İnsan ne zaman gerçekten kendisi olur?

Seyfettin BUDAK

30-09-2026 13:48

İnsan doğduğu andan itibaren kendisine ait olmayan birçok şeyi taşımaya başlıyor. Önce ailesinin doğrularını öğreniyor, sonra çevresinin doğrularını, okulun öğrettiklerini, toplumun kabullerini, ait olduğu grubun sınırlarını, çağın modalarını, korkularını ve beklentilerini…

Bir süre sonra bütün bunların arasından kendi sesini duyması zorlaşıyor. Hatta insan bazen kendi düşüncesi sandığı şeyin, yıllar önce başkasından ödünç aldığı bir düşünce olduğunu fark etmiyor.

Belki de insanın asıl trajedisi burada başlıyor. Kendi hayatını yaşadığını sanırken, kendisine öğretilmiş bir hayatı kusursuzca oynamak…

Peki insan ne zaman gerçekten kendisi olur?

Belki herkesin söylediğini tekrar etmediğinde… Belki yanıldığında bunu kabul edebildiğinde… Belki geçmişinin arkasına saklanmak yerine bugünün karşısında durabildiğinde… Belki de hakikat uğruna yalnız kalmayı göze aldığında… Çünkü hakikatin garip bir tarafı vardır. Hakikat kalabalık istemez; tanıklık ister.

İnsan çoğu zaman hakikati aradığını söyler ama aslında aradığı şey haklı çıkmaktır. İkisi birbirinden çok farklıdır. Hakikati arayan insan, kendi düşüncesinin de yanlış olabileceğini hesaba katar. Haklı çıkmak isteyen ise hakikati değil, kendisini korur.

İşte bu nedenle “yanılmışım” diyebilmek, insanın söyleyebileceği en değerli cümlelerden biridir. Çünkü “yanılmışım” dediğimiz anda kendimizi küçültmeyiz; aksine zihnimizde hakikate yeni bir kapı açarız.

Asıl cehalet de burada başlar. Cehalet yalnızca bilmemek değildir. İnsan çok şey bilip yine de cahil kalabilir. Çok kitap okuyabilir, üniversiteler bitirebilir, sayısız bilgi biriktirebilir; fakat yanlış bildiği bir şeye dokunulunca öfkeyle savunmaya geçiyorsa, bilgisi zihnini aydınlatmamış, yalnızca egosuna zırh olmuştur.

Cehaletin en tehlikeli biçimi boş zihin değil, yanlış bilgiyle doldurulmuş ve artık boşaltılamayan zihindir. Çünkü bilmeyen insan öğrenebilir. Fakat bildiğini zanneden insan öğrenmeye ihtiyaç duymadığını düşünür.

Bugünün dünyasında bunun örneklerini her yerde görüyoruz. İnsanlar aynı cümleleri, aynı sloganları, aynı kanaatleri tekrar ediyor. Bir düşüncenin doğruluğunu araştırmak yerine, o düşünceyi kaç kişinin söylediğine bakıyorlar. Bir insanın ne söylediğinden çok hangi gruba ait olduğuyla ilgileniyorlar. Oysa bir fikrin çok taraftarı olması onu doğru yapmaz; tıpkı bir yalnızın tek başına kalması da onu yanlış yapmayacağı gibi…

Her direniş bilinç değildir. Bazen insan bir düşünceyi savunduğunu sanırken aslında o düşüncenin içinde saklanıyordur. Bazı direnişler cehaletin yorganıdır; insanın üzerine örter ama onu gerçekten ısıtmaz.

Aynı düşünceleri yıllarca tekrarlamak da düşünmek değildir. Bazen insan zihni düşünmez; geviş getirir. Bir zamanlar öğrendiği düşünceyi tekrar tekrar çiğner, fakat yeni bir anlam üretemez. Oysa düşünmek, kendi zihnimize bile yabancılaşabilmektir. Dün savunduğumuz bir şeyi bugün yeniden inceleyebilmek, gerekirse ondan vazgeçebilmektir.

İnsan bazen yalnız kalmaktan değil, yalnız kalınca kendi sesiyle baş başa kalmaktan korkar. Çünkü kalabalık dağıldığında geriye insanın kendisi kalır. İşte asıl hesaplaşma orada başlar.

İnsan kendisine şu soruyu sormak zorunda kalır:

“Ben gerçekten böyle mi düşünüyorum, yoksa böyle düşünmem gerektiği bana yıllardır söylendiği için mi böyle düşünüyorum?”

Bu soru kolay değildir. Çünkü cevabı bazen insanın ailesini, çevresini, arkadaşlarını, alışkanlıklarını ve hatta yıllarca inşa ettiği kimliğini yeniden değerlendirmesini gerektirir. Ama insanın olgunlaşması biraz da budur. Kendisine ait olmayan yükleri fark etmek… Geçmişten gelen her şeyi kutsamamak… Çünkü geçmişi olduğundan büyük göstermek de bazen bugünün hakkını verememenin tesellisidir.

Bazı insanlar dünün başarılarını o kadar büyütür ki bugünün yetersizliğini görünmez hale getirir. Eski günlerini anlatırken bugünkü hayatlarından uzaklaşırlar. Geçmiş onlar için hatırlanacak bir yer olmaktan çıkar, sığınılacak bir kaleye dönüşür.

Oysa geçmiş yaşanmak için değil, anlaşılmak için vardır. Dünü sürekli büyüten insan, bugünün küçülmesine izin veriyor olabilir.

Hayatın en acı ironilerinden biri de budur. İnsan çoğu zaman istediği şeye sahip olduğunda onu istememeye başlamış, gerçekten istediğinde ise ona sahip olacak imkânı bulamamıştır. İmkân ile istek, insanın hayatında çoğu zaman aynı anda kapıyı çalmaz.

Bu yüzden bazı insanlar hayatlarını yaşamaktan çok, yaşayamadıkları hayatların yasını tutarak geçirirler. Oysa insanın elindeki tek gerçek zaman şimdidir. Geçmiş artık yaşanamaz, gelecek henüz yaşanmamıştır. Ve insanın hayatı, ikisinin arasında sürekli ertelenen o ince çizgiden ibarettir.

Belki de bu yüzden yürümek gerekir. Çünkü insanı yalnızca vardığı yer değil, yürüdüğü yol da değiştirir. Bazen hayat bizi istediğimiz yere götürmez; fakat istemediğimiz yerlerden geçirerek kim olduğumuzu öğretir. İnsan yolda sabretmeyi, kaybetmeyi, yeniden başlamayı, yalnız kalmayı, başkasını anlamayı öğrenir.

Yürümeye devam et! Çünkü insanı asıl terbiye eden yolun kendisidir. Yol yalnızca mesafe değildir. Yol, insanın kendisiyle arasındaki mesafeyi de azaltır. Belki hayatın bize verdiği bütün acılar da bu yolculuğun parçalarıdır. Bugün bizi parçalayan bazı şeyler, yıllar sonra hatırladığımızda başka bir anlam kazanır. Acı kaybolmaz; biçim değiştirir.

Çekilen acılar hatıraya dönüştükçe tatlı hikâyelere dönüşür. İnsan bazen acılarından kurtulmaz; acıları sayesinde incelir. Fakat bunun gerçekleşmesi için insanın yaşadıklarını anlamlandırması gerekir. Yoksa acı insanı olgunlaştırmak yerine sertleştirir.

Bir yara iki insan yaratabilir. Biri başkasını yaralamayı öğrenir, diğeri başkasının yarasına dokunurken daha dikkatli olmayı… Aradaki fark, yaşanan acıda değil, acının nasıl işlendiğindedir.

Belki sevgi de böyledir. İnsan birini bulabilir. Fakat birbirini bulmak çok daha zordur. Çünkü birini bulmak tesadüf olabilir; birbirini bulmak ise iki insanın aynı anda birbirine doğru yürümesini gerektirir.

İki insan aynı odada bulunabilir ama birbirine hiç ulaşamayabilir. Aynı hayatın içinde yaşayabilir ama birbirinin dünyasına giremeyebilir. Birini bulmak kolaydır; birbirini bulmak zordur. Çünkü bulunmak yetmez, birbirine kavuşmak gerekir.

Belki de insan ilişkilerindeki en büyük yanılgı, karşımızdakinin bizi sevmesini beklerken onun bizi gerçekten anlayıp anlamadığını hiç sormamamızdır. Çünkü sevgi yalnızca yakınlık değildir.

Sevgi, insanın diğerinin hakikatine tahammül edebilmesidir. İnsan en çok sevdiğine her şeyi anlatmaz. Bazen en derin itiraflar yabancılara yapılır. Çünkü sevdiğimiz insanın gözündeki yerimizi kaybetmekten korkarız. Yabancıya karşı ise kaybedecek daha az şeyimiz vardır.

Demek ki insanın içini açabilmesi için yalnızca sevgiye değil, yargılanmayacağına dair güvene de ihtiyacı vardır. Bu nedenle bazen insanın ihtiyacı kendisini anlatacak bir insan değil, anlattıklarını değiştirmeden taşıyabilecek bir insandır.

Fakat insanın kendisiyle kurduğu ilişki daha da önemlidir. Kendisine karşı dürüst olmayan bir insanın başkasına karşı dürüstlüğü uzun süre yaşayamaz. Burada iyilik bile yeniden düşünülmelidir.

İyilik yaptığını söyleyen herkes gerçekten iyilik yapıyor mudur?

Karşılığını bekleyerek yapılan iyilik, iyilik ile alışveriş arasındaki sınırı bulanıklaştırır. Karşılık bekleyerek iyilik yapan insan, bazen beyaz tefecidir; para değil, vicdan borcu verir.

Gerçek iyilik, karşısındakinin boynuna görünmez bir borç senedi asmaz. İnsan verdiğini sürekli hatırlatıyorsa, belki de yaptığı şey iyilikten çok kendisini önemli hissetme biçimidir. Bütün bunların sonunda insan yine kendisine döner. Çünkü hayatın en büyük meselesi başkalarını değiştirmek değil, kendimizi görmektir.

Kendi korkularımızı, kibrimizi, yanılgılarımızı, bahanelerimizi, geçmişimize sığınma biçimlerimizi, sevgisizliğimizi, suskunluklarımızı ve belki en çok da kendimize anlattığımız yalanları…

İnsan bazen başkasına yalan söylemekten çok, kendisine anlattığı yalana inanarak yaşar. İşte özgürleşmek, önce o yalanı fark etmektir.

Belki de insanın her gün kendisini biraz yenilemesi bu yüzden bir tedavidir. Yenilenmeyen zihin, kendi tekrarlarının içinde hastalanır. Yeni bir düşünceye, yeni bir insana, yeni bir ihtimale kapısını kapatan insan, hayatı yaşamaktan çok geçmişin tekrarını yaşamaya başlar.

Kendini yenilemek ise kendini inkâr etmek değildir. Tam tersine, insanın kendisine sadık kalabilmek için zaman zaman eski kendisinden vazgeçebilmesidir. Çünkü insan tamamlanmış bir heykel değildir. İnsan, ömrü boyunca biçimlenen bir eserdir. Ve belki “adam olmak” dediğimiz şey de tam burada başlar.

Adam olmak güçlü görünmek, herkesi susturmak, haklı çıkmak değildir. Adam olmak, kimse görmediğinde de kendisine ihanet etmemektir. Sözünün arkasında durmak kadar, yanlış sözünden geri dönebilmektir. Güçsüz olana karşı güçlü görünmek değil, güçlü olduğunda güçsüzü ezmemektir. Kendisini anlatmak kadar başkasını dinleyebilmektir. Ve en önemlisi, insanın kendi içindeki karanlığı başkasının yüzüne yansıtmamasıdır.

Belki gerçek olgunluk budur. İnsan, kendisini haklı çıkarma ihtiyacından vazgeçtiği ölçüde hakikate yaklaşır. Çünkü hayat bize sürekli “Sen haklısın” demek için verilmiş olmayabilir.

Belki hayatın asıl sorusu çok daha derindedir:

“Bunca yıl boyunca sana ait sandığın şeylerin hangisi gerçekten sana ait?”

İşte insanın gerçek yolculuğu bu soruyla başlar. Ve belki o gün insan ilk kez yürümeye başlamaz. İlk kez kendi yolunda yürümeye başlar.

DİĞER YAZILARI İnsan Neden Yalan Söyler? 01-01-1970 03:00 İnsanlığın Hayatta Kalma Mücadelesi 01-01-1970 03:00 Yeniden Hayata Doğmak 01-01-1970 03:00 Düşünce Tarlası 01-01-1970 03:00 Cemaatler Neden Narsisizmin Gölgesine Girebilir? 01-01-1970 03:00 Tamamlanmak İsteyen İnsan 01-01-1970 03:00 Yıldız tozundan gelen insan, burçlardan mı ibaret? 01-01-1970 03:00 Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi? 01-01-1970 03:00 Zymunt Bauman Soruyor: Modern Dünyada Ahlaki Sorumluluğumuzu Kime Devrettik? 01-01-1970 03:00 Sosyal Medyanın Geç Kalmış Açlıkları 01-01-1970 03:00 Dünya Kupası Daha Başlamadan Neden Bitti 01-01-1970 03:00 Yorgun olan insan mı, yoksa içinde yaşadığı sistem mi? 01-01-1970 03:00 Tanrı Tartışmasında Asıl Kaçırdığımız Şey Ne? 01-01-1970 03:00 Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin! 01-01-1970 03:00 İnsanlık Görünmez Bir Bilinç Savaşının İçinde mi? 01-01-1970 03:00 Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı 01-01-1970 03:00 Kayıplar Antropolojisinden Zihindeki Bilincin Egemenliğine 01-01-1970 03:00 Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa 01-01-1970 03:00 Gölge Operasyonu: Beynimizdeki "Sistem" Fitresi Ve Toplama İnsanların Senfonisi 01-01-1970 03:00 Merhametin İnfazı 01-01-1970 03:00 Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler 01-01-1970 03:00 Cesaretle Yaktığınız Köprüler mi Sizi Kurtarır, Korkuyla Sığındığınız Limanlar mı? 01-01-1970 03:00 Aynada Gördüğünüz Siz misiniz, Yoksa Toplumun Diktiği Bir Kostüm mü? 01-01-1970 03:00 İnsanı İnsan Yapan Nedir? Sahip Oldukları mı, Vazgeçebildikleri mi? 01-01-1970 03:00 İnsanlık yeni bir bayram hikâyesi yazamaz mı? 01-01-1970 03:00 Görünmek mi, var olmak mı? 01-01-1970 03:00 Zalimin Karşısında, Mazlumun Yanında 01-01-1970 03:00 Kayısının Gölgesinde Kayıp Bir Dünya: Mahalle Nereye Kayboldu? 01-01-1970 03:00 Neden Lise Yılları Unutulmaz? 01-01-1970 03:00 Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi? 01-01-1970 03:00 Günah mı, Saygı mı? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim mi? 01-01-1970 03:00 İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur? 01-01-1970 03:00 Tek bir taşla kaç kuş vurulur? 01-01-1970 03:00 Nöronların Sessiz Bilgeliği: Benliğin Ötesinde Bir Yaşam Mümkün mü? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Kaygıya Dönüştüğü Yerde Yaşam Felsefesi 01-01-1970 03:00 Sadakat Ölçüsü Kaybolunca İnsan Kalmak Mümkün mü? 01-01-1970 03:00 Beyin Bir Bilgisayar Değilse, Zihin Nasıl Oluşur? 01-01-1970 03:00 “Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…” 01-01-1970 03:00 İnsan Neden Yaptığı Şeyin Hemen Sonucunu Görmek İster? Ve Neden Aniden Pişman Olur? 01-01-1970 03:00 Sessizliğin Bedeli: Düşünmeyi Unutan İnsan mı Oluyoruz! 01-01-1970 03:00 Neden Doymuyoruz? 01-01-1970 03:00 Neden iyi olan kaybeder! 01-01-1970 03:00 Kaderin Kaldırımında Özgürlüğümüz Ne Kadar? 01-01-1970 03:00 Kolumuzdaki saat zamanı mı gösteriyor yoksa içimizdeki boşluğu mu? 01-01-1970 03:00 Kaderin dili cesaretin çığlığı mı, korkunun fısıltısı mı? 01-01-1970 03:00 Dahilik mi, Delilik mi? 01-01-1970 03:00 Zihnin Sırtında Taşıdığınız Görünmez Yükler Ruhunuzu Nereye Sürüklüyor? 01-01-1970 03:00 Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim Mi? 01-01-1970 03:00 Ölümün Tesellisi 01-01-1970 03:00 Ölümden sonra dirilişe neden inanayım! 01-01-1970 03:00 Toplama Bir Dünyada Toplama İnsanlarla Yaşamak 01-01-1970 03:00 Başkasının mutluluğu neden içimizi kemirir? İnsan olmanın sınavı burada mı saklı? 01-01-1970 03:00 Phoenix ve Jolie'nin Sessizliğe İsyanı: Gazze'de Çığlık Var, Siz Neden Hâlâ Sessizsiniz? 01-01-1970 03:00 Kırık Dökük Bir Ben Ve Yeniden Başlama Umudu 01-01-1970 03:00 Hikâyelerim Öldü mü? 01-01-1970 03:00 Srebrenitsa'dan Gazze'ye Batı'nın Kan Lekeli Sessizliği 01-01-1970 03:00 Ekranın Gölgesinde Büyüyen Çığlık: Görmek Duyabilmek Midir? 01-01-1970 03:00 Medeniyetler Çatışmasına Doğru mu! 01-01-1970 03:00 Gerçekten Düşündüğünde Kaç Kişi Kalıyor Yanında? 01-01-1970 03:00 Gazze: Haritada Bir Nokta; Vicdanda Bir Kıyamet 01-01-1970 03:00 Kurban Bayramı mı, Kurban İnsanlık mı? 01-01-1970 03:00 Benimle Alay Ettiler, Sonra Ben Oldum 01-01-1970 03:00 Bir Çocuğun Kalbine Bomba Düşerse, İnsanlık Nereye Sığınır? 01-01-1970 03:00 Bir Mahallenin Kalbinde Unutulmuş Çocukluk Hatıraları 01-01-1970 03:00 Beni Neden Kimse Merak Etmiyor! 01-01-1970 03:00 Zamanın Dili 01-01-1970 03:00 Ne Zaman İnsan Uslanacak? 01-01-1970 03:00 Bilinçli Zihnin Engellerinden Nasıl Kurtulabiliriz? 01-01-1970 03:00 Gazze’de ölüm sıradanlaştığında, insanlık nerede duracak? 01-01-1970 03:00 Bilgi Çağında Cehalet: Gerçek Neyi Gösteriyor? 01-01-1970 03:00 Orucun Toplumsal Vicdan Dokunuşu 01-01-1970 03:00 İnsanlık ve İyi-Kötü Arasındaki İnce Çizgi: Aklın Rolü 01-01-1970 03:00 Geçmiş mi Gelecek mi! 01-01-1970 03:00 Yangın, İhmal ve Güvenlik: Bolu’daki Olaydan Çıkarılacak Dersler 01-01-1970 03:00 Anlam Krizi: İnsan Ne İçin Yaşıyor? 01-01-1970 03:00 Evrimsel Ahlak mı? İlahi Ahlak mı? İnsanlık Nerede Duruyor? 01-01-1970 03:00 Sosyal Medya ve İnsan İlişkileri Üzerindeki Derin Etkiler 01-01-1970 03:00 Geleceği Şekillendiren Z Kuşağı: Dijitalleşen Dünyada Kimlik ve Değerler 01-01-1970 03:00 Yapay Zekâ İle İnsan Beyni Arasındaki İnce Çizgi 01-01-1970 03:00 Z Kuşağı İle Neden Kuşak Çatışması Yaşanır? 01-01-1970 03:00 Amaçsız Mutluluk Mu Mutlu Amaç Mı? 01-01-1970 03:00 Güçlü toplum için reform şart mıdır?-2 01-01-1970 03:00 Güçlü Toplum İçin Değişim ve Süreklilik Şart Mıdır?-1 01-01-1970 03:00 İnsanlar Eşit Midir? 01-01-1970 03:00 Alışkanlıklarımızın Sınırı Nereye Kadar Olmalı! 01-01-1970 03:00 Varlık özgürlüğü kısıtlar mı 01-01-1970 03:00 İyi bir Toplum Olmanın Sistem Şartı-2 01-01-1970 03:00 Gelenek Bir İnanç Mıdır! 01-01-1970 03:00 Bir Eylemin Ahlaki Değerini Belirleyen Şey Nedir? 01-01-1970 03:00 Akıl İyi ve Kötüyü Ayırarak Mı İşler? 01-01-1970 03:00 Akıl Mı Fikir Mi Karışır? 01-01-1970 03:00 Akıl ve Sağduyu İle Adalet Erdemi 01-01-1970 03:00 Ahlakın kaynağı evrimsel süreç midir? 01-01-1970 03:00 İnsandaki Doğal Ahlaki İlke Kanıtlanabilir Mi? 01-01-1970 03:00 Tükenmişlik Hissini Yaşamak 01-01-1970 03:00 İradenin Sevgi ve Merhamet Eylemi 01-01-1970 03:00 Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek 01-01-1970 03:00 Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek 01-01-1970 03:00 Teknoloji Hayatın Kendisi Midir? 01-01-1970 03:00 İnsan Allah’ı (cc) Bilmeye Meyilli Bir Varlık Mıdır? 01-01-1970 03:00 Giysiye Bakıp Aldanmamak 01-01-1970 03:00 Acı İle Mutluluk Bir Arada Mı? 01-01-1970 03:00 Rasyonel Çaba Arttıkça Kesinlik Azalır Mı? 01-01-1970 03:00 Platon’a Göre Eğitim 01-01-1970 03:00 Zevkimiz okumaya dönüşür mü? 01-01-1970 03:00 Toplumun Rehberlik Servisi Aydınlar 01-01-1970 03:00 Kötüden İyi Çıkar Mı! 01-01-1970 03:00 Galen’e göre ahlakın kaynağı doğuştan mıdır? 01-01-1970 03:00 “Ben” bilinci Üç pizzacı 01-01-1970 03:00 Hayatın gerilimlerini aşmak mümkün müdür? 01-01-1970 03:00 Hayata anlamlı mı anlamsız mı bakmalı! 01-01-1970 03:00 İnsanın Sorularla Anlam Arayışı 01-01-1970 03:00 İman Mı İntihar Mı?/Tolstoy 01-01-1970 03:00 Yanılmışım Tanrı Varmış / Antony Flew 01-01-1970 03:00 Sözün Özleri 01-01-1970 03:00 Z Kuşağının Zihin Dünyasındaki Kırılmalar 01-01-1970 03:00 Erken Karar Verme Hastalığı 01-01-1970 03:00 Özel Bireylerin Dünyası 01-01-1970 03:00 Otizmli Yağmur Adam Raymond 01-01-1970 03:00 Aklın Tarihsel Gelişimi 01-01-1970 03:00 Ateizm, teizm, agnostisizm ve deizm nedir? 01-01-1970 03:00 Hayatı Sebep ve Süreç Odaklı Yaşayıp Anlamlı Kılmak 01-01-1970 03:00 Yalnızlık Aforizmaları 01-01-1970 03:00 İnsanın Aşk Halindeki Beyanı Dua 01-01-1970 03:00 Altıncı His 01-01-1970 03:00 Gençler için ne yapmalı? 01-01-1970 03:00 Yalnızlık Niçin Ruh, Akıl ve Allah’a Mahsustur? 01-01-1970 03:00 Ölüme Teselli Aramak 01-01-1970 03:00 Medeniyetin Yolu Batı’dan Mı Geçer? 01-01-1970 03:00 Şehrin Öbür Tarafından Koşarak Gelen Adam 01-01-1970 03:00 Bilgi Bilinç ve Özgürlüğe Adanmış Kadın Hypatia 01-01-1970 03:00 Dert İnsanı Olmak 01-01-1970 03:00 Aşk imanın özgürlük bedeli midir? 01-01-1970 03:00 Suskun Yıldızların Gizemli Bakışı 01-01-1970 03:00 Kurban bayramınız mübarek olsun! 01-01-1970 03:00 Depremde vefat eden babalar anısına…Babasızlık Nedir Bilirim 01-01-1970 03:00 Din İle Varlık Sınırında Kapı Açmak 01-01-1970 03:00 Sanatla Varlık Sınırında Pencere Açmak 01-01-1970 03:00 Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… 01-01-1970 03:00 Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… 01-01-1970 03:00 Gönül Bahçesinde Yürümek 01-01-1970 03:00 Gözyaşım Düştüğü An 01-01-1970 03:00 Gönül Bahçesinde Yürümek 01-01-1970 03:00 Tefekkürün Serencamı 01-01-1970 03:00 Denizde Yürümek 01-01-1970 03:00