2 Mayıs 2025 tarihli görüntülü telekonferansın tam tutanakları incelendiğinde, içerikten önce yöntemin kendisi dikkat çekiyor. İmralı’dan yapılan bu görüşme, sıradan bir diyalog değil, örgütsel bir yön değişikliğinin protokole bağlanmasıydı.
Ekranın diğer ucunda Teröristbaşı Öcalan, cümlesine doğrudan başladı:
“PKK’nın kurucu genel başkanı sıfatıyla son konuşmamı yapacağım.”
Kâğıt üzerinde tarihi bir an!
Kurduğu terör örgütünü 52 yıl, 1 ay, 10 gün sonra kendisi feshettiğini ilan ediyor.
“Kendim kurdum, kendim sonlandırıyorum” diyen bir teröristbaşı portresi.
Ama siyaset böyle anlarda sadece ne söylendiğine bakmaz. Nasıl, ne zaman, kimin önünde, hangi mimikle söylendiğine ve asıl önemlisi, içeride hangi yapıyı dağıtıp hangisini güçlendirdiğine bakar.
Ben bu metni okurken, bir veda değil, gayet soğukkanlı bir “format atma” operasyonu gördüm.
Fesih mi, Marka Değişimi mi?
Öcalan, PKK terör örgütünün kuruluş programında belkemiği olan “bağımsız Kürdistan” maddesinden resmen vazgeçtiğini söylüyor.
Gerekçe iki başlıkta toplanıyor:
Teröristbaşından “kaybet–kaybet” ibaresini ilk kez duyduğumuz için açmak gerek:
Bu döngü ile kendince iki tarafın da birbirini tüketerek aslında kendini zayıflattığı, ne devlete zafer ne örgüte meşruiyet kazandıran bir kısır çatışma halini anlatmaya çalışıyor.
Buraya kadar fikrî bir değişim gibi okunabilir.
Fakat aynı paragrafta, “ulus devlet yerine sosyalizme dayalı demokratik ulus, demokratik toplum” anlayışına geçtiğini, ayrıca “Demokratik Toplum Birliği” veya “Demokratik Kominler Birliği” adıyla yeni bir yapı kurduğunu ilan ediyor.
Yani tabela değişiyor, yapı yerinde duruyor.
Bugün fiilen sahada olan yapıya bakalım.
Terör örgütü PKK'nın gövdesi başka yapılara çoktan taşınmış durumda: KCK şemsiyesi, Irak’ta başka kodlar, Suriye’de PKK uzantısı SDG/PYD, İran’da PJAK.
Öcalan’ın 2 Mayıs konuşmasında bunların hepsine tek tek selam gönderdiğini, görev tanımı yaptığını, hatta İran ve Irak için ayrı müzakere başlıkları açtığını görüyoruz.
Bu ne demek?
Şu demek: PKK “ömrünü/görevini tamamlamış bir marka” olarak rafa kaldırılıyor.
Yerine “demokratik toplum”, “demokratik birlik” gibi, kulağa masum, itiraz etmesi zor kavramlarla süslenmiş yeni bir siyasal yapı inşa ediliyor.
Fesih dediği, aslında bir isim değişikliğinden ibaret.
Silahın Emniyete Alınmış Hali
Öcalan’ın satır aralarında en çok üzerinde durduğu mesele, silah meselesi.
Açık ve net konuşuyor:
– “Ulus devlet hedefinden vazgeçiyoruz.”
– “Fakat silahsızlanma, ancak anayasal ve yasal güvenceler sağlandığında gündeme gelir.”
– “Demokratik siyaset hakkı kanunen tanınmak zorundadır.”
Hatta, Sırrı Süreyya Önder’in Dolmabahçe metnine yazdığı bir cümlenin eksik kaldığını, onu bile bizzat tamamlatıp dünyaya duyurduğunu hatırlatıyor.
Burada strateji son derece net!
Silahı bırakmıyorlar, silahı anayasal pazarlığın orta yerine koyuyorlar.
“Demokratik siyaset” adıyla, MGK’dan çıkarılma, terör listesinden silinme, örgüt kadrolarına ceza muafiyeti ve siyaset yapma imtiyazı talep ediliyor.
“Gelirsen vurulursun, müebbet alırsın, bu olmaz” dediği nokta, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin ceza ve terör mevzuatını kendine uygun şekilde yeniden yazdırma arzusudur.
Dikkat edin, sahadaki teröristlere de çok net bir güvence veriyor:
“Silah zaten elinizde, kimse hemen bırakın demez. Bunun zeminini hazırlamaya çalışacağız.”
Bu cümle, romantik barış fotoğrafları çekenler için değil, satranç tahtasına bakanlar için kurulmuş bir cümledir. Silahın namlusunu şimdilik aşağı indirip, tetik parmağını hukukun üstüne koyan bir stratejidir bu.
Norm Devlet, Norm Dışı Güçler ve İmralı Satranç Tahtası
Konuşmanın en dikkat çekici kavramlarından biri “norm devlet” ve “norm dışı güçler” ayrımıdır.
Öcalan, “Ben norm devletle konuşuyorum, iktidarla işim yok” derken, bir yandan meşru ve kurumsal devlet aklıyla temas halinde olduğunu vurguluyor; diğer yandan hem devletin hem de örgütün içinde yer alan “norm dışı” unsurları süreci bozan gizli odaklar olarak tanımlıyor.
Bu yaklaşım, aslında gayrinizami siyasetin tam merkezine oturuyor.
Öcalan, kendisini devletin dönüşüm sürecinde muhatap ve aracı konumuna yerleştirirken, olası her başarısızlığı “derin” yapılar üzerinden açıklayarak hem meşruiyet talebini güçlendiriyor hem de kendi pozisyonuna siyasi sigorta sağlıyor.
Bahçeli vurgusu da boşuna değil. “Bahçeli’nin elini havada bırakmayın” cümlesi, sadece MHP’ye değil, aslında Ankara’daki tüm siyasete atılmış bir işaret fişeği.
“Bu süreci benimle yürüten norm devlet var, siz de hizalanın” diyor.
Kandil’e yönelik üslup ise açıkça daha sert.
“Kandil’i ben yaşatıyorum” cümlesi, bana göre bir kibir ifadesi değil, tam anlamıyla bir güç gösterisi.
Bu sözle, “ipler hâlâ bende” mesajı veriyor.
“Bu yükten kurtuldum, size devrediyorum” derken de aslında yükün sorumluluğunu değil, sadece riskini bırakıyor.
Yani örgütün tehlikeli kısmını sahaya sürüyor ama ipleri bırakmıyor.
Karar mekanizması hâlâ kendi elinde.
Stratejik akıl, dış bağlantılar ve yönlendirme gücü merkezde tutuluyor; bu da bize, sahadaki isimler değişse de perdenin arkasındaki dizaynın yerinden oynamadığını açıkça gösteriyor.
Barzani, İlham Ahmed ve Sykes Picot Masası
Görüşmede en az konuşulan ama en kritik başlıklardan biri, Barzani ve İlham Ahmed ile görüşme talebi.
Öcalan açıkça: “Barzanilerden biriyle görüşmeliyim, bu inisiyatif benimdir.” diyor.
PKK’nın “Rojava” dediği, Suriye’nin kuzeydoğusundaki PKK uzantılarının yönetiminde bulunan yerler için de İlham Ahmed’e, Suriye Anayasası’nda Kürtlerin yer alması şartını hatırlatıyor.
Burada iki katman var:
Irak Türkmeneli bölgesinde Barzani çizgisiyle kendi çizgisi arasında kurulmak istenen yeni denge,
Suriye’de PKK uzantısı SDG/PYD üzerinden anayasal statü arayışı.
Bunların üstüne, Lozan’ın 100 yılı, Sykes-Picot’un çöken dengeleri, Musul Anlaşması’nın “gizli maddeleri” gibi başlıkları da ekliyor. Bu tarihsel referanslar, sadece teorik atıf değil; Öcalan, dört parçalı, esnek sınırları olan, birbirine eklemlenmiş “demokratik birlikler” zemini üzerinde yeni bir Ortadoğu tasarlıyor. Adı ve yapısı yumuşak kelimelerle süslense de bunun adı BOP’un “Büyük Kürdistan” projesidir.
Bu tasarımda Türkiye’ye biçilen rol, “Demokratik Cumhuriyet” şemsiyesi altında; bu çatı devlet, yeni birliklere dokunmayan, hatta onlara anayasal tanıma sağlayan bir taşıyıcı gibi tarif ediliyor.
“Demokratik Cumhuriyet, bir Kürdistan’dan daha kıymetlidir” derken aslında zihnindeki yeni düzeni çiziyor:
Türkiye’yi, Büyük Kürdistan projesinin sahaya taşınmasında “taşıyıcı anne” işlevi görecek bir platforma dönüştürmek.
Bunu ise kulağa hoş gelen söylemlerle, örneğin “Misak-ı Milli” vurgusuyla meşrulaştırmaya çalışıyor.
Bu da aslında “büyüterek küçültme” stratejisinin bir yansıması; yani Türkiye için adı konmamış bir bölünme planı.
Devlete, Siyasete ve Kamuoyuna Düşen Soru
Burada artık soruyu biz sormalıyız.
2 Mayıs 2025 tarihli o telekonferans, tüm kişisel yorumların ötesinde açık bir tabloyu ortaya koyuyor:
– PKK’nın feshi, bir örgütün kapanışı değil; çok aktörlü, çok katmanlı yeni bir siyasi projenin başlangıç senaryosudur.
– Silah bırakma, barış jesti değil; demokrasi ve hukuk başlıkları altında pazarlık masasına sürülmüş bir kozdur.
– Rojava’dan Kandil’e, İran’dan Avrupa’ya uzanan ağ, sadece isim değiştirerek değil, statü kazanma hedefiyle yola devam etmektedir.
Bu tablo, devletin güvenlik aklından siyasetin refleksine, kamuoyunun algısından medyanın diline kadar herkesin önüne tek bir soruyu bırakıyor:
“Fesih mi izliyoruz, yoksa yeniden biçimlenmiş bir stratejinin sahneye çıkışını mı?”
Türkiye’nin Önündeki Üç Temel Risk
Hukukun içerden aşındırılması riski:
Terörle mücadele mevzuatının, örgütün “siyasallaşma” talebine göre esnetilmesi, yalnızca bugünün güvenliğini değil, gelecek on yılların devlet yapısını da rehin alır.
“Demokratik siyaset” ile “silahlı yapının hukuken aklanması” arasına kalın bir çizgi çekilmezse, devlet kendi hukuk zeminini kendi elleriyle oyar.
Üniter yapının ince ince delinmesi riski:
“Demokratik birlik”, “komin”, “yerel demokrasi” gibi kavramlar doğru çerçeveye oturtulmazsa, bunlar sahada fiilî kantonları ve kalıcı özerk bölgeleri meşrulaştıran bir kılıfa dönüşebilir.
Siyasi söylemde masum görünen bu ifadeler, otoriteyi parçalayan bir modele kapı aralayabilir.
Gayrinizami siyasetin kurumsallaşması riski:
Öcalan’ın “norm devlet” ve “norm dışı güçler” ayrımı, devlet içindeki gizli yapılara işaret ederken, aynı zamanda gayrinizami siyaset alanını da meşrulaştırma çabasıdır.
Bu tez üzerinden yürütülen pazarlıklar olağanlaştırılırsa, devlet aklı yerini pazarlık aklına, hukuk devleti ise pazarlık devletine bırakır.
Bu üç başlık birlikte okunduğunda tablo nettir:
Türkiye, sadece bir terör örgütünün değil, onun ürettiği yeni siyaset biçiminin sınavıyla karşı karşıyadır.
Bu nedenle, 2 Mayıs 2025 tutanaklarını sadece “Terör örgütü PKK feshedildi mi?” sorusuna cevap arayarak okumak eksik olur.
Asıl soru şudur:
– Gerçekte ne feshedildi ne kalıcı hale getirildi?
– Hangi isim sahneden çekildi, hangi yapı güçlendirilip yerinde tutuldu?
– Ve en önemlisi; Türkiye bu satranç tahtasında kendi hamlesini mi yapıyor, yoksa başkalarının kurguladığı oyunda taşları mı yer değiştiriyor?
Ben kendi adıma bu metne bakınca, romantik bir final değil, yeni bir perde açılışı görüyorum.
Tarihin bu tür anlarında yapılması gereken şudur:
Duygusal dalgaya kapılmadan, metni soğukkanlı okumak, tarihle hukukun kesiştiği noktada devlet aklını diri tutmaktır.
Çünkü bir ülkede silahın gölgesi çekilmeden, gerçek demokrasi de gerçek barış da gelmez.
Silahı gerçekten bırakmak; sadece tetiği bırakmakla değil, o tetiği pazarlık masasında koz olmaktan çıkarmakla başlar.
Erol AYDIN
Bu benim hayatım...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Adnan İPEKDAL
Eziklerin Efendisi Efendilerin Eziği
Nihat Güç
Kur’an’dan Birkaç Mesaj
Bülent ERTEKİN
Ellerinizi aktarcı milletinin üzerinden çekiniz!
Mehmet Nuri BİNGÖL
Büyük Dedem Kado
Seyfettin BUDAK
“Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…”
Adnan ÖZ
Kazanabileceğimiz maçları kazanamamak alışkanlık oldu!
Halil MERT
Papa Daveti, Fener Patrikhanesi…
Eyüphan KAYA
Kadim Diyanet Reisimiz Ali Erbaş hocadan kamuoyuna
Recep YAZGAN
Papa bizi birleştirdi, gitti!
Vehbi KARA
En Güzel Yazılar Hangisi?
Hamdi TEMEL
Metamfetamin Ölümleri
Ahmet SAĞLAM
Sevindik, Sevinemedik
Ahmet Eren KURT
Gölgenin Derinliğine Doğru İnen Merdivenler
Gülay ÇETKİN
Okula Gelen Gizemli Kişi
Songül KARAMAN
Zikrin Beyindeki Gücü
Özlem Gürbüz
Yeşil Yapay Zeka İçin Politika Çerçevesi
Mehmet BOZKURT
Öğretmenler Günü- 2025
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Fatih ORUÇ
ENFLASYON neden düşmüyor!
Fatma Saçak Akbulut
Bataklıktan Doğan Saflık: Lotus’un Sessiz Öğretisi; Lotus
Aydın BENLİ
Şehit cenazelerinde edep ve haya dersi şart!
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Teknoloji Kullanımı: Fırsatlar Ve Tehditler
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Ahmet AYDIN
Bilir misin?
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Ahmet DÜZGÜN
Putlarımız ve Perestlerimiz
Cevahir AYDIN
Yanlış Anladınız
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Mesut BALYEMEZ
SOSYAL MEDYA KEVAŞELERİ
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Ravza ZEYBEK
Bulanlar Arayanlardır
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Aydan KURT
Farkında mısınız?
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Emine AYDEMİR
Ateşle oynayan evliya Ateşbaz veli hazretleri
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
Abdullah BİR
Fitne, Kaos, Suriye ve Suriyeliler’e Daire İki Kelam...
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Önder GÜZELARSLAN
İsraf Bir İnsanlık Suçudur!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)