yi 1969 yılında darbeyle devirip Libya'da iktidara geldi. Kaddafi’nin okul arkadaşı olan Halife Hafter’de Kral İdris’e karşı yapılan darbenin içerisinde yer aldı. 42 yıl iktidarda kalan Kaddafi, Tunus, Cezayir ve Mısır’daki ayaklanmaların Libya’ya sıçramasıyla birlikte Fransız liderliğindeki NATO müdahalesi sonucu uzun süren iktidarı son buldu ve 2011 yılında öldürüldü.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılacağı zaman; ülkenin her yerinde dini merasimler yapılmış İstanbul’da esir halinde tutulan İslam Halifesinin kurtarılması ve yeniden itibarlı konumuna getirilmesi hedeflenmiştir.
Osmanlı Devleti’nin başta Şii olduğu; Yavuz Sultan Selim’in halifeliği almasından sonra siyaset icabı koyu bir Sünniliğe büründüğüne dair bazı müfrit sözler işitiliyor.
Tarihçi Ali Satan’ın “İngiliz ve Türk Belgelerinde Halifeliğin Kaldırılması” kitabı cumhuriyetin başta büyük bağlılık gösterdiği hilafet ve dinden uzaklaştırılma sürecini mercek altına alıyor.
Hilafetin kaldırılması, “Halifeyi kurtaracağız” diye savaşan Anadolu’da buruklukla karşılanmıştı. Yer yer tepkiler oluştu. Bu tepkiye karşı baskı da çok şiddetli oldu.
Anadolu insanı, Karahanlılar zamanında İslâm ile şereflenmiş bir ceddin nesli. Saltuğ Buğra Han zamanında Yusuf Has Hacip tarafından yazılmış “Kutadgu Bilig” adlı esere baktığımız zaman görüyoruz ki, ceddimiz pürüzsüz bir Ehli Sünnet yolunu benimsemiş ve Allah’ın nasipli bir milleti olmuştur. Mevzubahis eser Allah’a peygamberimize ve bağlısı dört halifeye muazzam bir methiye ve onların mânâsını serdedişle başlar:
Sakın kibirlenerek yürümeyin, insanları aşağı görmeyin. Belki görevini yapmayan bir halife cehenneme gider de görevini hakkı ile yapan onun kapıcısı cennete gider.
Hak ve hakikat davasının en büyük savunucusu ve adı Âlemi İslam’da adalet üzere anılan dört büyük halifenin ikincisi Hazreti Ömer-ül Fâruk (ra) Kudüs’ün esaretine son veren ilk isim olmuştur.
113. İslam Halifesi ve 34. Osmanlı Padişahı Ulu Hakan cennet mekân 2. Abdulhamit Han'ın vefatının 100. yıldönümünde rahmet, minnet ve gıbta ile anıyoruz
Sitemizin çalışması için zorunlu çerezleri kullanıyoruz. İzin verirseniz
ziyaret istatistikleri ve ilgi alanınıza uygun reklam gösterimi için de
çerez kullanmak istiyoruz. Tercihinizi dilediğiniz zaman
Çerez Ayarları'ndan değiştirebilirsiniz.
Ayrıntı için Çerez Politikası ve Aydınlatma Metni.
Zorunlu Çerezler
Oturum, güvenlik ve tercihlerinizin hatırlanması için gereklidir. Bu çerezler olmadan site çalışmaz, bu yüzden kapatılamaz.
Analitik Çerezler
Hangi haberlerin okunduğunu ve sitenin nasıl kullanıldığını anlamamızı sağlar. Toplu istatistik üretilir, kimliğiniz tespit edilmez.
Reklam Çerezleri
Reklamların ilgi alanınıza uygun seçilmesi ve aynı reklamın tekrar tekrar gösterilmemesi için kullanılır.