Un soir à Paris…
Zafer Takı’nın ( Arc de triomhe de l’etoile ) önü canlı bir film sahnesini andırıyor adeta (senaristi hayatın içinden olan insanların filmi). Bir kenarda durup, fotoğraf çektirenleri izleseniz her karede ayrı bir hikâye çıkar. Gerçi Paris önce şiirdir zihinlerde. Evet, tek dizelik şiir! Hayal ve gerçeğin gök olmuş hali… Ruhta renk furyasını tutuşturan, ahenkli bir salınış. Şairlerin iç bestesini, şiirsiz dinlemek; geceyi, geceden sağmak. Kentin kollarında miskin bir kedi gibi dolaşmak. ‘Uslansana acım benim, dinlenip dursana artık’ diyen Baudelaire için Paris, iki sokak ötedeki kır bahçesi gibi. Baudelaire’i anlamak için, bu kentte şiir yazmak gerek. Acının yükselişini seyre dalarken, sessiz ve sakin kalmak. Alpler’in beyazlığına eşlik eden rüzgâr gibi kışkırtıcı olmak… Paris sokakları, gümüş renklerin saklı heyecanı. Kaldırım kenarlarında enstrüman çalan sanatçıların, gizemi kollayışı. Caddeler hep kalabalık, hep merak ve telaş. Kesik düşler yükü. Paris, hayalleri imzalayan bir kent.
Anıtın önü farklı bir atmosfer. Her ziyaretimde bu akışı analiz ederim. Bana keyif veriyor bu mekân. Neden bilmiyorum. Sebebini bilmediğim birçok şeyi oracıkta bırakırım. Anlamak, ikinci bir uğraş. Oysa derman denilen şey bazen yok oluyor, tutuluyorsun, hareketsiz kalmış gibi hissediyorsun kendini. Sonra imdada gök yetişiyor. Göğün doğurganlığında canlanıyorsun.
- La vie est fatiguante.- ( hayat yorucu )
Yanımıza yaklaşan Çinli bir kız fotoğrafımızı çekebilir misiniz diyor, İngilizce. (Mekânın hatırası) annesine sarılarak poz veriyor. Üniversitede öğrenciymiş. Sevginin muhteşem dili ve kentin ruhu tetikleyişi. Paris’i gezerken, mutluyuz diyorlar gülümseyerek. Mekânın ruhundan, ruha sızan bir iksir o anki mutluluk… Sahiden mutlu muyuz? - Sommes nous réellement heureux?
İlk yıllarımda kent ile kavgalıydım beni sevdiklerimden, çocukluk anılarımı tazeleyeceğim kokudan uzak tuttuğu için. Belki de ondan Cemil Meriç’ i tekrar tekrar okudum. Kör bir yazarın, ufkundaki kelimelere tutundum. Karanlığı darmadağın eden kelimelere. Meriç ile konuşmayı bıraktığımda anladım ki Paris ile kavgam sona ermişti. Kenti didiklemeyi bıraktığımda; Albert Camus, Guy de Maupassant, Arthur Rimbaud’dan yavaş yavaş uzaklaştım. Tekrarlar; cehennem eskizi gibi, çıldırtıcı bir baş ağrısı, canını yakan çıban. Oysa okyanusun duru haline ihtiyacım vardı (Kent gibi karmaşık bir ruh halini taşıyorum kendime çok göremediğim).
Fazla ziyaret ettiğim her şey için, araya mesafe koymalıydım. Bu nasıl emr-i vaki yapmak ise ruha. Anlamadım gitti… - Je n’ai jamais compris-
İnsanın huzur bulduğu şeyleri kendinden uzaklaştırması ne kadar doğru olabilir ki? Uzağın içine uzaktan bakmaya yetecek mi ömür. Neden bin bir zorlukla çıktığımız basamaklardan bir nefeste iniyoruz ki? Biz alıştığımız güzel şeyleri de erkenden tüketiyoruz. Ya da uzaklık insanı titiz yapıyor.(Kendime yetişemiyorum bazen…) İnsanın, uzak kavramını silikleştirdiği dostlarının olması da büyük kazanç. Bazen karanlıktan bir tünele sabitlenircesine kendimde durma isteği oluşurdu en çok da özlem duygusunun kollarında kaybolduğum anlarda. Paris’in sisli buhranlı havasının üzerime yapıştığını hissederdim. İşte o buhranı uzaklaştıran dost eli varsa yanınızda, şanslısınız demektir. Baudelaire, Necip Fazıl, Yahya Kemal Paris’in loş sokaklarında, yolları aynı kıvrımdan geçen sanatçılar. Onların tutunduğu şeylere dokunmak, bana ikinci bir uzaklık.
Bence Paris hikâyenin ta kendisi. Bir de burada yaşayanların anılarını dinleseniz elinizden kalem hiç düşmez. Fransa’da ilk nesil, geçim ve özlem arasında sıkışıp kalmış, son nesilde
İki kültür arasında. İkisi de acı, ikisi de sarsıcı. Daha tuhafı da kitap okumaktan uzak, yargılayıcı bir neslin yetişiyor olması. Dilini düzgün konuşamayan, kendi dillerinde kendilerini rahat ifade edemeyen nesil. Anadilinde üşüyen bir nesil.
Kültürsüzlük bir bıçak gibi saplanmıştır ilk nesle. Her biri göç ediş hikâyesinin, bir ucunu geldikleri yerde bırakmış. Yitirmeyi kim ister? Bir ayağı ülkesinde olan insan, bölünmüş, yarım kalmış, dağılmış ama dik durmayı elinden bırakmamış. Durmuyoruz tabi ki yetişebildiğimiz her aileyi Bibliotheque’ye (kütüphanelere) yönlendiriyoruz. Umudumuz; okumayı yeni öğrenen altı- yedi yaş grupları.
Yedi yaşındaki oğluna özel ders verdiren babanın cümlesi ‘bir babanın evladına yetememesi çok kötü’. Bazen içimizden konuşuruz bu daha yerinde bir konuşma. Herkes acı ile olgunlaşıyor. Herkes kendini, kendi acısından tanıyor. Ya evladına yeten ama ilgilenmeyen babaya ne diyeceksiniz diye soramıyoruz.
Duyarlılık arka saflarda kalmış diyemiyoruz. Boşlukları doldurmaya çalışan kent insanı. Hayatı yeniden adlandırmak için çaba ve gayret.
Öykücünün penceresinden bakıyorum bazen hayatın içine. Dalgalanan acıyı kelimeler ile süzmek, yeniden başlamak için pencereyi açık tutmak… Realite kentin gizli öznesi.
Bibliothèque’lerde (kütüphanelerde) çok hoş bir uygulama var. Her millettin kendi dili için küçük köşeler yapmışlar. Bizden Nazım hikmet, Elif şafak, Sebahattin Ali başı çekiyor. Sürekli gittiğimiz kütüphanelere kitap çeşitlerinin yetersizliğinden bahsedince; talep yok diyorlar. Olmalı. Aileler çocuk edebiyatı ile tanışmalı. Okullarda bir iki saat Türkçe dersi verilmesi ile olacak iş de değil bu. Çocuklar, kendi dilinde ifadenin hazzını yaşamalı. Bir yazarın, ‘ben roman yazarken, İngilizce düşünüyorum’ demesini yadırgamıştım. Gençler ile sohbet ederken, Paris’te üniversite okuyan bir kardeşimiz, derslere yetişmek için, aklıma ilk hangi dil geliyorsa onunla düşünüyorum demesin mi? Dili sonradan öğrenmenin dezavantajı bu. Küçük yaşta Fransa’ya gelen çocukların, mesafeyi kapatmak için bütün enerjilerini Fransızca ’ya vermeleri doğal. Bir de İngilizceyi güzel konuşuyorlarsa dil kargaşası yaşamalarına ne denilebilir ki? (Dil meselesi uzun ve üzerine söylenecek çok söz var.)
Kendime de kızıyorum haftada bir mektup yazmadığım için onlara. Geç kalmış sayılmam aslında. İleride derleyeceğim mektuplar olacak inşallah. Kentin sanatçıya içten içe baskısı var savruluşun dansı diye adlandırabileceğimiz. Bu atmosferden beni çekip alan, Paris’in beni şiirde tutuşuna yardımcı olan mektuplar. Mektuplar, gökten mavilik serpen bir yelpaze. Kelimeler yalnızlığa bir kement. Kelimeler Nilüfer Çiçeğinin bakışı. Kelimelerden ilmek ile uzaklığın altını çizmek…
Kahvelerimizi La Seine’de (Sen nehrinde) her zamanki yerimizde içecektik. Arkadaşlar Tour Eiffel’ de (Eyfel kulesinde) bekliyordu. Eyfel kulesinin kalabalığı hep aynı şeyi anlatıyor gibi. Bir fotoğraf nakaratı; meraklı bakışlar ve yorgun yüzler. Belki de gizemin çıkış noktası dünya insanlarının aynı noktada bir araya gelişi. Demir kule ile aynı karede yer alış romantizm ağının açık parantezi gibi. Düşünüldüğünde önemli bir özelliği olmayan Eyfel’in havası çok farklı. Burayı kutsallaştıran belki de aşk izdihamı. Evlenen çiftlerin, sevgililerin Eyfel’de fotoğraf çektirmesi, aşkı diri tutma arzusu… Ah! Dünya garip şeylere sahne olurken, aşk izdihamına konuk olan Paris.
Bir hayli güzel ama bozuk olan abajurun komidinin üzerinde durması kimisini hiç rahatsız etmez. Bunun adı rahatlıktır ki, bu duyguyu hiç anlamadığımı söyleyebilirim. Belki de gittiğimiz her yere hüzünlerimizi de taşımayı seviyoruz. Derdimizin derinliğini seviyoruz. Yeryüzünün arka yüzü ile fazla tanışık olmak bizimkisi.
Küçük bir tur attıktan sonra Eyfel’den Sen nehrine iniyoruz. Arada yağmur atıştırıyor ve hafif rüzgâr esiyor. Paris, şemsiyesiz gezilmez diyebilirim. Kentin her yerini ziyaret etmek istiyorsanız, şemsiye ve kışlık bir şeyler olmalı yanınızda. Eyfel’in küçük maketlerini ellerinde gezdiren, seyyar satıcılar ısrar ediyorlar satmak için. Sık sık gezinen polisleri görünce anında dağılıyorlar. Ekmek kavgası böyle bir şey onlarda. Korkusuzluk. İki üç dakika sonra geri geliyorlar. Alışmışlar bu seyre…
Nehrin kenarında kahvemizi yudumluyoruz. Gün batımında burası şiirsel bir dokuda. Gökyüzü kızıllığı ve nehir akışı müthiş bir tablo. Gemilerden el sallayanlar, köprüden bakanlar. Mimari dokunun içinde eriyiş. Tabi ki şiiri konuşuyoruz. Bir de İstanbul’u. Necip Fazıl’dan ‘Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar / Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar’ dizelerini üflüyoruz nehre. Aynı duada buluşmak gibi İstanbul aşkı bizde. Kahvelerimizi tazelerken ‘Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği / Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği’ diyen, Fazıl’ı anıyoruz tekrardan. Bazen bilmeden ezber yaptığımız şiirler ile gecenin içinde olmanın keyfini çıkarırız. Ruhların uyumu bu olsa gerek. Böyle anlarda insan zaman hiç geçmesin ister. (Que le temps ne passe jamais.)
Beethoven Ludwig Van, işitmeyi yitirdiği halde besteden vazgeçmeyen bir isim. Yetenek ve çalışma tutkusu, Viyana duvarlarına kazınmış. Beethoven, yaşamındaki acı ile romantizmin ayaklanışa yelken açmış bir sanatçı.
Rodin’in düşünen adam heykeli (Le Penseur) Paris’i şiir kılmış. Rodin’in hırsı, kendine aşık olan kadını, ömrünün sonuna kadar psikolojik tedaviye sürükler. Tutkular, hırslar arasında anlaşılmaz bir geçimsizlik vardır. Her büyük eserin ardında bir zavallılık yatması ne garip.
Müzede ise Rodin’in yaşadıklarının, yaşattıklarının tersi bir rüzgâr esiyor. Ruha dokunuşun kodları belki de anda gizli. Hikâyeyi tersleyen bir zaman akımına uğruyor insan hareket halinde olduğunda.
Baudelaire, doğuştan gelen hüznünü saklamaz. Bıçak gibi ruhuna bir şeyler saplansa da o şiirde olmuştur. Paris zor bir kent. Her yönü ile zor. Bu engel değil ama huzura, mutluluğa. Bizde hüzün ve neşe ikiz kardeş gibi. İnsan yaşama tutunmayı bilmeli.
Anlatamadıklarımızın arka bahçesine, kimsenin ayak basmaması acıyı daha özel kılıyor. Orada başlıyor, orada bitiyor insanın sessizliği. Ve hüzün piramitlerine gömülü olan renkler, dilin bir sonraki hamlesi.
Yaşam kanadının çaresizliği güçlü bir vokalist. Romantizmin çıkış noktası, arka fonu irdelemiyor. İnsanın kendi kanunsuzluğunda, kanunlaşması. Bir Kızılderili’nin yüzüne çizdiği desenlerin, tabiatın gerginliğini yok edeceğine inanması. İstenilen şeye inanmak, dağ çiçeklerinin kendi kokuları ile olgunlaşması gibi. Belki de rahatlamak bunun adı. Romantizmde düşünce, kekemede.
Bazen her şeyi silik görmeyi isteriz. Düşünce yumağına sımsıkı sarılı olsak da bir an her şey siyah olsun isteriz. Oradan uzanırız renklere ve bitmişliğe. İnsan, içindeki yorumsuzluk ile yoruluyor. Bir gün daha bitti. Defterimdeki diğer notları içimden okuyacağım.
Paris, ısrarlı bir bahar mevsimi gibi şımartmak ister üzerinde dolaşanları… Böyle kurgulanmış çünkü. Sayfayı kapatıp, şiire gidiyorum…
Ümit Zeynep Kayabaş
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Halil MERT
İki Farklı Kader, İki Farklı Devlet Aklı
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Nihat Güç
İyi İnsan, Kötü İnsan
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Songül KARAMAN
YA RAB
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)