Ne yazayım diye düşünürken; CHP'yi mi yazayım? Sonra kendime dedim, "defalarca yazdın!" CHP artık iflah olmaz. İmha ediyorlar...
Dünyayı yazmaya gerek yok! Onu artık Trump diye bir bunak yönetiyor! Akıl almaz işler oluyor dünyada...
Emperyalist bir güç, gece ülkelerin devlet başkanlarını yatağından alıp karısı ile birlikte götürüyor... Onu bunu öldürüyor!
Bütün dünyada ses yok!
Ne büyük utanç!
Aklıma tarihi bir yolculuk geldi, belki ibret alınır diye!?
Tarih bir öğretmen, biz ise unutan öğrenciler olarak bunun bedelini ödüyoruz! Çünkü geçmişi unutanlar geleceği kaybeder. İbretlerle dolan tarihin satır aralarını görmezden geldik ve tarihin çığlığı, ders almak istemeyenleri çok acıttı. Siz ders almasanız da asırlar konuşur ve tarih tekerrür eder...
Çünkü tarih tekerrürden ibarettir! Akıl, bilgi ve erdem tarihin birer sayfalarıdır! Yalan söyleyen tarih, propaganda tarihidir!
Tarihten altın dersler...
▪︎ DERS- 1
Başbakan Adnan Menderes 27 Mayıs 1960 tarihinde Kütahya'da, Albay Muhsin Batur tarafından gözaltına alınarak Ankara'ya götürüldü.
27 Mayıs darbesini yapan cuntacıların özel olarak kurdukları mahkeme olan Yüksek Adalet Divanı'nda 13 davadan yargılanan Menderes, Bebek davası dışındaki bütün davalardan suçlu bulundu!
İdam kararı yüzüne okundu. Menderes'in dilinden: "Allah milletimize zeval vermesin!" cümlesi döküldü. İdam sehpasına gitmeden önce din görevlisi ile birkaç dakika konuştu. Ardından beyaz gömlek giydirildi.
"Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum..."
Menderes, Saat 13.21'de İmralı Adası'nda idam edildi.
Başbakan Adnan Menderes'in son sözleri:
"Sizlere dargın değilim, sizin ve diğer zavatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde, deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için müteşekkirdir.
İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiğimi silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendinize acaba söyleyebilecek misiniz? Şunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950'de olduğu gibi kurtarabilirdim.
Dirimden korkmayacaksınız. Ama şimdi milletle el ele verecek Adnan Menderes'in ölümü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Amma buna rağmen merhametim sizlerle beraberdir."
▪︎ DERS- 2
Hz. Ali (r.a) diyor ki:
Bir kaleyi kuşatmışlar, düştü düşecek! ama akşam namazı vakti girmiş!
Hz. Ali (r.a) demiş ki:
Yarınız saldırmaya devam etsin, yarınız da Namazını kılsın, vakti kaçırmayalım!
Komutan mukabele etmiş ve demiş ki:
Efendim!
Kale düştü düşecek! Bekleyelim biraz daha, ondan sonra kılarız!
Hz. Ali (r.a)'in verdiği cevap çok ilginçtir:
"Uğruna savaştığımız değerleri ihmal ederek zafer kazanmanın hiçbir anlamı yoktur!"
Hz. Ali (r.a)'dan bir diğer ders!
Bir edepsiz adam Hz. Ali (r.a)’e gelmiş, onun yönetimini şikayet ederek ve kendisine:
"Senden öncekiler ne iyi idiler, başımıza gelenler hep senin kötülüğünden geliyor!" diyerek hakaret etmiş!
Hz. Ali (r.a) ona şu cevabı vermiş:
"Bunlar benim kötülüğümden olmuyor; Ebu Bekir’in yanında ben vardım, Ömer vardı, Osman vardı! Ömer’in yanında da biz vardık, benim yanımda ise sen ve senin benzerlerin var, olanlar da bundan oluyor." dedi.
Ve adamı huzurundan çıkardı!
▪︎ DERS- 3
Ömer Muhtar
Osmanlı subaylarıyla birlikte İtalyanlara karşı savaşan Ömer Muhtar Mahkeme'de diyor ki:
İtalyan Hakim, idam kararı vermeden önce Ömer Muhtar'a sorar:
İtalyan Devleti'ne karşı savaştınız mı?
Ömer Muhtar:
Evet!
İnsanları İtalyan Devleti'ne karşı savaşmaya teşvik ettiniz mi?
Ömer Muhtar:
Evet!
İtalya'ya karşı kaç yıl savaştınız?
Ömer Muhtar:
Yaklaşık 20 yıl kadar.
Yaptıklarından dolayı pişman mısınız?
Ömer Muhtar:
Hayır!
İdam edileceğinizi biliyor musunuz?
Ömer Muhtar:
Evet!
Hakim şaşırdı:
Sizin gibi birisi için böyle bir son, çok üzücü!
Bunu duyan Ömer Muhtar şöyle dedi:
Tam tersi! Bu, hayatımın sonu için en güzel yol...
Hakim daha sonra,
Mücahidlere cihadı durdurmalarını
emreden bir emirname yazması halinde
O'nu beraat ettirmek ve ülke dışına sürgüne göndermek istedi. Bunun üzerine Ömer Muhtar, o meşhur sözlerini söyledi:
"Her Namaz'da Allah'tan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed (s.a.v)'in de O'nun Resulü olduğuna şehadet eden parmaklarım, asla yanlış bir şey yazamaz!
Bizler teslim olamayız. Ya kazanırız ya da ölürüz!"
Biz ölsek de kazanırız ve siz hep kaybedersiniz!
Fakat acı olan siz bunu ancak öldüğünüzde anlarsınız, ama bunun size bir faydası olmaz!
Ömer Muhtar, hanımı vefat ettiğinde ağladı.
Kendisine neden ağladığı sorulduğunda şöyle dedi:
"Libya'yı işgal eden İtalyanlara karşı sürdürdüğüm savaşlardan her döndüğümde, hanımım evin (çadırın) kapısını girmem için yukarıya doğru kaldırarak açardı.
Kendisine neden böyle yaptığını sorduğumda şöyle derdi:
"Daima başın dik durasın ve hiçbir şey önünde eğilmeyesin diye..."
Her büyük erkeğin arkasında büyük bir kadın vardır.
Sürekli kocasının başını eğdirip itibarsızlaştırmak, erkeği kölesi haline getirmek isteyen, Feminizm'in kölesi olmuş sözde modern kadınlar için pek anlam ifade etmez bu asil ve onurlu tavır!..
▪︎ DERS- 4
Şeyh Şamil diyor ki:
Kuzey Kafkasya halklarının siyasi ve dini önderi Seyh Şamil, Rus esareti altındayken Rus Çar'ı tarafından yemeğe davet edilir. Şeyh Şamil’in iştahlı bir şekilde yemek yediğini görünce yanındakilere, alaylı bir şekilde, "Korkarım bu adam bizi de birazdan yer" diye söylenir. Şeyh Şamil bunu duyunca: "Korkmayın, dinimizde domuz eti yemek haramdır" cevabını verir.
▪︎ DERS- 5
Kudüs fatihi Selehaddin-i Eyyubi hakkında İmadüddin el-Katib diyor ki:
"Sultanla oturan bir kimse, onunla oturduğunun farkına varmaz, bir arkadaşıyla oturuyor zannederdi. Anlayışlı, dinine bağlı, temiz, hataları affeder, kusurları görmemezlikten gelir ve kızmazdı. Asık suratlı durmaz, daima tebessüm eder vaziyette olurdu. Bir şey isteyeni, boş çevirdiği görülmezdi. Herkese çok nazik davranır, kimseye kaba hareketlerde bulunmazdı. Söz verdiği zaman yerine getirirdi.”
Abdüllatif el-Bağdadi’nin de onun hakkındaki sözleri şöyledir:
"Selahaddin-i Eyyubi’yi heybetli bir kimse olarak gördüm.
Sözleri, kalplere tesir ediciydi. Yanına ilk girdiğim gece meclisini alimlerle dolu gördüm. Herbiri çeşitli ilimlerden konuşuyorlardı. Sultanın yakınları O'nu kendilerine örnek alıyorlar ve iyilikte yarış ediyorlardı. Müslüman olsun, kafir olsun herkes sultanı çok seviyordu. O'nun ölümüyle insanlar hakiki bir babayı kaybettiler, ölümüne üzülmeyen kimse kalmadı."
▪︎ ŞEREFLİ YAŞAMAK...
Dünya'da en büyük şeref imandır!
Dünyada en büyük şeref secdedır!
Dünya'da en büyük şeref aidiyet duygusudur!
Dünya'da en büyük şeref, gerekirse vatan için şehid olmaya hazır ruh halidir!
Dünya'da en büyük şeref; ülkesi ve milletinin huzur ve mutluluğu için mücadele etmektir!
Dünya'da en büyük şeref, Allah yolunda mücadele etmektir!
Dünya'da en büyük şeref, hakkın olmayana dokunmadan yaşamaktır!
Dünya'da en büyük şeref, kimseye ve hiç bir şeye zarar vermeden yaşamaktır!
Allah'ın rızası ve Cennet böyle kazanılır!
Saygılarımla...