Değişirken Kirleniyoruz…

Ümit Zeynep KAYABAŞ

07-08-2017 10:05

Hızla değişiyor her şey…  

Bazen bu hız ayağımıza dolanıyor canımızı yakıyor. Duraksamak istiyoruz fakat içimize nasıl yerleştiğini bir türlü anlamadığımız o hırsımız yok mu yeniden başa alıyor her şeyi.

Anlamsız bir heyecan ile yenilenmeye ihtiyacına cevap arıyoruz.  

Kanaat etmek tabiri ‘mişli’ geçmiş zamana ait diyebiliyoruz.  

Ayaklarımızı yerden kesen bu hız uçuşu, içimizdeki bizi tüketiyor; hissizleşirken, hassasiyetlerimizi de yok ediyor doğal olarak.

Sürekli yenileniyor her şey…

Cadde, park isimleri, sokak tabelaları, kentlerin ışıkları, AVM’ler  vs.  Saymakla bitmez değişenler. Yüzümüz,  her gün farklı bir şekilde;  gergin, sabırız ve tatminsiz. Kaybetmekten korkmayan insan yitirdiği benliğine seyirci…

Ne ilginç ki,  hayaller ve rüyalar da değişmekte.  Düşünsel dünyamızın hırpalanışını umursamıyoruz bile. Adına elitizm dediğimiz hayat tarzına ruhlarımızı kurban ediyoruz. Beton duvarlar arasında, insanlığı bestesi; soğuk, donuk, ruhsuz ve haşin bir tınıda…

Değişiklik, yenilik yelpazesini oluşturturken tükenişe de zemin oluşturmakta. Kalabalıkta, acınası bir yalnızlıkla titreyen içimizi, birileri hisseder diye ödümüz kopuyor. Güçlü insan profili çizmek için, yapay motifler ile kendimizi süslüyoruz.

Nereye kadar…  

İçimizdeki fırtınayı kimse duysun istemiyoruz. İnsan ‘ne ise o olmayı reddeden tek yaratıktır’’ Albert Camus insanın iç kontrolsüzlüğünü vurgu yapmış bu sözü ile. İnkâr metaforu, insanlığın acınası hali değildir de nedir… 

Ve sürekli parçalanan, küçülen bir dünyaya şemsiye açıyoruz. İroni yumağına sarılı dil ile iletişim kurmaya çalışıyor,  bozuk üslup ile ahkâm kesiyor ve dijital çağ döngüsünde, egosantrik bir karakteri taşıyoruz.  Ne yapacağını şaşırtmış durumda insana, bu hızlı değişiklik.

Bizi, biz yapan, değerlerin silinişi ne yazık ki önemsenmemekte.

Geçmiş ile arasında köprü kurmak isteyen kim ki.  Hem geçmişin karanlık ayak izleri,  tetiklemiyor mu bu hırsı. Ve işte kendine yabancılaşan insanın handikabı, bir yığın sorun ile mücadele. Ve iyi kötü arasında azalan seçenekler tıkıyor bizi. Halin özeti; stres, iç bunalım, yetersizlik ve acziyet.

Yorgunluk, tahammülsüzlük içimizdeki son insanlık kırıntılarını da yok etmekte.  İç huzursuzluğumuz büyüdükçe,  tükettiğimiz her şey az geliyor bize.  Kime dokunsan dokunun ilk vefasızlıktan yakınır. Vefa, erdemli oluş duygusudur çünkü. İnsan da en çok bu duygu yakışır…  Oysa başladığı yeri terk eden, öz değerlerine muhalif olan biz değil miyiz?

Neden, niçin sorgusu korkutuyor bizi. Doğru ve yanlış arasında kalmayı tercih ediyor ve sessizleştikçe, sessizleşiyoruz ki bu halimizle de oldukça sevimli buluyoruz kendimizi.  Sessizlik setinde, kendini unutan insanı canlandırıyoruz.  Tek bir repliği olan filmi alkışlıyoruz. Mutlu muyuz? Bulanık zihinlerimizi zorlamak da istemiyoruz. Ne tuhaftır ki yadırgadığımız haller, alışkanlığımız olmakta. Bağımlı bir hayat sürmek, insanı hep dibe çeker. Biz kendimiz ile birlikte, yeryüzünü de tüketiyoruz.

Yerlere sığmayan hayallere, göklerde bir durak aranıyor vicdan sussun diye.

Evet, bizim hep bir tarafımız eksik. Kendine yetemeyen insan, geleceğe ne bırakacak sorusunun altını çizmek gerek.

Menfaatlerimiz, endişeleri dahi susturuyor. İç sesimiz çoğalınca kendimiz ile çeliştiğimizin farkına varsak da, cevapsız çağrı olarak kalıyor bu eylem.

Değişiklik, iki ayrı dünya sunmakta Bazen şehir ışıklarında gölge, bazen de denizin sesinde umut olup, öyle dolaşıyoruz dünya haritasında. Yoksulluğu, çocukluğumuzu, annesizliğimizi işaretleyip, susuyoruz. 

Tüketici bir toplumun temel sorunu, kirliktir. Değerlerin yağmalanması, hazır şablonların etkisi meta ağırlıklı düşünce sistemini doğurur. Değer yargılarında israf vardır ama reklamı çok yapılan ürünler ihtiyaç olmadığı halde tüketilir. Medya yaşama ana şalter vazifesi yapmakta.

Dün özel hayatın mahremiyeti vardı diye geçmişe özlem dile getirilirdi. Bugün selfie paylaşmak üstün bir meziyet.  Çocuklarımıza nasıl bir dünya kurduğumuzun farkında değiliz.

Ebeveyninler kendi çocuklarına yetişmekte zorlanıyor ve bu yetersizlik övünç olarak da nitelendirilebiliyor.  Ailede her bir bireyin, kendine ait dünyası olmalı gerekliğini savunuyorlar.  Yani çocuklar ile iletişimi kuramayanlar, hataları bu gülünç fikirler ile kapatmaya çalışıyorlar. Her şeyin dozunda olmasının şart olduğunu anlatmaları için, kendilerine dur demeleri gerek.  İşten gelen baba cep telinden, ya da maçtan başını kaldıramıyor. Anne ise dizilerden. Çocukları da Allah korusun diyelim.

Sanatçıdan- esnafına, marketçisinden-   şirketçinse,  medyacıdan-  muhtarına kadar herkes aynı tempoda.  Herkes edebiyatçı, köşe yazar, oyuncu fotoğrafçı ama kimse okur değil. Bu bizi nereye götürecek bilinmiyor.

Geleceğin simülasyonu yapılacak olsa bugün, birbirinin yanında ruh uzaklığı varsa yarın herkes ayrı bir uzaklıkta olacak. Biraz önce tuhafımıza giden şeyler birden normalleşiyor.

‘’ iki şey var ki,  ruhumu hep yeni, hep artan bir hayranlık ve müthiş bir saygıyla dolduruyor. Üzerimizdeki yıldızlar ve ahlak yasası’’  diyen ımmanul Kant, fikir hezeyanı içinde kendi iç bildirimini sunmuştur

Çağın, insandan çaldığı ve meşrulaştırdığı doğruların toplamı,  ahlak yassından başka nedir ki... İmkânları lehine çevirmek için, kendi aleyhine çalışan insan, topluma sağırdır.

Meşrulaşmayan bir şey kaldı mı ki, bizi toplum yadırgayacak diye de felç bir savunma sistemi sunanların dünyasını izlemekten başka çare yok.   Manevi iklimi yaşamadığı için, yaşatamayan ebeveyniler gençlerin sorgulayıcı olmalarına tepki verecek kadar yüzsüz. Ne verdin ki, neyi talep ediyorsun.

Hızlı tüketiyoruz her şeyi…  Ve değişirken, kirleniyoruz…

 Bazen savunduğu  fikri ile  de  tükenir insan.

Ümit Zeynep KAYABAŞ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILARI Güven Zor Bir Duygudur… 01-01-1970 03:00 Sabır Sanatı! 01-01-1970 03:00 Dijital Çağda Edep… 01-01-1970 03:00 Sanat Günlükleri ve Sezai Karakoç… 01-01-1970 03:00 Müslüman’da Adalet… 01-01-1970 03:00 Tarımda problemler ve toprak disiplini… 01-01-1970 03:00 Bir duruşu olmalı iyiliğin de… 01-01-1970 03:00 Nafaka mağdurları, şiddet ve aile… 01-01-1970 03:00 Doyumsuzluk Şehveti… 01-01-1970 03:00 Vicdan Ve İsraf 01-01-1970 03:00 Kadına şiddet, ahlak ve adalet zayıflığıdır! 01-01-1970 03:00 Kültürde Çürüme, Moda İle Tükenme… 01-01-1970 03:00 Sevginin samimiyeti ve mutluluk… 01-01-1970 03:00 Erkek Ve Kadın Üstünlüğü İle Yıkılan, Parçalanan Aileler… 01-01-1970 03:00 Ahlaki paradoks 01-01-1970 03:00 Müslüman’ın Ego İle İmtihanı 01-01-1970 03:00 İstanbul Ve Adalet… 01-01-1970 03:00 Aile Birliğini Bozan Medya Ve Boşanmalar… 01-01-1970 03:00 Üretemiyoruz, Birbirimizi Suçluyoruz Ve Yalnızlaşıyoruz… 01-01-1970 03:00 Kendini hesaba çeken insan ve “Çağrı” 01-01-1970 03:00 Şehir Ve İnsanca Yaşama Sanatı… 01-01-1970 03:00 Çalışan kadın sorunu ve aile… 01-01-1970 03:00 Harem-i Şerif’te selfie ve tüketim… 01-01-1970 03:00 Huzuru nasıl tüketiyoruz! 01-01-1970 03:00 Paris’i selamlayan kitaplar… 01-01-1970 03:00 Şehir Kimliği Ve Aile… 01-01-1970 03:00 Toprak huzuru ve tarımda çöküş… 01-01-1970 03:00 Nerede o eski dostluklar mı diyoruz… 01-01-1970 03:00 Avrupa’da Müslüman Aileler, Kadınlar Ve Çocuklar… 01-01-1970 03:00 Başörtüsü Ve Medeniyet… 01-01-1970 03:00 Gençler Kültüründen Kopmuyor, Koparılıyor… 01-01-1970 03:00 Nokta kadar menfaat için, virgül kadar eğilme! 01-01-1970 03:00 Televizyon Dizilerinin Aileye Etkisi… 01-01-1970 03:00 Sosyal Medya Çılgınlığı… 01-01-1970 03:00 Hayaller Ve Gerçekler… 01-01-1970 03:00 Anne, Kadın Ve Şiddet… 01-01-1970 03:00 Gençlik, Bizler Ve Doğruluk… 01-01-1970 03:00 Ramazan’da yardım kolisi geleneği ve belediyeler 01-01-1970 03:00 İnternet, mahremiyet ve gençlik! 01-01-1970 03:00 Arayış İçinde Olan İnsan Halleri… 01-01-1970 03:00 Erguvan, Diriliş Ve İstanbul 01-01-1970 03:00 İç yolculuğumuz Anne Rızası, Umut 01-01-1970 03:00 Kin ve öfke; Kalbin Hesaplaşması 01-01-1970 03:00 Paris’te şiir ve şiir ne istiyor? 01-01-1970 03:00 İyilik Tutulması Ve Azalan Bereket 01-01-1970 03:00 Gençler Anlaşılmak İstiyor -Yarının Türkiye’si- 01-01-1970 03:00 Vefasızlık, Toplum Güvensizliği -Robotlaşma- 01-01-1970 03:00 Dostluk, Kalp Huzuru Ve Duyguların Bedeli 01-01-1970 03:00 Sevginin Estetiği 01-01-1970 03:00 Toplum Huzuru Ve Güven… 01-01-1970 03:00 İnsani Değerler Tablosu -Haz- 01-01-1970 03:00 Mutluluk Tanımımız Yanlış 01-01-1970 03:00 Aile Kültürü Ve Huzur 01-01-1970 03:00 Kültürde Şaire Bir Parantez 01-01-1970 03:00 Anlama Biçimleriyle Yüzleşmek 01-01-1970 03:00 İnsanlık Kaybı Ve Umut 01-01-1970 03:00 Sarı Yeleklilerin Protestosu 01-01-1970 03:00 Sarı yeleklilerin dinmeyen tansiyonu! 01-01-1970 03:00 ​Sevginin dili paylaştıkça anlaşılır! 01-01-1970 03:00 Bobigny Müslüman Mezarlığı 01-01-1970 03:00 Yarına Samimiyet Bırakmak 01-01-1970 03:00 Paris‘te Akşamüzeri… 01-01-1970 03:00 Çocukluğum Ve Necip Fazıl 01-01-1970 03:00 Vel asr’i Başlangıç 01-01-1970 03:00 Kaybediş – Bir Medeniyetin Durdurulması 01-01-1970 03:00 Vel Asr’i - İnsan - Diriliş… 01-01-1970 03:00 İnsanın İç Haritası –Denge- 01-01-1970 03:00 Akif İnan’da sanatsal duruş: Şairin İç Haritası… 01-01-1970 03:00 Sait Faik ve Gerideki Adam 01-01-1970 03:00
haber medya kadın