DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Seyfettin BUDAK
Seyfettin BUDAK
Giriş Tarihi : 29-07-2026 13:34

Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi?

Son yıllarda sosyal medyada dikkatimi çeken ilginç bir durum var.

Özellikle belli bir yaşa gelmiş bazı insanlar, hayatlarının bir döneminde büyük bir özgüvenle şu cümleyi kuruyor: “Hakikati buldum.”

Peki, gerçekten ne buldular?

Bu cümlenin devamında çoğu zaman Tanrı inancını terk ettiklerini, dini reddettiklerini veya ateizmi benimsediklerini görüyoruz.

Burada durup şu soruyu sormak gerekiyor: Hakikati bulmak gerçekten daha önce kimsenin ulaşamadığı bir gerçeği keşfetmek midir? Yoksa binlerce yıldır tartışılan bir düşünceyi benimsemek mi?

Çünkü ateizm yeni keşfedilmiş bir düşünce değildir. Antik Yunan'dan bu yana Tanrı'nın varlığını reddeden veya metafizik inançlara kuşkuyla yaklaşan düşünürler vardır. Demokritos, Epikuros geleneği ve daha sonraki birçok filozof din ve Tanrı konusunda farklı eleştiriler geliştirmiştir.

Yani ateizm yeni keşfedilmiş bir kıta değildir. Öyleyse “Hakikati buldum” demek biraz fazla iddialı değil mi?

Belki de daha doğru ifade şudur: “Ben, farklı dünya görüşleri arasından ateizmi tercih ettim.”

Hakikat aramak; delil istemeyi, düşünceleri karşılaştırmayı, çelişkileri görmeyi ve gerektiğinde kendi fikrinden vazgeçebilmeyi gerektirir.

O hâlde önemli olan yalnızca “Neye inanıyorsun?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur: “Neden buna inanıyorsun?”

Daha da önemlisi: “Kendi inancını da karşıt görüş kadar acımasızca sorgulayabiliyor musun?”

Çünkü insan başkasının düşüncesini sorgularken çok cesur, kendi düşüncesini sorgularken çok temkinli olabilir. Bu durum yalnızca dindarlar için geçerli değildir. Ateist, seküler, milliyetçi, sosyalist, liberal veya başka herhangi bir dünya görüşünü benimseyen herkes için aynı tehlike vardır.

İnsan, bir düşünceyi eleştirirken özgür; kendi düşüncesini eleştirirken neden bu kadar savunmacı olur?

Gerçekten düşüncemiz mi değişiyor, yoksa hayatımızı düşüncemize mi uyduruyoruz?

Sosyal medyada dikkat çeken başka bir durum da şu: Bazı insanlar dini terk ettikten sonra yalnızca düşüncelerini değil, yaşam biçimlerini de hızla değiştiriyor. Yeni alışkanlıklar ediniyor, yeni çevrelere giriyor ve geçmişte yanlış gördükleri bazı davranışları artık “özgürlük” olarak tanımlıyorlar.

Elbette herkes kendi hayatı hakkında karar verme özgürlüğüne sahiptir. Fakat burada da önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Gerçekten düşüncelerimiz mi davranışlarımızı değiştiriyor, yoksa bazen davranışlarımızı haklı gösterecek düşünceler mi üretiyoruz?

Bu durum sadece dindarlar için değil, herkes için geçerlidir. Peki o zaman: “Ben artık özgürüm.” diyen bir insan gerçekten özgürleşmiş midir?

Yoksa eski bir kimliği bırakıp başka bir kimliğin içine mi girmiştir?

Özgür düşünce, kendi düşünceni de eleştirebilmektir.

İnsan bazen bir düşünceyi doğru olduğu için değil, kimliğinin bir parçası hâline geldiği için savunabilir. Böyle durumlarda düşünceye yöneltilen eleştiri, kişiliğe yöneltilmiş bir saldırı gibi algılanır. Oysa gerçek özgürlük, yalnızca başkalarının düşüncelerini sorgulamak değildir.

“Ben yanılıyor olabilirim.” diyebilme cesaretidir.

“Din bilime ve sanata karşıdır” demek ne kadar doğru?

Sıkça duyduğumuz başka bir iddia da şu: “Din bilime karşıdır.”

Bir diğeri: “Din sanatı engeller.”

Peki bu iddiaları söylerken tarihin tamamına mı bakıyoruz, yoksa yalnızca işimize gelen örnekleri mi seçiyoruz?

İslam medeniyetine baktığımızda matematikten astronomiye, tıptan optiğe kadar birçok alanda önemli bilim insanlarının yetiştiğini görüyoruz.

El-Harezmi cebirin gelişiminde önemli bir yere sahiptir. İbn Sina'nın tıp alanındaki eserleri yüzyıllar boyunca Avrupa'da okutulmuştur. İbn Heysem optik alanında öncü çalışmalar yapmış, Biruni ise astronomi ve jeodezi alanlarında önemli araştırmalar gerçekleştirmiştir. Üstelik bunlar kendilerini Müslüman olarak tanımlayan bilim insanlarıydı.

Bugün de inanç sahibi olup bilimle uğraşan çok sayıda insan vardır. O hâlde şu soruyu sormak gerekmez mi?

Bilim yapmakla Tanrı'ya inanmak gerçekten birbirini zorunlu olarak dışlayan iki şey midir?

Sanat için de aynı durum geçerlidir. İslam medeniyetinin hat sanatı, mimarisi, musikisi ve estetik anlayışı dünya kültürünün önemli parçalarıdır. Mimar Sinan, Itrî ve büyük hattatlar bunun örneklerinden sadece birkaçıdır.

Hristiyan dünyasında da Bach, Michelangelo ve daha birçok büyük sanatçı güçlü dini kimlikleriyle tanınmıştır. Demek ki sorun “din” veya “dinsizlik” kelimelerinden daha karmaşık olabilir.

Belki de sanatın karşıtı din değil, dogmatizmdir. Fakat dogmatizm yalnızca dinlerde mi görülür?

Bir insan ateist olduğu için dogmatik olamaz mı? Elbette olabilir.

Peki neden hep aynı örnekleri görüyoruz?

Sosyal medyada başka bir sorun daha var: Seçici örnek kullanmak…

Bir dindarın yaptığı hata büyük bir tartışmaya dönüştürülürken, aynı davranışı seküler veya ateist bir kişi yaptığında bazen aynı tepki gösterilmiyor.

Ama bir kişinin davranışından bütün bir dünya görüşü hakkında sonuç çıkarmak ne kadar doğru?

Eğer bir Müslümanın yaptığı kötülüğü bütün Müslümanlara mal edersek, aynı mantıkla ateist bir diktatörün yaptığı kötülüğü de bütün ateistlere yüklememiz gerekir.

Oysa bunun yanlış olduğunu biliyoruz. Bir insanın kötülüğü, mensup olduğu düşüncenin otomatik olarak kötü olduğunu kanıtlamaz.

Aynı şekilde bir dindarın iyi davranması da dinin bütün iddialarını tek başına kanıtlamaz.

Öyleyse neden kendi düşüncemizi savunurken bu ölçüyü kullanıyor, karşı tarafı değerlendirirken başka bir ölçü kullanıyoruz?

İnsan hakları konusunda da aynı sınavdan geçmiyor muyuz?

Benzer bir seçicilik insan hakları konusunda da görülebiliyor.

Bazı insanlar “hakikati bulduğunu” söyledikten sonra özgürlük, adalet ve insan hakları konusunda daha güçlü bir söylem geliştirebiliyor. Bu elbette değerlidir. Haksızlığa uğrayan bir madencinin, sanatçının, gazetecinin veya herhangi bir insanın hakkını savunmak önemlidir.

Ama burada da çok basit bir soru var:  İnsan hakkı, yalnızca bize benzeyen insanların hakkı mıdır?

Kendi dünya görüşümüze yakın bir insan haksızlığa uğradığında tepki gösteriyor, bize uzak bir insan haksızlığa uğradığında sessiz kalıyorsak, gerçekten evrensel bir insan hakları anlayışından söz edebilir miyiz?

Gazze'de yaşanan büyük insani trajedi karşısında gösterdiğimiz tepki, bizim dünya görüşümüze göre mi değişmelidir?

Aynı durum dindarlar için de geçerlidir. Kendi çevremizin uğradığı haksızlıkları yüksek sesle dile getirip başka insanların acılarını görmezden geliyorsak, bizim de kendimize şu soruyu sormamız gerekir:

İnsan haklarını gerçekten savunuyor muyuz, yoksa yalnızca kendi grubumuzun haklarını mı savunuyoruz?

Evrensellik tam da burada başlar. Bir insanın dini, ideolojisi, milleti veya dünya görüşü ne olursa olsun, uğradığı haksızlık karşısında aynı ahlaki duyarlılığı gösterebiliyor muyuz?

İnsan gerçekten hakikati mi arıyor, yoksa yeni bir aidiyet mi?

Bana göre meselenin en önemli noktası burası. İnsan yalnızca din içinde değil, dinsizlik içinde de dogmatik olabilir.

Bir kişi Kur'an'ı okumadan İslam'ı eleştirebilir. Ama aynı kişi Richard Dawkins'i, Nietzsche'yi veya başka ateist düşünürleri okumadan ateizmi de savunabilir.

Bu durumda gerçekten düşünmüş mü oluyoruz?

Bir görüşü eleştirmek için onu gerçekten anlamış olmak gerekmez mi?

Kör bağlılık sadece dinlerin problemi değildir. İdeolojilerin, siyasi hareketlerin ve hatta “özgür düşünce” iddiasının içinde bile kör bağlılık oluşabilir.

Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri şudur: Kendi düşüncesini “düşünce”, karşı tarafın düşüncesini ise “dogma” sanmak…

Hakikat alkışlanmak değildir. Hakikat sosyal medyada çok beğeni almak değildir.

Bir düşünceyi birkaç sloganla tekrarlamak entelektüel olmak değildir. Bir grubun sürekli alkışladığı şeyin doğru olması da gerekmez.

Hakikat aramak; okumayı, karşı görüşü anlamayı, delilleri tartmayı, kendi ön kabullerini sorgulamayı ve gerektiğinde: “Yanılmış olabilirim.” diyebilmeyi gerektirir.

Belki de bugün en büyük sorunlardan biri, insanların hakikati bulduklarını çok erken ilan etmeleridir. Oysa Sokrates'in düşüncesinden çıkan en önemli derslerden biri, bilgeliğin insanın kendi sınırlarını ve cehaletini fark etmesiyle başlamasıdır.

Bu yüzden biri karşımıza çıkıp: “Ben hakikati buldum.” dediğinde belki de hemen inanmak ya da itiraz etmek yerine ona şu soruları sormalıyız:

Neyi buldun? Hangi delillere dayanarak buldun? Karşı görüşleri gerçekten okudun mu? Kendi düşünceni de eleştirdin mi? Yanılabileceğini kabul ediyor musun?

Ve belki de en önemlisi: Hakikati mi buldun, yoksa sadece eski kimliğinin yerine yeni bir kimlik mi koydun?

Çünkü hakikat, bir kimliğin mülkü değildir. Ne dindarın, ne ateistin, ne sekülerin, ne de herhangi bir ideolojinin…

Hakikat aranır, sorgulanır, sınanır. Belki de gerçek özgürlük, “Ben hakikati buldum.” diyerek düşünmeyi bırakmak değil; “Yanılıyor olabilirim.” diyerek düşünmeye devam etmektir.

Ve belki hakikate giden yol, bir ideolojiyi mutlaklaştırmaktan değil; önyargılarımızı, aidiyetlerimizi ve sloganlarımızı aşarak delile, tutarlılığa ve düşünsel alçakgönüllülüğe ulaşmaktan geçer.

Çünkü insanın hakikate en çok yaklaştığı an, her şeyi bildiğini düşündüğü an değil; hâlâ öğrenmesi gereken çok şey olduğunu kabul ettiği andır.

NELER SÖYLENDİ?
@
Seyfettin BUDAK

Seyfettin BUDAK

DİĞER YAZILARI Zymunt Bauman Soruyor: Modern Dünyada Ahlaki Sorumluluğumuzu Kime Devrettik? Sosyal Medyanın Geç Kalmış Açlıkları Dünya Kupası Daha Başlamadan Neden Bitti Yorgun olan insan mı, yoksa içinde yaşadığı sistem mi? Tanrı Tartışmasında Asıl Kaçırdığımız Şey Ne? Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin! İnsanlık Görünmez Bir Bilinç Savaşının İçinde mi? Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı Kayıplar Antropolojisinden Zihindeki Bilincin Egemenliğine Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa Gölge Operasyonu: Beynimizdeki "Sistem" Fitresi Ve Toplama İnsanların Senfonisi Merhametin İnfazı Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler Cesaretle Yaktığınız Köprüler mi Sizi Kurtarır, Korkuyla Sığındığınız Limanlar mı? Aynada Gördüğünüz Siz misiniz, Yoksa Toplumun Diktiği Bir Kostüm mü? İnsanı İnsan Yapan Nedir? Sahip Oldukları mı, Vazgeçebildikleri mi? İnsanlık yeni bir bayram hikâyesi yazamaz mı? Görünmek mi, var olmak mı? Zalimin Karşısında, Mazlumun Yanında Kayısının Gölgesinde Kayıp Bir Dünya: Mahalle Nereye Kayboldu? Neden Lise Yılları Unutulmaz? Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi? Günah mı, Saygı mı? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim mi? İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur? Tek bir taşla kaç kuş vurulur? Nöronların Sessiz Bilgeliği: Benliğin Ötesinde Bir Yaşam Mümkün mü? Beklentinin Kaygıya Dönüştüğü Yerde Yaşam Felsefesi Sadakat Ölçüsü Kaybolunca İnsan Kalmak Mümkün mü? Beyin Bir Bilgisayar Değilse, Zihin Nasıl Oluşur? “Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…” İnsan Neden Yaptığı Şeyin Hemen Sonucunu Görmek İster? Ve Neden Aniden Pişman Olur? Sessizliğin Bedeli: Düşünmeyi Unutan İnsan mı Oluyoruz! Neden Doymuyoruz? Neden iyi olan kaybeder! Kaderin Kaldırımında Özgürlüğümüz Ne Kadar? Kolumuzdaki saat zamanı mı gösteriyor yoksa içimizdeki boşluğu mu? Kaderin dili cesaretin çığlığı mı, korkunun fısıltısı mı? Dahilik mi, Delilik mi? Zihnin Sırtında Taşıdığınız Görünmez Yükler Ruhunuzu Nereye Sürüklüyor? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim Mi? Ölümün Tesellisi Ölümden sonra dirilişe neden inanayım! Toplama Bir Dünyada Toplama İnsanlarla Yaşamak Başkasının mutluluğu neden içimizi kemirir? İnsan olmanın sınavı burada mı saklı? Phoenix ve Jolie'nin Sessizliğe İsyanı: Gazze'de Çığlık Var, Siz Neden Hâlâ Sessizsiniz? Kırık Dökük Bir Ben Ve Yeniden Başlama Umudu Hikâyelerim Öldü mü? Srebrenitsa'dan Gazze'ye Batı'nın Kan Lekeli Sessizliği Ekranın Gölgesinde Büyüyen Çığlık: Görmek Duyabilmek Midir? Medeniyetler Çatışmasına Doğru mu! Gerçekten Düşündüğünde Kaç Kişi Kalıyor Yanında? Gazze: Haritada Bir Nokta; Vicdanda Bir Kıyamet Kurban Bayramı mı, Kurban İnsanlık mı? Benimle Alay Ettiler, Sonra Ben Oldum Bir Çocuğun Kalbine Bomba Düşerse, İnsanlık Nereye Sığınır? Bir Mahallenin Kalbinde Unutulmuş Çocukluk Hatıraları Beni Neden Kimse Merak Etmiyor! Zamanın Dili Ne Zaman İnsan Uslanacak? Bilinçli Zihnin Engellerinden Nasıl Kurtulabiliriz? Gazze’de ölüm sıradanlaştığında, insanlık nerede duracak? Bilgi Çağında Cehalet: Gerçek Neyi Gösteriyor? Orucun Toplumsal Vicdan Dokunuşu İnsanlık ve İyi-Kötü Arasındaki İnce Çizgi: Aklın Rolü Geçmiş mi Gelecek mi! Yangın, İhmal ve Güvenlik: Bolu’daki Olaydan Çıkarılacak Dersler Anlam Krizi: İnsan Ne İçin Yaşıyor? Evrimsel Ahlak mı? İlahi Ahlak mı? İnsanlık Nerede Duruyor? Sosyal Medya ve İnsan İlişkileri Üzerindeki Derin Etkiler Geleceği Şekillendiren Z Kuşağı: Dijitalleşen Dünyada Kimlik ve Değerler Yapay Zekâ İle İnsan Beyni Arasındaki İnce Çizgi Z Kuşağı İle Neden Kuşak Çatışması Yaşanır? Amaçsız Mutluluk Mu Mutlu Amaç Mı? Güçlü toplum için reform şart mıdır?-2 Güçlü Toplum İçin Değişim ve Süreklilik Şart Mıdır?-1 İnsanlar Eşit Midir? Alışkanlıklarımızın Sınırı Nereye Kadar Olmalı! Varlık özgürlüğü kısıtlar mı İyi bir Toplum Olmanın Sistem Şartı-2 Gelenek Bir İnanç Mıdır! Bir Eylemin Ahlaki Değerini Belirleyen Şey Nedir? Akıl İyi ve Kötüyü Ayırarak Mı İşler? Akıl Mı Fikir Mi Karışır? Akıl ve Sağduyu İle Adalet Erdemi Ahlakın kaynağı evrimsel süreç midir? İnsandaki Doğal Ahlaki İlke Kanıtlanabilir Mi? Tükenmişlik Hissini Yaşamak İradenin Sevgi ve Merhamet Eylemi Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek Teknoloji Hayatın Kendisi Midir? İnsan Allah’ı (cc) Bilmeye Meyilli Bir Varlık Mıdır? Giysiye Bakıp Aldanmamak Acı İle Mutluluk Bir Arada Mı? Rasyonel Çaba Arttıkça Kesinlik Azalır Mı? Platon’a Göre Eğitim Zevkimiz okumaya dönüşür mü? Toplumun Rehberlik Servisi Aydınlar Kötüden İyi Çıkar Mı! Galen’e göre ahlakın kaynağı doğuştan mıdır? “Ben” bilinci Üç pizzacı Hayatın gerilimlerini aşmak mümkün müdür? Hayata anlamlı mı anlamsız mı bakmalı! İnsanın Sorularla Anlam Arayışı İman Mı İntihar Mı?/Tolstoy Yanılmışım Tanrı Varmış / Antony Flew Sözün Özleri Z Kuşağının Zihin Dünyasındaki Kırılmalar Erken Karar Verme Hastalığı Özel Bireylerin Dünyası Otizmli Yağmur Adam Raymond Aklın Tarihsel Gelişimi Ateizm, teizm, agnostisizm ve deizm nedir? Hayatı Sebep ve Süreç Odaklı Yaşayıp Anlamlı Kılmak Yalnızlık Aforizmaları İnsanın Aşk Halindeki Beyanı Dua Altıncı His Gençler için ne yapmalı? Yalnızlık Niçin Ruh, Akıl ve Allah’a Mahsustur? Ölüme Teselli Aramak Medeniyetin Yolu Batı’dan Mı Geçer? Şehrin Öbür Tarafından Koşarak Gelen Adam Bilgi Bilinç ve Özgürlüğe Adanmış Kadın Hypatia Dert İnsanı Olmak Aşk imanın özgürlük bedeli midir? Suskun Yıldızların Gizemli Bakışı Kurban bayramınız mübarek olsun! Depremde vefat eden babalar anısına…Babasızlık Nedir Bilirim Din İle Varlık Sınırında Kapı Açmak Sanatla Varlık Sınırında Pencere Açmak Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… Gönül Bahçesinde Yürümek Gözyaşım Düştüğü An Gönül Bahçesinde Yürümek Tefekkürün Serencamı Denizde Yürümek
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat