Üniversiteler Türkiye’ye Ne Zaman Yetişir?

Memiş OKUYUCU

22-07-2020 14:38

Üniversite; üniversal bilginin, talep edilen, talep oluşturan ve bütün dünyada karşılığı olan bilginin üretildiği yerdir.

Üniversite; hakikat davası olan, hakikat davasının güdüldüğü, özgün ve özgür düşüncenin üretildiği,  idrak ve muhakemenin harekete geçirildiği, düşüncenin sivil bir anlayışla üretime döndürüldüğü ufuk merkezleridir.

 Üniversite düşünmenin, düşüncenin ve özgür düşünebilmenin birey kimliği haline getirildiği özerk düşünce yapılarıdır. Bu alanda çok önemli çalışmaları olan Prof.Dr. Yılmaz Özakpınar, ‘Üniversitelerin gayesi bilinenleri bilmeyenlere öğretmek değildir(…) Üniversite öğrenciye ne düşüneceğini değil, düşünmeyi öğretir; öğrencinin anlayışını ve hüküm verme kabiliyetini geliştirir.’ (1)Diyerek ufuk açıcı bir tespitte bulunur. Üniversitelerin gayesi bizzat bilinmeyenleri üretmek, ülkenin ve insanlarımızın ufkuna ufuk katmaktır.

Oysa bizim yönetici elitlerimiz, halkın hüküm verme kabiliyetinin gelişmesini değil, ‘kendi verdikleri hükmün’ icrasına memur tekrar ve taklit zihniyetli birey hedeflemişler. 

Üniversite sistemimiz yapı olarak büyük ölçüde Abdülhamit dönemi maarif de modernleşmesinin bir ürünü olarak 1902’de kurulan Darülfünun’dan tevarüs etmiş.

Üniversite Reformu adıyla 1933 yılında yapılan değişiklikler ile önceki dönemin birikimleri toptan elimine edilerek yeni baştan bir sistem kurulmuş. Değişiklikliğin temel hedefi,  yeni Cumhuriyete sosyolojik meşruiyet kazandırma misyonu olmuştur. Daha sonra ki hedef ise bu misyona uygun yönetici elitler yetiştirmek  şeklinde ete kemiğe büründürülmüştür.  Bu misyon ile kurulan üniversitelerimiz uzun yıllar boyunca da bu yapısını muhafaza etmiştir.

Üniversitelerimizin asıl fonksiyonu olan ülke perspektifi ve kalkınmasına uygun bilgi, bilim, kavram ve değer  üretmek gibi asıl fonksiyonları ise hususan nazarı dikkate alınmamıştır. Bu nedenle bütün yirminci yüzyıl boyunca, yeryüzünün tamamında üretilen bilginin % 1’ i bile bizim üniversitelerimizden çıkmamıştır. En son 2014 yılında 32 ülke arasındaki  OECD’nin bilimsel üretim sıralamasında Türkiye, son sırada yer almıştır. 2010 yılından itibaren İran’da bizi geçmeye başlamıştır.

Üniversite reformu adıyla 1933’de yapılan değişiklikler üzerine çalışmalar yapanlardan  biri de merhum Prof.Dr. Hüsamettin Arslan’dır. Arslan o dönemi ve bürokratların bu konudaki zihniyet dünyasını bir sosyolog gözüyle tahlil ve tasvir etmiş:

‘’ (…) öncelikli ihtiyaç yeni devlete yeni bir resmi "ideolojik" temel, başka bir söyleyişle bir meşruiyet temeli sağlamak, modern bir bürokratik kadro yetiştirmek (…) öncelikli sorun üniversiteyi dünya üniversiteleriyle rekabet misyonuyla donatmak değil, Osmanlı geçmişinin, geleneğinin ve dinin, kısacası eski zihniyetin temsilcileriyle mücadeleyi kolaylaştıracak "politik ve kültürel" bir silaha sahib olmaktı(…).’’ (2)

Bu dönemde yetişen ilim adamı kabiliyetlerimiz ise ya yurt dışına göç etmiş. Ya da üretebilme kapasiteleri köreltilerek, düşünce alanları iğdiş edilmiştir.

Bu üniversitelerimizden yetişenler ise Edward Said’in  ifadesiyle ‘kendi halklarına karşı üstten bakan, batıya ise hayranlık yüklü ‘sömürge aydını’ hüviyetine bürünmüşlerdir. Bu yapıdan da;  düşünen, sorgulayan değil tekrar eden, üreten değil taklit eden ve tüketen  edilgen kimlikli, kültür ve medeniyet mirasını reddeden kimseler yetişmiştir.

Bir düşünce adamımızın ifadesiyle ‘düşüncenin kuduz köpek muamelesi gördüğü’  o dönemde esasen  Üniversitelerimizde fikir ve bilgi üretebilme imkânı nerede ise tümüyle yok edilmiştir.

 Asıl misyonu unutturulan üniversitelerimiz, uzun yıllar boyunca ‘batıcılaşma’ ideolojisini arka plan haline getirmeyi kendisine görev edinmiş. Özellikle olağanüstü dönemlerde, ideolojik siyasi erkin elinde bir kontrol ve baskı odağına dönüştürülmüştür.

 Tek amaç olarak cemiyete karşı devlette bir korunaklı alan oluşturmak görevi görmüş. Esas da ise ‘mağlubiyet ideolojisinin’ ‘ezik’ ve ‘yenik’ müdafilerini yetiştirmek gibi bir görevi misyon edinmiştir. 1960’da, 1971’de ve 1980’de darbeyi savunanlar ve darbecilere Anayasa yapanlar, üniversitelerden çıkmıştır. Askeri dönemler de Üniversitelerin bu ideolojik taraflarını tahkim etmiş. İlmi taraflarına elbette sıra gelmemiştir. Bu arada üniversitelerimiz toplumla bir aidiyet ve ünsiyet bağı kuramamıştır. Ülkenin ve cemiyetin kalkınıp gelişmesi için bir lokomotif olma rolü üstlenememiş. Bilhassa topluma karşı ideolojik karşı duruşun savunucusu bir merkez olagelmiştir.

Bu tarihi seyir içerisinde yine bir askeri dönemde 6 Kasım  1981 tarihinde YÖK yapılanması ortaya çıkmış. Daha kuruluş kanununda öğrencilerin hangi ilke ve düşünceleri savunmaları gerektiğini belirten bir yapının adı olmuştur. Böylelikle YÖK, öğrencilere ‘düşünmeyi’ ‘düşünceyi’ öğreten, kazandıran değil, ‘neyi düşünmeleri’ gerektiğini telkin ve talim hedefi güden bir yapı olarak, bugüne kadar  varlığını korumuştur.

Son İzleme ve Değerlendirme Raporu, üniversitelerimizi bir daha gündeme taşıdı. Buna göre 5 temel alanda 45 gösterge baz alınarak, Üniversitelerin kendi beyan ettikleri veriler üzerinden bir değerlendirme yapılmış. Tüm bu değerlendirme alanlarında, toplam  205 devlet ve vakıf üniversitesi içinde  25 kadar üniversite öne çıkmakta. Diğer üniversitelerin ise bu değerlendirme alanlarında hiç bir esamesi okunmamakta. Mevcut değerlendirme alanları baz alındığında bile dünya ile rekabet edebilecek düzeyde bir üniversitemiz bulunmamakta. Üniversite sistemimizin bu hali ile yürüyemiyeceği aşikar hale gelmiştir. Dünya yeniden kurulmakta. Türkiye ise bu yeni kurulan dünyanın tam göbeğinde yer ve pozisyon arayışında. Üniversitelerimiz  ise Türkiye’nin hızına henüz ayak uyduramıyor.

Üniversitelerimizin Türkiye’ye yetişebilmesi için:

Mevcut YÖK sistemi ile bu kadar geniş bir üniversiteler sistemini

yönetmek mümkün olmamaktadır. Bu YÖK sistem kaldırılmalı. Sistem tümüyle serbest rekabete açık hale getirilmeli. Sadece koordinasyon amaçlı bir sistem kurulmalı.

Üniversitelerimizin yönetim yetkinliği için genel geçer temel esaslar

belirlenmeli. Devlet üniversitelerinde bütçe oluşturmada % 20’den başlayarak katkı payı sunulması esası getirilmeli. Yönetimde şeffaflık ve hesap verilebilirlik, hesap sorulabilirlik ilkeleri getirilmeli.

 Üniversitelerin düşünce üretmesinin önündeki sömürge döneminden

kalma kanuni engeller kaldırılmalı.

Her üniversite için Türkiye perspektifi ve küresel vizyonumuz ölçek

olarak konulmalı.

Beş yıllık bir geçiş ve performans izleme hedefi öngörülüp, sıkı bir

şekilde takip edilmeli. Bu süre sonunda bütçe/bilgi/üretim/tüketim sıralamalarında yeterli performans göstermeyeceklere başka bir yol önerilmeli. Buna ister rekabet deyin, isterseniz hayırda yarışmak. Üzerindeki ölü toprağını silkeleyip atmanın başka çare ve yolu yok.

Sağlıcakla kalın.

DİĞER YAZILARI İyilikle İyileştirerek Eğitim 01-01-1970 03:00 Kapitalizmin Cinneti Sahillerimizi Vururken! 01-01-1970 03:00 Zübeyir Yetik’in Ardından… 01-01-1970 03:00 Türkçe Tartışmak Türkçeyi Tartışmak 01-01-1970 03:00 Ölümünün 50. Yılında muallim mahir iz 01-01-1970 03:00 Ölümünün 50. Yılında muallim mahir iz 01-01-1970 03:00 Eğitimde Üç Zarf ve Empatik Bir Müzakere 01-01-1970 03:00 Yeni Müfredat Taslağı Nasıl Bir Model Sunuyor? 01-01-1970 03:00 Eğitim ve Maneviyat 01-01-1970 03:00 Maarif Muhiti, Eğitim Modeli 01-01-1970 03:00 Maarifin Türkçesi 01-01-1970 03:00 Millî Eğitim Şûrası Üzerine 01-01-1970 03:00 Hârezmî Eğitim Modeli 01-01-1970 03:00 Ankara’da Bir Eğitim ‘Ada’sı 01-01-1970 03:00 Bir Fikir Adamı Ali Fuad Başgil 01-01-1970 03:00 Türkiye'de Şehirli Dindarlık 01-01-1970 03:00 Doğunun Yedinci Adami: Mehmet S. Aydin 01-01-1970 03:00 Istiklal Marşi Ve Akif’in Öğretmenliği 01-01-1970 03:00 Türkiye’de Bir Üniversiteye Rektör Olmak 01-01-1970 03:00 Eskimeyen Zaman Efendisi: Ali Fuad Başgil 01-01-1970 03:00 Tarihe İz : Muallim Mahir İz 01-01-1970 03:00 Eskimeyen Zaman Efendisi: Ali Fuad Başgil 01-01-1970 03:00 Kalpten Gelen Bir Söz 01-01-1970 03:00 Maarif Televizyonu 01-01-1970 03:00 Muallim 01-01-1970 03:00 Bir Maarif Adami Olarak Mustafa Öcal 01-01-1970 03:00 Boğazköprü’de Yanaşık Düzen Ya Da Bir Fasl-I Cenaze 01-01-1970 03:00 Tıp Dili Bizim Neyimiz Olur? 01-01-1970 03:00 Eğitimin Ele Alinacak Yani 01-01-1970 03:00 Dünyanin Sahili Selameti: Kalkınmış Türkiye 01-01-1970 03:00 Evvel Giden Ahbaba Selam Olsun 01-01-1970 03:00 Vakar Abidemiz: Ayasofya Camii 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Temel Eğitim Meselesi: Meslekî Eğitim 01-01-1970 03:00 Geleceğin Meslekî Eğitimi: Büyük Türkiye 01-01-1970 03:00 Meslekî Eğitim Üniversitesi 01-01-1970 03:00 Mütehassis Olmayan ‘Eğitim Uzmani’ Olur Mu? 01-01-1970 03:00 Kıran Günlerinde Meşk Ve İçe Yolculuğumuz 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Sistem Ve ‘Yenilmişlerin’ Düzeni 01-01-1970 03:00 Bir Dönüştürme Projesi: Köy Enstitüleri – 2 01-01-1970 03:00 Bir Dönüştürme Projesi Köy Enstitüleri 01-01-1970 03:00 Ederini Tüketen Düzen Ve Biz 01-01-1970 03:00 Akif’in Türkiyesi, Türkiye’nin Akif’i 01-01-1970 03:00 Yüzümüzü Ak Edecek Bir Söz 01-01-1970 03:00 Üreten Nesil Çağı Yönetir 01-01-1970 03:00 Kalbinin Dili Olmayan Şair: Akif 01-01-1970 03:00 Münevver Ya Da Çınlayan Nağme Olmak 01-01-1970 03:00 Tuba Ağaci, Bambu Ağaci 01-01-1970 03:00 Tarihin Inkilap Etmesi 01-01-1970 03:00 Geleceğin Dünyasi 01-01-1970 03:00 Gelişler Ve Geri Gidişler 01-01-1970 03:00 Hak Temelli Bir Reforma Doğru 01-01-1970 03:00 Söylesem Tesiri Yok, Sussam… 01-01-1970 03:00 Maarif reformu neden şart? 01-01-1970 03:00 Yazmak Ve Yazarak Yaşamak 01-01-1970 03:00 İlim iktidarı, memleketin imarıdır! 01-01-1970 03:00 Maarifin ahlâkı var mı? 01-01-1970 03:00 Maarifin örfü yok Orff’u var! 01-01-1970 03:00 Eğitimde Dezavantajlı Gruplar Ve Maarifin Adaleti 01-01-1970 03:00 Dört çeker, ne kadar çeker! 01-01-1970 03:00 O şehre varmaz isek! 01-01-1970 03:00 Durduramayacaksınız! 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Yurt dışı Öğrenci Perspektifi 01-01-1970 03:00 FETÖ’nün Eğitim Boyutu 01-01-1970 03:00 Maarifimize Çankırı Modeli 01-01-1970 03:00 Utangaç Sunumlu ‘Zoraki Ve İstendik’ İnsan 01-01-1970 03:00 Maarif nedir? 01-01-1970 03:00 Seçimin galibi: eğitim sistemidir! 01-01-1970 03:00 Eğitimi Terbiye Etmek 01-01-1970 03:00 Ecnebi memleketlere öğrenci gönderme meselemiz! 01-01-1970 03:00
haber medya kadın