Dinde Reform ve İçtihad Çabaları
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Dinde Reform ve İçtihad Çabaları
14.11.2022 17:37:28

 

Dinde Reform ve İçtihad Çabaları

Devlet-i Aliyye-i Osmâniye ber-devâmken, Sultan Abdülhamid-i Sâni devletin başında ve Müslümanların halifesi konumundayken Cemaleddin Afganî adında birinin “İslâm Birliği” adı altında faaliyet yürütmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.

Zira, Sultan Abdülhamid Han, İslâm Birliği’ni sağlamış, Osmanlı sınırları dışında kalan bölgelerde dahi fikir birliğini temin etmiştir. Buna rağmen “İslâm Birliği” fikrini Abdülhamid Han’a empoze eden kişinin Cemaleddin Afganî olduğunu iddia edenler mevcuttur.

Bu cümleden olmak üzere Hayrettin Karaman, İslâm Ansiklopedisi için yazdığı Cemaleddin Afganî maddesinde, “Efgānî’nin Sultan Abdülhamid’i farklı bir İslâm birliği, Şiî-Sünnî yakınlaşması ve yönetim biçimi konularında en azından fikir planında etkilediği söylenmelidir” demektedir. Ali Bulaç da TV 5’teki “Düşünce Atlası” programında aynı görüşü tekrar etmiştir.

Düşünebiliyor musunuz? Müslümanların birliğini yüzyıllardır sağlayan hilafet makamını uhdesinde bulunduran, yıllardır bu birliği devlet eliyle tesis eden Âl-i Osman’a “İslâm Birliği” fikrini masonluğa giren esrarengiz bir adam olan Afganî empoze etmişmiş. Bu iddia, Abdülhamid Han’a haksızlıktır.

Hayret-i mûcib başka bir hadise de Afganî’nin “İslâm Birliği” sloganına Yahudi ve Hıristiyan unsurların destek vermesidir. Cemaleddin Afganî’nin İran, Afganistan, Hindistan, Hicaz ve Mısır gibi İslâm diyarında dolaşması bir yana Avusturya, İngiltere (Londra), Almanya (Münih), Rusya (Petersburg) ve Fransa (Paris) gibi ecnebi memleketlerde de rahatça faaliyette bulunmuştur. Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’yi yıkmak için uğraşan İngiltere ve Fransa’nın “İslâm Birliği” için çırpındığı iddia edilen Afganî’ye engel olmaması izaha muhtaçtır. Hatta Cemaleddin Afganî ve talebesi Muhammed Abduh, fikirlerini yaydığı meşhur “el-Urvetü’l-Vüskâ” dergisini 1884 yılında Paris’te yayımlamıştır. Bundan da öte Afganî, Mısır’da önce İskoç Mason Locası’na ardından Fransız Doğu Locası’na bağlanmıştır. Bütün bu gelişmelerden dolayıdır ki, Sultan II. Abdülhamid Han, Cemaleddin Afganî’nin zararlı faaliyetlerinden rahatsızlık duymuş ve önlem almıştır. “Batılı devletlerin sefir ve misyon şefleriyle gizlice yazıştığı ve Osmanlı Devleti aleyhinde bazı siyasal projelere dahil olduğuna dair istihbaratın Padişah’a ulaşması üzerine Sultan II. Abdülhamid, Afgani’yi İstanbul’a davet eder. Davete icabet ederek İstanbul’a gelen Cemaleddin Afganî, kendisine maaş bağlanarak Maçka’da bir köşkte göz hapsine alınır, bir süre sonra ise dış çevrelerle özellikle yabancı çevrelerle ihtilatına, yazışmasına son verilir” (Yüksel, M.).

Sultan II. Abdülhamid Han, Afganî tehlikesini önceden sezdiği onun hakkındaki şu tespitlerinden anlaşılmaktadır: “…Blund adlı bir İngiliz’le Cemaleddin Afganî adlı bir maskaranın elbirliği ederek İngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plân elime geçti…

Cemaleddin-i Afganî’yi yakından tanırdım. Mısır’da bulunuyordu. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya Müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti; buna muktedir olamadığını biliyordum. Ayrıca İngilizlerin adamı ve çok muhtemel olarak İngilizler beni sınamak için bu adamı hazırlamışlar idi. Derhal reddettim. Bu sefer Blund’la işbirliği yaptı…” (Bozdağ, İ. 1986).

Hadd-i zâtında Cemaleddin Afganî, ilim adamlığından daha çok siyasi kişiliğiyle ön plana çıkmıştır ve dinî görüşleri siyasi kişiliğinin gölgesinde kalmıştır. Afganî’nin dinî görüşleri daha çok talebesi Muhammed Abduh ve Reşid Rıza vasıtasıyla yayılmıştır. Buna rağmen Afganî’nin dinî görüşlerine kısaca değinmekte fayda vardır.

Cemaleddin Afganî, Sadrazam Ali Paşa tarafından 1886’da İstanbul’a davet edilerek Meclis-i Maârif âzâlığıyla vazifelendirilmiştir. Bu görevi ifâ hengâmında Dârü’l-fünûn’un açılışında verdiği konferansta “Peygamberliğin sanatlardan bir sanat olduğunu” iddia etmiş; âlimler tarafından şiddetle eleştirilmiş ve İstanbul’u terk etmek zorunda kalmıştır.

“Peygamberliğin sanatlardan bir sanat olduğu” söylemi, peygamberliğin “vehbî” değil “kesbî” olduğunu iddiadır. Oysa İslâm inancına göre peygamberlik çalışarak elde edilemez, “kesbi” değildir. Allah-u Teâlâ istediği kişiye verir, yani “vehbî”dir. Kur’an-ı Kerim’de bu konu hiç şüpheye mahal vermeyecek kadar açıktır. Allah-u Teâlâ’nın, peygamberlerini özel seçtiği Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “İşte bu (peygamberlik), Allah'ın fazlıdır; onu dilediğine verir. Allah, çok büyük ihsan sahibidir” (Cuma Sûresi, 4).

Bu konuda başka bir ayet-i kerimede ise, “Bu Mekke kâfirlerine bir ayet gelip tebliğ edildiği zaman: ‘Allah'ın peygamberlerine verilenler gibi, bize de verilmedikçe asla iman etmeyiz’, diyorlar. Allah, elçiliğini (peygamberliği) kime vereceğini çok iyi bilendir. Hilekârlıklarından ötürü suç işleyenlere, yarın kıyamette, Allah katında hem bir horluk hem de pek şiddetli azab isabet edecektir” (En’am, 124) buyrulmaktadır.

Cemaleddin Afganî’yle başlayıp talebeleri Muhammed Abduh ve Reşid Rıza ile devam eden dinde reform ve ictihad fikri “Telfik-i mezâhib (mezhepleri birleştirme), yeni ictihad, dini ıslah, cinleri ‘mikrop’ olarak yorumlamak, teyemmümün su bulunsa da alınabileceğini iddia, Hz. İsa’nın öldüğü, talak-ı selâse’nin bir sayılacağını iddia, mu’cizât-ı kevniyye, inşikâk-ı kameri (ayın yarılması mucizesi) inkâr, fil vak’asındaki kuşları sinek veya mikrop olarak tevil, sihrin olmadığını iddiasıyla” devam etmiştir.

Bu iddiaların tümüne gerçek İslâm âlimleri tarafından gerekli cevaplar verilmiştir. Sırası geldikçe her bir meseleyi detaylandırırız inşallah.

Kaynak: Siyami AKYEL – Milli Gazete

Dinde Reform ve İçtihad Çabaları
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Web Tasarım
iş güvenliği malzemeleri