Suskunluğun Felsefesi

Seyfettin BUDAK

04-11-2026 18:03

Neden haklı olduğunu bildiği hâlde öfkelenir, sesini yükseltir, kendisini ispatlamaya çalışır? Neden bazı tartışmalar bittikten sonra haklı çıkmasına rağmen kendisini yorgun, huzursuz ve yenilmiş gibi hisseder?

Belki de insanın hayat boyunca öğrenmesi gereken en önemli derslerden biri şudur:

Her gerçeği herkese anlatamazsınız, her insanı anlayışa davet edemezsiniz ve her mücadeleyi kazanmak zorunda değilsiniz…

Çünkü insanın olgunlaşması, yalnızca ne söyleyeceğini öğrenmesiyle değil, ne zaman susacağını, kiminle konuşacağını ve hangi noktada yoluna devam edeceğini anlayabilmesiyle de ilgilidir.

Biz çoğu zaman konuşmayı güç, susmayı zayıflık sanıyoruz. Kendimizi savunamadığımızda kaybettiğimizi, son sözü söyleyemediğimizde eksik kaldığımızı düşünüyoruz. Oysa bazen insanın en büyük zaferi, karşısındakini susturmak değil, onun davranışlarının kendi iç dünyasını yönetmesine izin vermemektir. Çünkü gerçek güç, başkalarının üzerinde kurduğumuz hâkimiyetten önce, kendimiz üzerinde kurabildiğimiz hâkimiyette saklıdır.

Bir insanın susması, tek başına ne olgunluk ne de korkaklık göstergesidir. Çünkü sessizliğin anlamı, hangi koşullarda ortaya çıktığına bağlıdır.

Korktuğu için konuşamayan insanın sessizliğiyle konuşabilecek gücü olduğu hâlde gereksiz bir tartışmaya girmemeyi seçen insanın sessizliği aynı değildir. Birinde çaresizlik, diğerinde bilinçli bir tercih bulunabilir.

Düşünün!

Birisi sizi kışkırtıyor, sesinizi yükseltmenizi bekliyor. Çünkü öfkelendiğinizde düşünmeden konuşacağınızı, ölçüyü kaçıracağınızı ve belki de sonradan pişman olacağınız sözler söyleyeceğinizi biliyor.

Siz de onun davranışına kapılıp öfkeleniyorsunuz. Bir süre sonra asıl meseleyi unutuyor, yalnızca birbirinizi incitmeye çalışıyorsunuz.

Tartışmanın sonunda kim kazandı?

Belki daha yüksek sesle konuşan kişi son sözü söyledi. Belki siz haklılığınızı kanıtladınız. Fakat her iki taraf da öfkenin kontrolüne girdiyse gerçekte kaybedilen şey, insanın kendi davranışlarını yönetebilme özgürlüğüdür.

Duygu düzenleme üzerine yapılan psikolojik araştırmalar, yoğun duyguların dikkat, değerlendirme ve karar verme süreçlerini etkileyebildiğini gösterir. Öfke yükseldiğinde olayları daha dar bir çerçeveden değerlendirebilir, karşı tarafın niyetini olduğundan daha kötü yorumlayabilir ve uzun vadeli sonuçları gözden kaçırabiliriz.

Bu nedenle öfkelendiğimizde hemen cevap vermemek, nefes almak, kısa bir ara vermek ve düşüncelerimizi toparlamak çoğu zaman daha sağlıklı bir seçimdir. Bu, duygularımızı inkâr etmek değildir. Duygularımızın bizi yönetmesine izin vermemektir.

Çünkü öfke bir sinyaldir; emir değildir. Kırgınlık bir duygudur; hayatımızın geri kalanını nasıl yaşayacağımıza tek başına karar vermemelidir.

Bir insanın sizi incitmesi, sizin de onu incitmek zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Size haksızlık yapılması, davranışlarınızı öfkenin belirlemesine izin vermenizi gerektirmez.

Kendini kontrol edebilmek, hiçbir şey hissetmemek değil; hissettiklerine rağmen nasıl davranacağını seçebilmektir.

İnsan bu beceriyi geliştirdiğinde, karşısındakinin her sözüne cevap yetiştirmek zorunda hissetmez. Çünkü artık kendi değerini her tartışmada yeniden kanıtlamaya ihtiyaç duymaz.

Bir nehir düşünün!

Yüzeyinde dalgalar, köpükler ve çalkantılar vardır. Suya küçük bir taş attığınızda halkalar oluşur; rüzgâr estiğinde yüzey değişir. Fakat nehrin derinliklerinde, yüzeydeki hareketlilikten farklı bir akış devam eder.

İnsan ruhu da bazen böyledir. Hayatın her sözüne tepki veren, her eleştiride sarsılan, her haksızlıkta kendisini ispatlamak zorunda hisseden insan, zamanla kendi iç huzurunu başkalarının davranışlarına teslim edebilir.

Birinin yüzünü asması bütün gününü bozar. Bir mesajın cevapsız kalması zihnini meşgul eder. Hakkında söylenen bir söz, defalarca düşünülerek yeniden yaşanır. Geçmişte yaşanan bir tartışma, gecenin sessizliğinde tekrar tekrar canlanır.

Oysa insanın ruhsal özgürlüğü, başkalarının davranışlarından hiç etkilenmemesinde değil, etkilendiğinde yeniden kendi merkezine dönebilmesindedir.

Elbette her insan kırılır. Her insanın hassas noktaları vardır. Güçlü görünmek adına acılarımızı yok saymak, incindiğimiz hâlde hiçbir şey olmamış gibi davranmak zorunda değiliz. Ancak hissettiğimiz her acıyı bir mücadeleye dönüştürmek de zorunda değiliz.

Bazen cevap vermemek, kendimize düşünme alanı açmaktır. Bazen geri çekilmek, yaralarımızın daha fazla derinleşmesini önlemektir. Bazen de bir tartışmayı sürdürmemek, kendi zamanımıza ve zihinsel sağlığımıza sahip çıkmaktır.

Burada önemli olan, sessizliği bir üstünlük gösterisine dönüştürmemektir. Susmak, karşı tarafı cezalandırmak veya onu merak içinde bırakmak için kullanılan bir araç hâline geldiğinde iletişimin başka bir biçimine dönüşebilir.

Olgun sessizlik ise daha farklıdır. İntikam amacı taşımaz. Bir şey kanıtlama ihtiyacı duymaz. Kişi, konuşmanın yarar sağlamayacağını gördüğü için geri çekilir.

Derin nehir benzetmesinin asıl anlamı budur. Her dış etkiye aynı şiddette karşılık vermeden de hayatın içinde güçlü kalabilmek…

Fakat unutmayın, sessiz akan her nehir derin olmadığı gibi, sesini yükselten her insan da güçlü değildir. Önemli olan sesimizin yüksekliği değil, davranışlarımızın arkasındaki bilinçtir.

Eğer değerimizi yalnızca başkalarının bizi nasıl gördüğüne bağlarsak hayatımız, sürekli değişen bir aynanın karşısında geçebilir. Biri bizi över, yükseliriz. Bir başkası eleştirir, düşeriz. Birisi bizi anlamaz, kendimizden şüphe ederiz. Birisi bizi reddeder, bütün geçmişimizi sorgularız.

Bazen konuşmak cesarettir. Bazen susmak bilgelik… Bazen geri çekilmek öz saygıdır.

Bunların arasındaki farkı belirleyen şey, davranışımızın arkasındaki amaç ve ortaya çıkaracağı sonuçlardır. Bu nedenle sessizliği kutsallaştırmak da konuşmayı her zaman üstün görmek de yanlıştır. Önemli olan, insanın kendi vicdanıyla dürüst bir ilişki kurabilmesidir.

Bir söz söylemeden önce, “Bunu söylemem doğru mu?” diye sormak kadar, “Bunu söylememek yanlış bir şeye göz yummama neden olur mu?” diye sormak da gerekir.

Böylece suskunluk, bir korku biçimi olmaktan çıkar; düşünülmüş bir tercihe dönüşür. Konuşmak da yalnızca kendimizi savunma refleksi olmaktan çıkar; gerçeği, hakkı ve insan onurunu koruyan bir davranış hâline gelir.

İşte gerçek bilgelik, yalnızca dilimizi tutmakta değil, vicdanımızın sesini de duyabilmektedir.

Hayatımızı kolaylaştırmak için bazen büyük kararlar almamız gerektiğini düşünürüz. Oysa bazı değişimler, günlük hayatımızda uygulayabileceğimiz küçük ama etkili tercihlerle başlar.

Birisi sizi öfkelendirdiğinde hemen cevap vermek yerine kısa bir süre bekleyin!

Duygunuzun geçmesini beklemek zorunda değilsiniz; ancak ilk tepkinizin bütün kararınızı belirlemesine de izin vermeyin!

Bir tartışmada kendinizi tekrar tekrar açıklarken konuşmanın ilerlemediğini fark ederseniz durun!

Düşüncenizi bir kez daha açıkça ifade edin ve gerekirse konuşmayı daha uygun bir zamana bırakın!

Haksızlığa uğradığınızda sessiz kalmayı otomatik bir alışkanlık hâline getirmeyin! Gerektiğinde hakkınızı arayın, sınırlarınızı belirleyin ve destek alın!

Sürekli aynı çatışmayı yaşadığınız ilişkilerde yalnızca karşı tarafın değişmesini beklemeyin! Kendi beklentilerinizi, davranışlarınızı ve bu ilişkiye ne ölçüde yer vermek istediğinizi de değerlendirin!

Ve en önemlisi, hayatınızda yalnızca mücadele ettiğiniz insanlara değil, değer verdiğiniz şeylere de zaman ayırın!

Kitap okuyun. Yeni bir şey öğrenin! Doğada yürüyün! Bir dostunuzu arayın! Sevdiklerinizle konuşun! Kendinize verdiğiniz sözleri tutun! Başkalarının fark etmediği güzellikleri fark etmeye devam edin!

Çünkü hayat, birilerinin hakkımızda ne düşündüğünü değiştirmeye çalışırken tüketilecek kadar uzun değildir.

Bazen insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik, artık hiçbir şey kanıtlamak zorunda hissetmediği bir hayat kurmaya başlamasıdır.

Bu, dünyadan elini eteğini çekmek değildir. İnsanlara değer vermekten vazgeçmek de değildir. Tam tersine, değer verdiğimiz insanlara daha bilinçli yaklaşmak, zamanımızı daha anlamlı kullanmak ve kendi iç dünyamızı daha iyi korumaktır.

Her insanla anlaşamayacağımızı kabul etmek, insanlardan nefret etmek anlamına gelmez. Her davete koşmamak, insanları önemsememek anlamına gelmez. Her tartışmaya girmemek, düşüncelerimizden vazgeçmek anlamına gelmez. Bazen yalnızca neyin önemli olduğunu yeniden hatırlamak anlamına gelir.

Çünkü insan, dikkatini sürekli kendisini inciten şeylere yönelttiğinde hayatın geri kalanını göremez hâle gelebilir. Oysa önümüzde hâlâ keşfedilecek yollar, öğrenilecek bilgiler, tanınacak insanlar ve yaşanacak güzel anlar vardır.

Birinin sizi anlamaması, bütün dünyanın sizi anlamayacağı anlamına gelmez. Bir ilişkinin sona ermesi, sevginin sona erdiği anlamına gelmez. Bir tartışmayı kazanamamak, hayatı kaybetmek değildir.

İnsan bazen bir kapının kapanmasını değil, o kapının önünde beklemeyi bırakmayı öğrenmelidir.

 

DİĞER YAZILARI Mutlu Olmak mı, Başkasını Mutlu Etmek mi? 01-01-1970 03:00 Bulutlar Arasında Saklambaç Oynayan Ebabiller 01-01-1970 03:00 Kalbin İstediği mi, Aklın Bildiği mi? Sevgi mi, Arzu mu? 01-01-1970 03:00 İnsan ne zaman gerçekten kendisi olur? 01-01-1970 03:00 İnsan Neden Yalan Söyler? 01-01-1970 03:00 İnsanlığın Hayatta Kalma Mücadelesi 01-01-1970 03:00 Yeniden Hayata Doğmak 01-01-1970 03:00 Düşünce Tarlası 01-01-1970 03:00 Cemaatler Neden Narsisizmin Gölgesine Girebilir? 01-01-1970 03:00 Tamamlanmak İsteyen İnsan 01-01-1970 03:00 Yıldız tozundan gelen insan, burçlardan mı ibaret? 01-01-1970 03:00 Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi? 01-01-1970 03:00 Zymunt Bauman Soruyor: Modern Dünyada Ahlaki Sorumluluğumuzu Kime Devrettik? 01-01-1970 03:00 Sosyal Medyanın Geç Kalmış Açlıkları 01-01-1970 03:00 Dünya Kupası Daha Başlamadan Neden Bitti 01-01-1970 03:00 Yorgun olan insan mı, yoksa içinde yaşadığı sistem mi? 01-01-1970 03:00 Tanrı Tartışmasında Asıl Kaçırdığımız Şey Ne? 01-01-1970 03:00 Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin! 01-01-1970 03:00 İnsanlık Görünmez Bir Bilinç Savaşının İçinde mi? 01-01-1970 03:00 Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı 01-01-1970 03:00 Kayıplar Antropolojisinden Zihindeki Bilincin Egemenliğine 01-01-1970 03:00 Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa 01-01-1970 03:00 Gölge Operasyonu: Beynimizdeki "Sistem" Fitresi Ve Toplama İnsanların Senfonisi 01-01-1970 03:00 Merhametin İnfazı 01-01-1970 03:00 Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler 01-01-1970 03:00 Cesaretle Yaktığınız Köprüler mi Sizi Kurtarır, Korkuyla Sığındığınız Limanlar mı? 01-01-1970 03:00 Aynada Gördüğünüz Siz misiniz, Yoksa Toplumun Diktiği Bir Kostüm mü? 01-01-1970 03:00 İnsanı İnsan Yapan Nedir? Sahip Oldukları mı, Vazgeçebildikleri mi? 01-01-1970 03:00 İnsanlık yeni bir bayram hikâyesi yazamaz mı? 01-01-1970 03:00 Görünmek mi, var olmak mı? 01-01-1970 03:00 Zalimin Karşısında, Mazlumun Yanında 01-01-1970 03:00 Kayısının Gölgesinde Kayıp Bir Dünya: Mahalle Nereye Kayboldu? 01-01-1970 03:00 Neden Lise Yılları Unutulmaz? 01-01-1970 03:00 Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi? 01-01-1970 03:00 Günah mı, Saygı mı? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim mi? 01-01-1970 03:00 İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur? 01-01-1970 03:00 Tek bir taşla kaç kuş vurulur? 01-01-1970 03:00 Nöronların Sessiz Bilgeliği: Benliğin Ötesinde Bir Yaşam Mümkün mü? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Kaygıya Dönüştüğü Yerde Yaşam Felsefesi 01-01-1970 03:00 Sadakat Ölçüsü Kaybolunca İnsan Kalmak Mümkün mü? 01-01-1970 03:00 Beyin Bir Bilgisayar Değilse, Zihin Nasıl Oluşur? 01-01-1970 03:00 “Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…” 01-01-1970 03:00 İnsan Neden Yaptığı Şeyin Hemen Sonucunu Görmek İster? Ve Neden Aniden Pişman Olur? 01-01-1970 03:00 Sessizliğin Bedeli: Düşünmeyi Unutan İnsan mı Oluyoruz! 01-01-1970 03:00 Neden Doymuyoruz? 01-01-1970 03:00 Neden iyi olan kaybeder! 01-01-1970 03:00 Kaderin Kaldırımında Özgürlüğümüz Ne Kadar? 01-01-1970 03:00 Kolumuzdaki saat zamanı mı gösteriyor yoksa içimizdeki boşluğu mu? 01-01-1970 03:00 Kaderin dili cesaretin çığlığı mı, korkunun fısıltısı mı? 01-01-1970 03:00 Dahilik mi, Delilik mi? 01-01-1970 03:00 Zihnin Sırtında Taşıdığınız Görünmez Yükler Ruhunuzu Nereye Sürüklüyor? 01-01-1970 03:00 Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim Mi? 01-01-1970 03:00 Ölümün Tesellisi 01-01-1970 03:00 Ölümden sonra dirilişe neden inanayım! 01-01-1970 03:00 Toplama Bir Dünyada Toplama İnsanlarla Yaşamak 01-01-1970 03:00 Başkasının mutluluğu neden içimizi kemirir? İnsan olmanın sınavı burada mı saklı? 01-01-1970 03:00 Phoenix ve Jolie'nin Sessizliğe İsyanı: Gazze'de Çığlık Var, Siz Neden Hâlâ Sessizsiniz? 01-01-1970 03:00 Kırık Dökük Bir Ben Ve Yeniden Başlama Umudu 01-01-1970 03:00 Hikâyelerim Öldü mü? 01-01-1970 03:00 Srebrenitsa'dan Gazze'ye Batı'nın Kan Lekeli Sessizliği 01-01-1970 03:00 Ekranın Gölgesinde Büyüyen Çığlık: Görmek Duyabilmek Midir? 01-01-1970 03:00 Medeniyetler Çatışmasına Doğru mu! 01-01-1970 03:00 Gerçekten Düşündüğünde Kaç Kişi Kalıyor Yanında? 01-01-1970 03:00 Gazze: Haritada Bir Nokta; Vicdanda Bir Kıyamet 01-01-1970 03:00 Kurban Bayramı mı, Kurban İnsanlık mı? 01-01-1970 03:00 Benimle Alay Ettiler, Sonra Ben Oldum 01-01-1970 03:00 Bir Çocuğun Kalbine Bomba Düşerse, İnsanlık Nereye Sığınır? 01-01-1970 03:00 Bir Mahallenin Kalbinde Unutulmuş Çocukluk Hatıraları 01-01-1970 03:00 Beni Neden Kimse Merak Etmiyor! 01-01-1970 03:00 Zamanın Dili 01-01-1970 03:00 Ne Zaman İnsan Uslanacak? 01-01-1970 03:00 Bilinçli Zihnin Engellerinden Nasıl Kurtulabiliriz? 01-01-1970 03:00 Gazze’de ölüm sıradanlaştığında, insanlık nerede duracak? 01-01-1970 03:00 Bilgi Çağında Cehalet: Gerçek Neyi Gösteriyor? 01-01-1970 03:00 Orucun Toplumsal Vicdan Dokunuşu 01-01-1970 03:00 İnsanlık ve İyi-Kötü Arasındaki İnce Çizgi: Aklın Rolü 01-01-1970 03:00 Geçmiş mi Gelecek mi! 01-01-1970 03:00 Yangın, İhmal ve Güvenlik: Bolu’daki Olaydan Çıkarılacak Dersler 01-01-1970 03:00 Anlam Krizi: İnsan Ne İçin Yaşıyor? 01-01-1970 03:00 Evrimsel Ahlak mı? İlahi Ahlak mı? İnsanlık Nerede Duruyor? 01-01-1970 03:00 Sosyal Medya ve İnsan İlişkileri Üzerindeki Derin Etkiler 01-01-1970 03:00 Geleceği Şekillendiren Z Kuşağı: Dijitalleşen Dünyada Kimlik ve Değerler 01-01-1970 03:00 Yapay Zekâ İle İnsan Beyni Arasındaki İnce Çizgi 01-01-1970 03:00 Z Kuşağı İle Neden Kuşak Çatışması Yaşanır? 01-01-1970 03:00 Amaçsız Mutluluk Mu Mutlu Amaç Mı? 01-01-1970 03:00 Güçlü toplum için reform şart mıdır?-2 01-01-1970 03:00 Güçlü Toplum İçin Değişim ve Süreklilik Şart Mıdır?-1 01-01-1970 03:00 İnsanlar Eşit Midir? 01-01-1970 03:00 Alışkanlıklarımızın Sınırı Nereye Kadar Olmalı! 01-01-1970 03:00 Varlık özgürlüğü kısıtlar mı 01-01-1970 03:00 İyi bir Toplum Olmanın Sistem Şartı-2 01-01-1970 03:00 Gelenek Bir İnanç Mıdır! 01-01-1970 03:00 Bir Eylemin Ahlaki Değerini Belirleyen Şey Nedir? 01-01-1970 03:00 Akıl İyi ve Kötüyü Ayırarak Mı İşler? 01-01-1970 03:00 Akıl Mı Fikir Mi Karışır? 01-01-1970 03:00 Akıl ve Sağduyu İle Adalet Erdemi 01-01-1970 03:00 Ahlakın kaynağı evrimsel süreç midir? 01-01-1970 03:00 İnsandaki Doğal Ahlaki İlke Kanıtlanabilir Mi? 01-01-1970 03:00 Tükenmişlik Hissini Yaşamak 01-01-1970 03:00 İradenin Sevgi ve Merhamet Eylemi 01-01-1970 03:00 Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek 01-01-1970 03:00 Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek 01-01-1970 03:00 Teknoloji Hayatın Kendisi Midir? 01-01-1970 03:00 İnsan Allah’ı (cc) Bilmeye Meyilli Bir Varlık Mıdır? 01-01-1970 03:00 Giysiye Bakıp Aldanmamak 01-01-1970 03:00 Acı İle Mutluluk Bir Arada Mı? 01-01-1970 03:00 Rasyonel Çaba Arttıkça Kesinlik Azalır Mı? 01-01-1970 03:00 Platon’a Göre Eğitim 01-01-1970 03:00 Zevkimiz okumaya dönüşür mü? 01-01-1970 03:00 Toplumun Rehberlik Servisi Aydınlar 01-01-1970 03:00 Kötüden İyi Çıkar Mı! 01-01-1970 03:00 Galen’e göre ahlakın kaynağı doğuştan mıdır? 01-01-1970 03:00 “Ben” bilinci Üç pizzacı 01-01-1970 03:00 Hayatın gerilimlerini aşmak mümkün müdür? 01-01-1970 03:00 Hayata anlamlı mı anlamsız mı bakmalı! 01-01-1970 03:00 İnsanın Sorularla Anlam Arayışı 01-01-1970 03:00 İman Mı İntihar Mı?/Tolstoy 01-01-1970 03:00 Yanılmışım Tanrı Varmış / Antony Flew 01-01-1970 03:00 Sözün Özleri 01-01-1970 03:00 Z Kuşağının Zihin Dünyasındaki Kırılmalar 01-01-1970 03:00 Erken Karar Verme Hastalığı 01-01-1970 03:00 Özel Bireylerin Dünyası 01-01-1970 03:00 Otizmli Yağmur Adam Raymond 01-01-1970 03:00 Aklın Tarihsel Gelişimi 01-01-1970 03:00 Ateizm, teizm, agnostisizm ve deizm nedir? 01-01-1970 03:00 Hayatı Sebep ve Süreç Odaklı Yaşayıp Anlamlı Kılmak 01-01-1970 03:00 Yalnızlık Aforizmaları 01-01-1970 03:00 İnsanın Aşk Halindeki Beyanı Dua 01-01-1970 03:00 Altıncı His 01-01-1970 03:00 Gençler için ne yapmalı? 01-01-1970 03:00 Yalnızlık Niçin Ruh, Akıl ve Allah’a Mahsustur? 01-01-1970 03:00 Ölüme Teselli Aramak 01-01-1970 03:00 Medeniyetin Yolu Batı’dan Mı Geçer? 01-01-1970 03:00 Şehrin Öbür Tarafından Koşarak Gelen Adam 01-01-1970 03:00 Bilgi Bilinç ve Özgürlüğe Adanmış Kadın Hypatia 01-01-1970 03:00 Dert İnsanı Olmak 01-01-1970 03:00 Aşk imanın özgürlük bedeli midir? 01-01-1970 03:00 Suskun Yıldızların Gizemli Bakışı 01-01-1970 03:00 Kurban bayramınız mübarek olsun! 01-01-1970 03:00 Depremde vefat eden babalar anısına…Babasızlık Nedir Bilirim 01-01-1970 03:00 Din İle Varlık Sınırında Kapı Açmak 01-01-1970 03:00 Sanatla Varlık Sınırında Pencere Açmak 01-01-1970 03:00 Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… 01-01-1970 03:00 Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… 01-01-1970 03:00 Gönül Bahçesinde Yürümek 01-01-1970 03:00 Gözyaşım Düştüğü An 01-01-1970 03:00 Gönül Bahçesinde Yürümek 01-01-1970 03:00 Tefekkürün Serencamı 01-01-1970 03:00 Denizde Yürümek 01-01-1970 03:00