Bir kardeşlik topluluğu nasıl olur da “benim adamım”, “benim sözüm”, “benim makamım” anlayışına dönüşür?
Bir cemaat, genellikle bir fikir, bir inanç, bir ahlak anlayışı ve bir ideal etrafında kurulur. İnsanlar bir araya gelir ve şöyle der: “Biz birlikte daha iyi bir insan olabiliriz.”
Başlangıçta merkezde insan vardır. Fakat zaman geçtikçe merkez değişebilir. İdeal yerini cemaate, cemaat yerini lidere, lider yerini güce bırakabilir. Ve bir gün kimse başlangıçtaki “Biz neden bir araya gelmiştik?” sorusunu sormaz.
Onun yerine başka sorular sorulmaya başlanır: “Kim yönetecek?”, “Kim söz sahibi olacak?”, “Kimin adamları çoğalacak?”, “Para kimin kontrolünde olacak?”, “Kim bir sonraki makama gelecek?”
İşte tam bu noktada cemaatin karşı karşıya olduğu problem artık yalnızca dinî değildir. Psikolojiktir, sosyolojiktir ve grupçuluktur. Ve bunların tam ortasında çok önemli bir kavram belirir: Narsisizm…
Narsisizm neden bu kadar önemli?
Narsisizm çoğu zaman yanlış anlaşılır. Narsist denildiğinde akla yalnızca kendisini beğenen, aynaya bakıp kendisini seven insan gelir. Oysa psikolojik açıdan narsisizm çok daha karmaşık bir yapıdır.
Aşırı üstünlük duygusu, yoğun takdir edilme ihtiyacı, özel ve ayrıcalıklı görülme arzusu, güç ve statü arayışı, başkalarının ihtiyaçlarına karşı duyarsızlık ve eleştiri karşısında savunmacı davranışlar narsistik örüntünün farklı yüzleri olabilir.
Ancak çok önemli bir ayrım yapmak gerekir. Narsistik özellik taşımak, narsistik kişilik bozukluğuna sahip olmak değildir. Dolayısıyla herhangi bir cemaat liderine veya üyeye uzaktan bakarak psikiyatrik tanı koyamayız. Fakat başka bir soruyu rahatlıkla sorabiliriz.
Narsistik özellikleri güçlü insanlar, güç ve statünün bulunduğu cemaatlere neden çekilebilir ve bu cemaatler onları nasıl güçlendirebilir?
İşte bilimsel literatür burada oldukça ilginç sonuçlar ortaya koyuyor. Narsisizm ile liderliğe seçilme/öne çıkma arasında pozitif ilişki bulunurken, narsisizm ile etkili liderlik arasında aynı ilişkinin bulunmadığını gösteren kapsamlı bir analiz vardır. Yani narsistik özellikleri yüksek bir insanın lider gibi görünmesi veya lider konumuna gelmesi, onun iyi bir lider olduğu anlamına gelmez.
Bu ayrım cemaatler açısından son derece önemlidir. Çünkü bazı insanlar liderliği hak ettikleri için değil, lider gibi görünmeyi iyi başardıkları için öne çıkabilirler.
Cemaat narsistik insan için neden cazip olabilir?
Bir cemaat insana çok güçlü bir şey verir. Aidiyet… Ama yalnızca aidiyet vermez. Aynı zamanda kimlik, çevre, statü, saygınlık, görev, görünürlük, sosyal güç, karar verme yetkisi de sağlayabilir. İşte burada iki farklı insan tipi aynı cemaat içerisinde bulunabilir.
Birinci insan şöyle düşünür: “Ben bu topluluğa hizmet etmek istiyorum.” İkinci insan ise “Bu topluluk içerisinde önemli bir insan olabilirim.”
Birinin amacı davanın büyümesidir. Diğerinin amacı ise farkında olmadan kendisinin büyümesidir. İşte tehlike burada başlar.
“Hizmet” makamı nasıl “iktidar” makamına dönüşür?
Cemaatlerde bazı görevler başlangıçta hizmet amacı taşır. Bir insan sorumlu olur. Bir başkası yönetici olur. Bir diğeri eğitim verir. Bir başkası ekonomik işleri yürütür. Bunların tamamı normaldir. Problem makamın kendisi değildir.
Problem makam, kişinin hizmet kapasitesini mi artırıyor, yoksa kişinin narsistik ihtiyaçlarını mı besliyor?
Çünkü makam beraberinde güç getirir. Güç beraberinde görünürlük getirir. Görünürlük beraberinde takdir getirir. Takdir de bazı insanlar için psikolojik bir uyuşturucu gibi çalışabilir.
Bir kez alkışlanan insan daha fazla alkış ister. Bir kez “abi” denilen insan daha fazla saygı ister. Bir kez karar veren insan daha fazla karar vermek ister. Bir kez kendisini vazgeçilmez hisseden insan, sistemin onsuz devam edebilme ihtimalinden rahatsız olmaya başlayabilir. Böylece çok tehlikeli bir dönüşüm gerçekleşir. İnsan makamı taşımaz; makam insanı taşımaya başlar.
Narsistik lider neden eleştiriden korkar?
Çünkü sağlıklı insan için eleştiri “Davranışım yanlış olabilir.” anlamına gelir.
Narsistik yapının baskın olduğu durumda ise eleştiri bazen “Ben değersizim.” duygusunu tetikleyebilir. Bu nedenle kişi davranışını düzeltmek yerine eleştireni ortadan kaldırmaya yönelebilir. Önce eleştireni küçümser. Sonra itibarsızlaştırır. Sonra “fitne çıkarıyor” denilir. Ardından “davaya zarar veriyor” denilir. Sonunda “Bizden değil.” denilir. Böylece cemaati en önemli mekanizmalarından biri yok olur.
Eleştiri yok olduğunda hata görünmez. Hata görünmeyince yanlış kararlar büyür. Yanlış kararlar büyüyünce onları savunmak için yeni açıklamalar gerekir. Yeni açıklamalar eski açıklamalarla çelişebilir. Böylece sistem kendi gerçekliğini üretmeye başlar.
Bir cemaatin çöküşünü bazen tek bir cümle anlatabilir. Benim adamım…
Çünkü bu cümleyle birlikte liyakat geri plana düşer. Artık “Kim daha yetenekli?” değil, “Kim bana sadık?” sorusu önem kazanır. Böylece cemaatte görünmez bir alışveriş başlar. Sen beni destekle, ben seni yükselteyim. Sen benim arkamda dur, ben senin önünü açayım. Sen bana itiraz etme, ben sana makam vereyim.
Böyle bir sistemde sadakat, liyakatin yerine geçer. Ve bu mekanizma büyüdükçe cemaat içerisinde iki grup oluşur. Bizimkiler… Ötekiler… Bir süre sonra üçüncü bir grup da ortaya çıkar. Sessizler… Çünkü insanlar artık düşüncelerini söylemekten korkmaya başlar.
Cemaatin bölünmesi bazen fikir ayrılığı değil, güç ayrılığıdır. Bir cemaatin bölünmesi dışarıdan bakıldığında fikir ayrılığı gibi görünebilir. Ama her bölünmenin altında yalnızca fikir yoktur. Bazen mesele kim lider olacak? Kim para yönetecek? Kim karar verecek? Kim kimin yanında duracak? Sorularıdır.
Bu noktada dini kavramlar, gerçek iktidar mücadelesinin dili hâline gelebilir. İnsanlar aslında makam için mücadele ederken bunu: “davanın selameti” diye anlatabilir. Aslında kişisel sadakat isterken bunu “itaat” diye tanımlayabilir ve kendi grubunu korurken bunu “birlik ve beraberlik” diye savunabilir. Böylece insan kendi çıkarını, kendi zihninde kutsal bir gerekçeyle örtmeye başlayabilir.
Dini yapılarda karizma son derece güçlüdür. Karizmatik lider insanlara umut verir. Onları harekete geçirir. Dağınık insanları bir hedef etrafında toplayabilir. Bu yönüyle karizmanın olumlu tarafı vardır. Fakat karizma denetlenmediğinde başka bir şeye dönüşebilir. Kişinin düşüncesi ile hakikatin birbirine karıştırılması...
Başlangıçta “Bu fikir doğru.” denilir. Sonra “Bu fikri savunan kişi doğru.” denilir. En sonunda “Bu kişiye karşı çıkan, doğruya karşı çıkmıştır.” noktasına gelinir. İşte burada lider artık yalnızca lider değildir. Hakikatin temsilcisi hâline getirilmiştir. Bu durum eleştiriyi neredeyse imkânsızlaştırır.
Bu kişi “Ben dünyanın en yardımsever insanıyım.” demek yerine “Biz dünyanın en fedakâr topluluğuyuz.” diyebilir. Burada narsisizm kişisel olmaktan çıkıp grubun kimliğine yerleşir. Grup kendisini daha ahlaklı, daha temiz, daha fedakâr, daha bilgili, daha seçilmiş, daha haklı görmeye başlayabilir. Sonra dışarıdakiler yalnızca “farklı” değildir. Daha aşağıdadır. İşte bu aşamada grup narsisizmi ortaya çıkabilir.
Narsistik yapı ile ekonomik güç aynı yerde birleştiğinde mesele daha da karmaşıklaşır. Çünkü para yalnızca ekonomik araç değildir. Para bağımsızlık sağlar. İnsanları etkileyebilme gücü sağlar. Makam yaratabilir. Sadakat satın alabilir. Ödül ve ceza mekanizmasına dönüşebilir.
Eğer ekonomik kaynakların yönetimi şeffaf değilse, güç birkaç kişinin elinde toplanabilir. Bu noktada cemaat artık yalnızca manevi bir topluluk değildir. Aynı zamanda sosyal, ekonomik ve psikolojik bir güç sistemi hâline gelir. Ve güç denetlenmiyorsa, güç sahibinin kişiliği sistemin kaderini belirlemeye başlar.
Burada da çok dikkatli olmak gerekir. Narsistik özellikleri bulunan herkesin çocukluğunda travma yaşadığını söylemek doğru değildir. Aynı şekilde çocuklukta şiddet veya ağır baskı yaşamış herkesin narsistik olacağını söylemek de yanlıştır. Ancak insanın erken ilişkilerinin benlik gelişiminde önemli olduğu konusunda psikoloji literatürü geniş bir tartışma yürütmektedir. Bazı insanlar yetişkinlikte değer duygularını içeriden kurmakta zorlanabilir.
Böyle bir insan için dışarıdan gelen hayranlık, saygı, statü, güç ve kabul çok önemli hâle gelebilir. Ve cemaatler bu unsurların tamamını sağlayabilecek sosyal yapılardır.
Bu nedenle mesele “Çocukluğunda travma yaşamış insanlar cemaatlere girer.” değildir. Daha doğru soru şudur: “İçsel değer duygusu kırılgan olan bir insan, kendisine sürekli saygı, statü ve aidiyet sunan bir yapıda güç elde ettiğinde ne olur?”
Cevap, kişiden kişiye değişir. Ama bazı durumlarda sonuç oldukça tehlikeli olabilir. Asıl problem narsistlerin cemaatlere girmesi değil. Bir cemaatte narsistik özellikleri olan insanların bulunması kaçınılmaz olabilir. Çünkü onlar da toplumun parçasıdır. Asıl tehlike onların bulunması değildir. Asıl tehlike, sistemin narsisizmi ödüllendirmesidir.
Eğer en çok konuşan en değerli kabul ediliyorsa, en çok görünür olan yükseliyorsa, en fazla insanı kendisine bağlayan güçleniyorsa, eleştiriye kapalı olan korunuyorsa, lidere en fazla sadakat gösteren makam alıyorsa, ekonomik kaynakları kontrol eden hesap vermiyorsa, lider kendisini vazgeçilmez hâle getiriyorsa, farklı düşünenler dışlanıyorsa, o zaman sistem yalnızca narsistik kişileri barındırmıyor demektir. Sistem narsistik davranışı seçiyor ve ödüllendiriyor demektir. İşte bu çok daha büyük bir problemdir.
Peki çıkış yolu nedir?
Belki de cemaatlerin kendilerine sorması gereken en önemli sorular şunlardır:
Lider eleştirilebiliyor mu? Lider değiştirilebiliyor mu? Mali kaynaklar denetleniyor mu? Kararlar tek kişinin elinde mi? Liyakat mi, sadakat mi ödüllendiriliyor? Farklı düşünen insanlara yaşam alanı bırakılıyor mu? Lider kendisine itiraz edenleri düşmanlaştırıyor mu? İnsanlar görevden ayrıldığında hâlâ kardeş olarak kalabiliyor mu? Ve belki de en önemlisi: Bu yapı, lider olmadan da yaşayabilir mi?
Eğer cevap hayır ise ciddi bir problem vardır. Çünkü sağlıklı bir cemaat lider yetiştirir. Sağlıksız bir cemaat ise lider bağımlısı insanlar yetiştirir. Sağlıklı bir cemaat düşünceyi büyütür. Sağlıksız bir cemaat kişiyi büyütür. Sağlıklı bir cemaat eleştiriyi kabul eder. Sağlıksız bir cemaat itaati kutsallaştırır. Sağlıklı bir cemaat liyakati arar. Sağlıksız bir cemaat sadakati arar. Sağlıklı bir cemaat insanları özgürleştirir. Sağlıksız bir cemaat insanları kendisine bağımlı hâle getirir.
Belki de bir cemaatin narsisizmden kurtulmasının ilk şartı kendisine hayran insanlar değil, hakikate karşı sorumlu insanlar yetiştirmek… Çünkü lideri büyüten cemaat, sonunda liderin karakterini taşır; ilkelerini büyüten cemaat ise liderler değişse bile ayakta kalır.