Bulutlar Arasında Saklambaç Oynayan Ebabiller

Seyfettin BUDAK

21-10-2026 14:55

İçimden geçiriyorum, acaba saklambaç mı oynuyorlar?

Biri bulutun arkasına saklanıyor, diğeri onu bulmak için peşinden gidiyor sanki. Bir an sağa kıvrılıyorlar, bir an sola… Sonra rüzgârın görünmez ellerine tutunup kendilerini boşluğa bırakıyorlar. Sanki gökyüzünde sörf yapıyorlar. Ne bir korku belirtisi var hareketlerinde ne de bir telaş… Rüzgârın ne zaman sertleşeceğini, hangi yönden eseceğini biliyorlarmış gibi, onunla kavga etmek yerine onunla dans ediyorlar.

Oysa gökyüzü bugün oldukça hareketli. Kuzeyden güneye doğru akıp giden koyu bulutlar, sanki dağların arasından boşalan bir sel gibi birbirini kovalıyor. Her biri bir sonrakine yol açıyor. Gökyüzünün üzerinde görünmez bir nehir akıyor da bütün bulutlar o nehrin sularına kapılmış gibi…

Bir bulut geçiyor, ardından bir başkası yetişiyor. Kimi insan yüzüne benziyor, kimi hörgüçlü bir deveye… Hayal gücüm de bulutlarla birlikte yolculuğa çıkıyor. Bir bakıyorum çocukluğumun gökyüzündeyim, bir bakıyorum yıllardır içimde taşıdığım düşüncelerin arasında dolaşıyorum. Ama ebabillerin umurunda değil bütün bunlar.

Bulutların akış yönüne bakıyorum, kuşların uçuşuna bakıyorum. Sanki gökyüzünün akıntısına karşı koyuyorlar. Kanatlarını çırpa çırpa rüzgâra doğru ilerliyor, sonra birden kendilerini bırakıyorlar. Sağdan sola, soldan sağa…

Bir an mücadele ediyor, bir sonraki an teslim oluyorlar. Üstelik bunu öylesine uyumlu yapıyorlar ki, insan ister istemez durup düşünmeden edemiyor.

Acaba hayat dediğimiz şey de biraz böyle değil mi?

Bazen bütün gücümüzle rüzgâra karşı kanat çırpıyoruz. Önümüze çıkan engelleri aşmak, bir yerlere ulaşmak, bir şeyleri değiştirmek için çabalıyoruz. Yoruluyoruz, daralıyoruz, nefes nefese kalıyoruz. Sanki durursak düşecekmişiz, biraz olsun gevşersek hayat bizi alıp bilinmez bir yere sürükleyecekmiş gibi hissediyoruz.

Oysa şu küçücük kuşlar bana başka bir şey anlatıyor. Belki de hayat, yalnızca mücadele etmekten ibaret değildir. Bazen direnmek, bazen yön değiştirmek, bazen de kendini rüzgârın akışına bırakabilmektir. Her an kanat çırpmak zorunda değilsin. Her bulutla savaşamaz, her fırtınayı durduramazsın. Bazen yapabileceğin en güzel şey, gücünü doğru zamanda kullanmak ve ardından gökyüzünün sana sunduğu o görünmez desteği hissetmektir.

Ebabil bir an kanatlarını çırpıyor, bir an süzülüyor. Belki de onun uçuşundaki sır, tam olarak burada saklıdır: Ne bütünüyle mücadele ediyor ne de kendini bütünüyle akıntıya teslim ediyor. İhtiyaç duyduğunda çabalıyor, fırsat bulduğunda süzülüyor.

İnsan da keşke bunu öğrenebilse…

Keşke her şeyi kontrol etmek zorunda olmadığımızı anlayabilsek. Her insanın kalbini kazanamayacağımızı, her ayrılığı engelleyemeyeceğimizi, her gidenin ardından yetişemeyeceğimizi, her yağmuru durduramayacağımızı kabullenebilsek. Ve bütün bunlara rağmen yaşamın içinde kendimize ait küçük sevinçler bulabilsek.

Belki de huzur, hiçbir fırtınanın çıkmaması değildir. Fırtınanın ortasında bile kendi gökyüzünü bulabilmektir.

Camdaki yağmur damlaları birbirine karışıyor. Her damla kendi yolunu izliyor; kimi aşağıya doğru hızla süzülüyor, kimi bir başkasına tutunup yön değiştiriyor. Bir damla, camın ortasında bir an duraksıyor sanki. Sonra başka bir damla ona yetişiyor ve ikisi birleşip birlikte akmaya başlıyor.

İnsanlar da böyle değil mi?

Kimi hayatımıza bir anlığına dokunup geçiyor. Kimi yıllarca yanımızda yürüyor. Kimi bir yağmur damlası gibi sessizce kayboluyor, kimi de hiç beklemediğimiz bir anda bize eşlik etmeye başlıyor. Bazen tek başımıza taşıyamadığımız bir hüznü, bizi gerçekten dinleyen bir insanla paylaşınca hafifliyoruz. Bazen tek bir güzel cümle, içimizde günlerdir kapalı duran bir pencereyi aralıyor.

Demek ki insanın da ara sıra bir başkasına yaslanmaya, onunla aynı yöne bakmaya ihtiyacı var.

Gökyüzündeki ebabillere yeniden bakıyorum. Onlarca kuş, bir topluluğun görünmez ahengi içinde hareket ediyor. Acaba birbirlerini takip mi ediyorlar? Birbirlerinin hareketlerinden mi öğreniyorlar? Aralarında bir aile bağı mı var, yoksa aynı gökyüzünü paylaşmanın verdiği bir uyum mu onları bir arada tutuyor?

Bilmiyorum. Ama şunu düşünüyorum: Birlikte olmak, her zaman birbirine sıkıca tutunmak anlamına gelmeyebilir. Bazen birlikte olmak, aynı gökyüzünde birbirine çarpmadan uçabilmektir. Birinin sağa, diğerinin sola yönelmesine izin vermek; uzaklaşsa bile onun kendi yolunu bulabileceğine güvenmektir.

İnsan ilişkilerinde de en çok bunu özlemiyor muyuz? Bizi değiştirmeye çalışmadan yanımızda durabilen, her sessizliğimizi doldurmaya uğraşmayan, bazen hiçbir şey söylemeden bizimle gökyüzüne bakabilen insanları…

Öyle insanlar vardır ki yanlarında kendimizi açıklamak zorunda kalmayız. Susarız, anlarlar. Güleriz, eşlik ederler. Bir gün içimiz daralır, bulutlarımız kararır; bizi hemen neşelendirmeye çalışmak yerine biraz yanımızda dururlar. Çünkü bilirler ki her hüzün hemen giderilmek, her sessizlik bir sözle bozulmak zorunda değildir.

Bazen bir insanın başka bir insana verebileceği en güzel hediye, onun yanında rahatça nefes alabilmesidir.

Gökyüzünde bir ebabil, diğerlerinden ayrılıp sola doğru süzülüyor. Ardından bir başkası aynı hareketi yapıyor. Sonra bir diğeri… Her biri sanki aynı oyunun sırasını bekliyor. Bir bulutun arkasından çıkıyor, rüzgârın üzerine bırakıyor kendini, sonra yeniden kanat çırpıyor.

İçimde tuhaf bir sevinç beliriyor. Öyle büyük, öyle gösterişli bir sevinç değil bu. Ne alkışa ihtiyacı var ne de birilerinin görmesine… Yalnızca orada olmakla, o küçücük hayat gösterisini izlemekle ilgili.

Saatlerce böyle kalabilirim, diye düşünüyorum.

Ne yetişmem gereken bir yer olsa, ne cevap vermem gereken bir telefon, ne de zihnimi kemiren yarınların hesabı… Zaman biraz yavaşlasa… Dünya bütün gürültüsünü dışarıda bıraksa… Ben de penceremin önünde, yağmurun sesini dinleyerek gökyüzünde oynayan bu küçük canlıları seyretsem…

Keşke insan bazen hiçbir şey yapmak zorunda olmasa…

Ne kendini kanıtlamak, ne birilerine yetişmek, ne geçmişin hesabını vermek, ne de geleceğin bütün yükünü bugünden omuzlarına almak zorunda kalsa… Sadece yaşasa… Bir yağmur damlasının sesini duysa… Bir bulutun şekil değiştirmesini izlese… Bir kuşun kanat çırpışındaki zarafete hayran kalsa…

Çünkü hayat, biz onu büyük olayların içinde ararken, çoğu zaman en güzel yüzünü küçük anlarda gösteriyor.

Belki de yıllar sonra hatırlayacağımız şeyler, başardığımız büyük işlerden ibaret olmayacak. Bir sonbahar sabahı penceremizden gördüğümüz kuşlar, yağmurun cama vuruşu, sevdiğimiz biriyle paylaştığımız sıcak bir çay, ansızın içimize dolan bir huzur… Belki de yaşamın asıl dokusu bunlardan örülüyor. Ve biz, o dokunun içinden geçerken çoğu zaman farkına bile varmıyoruz.

Bir ebabil yeniden beliriyor. Koyu bulutların önünde küçücük bir gölge… Rüzgâr onu bir yana sürüklüyor, o kanatlarını açıp yönünü değiştiriyor. Sonra birden kendini akışa bırakıyor ve kayıp gidiyor.

İçimden ona seslenmek geliyor: Ey küçük gökyüzü yolcusu, sen nereden biliyorsun ne zaman mücadele edeceğini, ne zaman süzüleceğini? Biri sana mı öğretti, yoksa hayatın sırrını doğarken mi getirdin kanatlarında?

Elbette cevap vermiyor. Zaten belki de bazı soruların cevabını duymak gerekmiyor. Bazen yalnızca sormak, insanın içinde yeni bir pencere açmaya yetiyor.

Yağmur biraz daha hızlanıyor. Bulutlar akıp gidiyor. Ebabiller gökyüzünün o görünmez nehrinde bir görünüp bir kayboluyor. Ben hâlâ penceremin önündeyim. Perde yarı aralık, dünya gri, içimse tarif edemediğim bir dinginlikle dolu.

Bir bulut daha geçiyor. Bu kez bir insana benziyor. Sanki başını göğe kaldırmış, o da kuşları seyrediyor. Gülümsüyorum. Biraz sonra şekli değişecek, dağılıp gidecek. Tıpkı hayatımızdaki nice görüntü, nice duygu, nice düşünce gibi…

Hiçbir şey aynı kalmıyor. Ne bulutlar, ne yağmurlar, ne de içimizden geçen duygular… Hüznümüz de değişiyor, sevincimiz de… Bazen bitmeyecek sandığımız bir kederin içinden yıllar sonra gülümseyerek çıkıyoruz. Bazen sıradan sandığımız bir gün, hafızamızın en güzel köşesine yerleşiyor.

Belki de bu yüzden hiçbir anı küçümsememek gerekiyor. Çünkü bir gün, bugün sıradan bulduğumuz bir yağmurun sesini bile özleyebiliriz. Bir pencerenin önünde öylece durabilmeyi, hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan gökyüzünü seyretmeyi, içimizdeki bütün soruları bir süreliğine susturabilmeyi…

Kim bilir, belki mutluluk dediğimiz şey, sahip olduğumuz her şeyin çoğalması değil; elimizde olan küçücük güzellikleri fark edebilecek kadar yavaşlayabilmemizdir.

Dışarıda ebabiller hâlâ uçuyor. Ben hâlâ bakıyorum. Ve içimden, kimseye duyurmadan, sessizce bir dilek geçiriyorum: Keşke dünya biraz daha yavaşlasa… İnsanlar biraz daha birbirini dinlese… Kalpler biraz daha incelik öğrense… Ve biz, hayatın bütün fırtınalarına rağmen, arada bir durup gökyüzünde saklambaç oynayan kuşları seyretmeyi unutmasak…

Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey, bütün sorunlarını çözecek büyük bir mucize değildir. Bazen bir pencere yeter.

Biraz yağmur… Gri bulutların arasında kayıp giden birkaç ebabil… Ve insana, hâlâ bu dünyada yaşanmaya değer şeyler bulunduğunu hatırlatan küçücük bir an…

Bugün gökyüzü bana bunları anlattı. Ben de sustum, dinledim.

 

 

DİĞER YAZILARI Kalbin İstediği mi, Aklın Bildiği mi? Sevgi mi, Arzu mu? 01-01-1970 03:00 İnsan ne zaman gerçekten kendisi olur? 01-01-1970 03:00 İnsan Neden Yalan Söyler? 01-01-1970 03:00 İnsanlığın Hayatta Kalma Mücadelesi 01-01-1970 03:00 Yeniden Hayata Doğmak 01-01-1970 03:00 Düşünce Tarlası 01-01-1970 03:00 Cemaatler Neden Narsisizmin Gölgesine Girebilir? 01-01-1970 03:00 Tamamlanmak İsteyen İnsan 01-01-1970 03:00 Yıldız tozundan gelen insan, burçlardan mı ibaret? 01-01-1970 03:00 Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi? 01-01-1970 03:00 Zymunt Bauman Soruyor: Modern Dünyada Ahlaki Sorumluluğumuzu Kime Devrettik? 01-01-1970 03:00 Sosyal Medyanın Geç Kalmış Açlıkları 01-01-1970 03:00 Dünya Kupası Daha Başlamadan Neden Bitti 01-01-1970 03:00 Yorgun olan insan mı, yoksa içinde yaşadığı sistem mi? 01-01-1970 03:00 Tanrı Tartışmasında Asıl Kaçırdığımız Şey Ne? 01-01-1970 03:00 Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin! 01-01-1970 03:00 İnsanlık Görünmez Bir Bilinç Savaşının İçinde mi? 01-01-1970 03:00 Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı 01-01-1970 03:00 Kayıplar Antropolojisinden Zihindeki Bilincin Egemenliğine 01-01-1970 03:00 Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa 01-01-1970 03:00 Gölge Operasyonu: Beynimizdeki "Sistem" Fitresi Ve Toplama İnsanların Senfonisi 01-01-1970 03:00 Merhametin İnfazı 01-01-1970 03:00 Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler 01-01-1970 03:00 Cesaretle Yaktığınız Köprüler mi Sizi Kurtarır, Korkuyla Sığındığınız Limanlar mı? 01-01-1970 03:00 Aynada Gördüğünüz Siz misiniz, Yoksa Toplumun Diktiği Bir Kostüm mü? 01-01-1970 03:00 İnsanı İnsan Yapan Nedir? Sahip Oldukları mı, Vazgeçebildikleri mi? 01-01-1970 03:00 İnsanlık yeni bir bayram hikâyesi yazamaz mı? 01-01-1970 03:00 Görünmek mi, var olmak mı? 01-01-1970 03:00 Zalimin Karşısında, Mazlumun Yanında 01-01-1970 03:00 Kayısının Gölgesinde Kayıp Bir Dünya: Mahalle Nereye Kayboldu? 01-01-1970 03:00 Neden Lise Yılları Unutulmaz? 01-01-1970 03:00 Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi? 01-01-1970 03:00 Günah mı, Saygı mı? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim mi? 01-01-1970 03:00 İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur? 01-01-1970 03:00 Tek bir taşla kaç kuş vurulur? 01-01-1970 03:00 Nöronların Sessiz Bilgeliği: Benliğin Ötesinde Bir Yaşam Mümkün mü? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Kaygıya Dönüştüğü Yerde Yaşam Felsefesi 01-01-1970 03:00 Sadakat Ölçüsü Kaybolunca İnsan Kalmak Mümkün mü? 01-01-1970 03:00 Beyin Bir Bilgisayar Değilse, Zihin Nasıl Oluşur? 01-01-1970 03:00 “Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…” 01-01-1970 03:00 İnsan Neden Yaptığı Şeyin Hemen Sonucunu Görmek İster? Ve Neden Aniden Pişman Olur? 01-01-1970 03:00 Sessizliğin Bedeli: Düşünmeyi Unutan İnsan mı Oluyoruz! 01-01-1970 03:00 Neden Doymuyoruz? 01-01-1970 03:00 Neden iyi olan kaybeder! 01-01-1970 03:00 Kaderin Kaldırımında Özgürlüğümüz Ne Kadar? 01-01-1970 03:00 Kolumuzdaki saat zamanı mı gösteriyor yoksa içimizdeki boşluğu mu? 01-01-1970 03:00 Kaderin dili cesaretin çığlığı mı, korkunun fısıltısı mı? 01-01-1970 03:00 Dahilik mi, Delilik mi? 01-01-1970 03:00 Zihnin Sırtında Taşıdığınız Görünmez Yükler Ruhunuzu Nereye Sürüklüyor? 01-01-1970 03:00 Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim Mi? 01-01-1970 03:00 Ölümün Tesellisi 01-01-1970 03:00 Ölümden sonra dirilişe neden inanayım! 01-01-1970 03:00 Toplama Bir Dünyada Toplama İnsanlarla Yaşamak 01-01-1970 03:00 Başkasının mutluluğu neden içimizi kemirir? İnsan olmanın sınavı burada mı saklı? 01-01-1970 03:00 Phoenix ve Jolie'nin Sessizliğe İsyanı: Gazze'de Çığlık Var, Siz Neden Hâlâ Sessizsiniz? 01-01-1970 03:00 Kırık Dökük Bir Ben Ve Yeniden Başlama Umudu 01-01-1970 03:00 Hikâyelerim Öldü mü? 01-01-1970 03:00 Srebrenitsa'dan Gazze'ye Batı'nın Kan Lekeli Sessizliği 01-01-1970 03:00 Ekranın Gölgesinde Büyüyen Çığlık: Görmek Duyabilmek Midir? 01-01-1970 03:00 Medeniyetler Çatışmasına Doğru mu! 01-01-1970 03:00 Gerçekten Düşündüğünde Kaç Kişi Kalıyor Yanında? 01-01-1970 03:00 Gazze: Haritada Bir Nokta; Vicdanda Bir Kıyamet 01-01-1970 03:00 Kurban Bayramı mı, Kurban İnsanlık mı? 01-01-1970 03:00 Benimle Alay Ettiler, Sonra Ben Oldum 01-01-1970 03:00 Bir Çocuğun Kalbine Bomba Düşerse, İnsanlık Nereye Sığınır? 01-01-1970 03:00 Bir Mahallenin Kalbinde Unutulmuş Çocukluk Hatıraları 01-01-1970 03:00 Beni Neden Kimse Merak Etmiyor! 01-01-1970 03:00 Zamanın Dili 01-01-1970 03:00 Ne Zaman İnsan Uslanacak? 01-01-1970 03:00 Bilinçli Zihnin Engellerinden Nasıl Kurtulabiliriz? 01-01-1970 03:00 Gazze’de ölüm sıradanlaştığında, insanlık nerede duracak? 01-01-1970 03:00 Bilgi Çağında Cehalet: Gerçek Neyi Gösteriyor? 01-01-1970 03:00 Orucun Toplumsal Vicdan Dokunuşu 01-01-1970 03:00 İnsanlık ve İyi-Kötü Arasındaki İnce Çizgi: Aklın Rolü 01-01-1970 03:00 Geçmiş mi Gelecek mi! 01-01-1970 03:00 Yangın, İhmal ve Güvenlik: Bolu’daki Olaydan Çıkarılacak Dersler 01-01-1970 03:00 Anlam Krizi: İnsan Ne İçin Yaşıyor? 01-01-1970 03:00 Evrimsel Ahlak mı? İlahi Ahlak mı? İnsanlık Nerede Duruyor? 01-01-1970 03:00 Sosyal Medya ve İnsan İlişkileri Üzerindeki Derin Etkiler 01-01-1970 03:00 Geleceği Şekillendiren Z Kuşağı: Dijitalleşen Dünyada Kimlik ve Değerler 01-01-1970 03:00 Yapay Zekâ İle İnsan Beyni Arasındaki İnce Çizgi 01-01-1970 03:00 Z Kuşağı İle Neden Kuşak Çatışması Yaşanır? 01-01-1970 03:00 Amaçsız Mutluluk Mu Mutlu Amaç Mı? 01-01-1970 03:00 Güçlü toplum için reform şart mıdır?-2 01-01-1970 03:00 Güçlü Toplum İçin Değişim ve Süreklilik Şart Mıdır?-1 01-01-1970 03:00 İnsanlar Eşit Midir? 01-01-1970 03:00 Alışkanlıklarımızın Sınırı Nereye Kadar Olmalı! 01-01-1970 03:00 Varlık özgürlüğü kısıtlar mı 01-01-1970 03:00 İyi bir Toplum Olmanın Sistem Şartı-2 01-01-1970 03:00 Gelenek Bir İnanç Mıdır! 01-01-1970 03:00 Bir Eylemin Ahlaki Değerini Belirleyen Şey Nedir? 01-01-1970 03:00 Akıl İyi ve Kötüyü Ayırarak Mı İşler? 01-01-1970 03:00 Akıl Mı Fikir Mi Karışır? 01-01-1970 03:00 Akıl ve Sağduyu İle Adalet Erdemi 01-01-1970 03:00 Ahlakın kaynağı evrimsel süreç midir? 01-01-1970 03:00 İnsandaki Doğal Ahlaki İlke Kanıtlanabilir Mi? 01-01-1970 03:00 Tükenmişlik Hissini Yaşamak 01-01-1970 03:00 İradenin Sevgi ve Merhamet Eylemi 01-01-1970 03:00 Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek 01-01-1970 03:00 Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek 01-01-1970 03:00 Teknoloji Hayatın Kendisi Midir? 01-01-1970 03:00 İnsan Allah’ı (cc) Bilmeye Meyilli Bir Varlık Mıdır? 01-01-1970 03:00 Giysiye Bakıp Aldanmamak 01-01-1970 03:00 Acı İle Mutluluk Bir Arada Mı? 01-01-1970 03:00 Rasyonel Çaba Arttıkça Kesinlik Azalır Mı? 01-01-1970 03:00 Platon’a Göre Eğitim 01-01-1970 03:00 Zevkimiz okumaya dönüşür mü? 01-01-1970 03:00 Toplumun Rehberlik Servisi Aydınlar 01-01-1970 03:00 Kötüden İyi Çıkar Mı! 01-01-1970 03:00 Galen’e göre ahlakın kaynağı doğuştan mıdır? 01-01-1970 03:00 “Ben” bilinci Üç pizzacı 01-01-1970 03:00 Hayatın gerilimlerini aşmak mümkün müdür? 01-01-1970 03:00 Hayata anlamlı mı anlamsız mı bakmalı! 01-01-1970 03:00 İnsanın Sorularla Anlam Arayışı 01-01-1970 03:00 İman Mı İntihar Mı?/Tolstoy 01-01-1970 03:00 Yanılmışım Tanrı Varmış / Antony Flew 01-01-1970 03:00 Sözün Özleri 01-01-1970 03:00 Z Kuşağının Zihin Dünyasındaki Kırılmalar 01-01-1970 03:00 Erken Karar Verme Hastalığı 01-01-1970 03:00 Özel Bireylerin Dünyası 01-01-1970 03:00 Otizmli Yağmur Adam Raymond 01-01-1970 03:00 Aklın Tarihsel Gelişimi 01-01-1970 03:00 Ateizm, teizm, agnostisizm ve deizm nedir? 01-01-1970 03:00 Hayatı Sebep ve Süreç Odaklı Yaşayıp Anlamlı Kılmak 01-01-1970 03:00 Yalnızlık Aforizmaları 01-01-1970 03:00 İnsanın Aşk Halindeki Beyanı Dua 01-01-1970 03:00 Altıncı His 01-01-1970 03:00 Gençler için ne yapmalı? 01-01-1970 03:00 Yalnızlık Niçin Ruh, Akıl ve Allah’a Mahsustur? 01-01-1970 03:00 Ölüme Teselli Aramak 01-01-1970 03:00 Medeniyetin Yolu Batı’dan Mı Geçer? 01-01-1970 03:00 Şehrin Öbür Tarafından Koşarak Gelen Adam 01-01-1970 03:00 Bilgi Bilinç ve Özgürlüğe Adanmış Kadın Hypatia 01-01-1970 03:00 Dert İnsanı Olmak 01-01-1970 03:00 Aşk imanın özgürlük bedeli midir? 01-01-1970 03:00 Suskun Yıldızların Gizemli Bakışı 01-01-1970 03:00 Kurban bayramınız mübarek olsun! 01-01-1970 03:00 Depremde vefat eden babalar anısına…Babasızlık Nedir Bilirim 01-01-1970 03:00 Din İle Varlık Sınırında Kapı Açmak 01-01-1970 03:00 Sanatla Varlık Sınırında Pencere Açmak 01-01-1970 03:00 Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… 01-01-1970 03:00 Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… 01-01-1970 03:00 Gönül Bahçesinde Yürümek 01-01-1970 03:00 Gözyaşım Düştüğü An 01-01-1970 03:00 Gönül Bahçesinde Yürümek 01-01-1970 03:00 Tefekkürün Serencamı 01-01-1970 03:00 Denizde Yürümek 01-01-1970 03:00