Karadeniz’de üç tanker vuruldu.
İlk bakışta sıradan bir savaş haberi gibi görünebilir.
Ne de olsa Rusya ile Ukrayna dört yıldır savaşıyor. Füze saldırıları, İHA operasyonları, liman baskınları artık günlük haber akışının parçası haline geldi.
Fakat bu kez dikkat edilmesi gereken ayrıntı saldırının kendisi değil, gerçekleştiği yer.
Çünkü vurulan tankerler Odessa açıklarında değil, Sivastopol yakınlarında değil, Novorossiysk limanında da değil.
Türkiye’nin hemen kuzeyinde, Sinop açıklarında, Karadeniz’in güneyinde hedef alındılar.
Bu ayrıntı aslında çok daha büyük bir değişimin işaretidir.
Karadeniz’deki savaş artık kuzeyden güneye doğru kaymaktadır.
Hedef alınan James II, Altura ve Velora isimli tankerlerin ortak özelliği Rus petrol ticaretiyle ilişkilendirilmeleridir.
Batı dünyasının “Gölge Filo” adını verdiği bu sistem, Rusya’nın yaptırımlara rağmen petrol ve enerji ihracatını sürdürmesini sağlayan deniz ağı olarak adlandırılıyor.
Bayraklar değişiyor.
Şirketler değişiyor.
Gemilerin sahipleri değişiyor.
Bazıları AIS sistemlerini kapatıyor.
Bazıları gemiden gemiye transfer yapıyor.
Amaç aynı:
Rus petrolünü dünya piyasalarına ulaştırmak.
Ukrayna ise son iki yıldır bu ağın peşinde.
Ukrayna açısından Rus petrolü, Moskova’nın savaş makinesinin yakıtıdır.
Dolayısıyla tankerler artık sadece ticari gemi değil, savaş ekonomisinin hareket eden hedefleri olarak görülüyor.
Karadeniz’de yaşanan son saldırılar da bu stratejinin devamı niteliğinde.
Asıl soru şu:
Türkiye bu tablonun neresinde?
Resmî olarak hiçbir yerinde.
Fiilen ise tam ortasında.
Çünkü Karadeniz’in güney kıyıları bize ait.
Boğazlar bizde.
Samsun, Zonguldak, Ereğli ve Trabzon limanları bizde.
Rus enerji trafiğinin önemli bir kısmı bizim kıyılarımızın önünden geçiyor.
Dahası, birkaç gün önce Rusya’nın Ust-Luga Limanı’nda mayın tespit edildiğini açıkladığı Arrhenius isimli LPG tankerinin rotasında Samsun bulunuyordu.
Bir tarafta Samsun’a gelmesi planlanan bir enerji tankeri.
Diğer tarafta Sinop açıklarında vurulan üç tanker.
Bunlar birbirinden tamamen bağımsız olaylar olabilir.
Fakat güvenlik planlaması yapılırken tesadüflere değil, ihtimallere bakılır.
Ve ihtimaller artık Türkiye’nin dikkatini Karadeniz’e çevirmesini gerektiriyor.
Bugün mesele üç tankerin vurulması değildir.
Mesele, Karadeniz’de yeni bir savaş yönteminin ortaya çıkmasıdır.
Artık savaş gemileri değil, insansız araçlar dolaşıyor.
Bazen yüzlerce kilometre uzaktan gönderilen kamikaze deniz araçları.
Bazen küçük insansız hava araçları.
Bazen de limanlarda ortaya çıkan manyetik mayınlar.
Bu araçların ortak özelliği düşük maliyetli, tespit edilmeleri zor ve siyasi sorumluluğu belirsiz olmalarıdır.
Hibrit savaşın tam da tarif ettiği yöntemler…
Bir devlet vuruyor.
Ama vurduğunu resmen kabul etmiyor.
Bir gemi batıyor.
Ama fail resmen açıklanmıyor.
Bir limanda patlama oluyor.
Ama olayın sabotaj mı, kaza mı olduğu aylarca tartışılıyor.
Karadeniz artık klasik savaş alanı değil.
Karadeniz hibrit savaş laboratuvarına dönüşüyor.
Türkiye açısından en kritik nokta ise İstanbul Boğazı’dır.
Bugün vurulan tankerler boştu.
Ya dolu olsalardı?
Ya milyonlarca varil petrol taşıyor olsalardı?
Ya saldırı Boğaz girişine birkaç mil mesafede gerçekleşseydi?
Dünyanın en yoğun deniz geçitlerinden biri olan İstanbul Boğazı’nda meydana gelebilecek büyük bir tanker kazasının ekonomik, çevresel ve güvenlik sonuçlarını hesaplamak bile zordur.
Bu nedenle konu yalnızca Rusya-Ukrayna savaşı değildir.
Bu konu aynı zamanda Türkiye’nin milli güvenlik meselesidir.
Önümüzdeki dönemde Samsun Limanı’ndan İstanbul Boğazı’na kadar uzanan hatta daha fazla güvenlik tedbiri görmek şaşırtıcı olmayacaktır.
Çünkü savaşın coğrafyası değişiyor.
Dün Sivastopol açıklarında yaşananlar bugün Sinop açıklarında yaşanıyor.
Bugün Sinop açıklarında yaşananlar yarın Boğaz girişlerinde karşımıza çıkabilir.
Türkiye’nin görevi taraf olmak değildir.
Türkiye’nin görevi kendi denizlerini, limanlarını ve ticaret yollarını korumaktır.
Karadeniz’de üç tanker vuruldu.
Asıl haber bu değil.
Asıl haber, Karadeniz’deki savaşın artık Türkiye’nin ufuk çizgisinden görülebilecek kadar yaklaşmış olmasıdır.