Hz. Muhammed (s.a.v), hamurdan ve çamurdan şekiller (putlar) yaparak ilah diye karşısında dikilen o müşrik insanlara nasıl bir eğitim metodu uygulayarak eğitti ki, hepsi mü'min oldu!?
Bu manada ilmi haysiyeti olan bir çok eğitimci, Hz. Muhammed (s.a.v)'i insanlık tarihinin en büyük eğitimcisi olarak kabul etmektedirler!
İnsanlık erdemini kaybetmiş bir topluma Peygamber olarak görevlendirilmiş bir insanı incelediğiniz zaman, tebliğ görevini yaparken modern manada uygulanan bütün eğitim metodlarını uygulamıştır. 40 yıllık Peygamberlik öncesi hayatında çok önemli göreve hazırlanmıştır. O'nu bu göreve hazırlayan bizzatihi Allah'tır.
Ve insanlık tarihinin en zor görevi...
Neden sık sık evinden ayrılarak 5 km'lik Hira'ya doğru yola çıktığı ve günlerce orada kaldığı, tefekkür ettiği daha iyi anlaşılıyor! Hira O'nun için büyük bir okuldu. Ve sonunda o okulda ilk emri aldı.
İlk ilahi emirde ona ve onun şahsında bütün insanlığa seslenen Allah, "Oku!" diyor ve kalemle yazı yazmayı emrediyordu!
İnsanlığa tebliğ ettiğı İslam dininin ilim, düşünme ve aklını kullanmayı emreden 700 kadar Ayeti varken, o dinin Peygamberini okumayan, yazmayan bir insan olarak düşünmek, en basit ifadeyle Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.v)'i tanımamaktır...
Şimdi adım adım inceleyelim, Hz. Muhammed (s.a.v) Ümmi midir, değil midir!?
Ümmi kelimesinin "ümm" ile yakın ilişkisi bulunur. Ümm, anne demektir. Ümmi kelimesi de farklı anlamlarının yanında "annesinden doğduğu gibi yetişip, planlı bir eğitimden geçmeyen insan" anlamında da kullanılmaktadır.
Kelime lügat itibariyle anaya mensup, anasından doğduğu gibi saf ve temiz, okuma ve yazma bilmeyen, şirke ve küfre bulaşmamış, cahil Araplar ve Hz. Peygamber (s.a.v)’e verilen bir sıfat olarak kaynaklarda zikredilir.
Söz konusu anlamlara ilaveten kitap ve şehirlerin anası, ümmet, grup, Peygambere mensup topluluk, kötü bir fiilin sonucunda anne anlamında ateşin bir ismi olarak kullanıldığı gözlenmektedir.
Yani Tevrat konusunda bilgi sahibi olmayan, kitap ehli olmayan ve Mekkeli olanlara ümmi denilirdi. O’nun ümmi oluşu, Mekkeli oluşu ve Tevrat’ı bilmemesidir, yani ilahi metinler konusunda tecrübesi yoktur.
Şura, 42/52
İslam Ansiklopedisi, 42/309
Remzi Kaya, "Kur’an’da Hz. Peygamber (s.a.v)’in Beşer ve Ümmi Oluşu, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, c. 11, s. 1, 2002 s. 29-52
Terim olarak tanımı, yazı yazmasını bilmeyen, okuma ve yazmayı öğrenmek için bir eğitim görmemiş olan, halk arasında yaşamakla birlikte okuma yazmaktan mahrum olarak hayatını sürdüren kişi veya kişilerdir.
Kamus Tercümesi, IV/1177; İstanbul-1305
Ümmi, Arap toplumu için kullanılan bir terimdir. Onların bir kitabı yoktur. Hz. Peygamber (s.a.v) de böyle bir toplum içinden çıkmıştır.
Ragıp İsfahani, Müfredat, s. 28
Hz. Peygamber (s.a.v)’in "ümmiliği" meselesi kaynaklarımızda sürekli olarak O'nun okur-yazarlığı bağlamında ele alınmış ve bu konu alimler arasında farklı yorumlamalara neden olmuştur.
Sonuçta kimisi Hz. Peygamber(s.a.v)’in okuma yazma bildiğini, kimisi de bilmediğini delilleriyle ortaya koymaya çalışmıştır.
Ancak Kur’an-ı Kerim’de konuyla ilgili olarak yer alan ayetler dikkatlice incelendiğinde Hz. Muhammed (s.a.v)’in ümmiliği meselesinin, onun okur-yazar olmasıyla doğrudan ilgili bir konu olmadığı anlaşılmaktadır.
Kur’an’daki kullanımlarına baktığımızda ümmi kelimesi, "okuryazar olmayan" anlamına değil, aksine "ilahi vahye mazhar olmayan, Ehl-i Kitap grubuna dahil olmayan" anlamına gelmektedir.
Bu anlam, Kur’an’ın kendi bünyesinden çıkarabildiği gibi Hz. Peygamber (s.a.v) dönemine ait Kur’an dışı kaynaklara, yani İbranice-Aramice’ye müracaat edilmek suretiyle de tespit ve teyid edilebilmektedir.
Hayat hikayesiyle ilgili bilgiler göz önünde bulundurulduğunda Hz. Muhammed (s.a.v)’in, dönemindeki Mekke standartlarına göre kültürlü bir kişi olduğu; okuyup yazmaya önem verdiği, bu vesileyle kendisinin de okur-yazar olmasının makul durduğu anlaşılmaktadır.
O'nun hayatıyla ilgili en güvenilir kaynağın Kur’an-ı Kerim olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, Kur’an’ın bizlere Hz. Muhammed (s.a.v)’in Peygamberlik öncesi ya da Peygamberlik sonrası dönemlerinde kutsal kitaplar dışında başka kitaplar okuyup okumadığıyla ilgili doğrudan bilgiler vermediği, ayrıca O'nun gerek vahyi tebliğ etmeye başlayıncaya kadar ve gerekse sonrasında Yahudi ve Hıristiyanların kutsal kitaplarını okumadığı, buna ihtiyaç hissetmediği ve nüzul sürecinde de Kur’an’ı onlardan hareketle yazdırmadığını anlattığı anlaşılmaktadır.
Hz. Peygamber (s.a.v)’in okuma yazmayı bilip bilmediği konusunda kaynaklarda var olan görüşleri 7 ana konuda toplamak mümkündür.
1- Hz. Peygamber (s.a.v) hayatı boyunca asla yazı yazmamış ve bakarak hiçbir kitap okumamıştır.
2- Hz. Peygamber (s.a.v) bir mucize olarak Hudeybiye anlaşması esnasında ismini yazmış ve yine mucize olarak bazı şeyler okumuştur.
3- Hayatının son anlarında "okur yazar" denmeyecek kadar bazı şeyleri yazmış ve okumuştur.
4- İslam’ın ilme verdiği önem nedeniyle ve öğrenmek hakkındaki ilahi işarete itaat etmiş olmak için bir dereceye kadar öğrenmiştir.
5- Bir mucize olarak Peygamberlikle beraber Cebrail (a.s) O’na okuma yazmayı öğretmiştir.
6- Okumasını biliyordu ama yazamıyordu.
7- Okumayı da yazmayı da biliyordu.
Prof. Dr. Ahmet Önkal, "Hz. Peygamberin Ümmiliği" Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
Diğer taraftan Hz. Muhammed (s.a.v)’in okur-yazar olmasının, O'nun ümmiliğine halel getiren bir husus olarak değerlendirilmesi de yanlıştır.
Zira "okuma yazma bilmemek" Peygamberliğin şartlarından olmadığı gibi O'nun toplumu içerisinde az sayıda da olsa okur-yazar olanların bulunduğu bir gerçektir.
Kendilerine Allah tarafından kutsal bir kitap verilmediği için bunlar da ümmi toplumun birer üyesi olarak ifade edilmişlerdir.
Şayet okuryazar olma, Kur’an’ı bir insanın kendisinin ortaya koyabileceği anlamına gelecekse eğitim-öğretimin yaygınlaştığı ve okuryazarlığın artık bir ayrıcalık olmaktan çıktığı günümüzde Kur’an’ın bir benzerinin ortaya konması mümkün olacaktır.
Halbuki Kur’an, bir benzerinin kıyamete kadar ortaya konamayacağı konusunda insanlığa ve cinler alemine meydan okumaktadır.
Dr. Zeynel Abidin Aydın, Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2012/2, c. 1, s. 2
Ümmi kelimesi hadislerde de "yazı yazmayı bilmeyen, tahsil görmemiş kimse" anlamında geçer. Hz. Peygamber (s.a.v), “Biz ümmi bir topluluğuz, yazı yazmayız ve hesap yapmayız" buyurmaktadır.
Buhari, Savm, 13; Müsned, II,43,56,122, İslam Ansiklopedisi, 42/309
Okuyup yazmak için bir öğretmenden öğrenmek lazımdır. O’nun yetiştiği dönemde Mekke’de okul yoktu.
Az sayıda kimse, buraya dışarıdan gelen okur-yazar kişilerden ve bu kişilerin öğrettiği kişilerden kendi gayretleriyle okuma yazma öğrenmişlerse de Hz Peygamber (s.a.v) okuma yazma öğrenmedi.
Şüphesiz ileride kendisine verilecek Peygamberlik görevi ve ilahi hikmet gereği O'nun okur-yazar olmamasını gerekli kılıyordu.
Hira mağarasında kendisine ilk vahiy getiren Cebrail (a.s) O'na, "Oku!" dediğinde, “Ben okuma bilmem" dediğini hepimiz biliyoruz. Hz. Peygamber (s.a.v)’in ümmi oluşu, okuma yazma bilmemesi, bu mucize olan Kur’an-ı Kerim’in Allah’tan olduğuna en büyük delildir.
Aynı zamanda Hz. Peygamber (s.a.v)’in Peygamberlik öncesinde okuma yazma bilmediğini de göstermektedir. Ancak herkes bilir ki, bütün Peygamberler Fetanet sahibidir, yani Zeki insanlardır. Hz. Peygamber (s.a.v)’e Kur’an-ı Kerim 23 yıl gibi uzun bir zamanda nazil oldu.
Bu kadar zamanda Hz. Peygamber (s.a.v)’in okuma yazma öğrenmediğini iddia etmek en basit ifadeyle Hz. Peygamber (s.a.v)’e saygısızlıktır..
"Sen şu Kur’an-ı Kerim’den önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi."
Ankebut, 29/4
Daha önce sen bir kitaptan okumuş ve elinle onu yazmış değildin.
"Ey Muhammed! Sana bu Kur’an gelmezden önce kavmin içinde bir ömür boyu kalmış, bir kitap okumamış, güzel bir şekilde yazı da yazmamıştın.
Gerek senin kavmin ve gerekse başka kavimler iyi bilirler ki, sen okumayan, yazmayan ümmi birisisin." Eli ile bir satır ve hatta bir harf dahi çizmemiştir. Bunu böyle bildikleri halde yine:
“(Bu Kur’an, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okumaktadır" dediler."
Furkan, 25/5
"(Ey Nebi!) de ki: "O Kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandı, çok merhamet edendir." Furkan, 25/6
"(Ey Nebi!) Biz, sana bu Kur’an’ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin." Yusuf, 12/3
Hudeybiye barış anlaşmasında Müşrikler adına Süheyl İbn-i Amr, Hz. Peygamber (s.a.v) ile anlaşma maddelerini görüşüyor, Hz. Ali (r. a) da katiplik yapıyordu.
Anlaşmanın başına, Hz. Peygamber (s.a.v) "Bismillahi’r-Rahmani’r Rahim" yaz buyurdu. Süheyl buna karşı çıktı ve “Bismike Allahümme, "Allah’ım! Senin isminle yazmağa başlarım." Böyle yaz dedi.
Müslümanlar hep bir ağızdan; "Vallahi biz onu yazmayız, kabul etmeyiz. "Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim" yazılmasını isteriz" demişlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v) Hz. Ali (r. a)’a: "Haydi Bismike Allahümme yaz" buyurdu.
Sonra da: "Bu kitap Allah’ın Resulü Muhammed’in uygun görüp yerine getirip imzaladığı bir anlaşmadır..." diye yazmasını emretti, fakat müşrikler adına Süheyl, "Allah’ın Resulü" sözünü kabul etmeyeceklerini bildirmeleri üzerine Hz. Ali (r.a)’in öfkelendiği ve "Vallahi ben bu cümleyi silmem" demesi üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) O'na, o cümlenin yerini sordu ve kalemi Hz. Ali (r.a)’den alıp gösterilen cümleyi sildi, yani üzerini karaladı. Onun yerine “Muhammed bin Abdullah” yazmasını emrettiği rivayet edilir.
Tecrid-i Sarih Tercümesi, 8/1164 nolu Hadis, s.142-190
Asrın Kur’an Tefsiri. 9/46) (Bekir Tatlı, İlgili Rivayetler Yönünden Hz. Peygamber Döneminde Vahyin Yazımı Meselesi AÜİFD XLIX (2008), sayı I, s 123-150
Yukarıda anlatıldığı şekliyle Hz. Peygamber (s.a.v)’in Allah’ın Resulü cümlesinin yerini sorması son derece tutarsız ve hiçbir ilmi ve insani geçerliliği yoktur.
Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v) gibi zeki bir insanın 23 yılda Allah ve Resul kelimelerini tanımamasını iddia etmek ve tanımadığı için Hz. Ali (r.a)’in kendisine yerini göstermesini istemek doğru olamaz. Böyle bir iddia Hz. Peygamber (s.a.v)’e saygısızlıktır.
Prof. Dr. Mehmet Okuyan’ın sık sık basın ve medyada verdiği örnekten yola çıkarak Türkiye’de okuma yazma bilenlerin oranı % 95 olarak kabul edilir. Ama okur yazar oranı ise %5 dir. Günlük yazılanları takip eden ve katkı sunan insanları okuryazar kabul edersek, elbette ki, Hz. Peygamber (s.a.v) okuryazar değil, okuma yazma biliyordu. Okuma yazma biliyor olmakla okuryazar olmak farklı şeylerdir.
Kaldı ki, daha genç yaşta iken, Hz. Hatice (r. anha)’ın ticaret işlerini yönettiğini biliyoruz. Okuma yazma bilmeden Mekke dışına ticaret yapmak üzere çıkan bir yöneticinin okuma yazma bilmediğini iddia etmek kesinlikle doğru olamaz. Kabul edilmelidir ki, Hz. Peygamber (s.a.v) muhteşem bir ticari hayatı yürütmüştür.
Savaş esirlerine 10 Müslüman’a okuma yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakacağını ortaya koyan bir Peygamberin okuma yazma öğrenmemesini iddia etmek doğru olamaz.
Kur’an’ın kendisine ilk emri “Oku!" iken ve bütün Müslümanların okuma yazmasını isterken, kendisinin bunu öğrenmemesi düşünülemez. İslam gibi evrensel bir dinin Peygamberliğini yapmak son derece zor ve ağır bir görevdir.
Tebliğ görevini yürütürken yaşadıkları düşünüldüğünde bu gerçek daha iyi anlaşılacaktır. Bu zor ve ağır görevi yürütürken, okuma yazma bilmemesi daha da zorlanacağı anlamına gelecektir ki, herkes kabul etmektedir ki, Hz. Muhammed (s.a.v) bu görevi Allah’ın rızasını kazanarak tamamlamıştır.
Ümmi kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 6 ayette geçmektedir.
Bakara, 2/78
Al-i İmran, 3/20-75
Araf, 7/157-158
Cuma, 62/2
Bunlardan Bakara suresindeki Ayet ile Al-i İmran suresinin 75. Ayeti Yahudiler hakkında bilgi verirken, diğer Ayetlerin bir kısmı Ehl-i Kitap ile Müşrik Arapları muhatap almaktadır. Ayrıca A’raf suresindeki ayetlerin ilki Hz. Peygamber (s.a.v)’i ümmi olarak nitelemekte, ikincisi ise "Allah’a ve ümmi elçisine iman edin!" emriyle bütün insanlığa çağrıda bulunmaktadır. Şimdi sırasıyla bu Ayetleri inceleyelim.
1- Bakara, 2/78
ومنهل اميون لا يعلمون الكتاب الا امانى وان هل الا يظنون
“İçlerinde ümmi olanlar vardır; onlar kitabı (Tevrat’ı) bilmezler. Bildikleri birtakım kuruntulardan başka bir şey değildir. İşte bu yüzden, onlar zanda bulunmaktan başka bir şey yapmazlar."
Bakara, 2/78
Bu Ayeti öncesindeki ayetlerle birlikte değerlendirdiğimizde, Ayetin ümmi kelimesinin anlamını yalın ve anlaşılır bir biçimde yansıttığını görürüz. 76. Ayetin anlamı şöyledir:
"Yahudiler içerisinde münafık olanlar inananlarla karşılaştıklarında "inandık!" derler; ancak birbirleriyle baş başa kaldıklarında ise: ‘Allah’ın size (Tevrat’da) açıkladıklarını, Rabbinizin katında size karşı delil olarak kullanmaları için mi onlara anlatıyorsunuz? Siz hiç akıllanmayacak mısınız?’ derler."
Bu ifadeleriyle Yahudiler, kendilerinin ilahi vahiy mahsülü bilgilere sahip olduğunu, ancak muhatapları olan Medineli Müslümanların ise bu bilgilerden yoksun olduğunu dile getirirken tam da ümmi kelimesinin anlamını yansıtmışlardır.
Ümmi kelimesinin geçtiği 78. Ayette ise ümmi nitelemesi aynı anlamda Yahudiler’den bir grup için kullanılmıştır.
Taberi, Tefsir, c. 1, s. 416-417
Razi, Tefsir, c. 1, s. 563
Yani söz konusu grup kitabi temelli bilgiye sahip olmadığı için onların bilgileri de kuruntu ve zan mahsulü olarak ifade edilmiştir.
Mehmet Soysaldı–Songül Şimşek, “Kur’an’da Ümmi Kavramının Semantik Analizi ve Bu Bağlamda Hz. Peygamber’in Ümmiliği Meselesi" s. 88
Bu da “ümniyye” kelimesinin çoğulu olan “emani” kelimesi ile dile getirilmiştir ki Kur'an, ümniyyenin şeytantan olduğunu, zanni olduğunu ortaya koymaktadır.
Nisa, 4/120,123
Hac, 22/52
Casiye, 45/24
2- Al-i İmran, 3/75
ذلك بانهل قالوا ليس علينا فى الاميين سبيل ويقولون على الله الكذب وهل يعلمون
"Bunun nedeni; "Bizim ümmilere (kendilerine vahiy gelmemiş olanlara/putperest toplumun üyelerine) karşı yerine getirmemiz gereken bir sorumluluğumuz yoktur." demeleridir. Onlar bile bile Allah hakkında yalan söylemektedirler."
Al-i İmran, 3/75
Bu Ayette de Yahudiler, Hz. Peygamber (s.a.v)’in dinini benimsemiş olan müşrik toplumun üyelerini ümmi olarak nitelemekte ve onlardan aldıkları emanetleri onlara geri vermemelerini temellendirirken "bizim ümmilere karşı bir sorumluluğumuz yoktur." şeklinde bir anlayış geliştirmektedirler.
Bu anlayışı geliştirmelerinde kutsal kitapları olan Tevrat’ta kendi dışındakilere yapılan haksızlığı ve zulmü yasaklayan herhangi bir emir olmaması önemli rol oynamaktadır.
Onlar, "Biz Allah’ın en sevgilileriyiz, bütün yaratılmışlar bizim kölemizdir. Kölelerimizin mallarından yediğimizde kimse bizden hak talep edemez."
Razi, Tefsir, c. 3, s. 264
şeklinde bir anlayışa sahip idiler. Ancak Ayette onların bu anlayışı Allah tarafından eleştirilmekte ve Allah’a iftirada bulundukları bildirilmektedir.
3- Al-i İmran, 3/20
وقل للذين اوتوا الكتاب والاميين ءاسلمتل
“Kendilerine kitap verilmiş olanlara ve ümmilere (kendilerine daha önce kitap verilmemiş olanlara) de ki: Sizler de kendinizi Allah’a teslim ettiniz mi?"
Al-i İmran, 3/20
Bu Ayet de ümmi kelimesinin anlamını karşılaştırmalı olarak vermektedir. Bir tarafta kitap verilenler, diğer tarafta ise ümmiler vardır. Kitap verilenler Yahudiler, ümmiler ise müşrik Araplardır.
Kurtubi, Tefsir, c. 4, s. 45
Taberi, Tefsir, cüz. 3, s. 214
Müşrik Araplar ilahi bir kitaba sahip olmamaları hasebiyle bu sıfatla anılmışlardır. Yani bu Ayette ümmi kelimesi, Ehl-i Kitab’ın karşıtı olarak kullanılmıştır. Bu anlamı Ra’d suresinin son ayetinde de görmekteyiz.
4- Cuma, 62/2
هو الذى بعث فى الاميين رسولا منهل يتلو عليهل اياته ويزكيهل ويعلمهل الكتاب والحكمة وان كانوا من قبل
لفى ضلال مبين
"Ümmilere (kendilerine daha önce kitap verilmemiş olanlara), içlerinden, Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve bilgeliği öğreten bir elçi gönderen O’dur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlardı."
Cuma, 62/2
Bu Ayet hem Hz. Peygamber (s.a.v)’in ve hem de kavminin ilahi vahye mazhar olmadan önce ümmi olduğunu dile getirmekte ve bu yüzden de söz konusu toplumun daha önceki dönemlerde apaçık bir sapıklık içinde bulunduğunu ifade etmektedir.
Bunun nedeni, bilgilerinin vahiy temelli olmaması, buna mukabil zan ve kuruntu ürünü olmasıdır. Burada söz konusu olan ümmiler Mekkelilerdir. Ehl-i Kitap ile ilgisi olmayan Mekkeliler de vardı.
5- A’raf, 7/157-158
الذين يتبعون الرسول النبى الاميى الذى يج ونه مكتوبا عن هل فى التوراة والانجيل...
“(Sevgimi) ellerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları ümmi (daha önce vahiy mahsulü bilgilere sahip olmayan) elçiye, Peygambere tabi olanlara da tahsis edeceğim…"
Bu Ayette ümmi kelimesi ile Hz. Peygamber (s.a.v)’in "daha önce vahiy mahsulü bilgilere sahip olmayan elçi" oluşuna dikkat çekilmektedir.
Ayette bir taraftan ümmi Peygamber’in geçmiş vahyin temsilcilerine bir elçi olarak gönderildiğinden; onlara temiz olan şeyleri helal, pis olan şeyleri haram kılmasından ve onların üzerindeki ağır yükleri kaldırma görevinden bahsedilirken, diğer taraftan da Ehl-i Kitap olmayan ümmilere kitabı ve hikmeti öğretmekle memur tutulduğundan bahsedilmektedir.
Aynı ifade surenin 158. Ayetinde de geçmektedir. Bütün bu Ayetleri birlikte düşündüğümüzde, ümmi kelimesinin anlamının aslında Kur’an’ın kendi muhtevasından da elde edilebildiğini görüyoruz.
Kur’an’da kullanılan ümmi kelimesi, "okuryazar olmayan" anlamına değil, bilakis "ilahi vahye mazhar olmayan, ehl-i kitap grubuna dahil olmayan"anlamına gelmektedir.
Bu çerçevede hem Hz. Peygamber (s.a.v)’in kendisi, hem de toplumu ümmidir ve Kur’an onların bu halini değişik şekillerde anlatmaktadır. "Seni, ataları uyarılmadığı için gaflet içinde olan bir toplumu uyarman için gönderdik."
Yasin, 36/6
Mu’minun, 23/68
Sebe’, 34/44
Secde, 32/3
Kasas, 28/46 şeklindeki Kur’an’ın beyanları bunun en bariz delillerindendir.
Arapların en eski atalarından olan ve el-Arab el-Aribe olarak bilinen Hud Peygamber’in kavmi Ad ile Salih Peygamber’in kavmi Semud ilahi vahye mazhar olmuş olan Arap topluluklardan olmalarına rağmen, Hz. Peygamber (s.a.v)’in muhatap olduğu Mekkeli müşrik Araplar, çok sonraki nesillerden olmaları hasebiyle,
Ra’d, 13/30
Hadid, 57/16
Msaide, 5/19
Taha, 20/86 ümmi bir toplum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Cuma, 62/2
Buhari, Sahih, Bed’u’-Vahy, 6
Ancak önceki dönemlerde pek çok ilim adamının ümmi kelimesine "okuma yazma bilmeyen" anlamını vermesi, sonraki kuşaklar için yönlendirici olmuş ve kelimenin doğru anlamının tespit edilmesi zorlaşmıştır.
Bu zorluğu aşmanın yollarından biri de kelimenin Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde hangi anlamda kullanıldığının, yine o döneme ait olan Kur’an dışı kaynaklara müracaat edilmek suretiyle tespit ve teyid edilmesidir.
Araştırmamız bizi, bu konuyu böyle anlamamız ve yorumlamamız gerektiğini ortaya koydu. Ancak en doğrusunu Allah bilir.
Mehmet Bozkurt,
Eğitimci İlahiyatçı
Araştırmacı Yazar
Fatma Saçak Akbulut
LEYLEK
Fatih ORUÇ
Abd Ve İngilizlerin Irak Felluce Katliamları
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Hüseyin KURT
Karadeniz’i Atık Çukuru Yapmak
Halil MERT
Türkiye–iran kardeş devletleri için Emperyalizmin büyük tuzaklari
Eyüphan KAYA
Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Seyfettin BUDAK
Görünmek mi, var olmak mı?
Adnan ÖZ
Türk futbolu böyle yö-ne-ti-le-mez!
Songül KARAMAN
Geçmişten Günümüze Ramazan Gelenekler
Nihat Güç
İsrail-ABD, İran Ve Biz
Özlem Gürbüz
Çocukların Dilinde Mekke Sevgisi
Hamdi TEMEL
Oruç: Hücrelerimizi Yenileyen İlahi Sistem
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Problem Çözmenin Önemi
Mehmet BOZKURT
İran Yalnızlaşırken, Ortadoğu Yanıyor!
Mehmet Nuri BİNGÖL
ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi
Levent ERTEKİN
Karatüre Üzerinden Kültürel Restorasyon (3)
Aydın BENLİ
İran’a saldırı, bölgeye saldırıdır!
Aydan KURT
Oyunlar…
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu?
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)