İnsan, zihnine ne ekerse geleceğine onu biçer. Herkesin bir tarlası olmalı. Ama bu tarla toprağın üzerinde değil, zihninin içinde olmalı. Çünkü insanın en büyük toprağı zihnidir. Oraya ne ektiği, neyi büyüttüğü ve neyi hasat ettiği; nasıl bir insan olacağını belirler.
Bir çiftçi aynı tarlaya sürekli aynı ürünü ekmez. Mevsimi bilir, toprağı dinlendirir, farklı tohumlar eker ve zamanı geldiğinde hasadını yapar.
Düşünce tarlası da böyledir. İnsan, zihnine sürekli aynı düşünceyi ekip durmamalıdır. Farklı düşüncelerin, farklı fikirlerin, farklı soruların ve farklı bakış açılarının tohumlarını ekmelidir. Çünkü tek tür düşüncenin egemen olduğu bir zihin, zamanla verimsizleşir.
Bugün felsefe ekersin. Yarın bilim… Başka bir gün sanat… Sonra psikoloji, tarih, edebiyat, sosyoloji…
Bir gün insanı düşünürsün, başka bir gün evreni… Bir gün ölümü sorgularsın, başka bir gün yaşamın anlamını… Bir gün özgürlüğü tartışırsın, başka bir gün adaleti…
Her düşüncenin kendine özgü bir mevsimi vardır. Bazı düşünceler hemen filizlenir. Bazıları yıllarca toprağın altında bekler. Bazıları ise ilk bakışta anlamsız görünür; fakat yıllar sonra zihninde birdenbire çiçek açar. Bu yüzden hiçbir düşünceyi yalnızca ilk karşılaşmada yargılamamak gerekir. Bazı tohumların zamana ihtiyacı vardır.
Düşüncenin de bir beslenmeye ihtiyacı vardır. İnsan bedenini aç bıraktığında nasıl güçsüzleşirse, zihnini de beslemediğinde düşünce gücü zayıflar. Nasıl ki her gün yemek yiyerek bedenimizi ayakta tutuyorsak, okuyarak, düşünerek, sorgulayarak ve konuşarak zihnimizi beslemeliyiz.
Fakat burada da bir denge gerekir. Nasıl bedenimizi yalnızca tek bir gıdayla beslemek sağlıklı değilse, zihnimizi de yalnızca tek bir düşünceyle beslemek sağlıklı değildir.
Sürekli aynı fikirleri okumak, aynı insanları dinlemek, aynı görüşlerin arasında dolaşmak zihinsel bir konfor alanı oluşturur. İnsan bir süre sonra düşünmeye değil, onaylamaya başlar. Oysa düşüncenin görevi bizi sürekli rahat ettirmek değildir.
Bazen rahatsız etmektir. Bazen bildiklerimizi sarsmaktır. Bazen yıllardır doğru kabul ettiğimiz bir şeyi yeniden düşündürmektir. Çünkü gerçek düşünce, zihne yalnızca huzur getirmez. Bazen zihnin içindeki mobilyaların yerini değiştirir.
Sağlıklı düşüncenin de bir dengesi vardır. Düşünmek insanı büyütür. Fakat düşüncenin de sağlıklı bir dengesi olmalıdır. İnsan ne düşüncesiz kalmalı ne de düşüncelerinin içinde kaybolmalıdır. Ne zihinsel bir kuraklık yaşamalı ne de düşünce selinin altında kalmalıdır.
Düşünce hayatımızı beslemeli; hayatımızı felç etmemelidir. Sorgulamalıyız ama her şeyden şüphe ederek yaşayamayız. Eleştirmeliyiz ama her şeyi değersizleştirmemeliyiz.
Düşünmeliyiz ama düşüncenin içinde yaşamayı unutmamalıyız. Çünkü düşünce hayatın yerine geçmek için değil, hayatı anlamlandırmak için vardır. Bu nedenle insanın zihninde sağlıklı bir düşünce egzersizi olmalıdır.
Tıpkı bedenimizi hareket ettirdiğimiz gibi zihnimizi de hareket ettirmeliyiz. Okumak zihnin yürüyüşüdür. Sorgulamak zihnin ağırlık çalışmasıdır. Eleştirmek zihnin direnç egzersizidir. Farklı düşünceleri anlamaya çalışmak zihnin esnekliğidir. Yeni fikirler üretmek ise zihnin kendi kaslarını geliştirmesidir.
Her düşünce yeni bir düşüncenin tohumu olmalı. Asıl mesele sadece düşünmek değildir. Yeni düşünceler üretebilmektir.
Bir kitaptan okuduğun düşünce, sende yeni bir düşünce doğurmalı. Bir insanla yaptığın konuşma, zihninde yeni bir soru bırakmalı. Bir itiraz, başka bir araştırmaya götürmeli. Bir hata, yeni bir anlayışın başlangıcı olmalı. Böylece düşünceler birbirini doğurur.
Bir tohumdan başka bir tohum çıkar. Bir fikir başka bir fikri çağırır. Bir soru başka bir sorunun kapısını açar. Ve insanın zihninde giderek büyüyen bir düşünce ekosistemi oluşur.
İşte entelektüel birikim budur. Sadece çok şey bilmek değil… Bildiklerinin birbirleriyle konuşmasını sağlayabilmektir.
Düşüncelerin de hasat zamanı vardır. Her düşünce sonsuza kadar zihinde bekletilmemelidir.
Bazı düşünceler olgunlaşınca paylaşılmalıdır.
Yazıya dökülmeli. Konuşulmalı. Tartışılmalı. Eleştiriye açılmalı. Belki bir makaleye, belki bir kitaba, belki bir konuşmaya dönüşmeli. Çünkü düşünce yalnızca zihinde tutulduğunda kişisel bir birikimdir.
Paylaşıldığında toplumsal bir değere dönüşür. Bir düşüncenin hasadı, onun başkalarının zihninde yeni düşünceler doğurmasıdır. Tıpkı bir çiftçinin hasat ettiği buğdayı yalnızca kendisi için saklamaması gibi…
İnsan da zihninde yetiştirdiği düşünceleri başkalarıyla paylaşmalıdır.
Ve belki de insanın gelecek nesillere bırakabileceği en değerli miraslardan biri bir düşünce ambarı…
Geçmişte insanlar tahıllarını ambarlarda sakladı. Çünkü biliyorlardı ki kış geldiğinde o ürünlere ihtiyaç duyulacaktı. İnsanlık da yüzyıllar boyunca düşüncelerini kitaplara, şiirlere, felsefelere, bilimsel çalışmalara, sanat eserlerine ve hikâyelere bıraktı.
Bugün bizim düşündüğümüz birçok şeyi bizden önce birileri düşündü. Sorguladı. Yazdı. Tartıştı. Bize bıraktı. Biz de şimdi kendi düşünce tarlamızda yeni tohumlar yetiştiriyoruz. Ve bizim görevimiz yalnızca geçmişten aldığımız düşünceleri tüketmek değil. Onlara yenilerini eklemek. Çünkü her kuşak insanlığın düşünce ambarına birkaç yeni ürün bırakmalıdır.
Belki küçük bir fikir… Belki bir soru… Belki bir kitap… Belki bir cümle… Belki bir keşif… Ama mutlaka bir şey… Çünkü düşünce insandan daha uzun yaşar
İnsan ölür. Fakat düşüncesi yaşamaya devam edebilir. Sokrates öldü, soruları kaldı. Spinoza öldü, düşünceleri kaldı. Nietzsche öldü, tartışmaları kaldı.
Bilim insanları öldü, keşifleri kaldı. Şairler öldü, dizeleri kaldı. Yazarlar öldü, kitapları kaldı.
Onların bedenleri toprağa karıştı ama düşünceleri insanlığın düşünce tarlasında yeni tohumlara dönüştü. Belki de insanın ölümsüzlüğe en yakın olduğu yer burasıdır.
Bedenin devamlılığı değil, düşüncenin devamlılığı…
Bir insanın söylediği bir cümle, yıllar sonra başka bir insanın zihninde yeni bir düşünce doğuruyorsa, o insanın düşüncesi hâlâ yaşamaktadır. Öyleyse herkes kendi düşünce tarlasını ekmeli.
Okumalı. Düşünmeli. Sorgulamalı. Eleştirmeli. Dinlemeli. Farklı fikirlerle karşılaşmalı. Yanılmaktan korkmamalı. Fikrini değiştirmekten utanmamalı. Yeni sorular üretmeli. Yeni tohumlar ekmeli. Ve zamanı geldiğinde hasadını insanlıkla paylaşmalı. Çünkü zihnimizi ne kadar beslersek, dünyaya bakışımız da o kadar zenginleşir.
Fakat asıl mesele yalnızca zihni doldurmak değildir. Zihni olgunlaştırmaktır.
Bilgiyi düşünceye… Düşünceyi anlayışa… Anlayışı bilgeliğe… Bilgeliği de insanlığa dönüştürebilmektir.
Belki de insanın hayat boyunca yapması gereken en güzel tarım budur. Zihninin toprağını boş bırakmamak. Her mevsim başka bir düşünce ekmek. Her düşünceyi sabırla büyütmek. Zamanı geldiğinde hasadını yapmak. İşe yaramayan düşünceleri toprağa geri bırakmak. Yeni düşüncelere yer açmak. Ve hayatının sonunda dönüp kendi zihninin tarlasına baktığında şunu söyleyebilmek:
“Ben yalnızca yaşamadım. Düşündüm, öğrendim, sorguladım, ürettim. Benden önce ekilenleri topladım; benden sonrakiler için de yeni tohumlar bıraktım.”
İşte o zaman insanın düşünce tarlası yalnızca kendisini değil, gelecek nesilleri de beslemeye başlar. Çünkü en değerli hasat, yalnızca karnımızı doyuran değil; zihnimizi, duygularımızı ve insanlığımızı büyüten hasattır. Ve belki hayatın en güzel sorusu şudur:
“Ben bugün kendi düşünce tarlama hangi tohumu ektim?”