Bir Şahsiyet Abidesi, Dava Adamı ve Muallim Numunesi: Mahir İz (1895- 9 Temmuz 1974)
Mahir Hoca, yaşayışının her yönü ile bir ideal insan numunesi idi. Örnek bir insandı. Örnekliğinin en güzel süsü bir edep timsali olmasıydı. Hoca’nın ‘Mahmud’ül Mahal’ diye sevdiği Prof. Dr. Mahmut Çamdibi, hocanın bu halini şöyle anlatır: ’’Tam bir terbiye adamıydı Mahir Hoca. Bir edeb adamı, adâb adamı. Oturması kalkması, yürümesi konuşması bile belli bir edeb içinde olurdu hep. Öyle sereserpe,(…) oturduğuna rastlamadım hiç. Hep bir edeb-i daim içindeydi, sanki namazdaymış gibi.’’
Mahir İz’in gençliği Abdülhamit’in son senelerine denk gelir. O devri hissederek ilmiye ve Osmanlı bürokrasisine mensup bir aile muhitinde adım atar, gençlik çağlarına. Neslin, oda kültürü ve sohbetle yetiştiği/yetiştirildiği ortamlarda şahsiyeti teşekkül etmeye başlar. Sohbet kültürüne dayalı bir sosyal muhitte yetişir Mahir İz. Arkasından gelen İttihatçılar Devri, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları, Mütareke dönemi, Milli Mücadele ve peşi sıra gelen yeni Cumhuriyet Dönemi. Kavramları, uygulamaları, dünyayı algılama biçimleri birbirinden oldukça farklı dönemleri iç dünyasında yoğurarak ait olduğu münevver zümreden de kopmadan bir taraftan iç dünyasını mukavim hale getirmiş. Diğer yandan da oldukça güçlü aurasının çekimindeki sohbet ve dersleriyle, çevresine ışık vermeye devam etmiştir.
Abdullah Mahir İz Hoca’nın hayatı da, uygulamaları da; kendinden sonraki neslin hayatının her aşamasına tatbik edilebilecek, model olabilecek örnekler barındırmaktaydı.
Mahir Hoca bir edep timsaliydi. Hoca’nın ‘Mahmud’ül Mahal’ diye sevdiği Prof. Dr. Mahmut Çamdibi, hocanın bu halini şöyle anlatır: ’’Tam bir terbiye adamıydı Mahir Hoca. Bir edeb adamı, adâb adamı. Oturması kalması, yürümesi konuşması bile belli bir edeb içinde olurdu hep. Öyle sereserpe,(…) oturduğuna rastlamadım hiç. Hep bir edeb-i daim içindeydi, sanki namazdaymış gibi.’’(202Ö)
Hoca, inanç dünyasını yaşamayı direk hayatından başlatarak temellendirir. Maaşının yüzde iki buçuğunu zekat olarak fakirlere veren birisidir. Talebelerinden birisi de maaşa geçtiği zaman, hemen yüzde iki buçuğunu direk fakirlere vermesini isterdi. Böylelikle Allah’ın merhamet tecellisinin fakirler üzerine diğer durumu yeterli olanlarca zuhuruna kapı açılacağını düşünür Hoca. Bunun da üzerinde zayıfa merhamet edenlere de, Allah’ın merhameti celbedilmiş olur. Hocanın fikriyatı da yaşayışı da bu istikamettedir. Kızı Sema Üstünel’in dilinden hocanın zekâta bakışı: ‘’Babam, ‘’Zekâtını düzgün veren insanın, hayatta başı ağrımaz’’ derdi’ şeklinde dile getirilmektedir.
Hoca’nın hayatı, içinden geçtiği dönemler, dönemlere yön veren şahıslarla hesaplaşma/mücadele şeklinde değil, olan hali ile inancını belli prensipler dairesinde yaşamak istikametinde zuhur eder. Zihni ve ruhu, hayatını ölçülerine/Kur’an ölçüsüne göre yaşamaya odaklıdır.
Mahir Hoca’nın hayatını iki kelime ile ifade etmek gerekirse ‘hak ve hakikat’ üzerine örülmüş/kurulmuş bir hayat ve yaşama çizgisi şeklinde özetlenebilir. Tüm yaşayışına ve şahsiyetine yön veren işte bu iki temel prensiptir: ’Hak ve hakikat’ düşüncesi. Hocanın hayatında şikâyetin yeri yoktur. Şekvacı değildir. Hadiseleri ve içindeki figürleri, tabii seyir içinde görmektedir. O aşkını kuşanmış aşkın birisidir. Hal ve ahvalin icabını yapandır. Halin icabının şartları içinde, inancını yaşayandır. Hem zamanın ruhunu okuyan, hem de zamanın ruhunu yazandır. Hem ‘ibnül vakt’tir. Hem ‘ebul vakt’tir. Cereyan eden hadiseleri, ilahî kudretin bir eseri olarak görür ve Cenab-ı Mevla’nın tecellilerini arar.
Hak ve hakikati kendisine yol ve dava edinen bir şahsiyet olarak yetişir. Ömrünün sonraki yıllarına yön verecek olan dünya görüşü bu hayat çizgisi üzerinden yürümek, yaşamak şeklinde olmuştur.
Mahir Hoca, mevcut şartlar içinde en iyiyi ‘yapabilmek’ derdindedir. Fert planından hareket eder. Bu konudaki görüşlerini çevresine, ‘Birinci olmak oyalanmaktır. Muvaffakiyet ve şeref ikinci olmamaya bakmaktan geçer’’ diye ifade ederdi.
Bütün hayatı boyunca hocanın davranış ve düşüncelerine yön veren biricik ölçüsü olmuştur ‘hak ve hakikat’.
Mahir İz Hoca, daha on beş yaşında:
Buna razı değil akıl elbet,
Haktadır, haktır en büyük kuvvet.
beytini not alarak zihin dünyasını oluşturmaya başlamış birisi olacak şuura ulaşmıştır.
Hoca, erbab-ı ilimdendir. İlme meraklıdır. İlme meraklı olanlara da meraklıdır. İlmî hakikatlere hevesli ve aşk derecesinde bağlıdır. Bu sebeple muhitinin ağırlıklı bir kesimini, ilim ve fikir adamları teşkil etmektedir.
Talebelerinden Prof. Dr. Saadettin Ökten ise Mahir Hoca’yı: ‘’Mahir Hoca; yeni bir üslup, tavır, tarz ve yorum getirdi.’’ şeklinde değerlendirir. Çünkü onun yorumları olmasa yeni dönemin yeni dünyası, bizim perspektifimizin anlam alanından çıkmayacak, batılı yorumlar ile anlaşılmak durumunda kalınacaktı.
Süleyman Nazif’in ‘’derya gibidir’ şeklinde hüsnü şehadette bulunduğu, Hüseyin Kazım Kadri’nin ‘’ne içilir, ne geçilir’’ diye mukabelede bulunduğu Müderris Ömer Ferid Kam, ilmi ve yaşayışı hocaya tesir eden ve hocanın da çok değer verdiği şahsiyetlerdendir. Bunların dışında devrinin ilim muhitleriyle ünsiyet ve dostluk kurmuş. Fikir alışverişinde bulunmuştur. Elmalılı Hamdi Efendi, sevgi ve muhabbet beslediği şahsiyetlerden bir başkasıdır. İsmail Saib Sencer, Oskar/Osman Reşer ilmen istifade ettiği başlıca isimlerdi. Bir Fuad Şemsi Bey vardır ki, hocanın ‘’fikren bana bu kadar yakın kimseye rast gelmedim.’’(H.s. 237) diyerek ruhen yakınlığını anlattığı, ‘karaktere, ilimden önce değer verir’ diye tanımladığı birisidir. Fuad Şemsi Bey, tek cümlelik maarif reformu teorisinin o yıllarda ortaya koyan isimdir. Buna göre ‘’Maarif teşkilatı mülgadır(kaldırılmıştır);mektepler kendi işlerini kendileri göreceklerdir.’’ şeklindeki maarif reformu tezi ile bu alandaki meselelerin kökünden çözüleceği görüşünün, o yıllardaki sahibidir.
Ders ve tedrisiyle, sohbetleriyle, duruşuyla, kalemiyle, kelamıyla, çalışmalarıyla bir model muallim olarak yaşadı. Muallimliğin de ‘heyecan yüklü’ idi. Hafızasında yüzleri, binleri bulan sayıdaki beyitlerle ders anlatımını süslerdi. Derslerde güçlü hitabesiyle talebelerine yaptığı konuşmalarıyla ‘ruh veren’ hoca idi. Coşkulu ders anlatırdı.
Talebeleri onu dinlerken hem ‘öğrenir,’ hem ‘duygulanır,’ hem de ‘heyecanlanırdı.’ Konuşmalarının neticesi en sonunda, ‘toplum, mahalle, komşu, insan’ eksenine dayanırdı.
Hoca; bazen gözlemci, bazen yakın şahit, kimi zamanda hadiselerin içindeki bölümlerden birinde ‘oyuncu’ olmuştur. Özellikle hatıralarını yazarken biyografik bir eserden ziyade, tarihi, kültürü, insan medeniyet ilişkisini inceleyen taraflarını, yeni kavramlarla yeni bir devirde, yeni bir zihin inşasını görmekteyiz. Zihin, fikir ve yaşayışla birlikte terkip halinde bir ihya ve inşa dönemidir bu yeni dönem. Gösterişsiz ve nümayişsiz bir adanmışlık ile yapar bunu Mahir İz. Diyalektik ve muhakemesi ile oluşturduğu sosyoloji, medeniyetimizdeki üst kimliğin inşası anlamına gelmektedir. Muallimlik hayatı boyunca yürüdüğü yol, fikren ve inanç olarak toplayıcılığı ve toparlayıcılığı tahkim eden bir çizgidir.
Cumhuriyetin ilanı sonrası geleneği süpüren kasırgada, alt kimliklerin siperlere çekildiği, üst kimliklerin de nadasa bırakıldığı bir dönemde; duruşu, yaşayışı ve fikirleri ile derin mevziler inşa eden ve mevcut düşünce ve yaşama alanlarını da ihya eden büyük tefekkür kalelerinden birisidir Mahir İz. Bütün muallimlik ve idarecilik hayatı, İmam Hatip Okullarındaki muallimliği, Yüksek İslam Enstitüsündeki hocalığı bu fikriyatı, inşa eden bir çizgi izlemiştir. İçlerinde pek çok akademisyen, hoca ve farklı alanlarda hizmet ehli olmak üzere yüz kadar önemli ismi bizzat yetiştirmiştir Hoca.
Türkiye’ nin yaşadığı zor bir dönemin ardından açılan İmam Hatip Okulları ve Yüksek İslam Enstitüsünde hocalık, müdürlük ve muallimlik yaparken, hep araştırmacı ilim ruhunu aşılardı. Talebelerine, ‘’kafanızın içindekileri sınıfa girerken, kapıdaki hayalî zenbile bırakın’’ derdi. İlim zihniyetinin saf bir zihinde oluşacağının bilincinde bir muallim olarak ders yapardı.
Talebelerinin içinde akademi, fikir ve iş alemi başta olmak üzere her kesimden pek çok kimseler bulunmaktadır. Prof. Dr. Mehmet Çavuşoğlu, Prof. Dr. Osman, Öztürk, Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı, Tayyar Altıkulaç, Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Cevat Akşit talebelerinden bazılarıdır. Okul derslerinin dışında geniş bir sohbet halkası vardı. Muallimliğini, dersleri dışındaki sohbetlerle de devam ettirirdi. Muallimlik hayatında talebeliği de hiç bırakmadı. Odaklandığı ve çözmek istediği bir ilmî meseleye zihninde cevap buluncaya kadar tahkik eder, cevap bulmak için uğraşırdı. Eğer cevap alabileceği bir üstad hocaya ulaşmak gerekiyorsa semtler arası yolculuklar yapardı. Daha uzakta olanlara mektuplar yazardı. Kendisine Türkiye’nin her tarafından yazılan mektuplara da, muhakkak surette cevap
Mahir Hoca’nın yol açtığı çizgi, eski ile yeniyi birleştirip yeni bir dünya inşa eden ihlas ve samimiyet yüklü bugünkü şehirli dindarlığın temellerini oluşturan çizgidir. Bu çizgiden yetişen nesilde; bugünkü toplumun; dini inanç, ibadet ve yaşayış perspektifini inşa etmiştir diyebiliriz.
Mahir Hoca, şahsiyette efendi, cemiyette beyefendidir. Aileden, atadan gelen bir (son) İstanbul Efendisi olarak konuşmalarını, Türkçe’sini kaydetmek üzere 1960’larda !970’lerde o zamanın İngiltere’sinden, Amerika’sından müsteşrikler gelir. Konuşmalarını kayda alır. Ablası Bihin Hanım’ın konuşmalarını da, İstanbul Hanımefendi’lerinin Türkçesi olarak kayda alır. Götürüp İngiltere’de talebelerine dinletilmek üzere.
‘Değerlerimizi’ tanırsak, ‘değerlerimiz’ artar. Mahir İz bu topraklardan yetişmiş alim şahsiyeti ile istisnaî bir hoca, müstesna bir muallimdir. İlmi, muallimliği müsellem bir şahsiyettir.
Mahir İz Hoca, bu toprakların binlerce on binlerce talebe yetiştirmiş derviş ruhlu muallim bir değeridir. İlim ve irfan yüklü hakikat davacısı, hakiki bir dava ve gönül adamı olarak hizmet vermiştir.
Mahir İz, hastane odasında yanına gelen talebesi Prof. Dr. Osman Öztürk’e, son gece rüyasında ”vezzalimûne ma lehüm min veliyyin vela nasîr” (zalimlerin dostu ve yardımcısı yoktur) ayetinin mütaalasıyla uğraştığını söyler. Talebesinden, yakındaki Paşabahçe Camine giderek, ayetin açıklaması hususunda, tefsire bakıp gelerek kendisini aydınlatmasını ister. Osman Öztürk, hocasının isteğini yerine getirir. Paşabahçe Camiisine giderek, bulduğu bir kaç tefsirden, o ayetin açıklamalarını öğrenir. Gelip, hocasına cevabını söyler. Mahir Hoca ”Elhamdülillah’ der ve arkasından ruhunu teslim eder. Tarih, 9 Temmuz 1974. Yer, İstanbul Paşabahçe Devlet Hastanesidir. Cenazesi 11 Temmuz 1974 günü Sahrayı Cedit mezarlığına defnedilir. Cenazesine, Ferruh Bozbeyli’den Vehbi Koç’a kadar geniş bir yelpaze ve kalabalık bir halk kütlesi iştirak etmiştir. Hoca’nın cenazesi, yaşarken oluşturduğu ilim ve inanç yüklü muhabbetin, öldükten sonra vücuda gelen sevgi kervanı şeklinde kaldırılmıştır.
Rahmet olsun.
Ruhu revanı şad u handan olsun.
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)