Edebiyat Fakültelerimiz Nerede ya da Üniversitelerimizin Kimliği!

Memiş OKUYUCU

22-08-2026 18:02

Epey bir zamandır Edebiyat Fakültelerimiz üzerine yazmak istiyordum. Son zamanlarda yolum birden fazla defa bir Edebiyat Fakültesine düştü. Koridorlarında dolaştım.

Katlarını gezdim. Duvarlarına baktım. Afişlerini okudum. İsimleri aradım. Ve içimde giderek büyüyen bir soruyla ayrıldım oradan.

Bizim Edebiyat Fakültelerimiz nerede?

Bu soru bir binanın nerede bulunduğunu sormuyor. Bu soru bir zihniyetin nerede durduğunu soruyor. Bir üniversitenin hangi medeniyetin hafızasına yaslandığını soruyor. Bir milletin çocuklarına kendi hikâyesini anlatıp anlatmadığını soruyor.

Bir zamanların Darülfünun Edebiyat Fakültesine bakalım. Derslerin dünyası başlı başına bir terbiye  ve tedris anlayışını gösteriyor. Felsefe vardı. Doğu dilleri ve edebiyatları vardı. Arapça ve Farsça vardı. Meani ve beyan vardı. Klasik belagatın insanı kelimenin inceliğine ve anlamın derinliğine çağıran dünyası vardı. Batı dilleri vardı. Fransızca vardı. Batı edebiyatı ve fikir hareketleri vardı. Tarih vardı. Coğrafya vardı. Osmanlı tarihi vardı. Dünya devletlerinin tarihi vardı. Hikmet vardı.

Burada yetişen talebe yalnızca bir bölüm bitirmiyordu. Bir dünya kuruyordu. Arapçaya açılırken kendi medeniyetinin büyük metinlerine ulaşıyordu. Farsçayı öğrenirken şiirimizin ve kültürümüzün kaynaklarından besleniyordu. Fransızcayla Batıyı tanıyor ve başka bir dünyanın düşünce serüvenini takip ediyordu. Kendi edebiyatını başka edebiyatlarla karşılaştıracak imkâna kavuşuyordu. Kendi tarihini dünya tarihi içinde okuyabiliyordu. Dil ile tarih arasında bağ kuruyor. Edebiyat ile hikmet arasında yol buluyordu.

Mesele yalnızca üç dil bilmek değildi. Mesele üç ayrı dünyayı tanırken kendisi olarak kalabilmekti. Mesele başkasını öğrenirken kendini kaybetmemekti. Mesele dünyaya açılırken kendi evinin kapısını açık tutmaktı.

Bugün Edebiyat Fakültelerimizin koridorlarında dolaşırken insan ister istemez şu soruyu soruyor. Biz bu anlayışı ne zaman kaybettik

Beş katlı bir fakültenin beş katını dolaşıyorsunuz. On beş ayrı bölümün bulunduğu bir binada duvarlara bakıyorsunuz. Afişlerde büyük ölçüde Batılı bilim insanları ve düşünürler karşınıza çıkıyor. Feminizmin bile kurucusuna edebiyat fakültesi katlarında rastlıyoruz ama Mehmet Akif’in milli şairin bir beyitine rastlayamıyoruz.

Bu ne haldir?

Nasıl bir yoldur?

 Gerçekten yeryüzü boşaldı da habersiz miyiz?

Elbette Batıyı bileceğiz. Elbette dünya edebiyatını okuyacağız. Elbette insanlığın ortak birikiminden haberdar olacağız. Üniversitenin kapısını dünyaya kapatmak cehalettir.

Fakat başka bir soru daha vardır.

Dünyayı tanımak için kendimizi unutmak mecburiyetinde miyiz?

Kendi fakültemizin duvarlarında kendi yazarımızı ararken neden bu kadar zorlanıyoruz. Neden Yunus Emre bir medeniyet kurucu olarak karşımıza çıkmıyor. Neden Fuzûlî kelimenin ve insan ruhunun büyük ustası olarak gençlerin zihnine yerleşmiyor. Neden Bâkî ve Şeyh Galip edebiyatımızın ufku olarak görünmüyor. Neden Karacaoğlan halkın diliyle insanı anlatan büyük bir ses olarak yaşamıyor. Neden Dede Korkut bir destan kitabı olmanın ötesinde millet hafızasının büyük metni olarak okutulmuyor. Neden Köroğlu sadece türküde kalıyor. Neden halk hikâyelerimiz ve masallarımız çocukluk hatırası sayılıyor. Neden Türkçenin asırlara yayılan büyük yürüyüşü gençlerimizin önüne bir fikir ve medeniyet tarihi olarak konulmuyor

Bir Edebiyat Fakültesinin görevi yalnızca sıralı mezunlar  vermek değildir. Bir Edebiyat Fakültesi insan yetiştirir. Hafıza yetiştirir. Zevk ve estetik  yetiştirir. Dil şuuru yetiştirir. En önemlisi mensubiyet aidiyet yetiştirir.

Mensubiyeti olmayan bilgi insanı çoğaltır fakat şahsiyet doğurmaz. Kendi dilinin imkânlarını bilmeyen bir genç kaç yabancı dil öğrenirse öğrensin düşüncesinin kökünü başka yerlerde aramaya mahkûm kalır. Kendi tarihinin büyük metinlerini okumayan bir üniversite mezunu dünyayı tanıdığını zanneder fakat kendisine ait olanı tanımadığı için dünyadaki yerini tayin etmekte zorlanır.

Kimlik başkasına düşmanlık değildir. Kendi olmak başkasını bilmemek değildir. Millî olmak dünyaya kapanmak değildir. Asıl mesele kendi merkezinden dünyaya bakabilmektir.

Üniversitelerimizin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey belki de budur. Bir kimlik muhasebesi.

Bu fakültelerde hangi insanı yetiştiriyoruz. Hangi dili sevdiriyoruz. Hangi geçmişi anlatıyoruz. Hangi geleceğe hazırlıyoruz. Talebenin zihninde Türkiye nereye oturuyor. Türk edebiyatı onun için kaç isimden ve birkaç sınav sorusundan mı ibaret.

Yoksa bin yıllık bir insan tecrübesinin yaşayan büyük hazinesi midir

 

Bizim önümüzde hâlâ keşfedilmeyi bekleyen büyük bir ülke duruyor. Divanlarımız duruyor. Destanlarımız duruyor. Halk şiirimiz duruyor. Masallarımız duruyor. Menkıbelerimiz duruyor. Seyahatnamelerimiz duruyor. Şehirlerimizin hafızası duruyor. Türkçenin söz varlığı duruyor. Anadolu insanının yüzyıllar boyunca biriktirdiği hikmet duruyor.

Bütün bunlar Edebiyat Fakültelerimizin kapısında talebesini bekliyor.

Üniversite önce kendine ait olanı derinlemesine bilmeli sonra dünyaya açılmalıdır. Kökü olmayan ağacın gölgesi olmaz. Hafızası olmayan milletin istikbali başkalarının tariflerine mahkûm olur. Dilini kaybeden düşüncesini de başkasının kelimeleriyle kurar.Başkalarının kavramlarıyla düşünenler ise millet olma vasıflarını yitirirler.

Artık şu soruyu sormanın zamanıdır. Edebiyat Fakültelerimiz gerçekten Türk edebiyatının evidir diyebilir miyiz. Üniversitelerimiz bu milletin çocuklarına kendi dilinin kudretini ve kendi kültürünün derinliğini gösterebiliyor mu. Gençlerimiz Yunusu anlayarak mı dünyaya açılıyor. Fuzûlîyi tanıyarak mı insan ruhunu öğreniyor. Dede Korkutu okuyarak mı tarih şuuruna kavuşuyor. Yahut kendi kaynaklarına yabancılaşmış bir halde başkalarının dünyasını ezberlemekle mi yetiniyor

Türkiye büyük bir kültür ummanının üzerinde bugüne gelmiş  bir ülkedir. Bu ülkenin üniversiteleri de büyük bir kültür iddiasına sahip olmak zorundadır. Üniversitenin kimliği tabelasında değil yetiştirdiği insanın dilinde, kültüründe  görülür. Fakültenin büyüklüğü katlarının sayısıyla değil talebesinin zihnine kazandırdığı ufukla ölçülür.

Edebiyat Fakültelerimiz nerede?

Belki binaları yerinde. Bölümleri yerinde. Derslikleri yerinde.

Fakat asıl aramamız gereken şey kendi yerinde mi

Türkiye adına bu soruyu sormak zorundayız. Çünkü mesele yalnızca bir fakültenin meselesi değildir. Mesele üniversitelerimizin kimliğidir. Mesele gençliğimizin hafızasıdır. Mesele bu milletin gelecekte kendi sözüyle konuşup konuşamayacağıdır.

DİĞER YAZILARI D. Mehmet Doğan’ın Ankara’sı, 01-01-1970 03:00 Bir D. Mehmet Doğan Var idi… 01-01-1970 03:00 Ritim ve Eğitim İlişkisine Yakından Bakmak! 01-01-1970 03:00 İyilikle İyileştirerek Eğitim 01-01-1970 03:00 Kapitalizmin Cinneti Sahillerimizi Vururken! 01-01-1970 03:00 Zübeyir Yetik’in Ardından… 01-01-1970 03:00 Türkçe Tartışmak Türkçeyi Tartışmak 01-01-1970 03:00 Ölümünün 50. Yılında muallim mahir iz 01-01-1970 03:00 Ölümünün 50. Yılında muallim mahir iz 01-01-1970 03:00 Eğitimde Üç Zarf ve Empatik Bir Müzakere 01-01-1970 03:00 Yeni Müfredat Taslağı Nasıl Bir Model Sunuyor? 01-01-1970 03:00 Eğitim ve Maneviyat 01-01-1970 03:00 Maarif Muhiti, Eğitim Modeli 01-01-1970 03:00 Maarifin Türkçesi 01-01-1970 03:00 Millî Eğitim Şûrası Üzerine 01-01-1970 03:00 Hârezmî Eğitim Modeli 01-01-1970 03:00 Ankara’da Bir Eğitim ‘Ada’sı 01-01-1970 03:00 Bir Fikir Adamı Ali Fuad Başgil 01-01-1970 03:00 Türkiye'de Şehirli Dindarlık 01-01-1970 03:00 Doğunun Yedinci Adami: Mehmet S. Aydin 01-01-1970 03:00 Istiklal Marşi Ve Akif’in Öğretmenliği 01-01-1970 03:00 Türkiye’de Bir Üniversiteye Rektör Olmak 01-01-1970 03:00 Eskimeyen Zaman Efendisi: Ali Fuad Başgil 01-01-1970 03:00 Tarihe İz : Muallim Mahir İz 01-01-1970 03:00 Eskimeyen Zaman Efendisi: Ali Fuad Başgil 01-01-1970 03:00 Kalpten Gelen Bir Söz 01-01-1970 03:00 Maarif Televizyonu 01-01-1970 03:00 Muallim 01-01-1970 03:00 Bir Maarif Adami Olarak Mustafa Öcal 01-01-1970 03:00 Boğazköprü’de Yanaşık Düzen Ya Da Bir Fasl-I Cenaze 01-01-1970 03:00 Tıp Dili Bizim Neyimiz Olur? 01-01-1970 03:00 Eğitimin Ele Alinacak Yani 01-01-1970 03:00 Dünyanin Sahili Selameti: Kalkınmış Türkiye 01-01-1970 03:00 Evvel Giden Ahbaba Selam Olsun 01-01-1970 03:00 Üniversiteler Türkiye’ye Ne Zaman Yetişir? 01-01-1970 03:00 Vakar Abidemiz: Ayasofya Camii 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Temel Eğitim Meselesi: Meslekî Eğitim 01-01-1970 03:00 Geleceğin Meslekî Eğitimi: Büyük Türkiye 01-01-1970 03:00 Meslekî Eğitim Üniversitesi 01-01-1970 03:00 Mütehassis Olmayan ‘Eğitim Uzmani’ Olur Mu? 01-01-1970 03:00 Kıran Günlerinde Meşk Ve İçe Yolculuğumuz 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Sistem Ve ‘Yenilmişlerin’ Düzeni 01-01-1970 03:00 Bir Dönüştürme Projesi: Köy Enstitüleri – 2 01-01-1970 03:00 Bir Dönüştürme Projesi Köy Enstitüleri 01-01-1970 03:00 Ederini Tüketen Düzen Ve Biz 01-01-1970 03:00 Akif’in Türkiyesi, Türkiye’nin Akif’i 01-01-1970 03:00 Yüzümüzü Ak Edecek Bir Söz 01-01-1970 03:00 Üreten Nesil Çağı Yönetir 01-01-1970 03:00 Kalbinin Dili Olmayan Şair: Akif 01-01-1970 03:00 Münevver Ya Da Çınlayan Nağme Olmak 01-01-1970 03:00 Tuba Ağaci, Bambu Ağaci 01-01-1970 03:00 Tarihin Inkilap Etmesi 01-01-1970 03:00 Geleceğin Dünyasi 01-01-1970 03:00 Gelişler Ve Geri Gidişler 01-01-1970 03:00 Hak Temelli Bir Reforma Doğru 01-01-1970 03:00 Söylesem Tesiri Yok, Sussam… 01-01-1970 03:00 Maarif reformu neden şart? 01-01-1970 03:00 Yazmak Ve Yazarak Yaşamak 01-01-1970 03:00 İlim iktidarı, memleketin imarıdır! 01-01-1970 03:00 Maarifin ahlâkı var mı? 01-01-1970 03:00 Maarifin örfü yok Orff’u var! 01-01-1970 03:00 Eğitimde Dezavantajlı Gruplar Ve Maarifin Adaleti 01-01-1970 03:00 Dört çeker, ne kadar çeker! 01-01-1970 03:00 O şehre varmaz isek! 01-01-1970 03:00 Durduramayacaksınız! 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Yurt dışı Öğrenci Perspektifi 01-01-1970 03:00 FETÖ’nün Eğitim Boyutu 01-01-1970 03:00 Maarifimize Çankırı Modeli 01-01-1970 03:00 Utangaç Sunumlu ‘Zoraki Ve İstendik’ İnsan 01-01-1970 03:00 Maarif nedir? 01-01-1970 03:00 Seçimin galibi: eğitim sistemidir! 01-01-1970 03:00 Eğitimi Terbiye Etmek 01-01-1970 03:00 Ecnebi memleketlere öğrenci gönderme meselemiz! 01-01-1970 03:00
haber yazılımı