Kalbin İstediği mi, Aklın Bildiği mi? Sevgi mi, Arzu mu?

Seyfettin BUDAK

07-10-2026 19:28

İnsan tam da burada kendisiyle karşı karşıya gelir. Çünkü akıl önümüzde duran gerçeği görmek ister; kalp ise bazen gerçeğin başka türlü olmasını arzular. Arzu güçlendiğinde insan yalnızca dünyaya bakışını değil, gerçeğe ilişkin yorumunu da değiştirmeye başlar. Görmek istemediği işaretleri küçümser, kendisini uyaranları haksız bulur, karşısındaki insanın davranışlarına mazeretler üretir. Belki de insanın kendisini kandırmasının en incelikli biçimi budur. Gerçeği değiştiremeyince, gerçeğe ilişkin yorumumuzu değiştiririz.

Bunun en karmaşık yaşandığı alanlardan biri ise aşk, sevgi ve cinselliktir.

Sevgi mi, arzu mu?

Sigmund Freud, insan davranışlarının önemli bölümünün bilinçdışı süreçlerden etkilendiğini gösterirken; Erich Fromm sevgiyi yalnızca güçlü bir duygu değil, aynı zamanda ilgi, sorumluluk, emek ve gerçek bir tanıma biçimi olarak ele alır. Çünkü birini istemek ile birini sevmek aynı şey değildir.

Bir insanı arzulayabilirsiniz. Bedenine çekilebilirsiniz. Onunla birlikte olmayı çok isteyebilirsiniz. Size gösterdiği ilgiye bağımlı hâle gelebilirsiniz. Hatta bütün bunları "aşk" olarak adlandırabilirsiniz.

Fakat zaman geçip yoğun arzu sakinleştiğinde geriye ne kalıyor?  Cinselliğin olmadığı bir akşamda hâlâ onunla konuşmak istiyor musunuz? Düşüncelerini merak ediyor musunuz? Hastalığında yanında olmak, başarısında gerçekten mutlu olmak istiyor musunuz? Kusurlarını ve geçmişini taşıyabilecek sabrınız var mı? Onu yalnızca size verdiği haz için değil, kendisi olduğu için seviyor musunuz?

Cevap hayırsa belki de yaşanan şey aşk değil, aşkın üzerine giydirilmiş güçlü bir arzudur.

Cinsellik algımızı neden değiştirebilir?

Cinsellik kötü, kirli veya sevginin düşmanı değildir. Sağlıklı bir ilişkinin doğal ve değerli parçalarından biri olabilir. Sorun, cinselliğin sevginin yerine geçmesidir.

Yoğun cinsel arzu sırasında beynin ödül ve motivasyon sistemleri güçlü biçimde devreye girer. Dopamin gibi nörotransmitterler beklenti ve ödül duygusunu etkiler. Böyle dönemlerde dikkatimiz daralabilir; bazı özellikleri olduğundan daha çekici, riskleri ise olduğundan daha önemsiz görebiliriz. İşte bu yüzden insan bazen normal şartlarda sorgulayacağı bir ilişkiyi, yoğun arzunun etkisi altında romantikleştirebilir.

"Belki değişir.", "Aslında çok iyi biri.", "Bana karşı farklı.", "Kimse beni onun kadar anlamıyor.", "Aramızda çok güçlü bir bağ var."

Oysa bazen ortada güçlü bir bağdan çok, güçlü bir uyarılma vardır. Bu ikisini ayırabilmek, insanın kendisini tanıması açısından hayati önem taşır.

Daniel Kahneman'ın çalışmalarının da gösterdiği gibi insan zihni her zaman sakin, mantıklı ve hesaplayıcı çalışmaz. Hızlı, sezgisel ve duygusal değerlendirmelerimizin yanında; daha yavaş, sorgulayan ve denetleyen bir düşünme biçimimiz de vardır. Yoğun arzunun yükseldiği anlarda ikinci taraf geri plana itilebilir. Bu nedenle insanın kendisine koyabileceği önemli bir kural vardır: Yoğun arzu içindeyken hayatımı değiştirecek kararlar vermeyeceğim.

Ne evlilik kararı... Ne ayrılık... Ne büyük sözler... Ne para verme... Ne de bir insan hakkında kesin hükümler. Çünkü arzu yükseldiğinde karar ertelenebilir. Arzu geçtikten sonra karar hâlâ aynıysa, o kararın içinde daha fazla hakikat olabilir.

“Onu İstiyorum” ile “onu seviyorum” arasındaki fark

Çağımızın yanılgılarından biri, yoğunluğu hakikat zannetmektir. Bir duygu çok güçlüyse onu gerçek sanıyoruz. Oysa güçlü olması doğru olduğu anlamına gelmez. Korku güçlüdür. Öfke güçlüdür. Kıskançlık güçlüdür. Cinsel arzu güçlüdür. Ama hiçbir duygunun şiddeti, tek başına onun hakikatinin kanıtı değildir.

"Onu çok istiyorum." Bu cümle yalnızca onu istediğimizi söyler. "Onunla birlikteyken kendimi çok iyi hissediyorum." Bu da kendi duygumuzu anlatır. Ama sevgi daha başka sorular sorar:

Onun iyiliğini kendi çıkarımdan bağımsız olarak istiyor muyum? Onu gerçekten tanıyor muyum? Yoksa zihnimde yarattığım kişiyi mi seviyorum? Cinsel çekim ortadan kalktığında aramızda hâlâ paylaşacak bir dünya var mı?

Sevgi işte burada sınanmaya başlar.

Fromm'un sevgi anlayışında sevgi yalnızca "başımıza gelen" bir duygu değildir. Aynı zamanda bir yapabilme kapasitesidir. İnsan sevdiğinde yalnızca "Seni istiyorum." demez. "Senin varlığını görüyorum." der. Gerçek sevgi, karşısındaki insanı tüketmek değil, onun varlığına alan açmaktır.

Burada Kant'ın insanı hiçbir zaman yalnızca araç olarak görmeme düşüncesi de önemlidir. Bir insanı yalnızca kendi hazımız için kullanıyorsak, onu insan olarak değil, ihtiyacımızı karşılayan bir nesne olarak görmeye başlamışız demektir. Sevgi ile arzu arasındaki kritik sınır biraz da burada ortaya çıkar.

Peki İnsan ne yapmalı?

Belki de en sağlıklı yöntemlerden biri, kendimiz için bir "arzu sonrası testi" oluşturmaktır. Bir kişiye karşı yoğun cinsel çekim hissettiğimizde hemen karar vermemek... Bir süre beklemek... Sonra kendimize şu soruları sormak:

Onunla cinsellik olmadan da vakit geçirmek istiyor muyum? Saatlerce konuşabilir miyim? Birlikte yürüyebilir miyim? Sessizce oturabilir miyim? Bir bardak çayı paylaşmak bana yeterli geliyor mu? Onun karakterini gerçekten seviyor muyum? Yoksa yalnızca bana hissettirdiği duyguyu mu seviyorum? Cinsel çekim tamamen ortadan kalksaydı bu insanı yine seçer miydim? Onun kusurlarını gerçekten görüyor muyum? Yoksa onları "aşk" adı altında örtüyor muyum? Bu ilişki beni büyütüyor mu, tüketiyor mu?

Gerçek sevgi insanı küçültmez, kendisine yabancılaştırmaz. Sürekli kaygı, kıskançlık, gizlilik ve suçluluk içinde bırakmaz.

Modern insanın en büyük problemlerinden biri hızdır. Hemen tanışıyoruz. Hemen mesajlaşıyoruz. Hemen yakınlaşıyoruz. Hemen cinselliği yaşıyoruz. Hemen "aşk" diyoruz. Hemen gelecek planları yapıyoruz. Sonra çok kısa sürede hayal kırıklığına uğruyoruz. Oysa insanı tanımak zaman ister.

Zaman, arzunun süzgecidir. İlk günlerde gördüğümüz çoğu zaman karşımızdaki kişinin tamamı değil, kendi beklentilerimizin yansımasıdır.

Zaman geçtikçe öfkesini, bencilliğini, sorumluluk anlayışını, zor zamanlardaki davranışını, parayla ilişkisini ve sadakat anlayışını görürüz. Belki de en önemlisi, bize hiçbir şey vermediği zaman bize nasıl davrandığını görürüz. İşte insan orada gerçek kişiliğiyle karşılaşmaya başlar.

Arzuyu ertelemek özgürlüktür.

Cinsel arzuyu yok etmeye çalışmak ne gerçekçidir ne de gereklidir. Asıl mesele arzunun direksiyonuna oturmamaktır. Arzu gelebilir. Onu fark ederiz. Bastırmak yerine kabul ederiz. Ama hemen davranışa dönüştürmeyiz. Çünkü "İstiyorum ama yapmak zorunda değilim." diyebilmek insanın özgürlüğünü artırır. Cinsel arzunun gelmesi bizim seçimimiz olmayabilir; fakat onunla ne yapacağımız konusunda belirli ölçüde seçme gücümüz vardır.

Kalp konuşur. Akıl dinler. Ama son kararı ikisi birlikte verir.

Sevgi sadece "evet" değildir. Bazen sevgi için "hayır" demek gerekir. "Şu anda seni çok istiyorum ama bu arzunun benim adıma karar vermesine izin vermeyeceğim.", "Bu ilişki beni heyecanlandırıyor ama önce seni gerçekten tanımak istiyorum.", "Şu anda yalnızım ve sana ihtiyacım var; fakat seni yalnızlığımın ilacı olarak kullanmayacağım."

İnsan bunu söyleyebildiği zaman olgunlaşmaya başlar. Çünkü özdenetim arzunun yokluğu değil, arzunun üzerinde özgürlük kurabilmektir.

İnsan çoğu zaman "Ne istiyorum?" diye sorar. Belki daha önemli sorular şudur:

Bizi cinsellik mi istiyor? Yalnızlığımız mı? Onaylanma ihtiyacımız mı? Sevilme açlığımız mı? Gençlik duygusunu yeniden yaşama isteğimiz mi? Yoksa gerçekten karşımızdaki insan mı?

Bu soruları sormadan yapılan seçimler, bazen insanın kendi içindeki boşluğu başka bir insanla doldurma çabasına dönüşür. Oysa hiçbir insan başka bir insanın bütün boşluklarını dolduramaz. Çünkü bazı boşluklar ilişkiyle değil, insanın kendisiyle kurduğu bağla ilgilidir.

Sonunda mesele aşk değildir. Bütün bunların altında daha büyük bir insanlık sorusu vardır:

İnsan kendi arzularının efendisi olabilecek mi?

Arzularımız bizi yönetirse özgürlüğümüz azalır. Duygularımızı yok etmeye çalışırsak insanlığımız eksilir. Akla teslim olup kalbi susturursak hayatımız kurur. Kalbe teslim olup aklı susturursak gerçeklikten uzaklaşırız. Belki olgunluk ikisini de susturmak değil, ikisini konuşturabilmektir.

Kalp: "Onu istiyorum." Akıl: "Peki ama onu tanıyor musun?"

Kalp: "Onun yanında çok mutluyum." Akıl: "Peki cinsellik olmadığında da mutlu musun?"

Kalp: "Onu kaybetmek istemiyorum." Akıl: "Onu mu kaybetmek istemiyorsun, yoksa onun sana verdiği duyguyu mu?"

İşte insanın gerçek iç konuşması belki tam burada başlar.

Ve belki hakiki sevginin ölçüsü şudur: Bir insanı en çok arzuladığınız anda bile onu tanımak için acele etmiyorsanız... Cinsel arzunuz yükseldiğinde kararınızı erteleyebiliyorsanız... Karşınızdaki insanın bedeninden önce karakterini merak ediyorsanız... Onunla yalnızca yatakta değil, hayatın sıradan günlerinde de birlikte olmak istiyorsanız... Cinsellik bittikten sonra hâlâ onun sesini duymak, onunla yürümek, konuşmak, susmak ve hayatı paylaşmak istiyorsanız...

İşte orada başka bir şey başlamış olabilir. Belki sevgi…

Çünkü gerçek sevgi, arzunun yokluğu değildir. Arzunun içinde bile karşındaki insanı görebilmektir. İnsan bazen kendisine şu cümleyi söyleyebilmelidir:

"Seni istiyor olabilirim. Ama seni gerçekten sevip sevmediğimi anlamadan, yalnızca istediğim için sana sahip olmayacağım."

Belki de insanın kendisine verebileceği en büyük özgürlük budur. Çünkü arzu insanı birine götürebilir; fakat yalnızca sevgi, insanın o kişinin yanında kalmasını anlamlı kılar.

Ve sonunda hakikat şudur: Kalbin her söylediği doğru değildir. Aklın her söylediği de sevgi değildir. İnsanın olgunluğu, ikisinin arasındaki sessizlikte hakikati duyabilmesidir.

 

DİĞER YAZILARI İnsan ne zaman gerçekten kendisi olur? 01-01-1970 03:00 İnsan Neden Yalan Söyler? 01-01-1970 03:00 İnsanlığın Hayatta Kalma Mücadelesi 01-01-1970 03:00 Yeniden Hayata Doğmak 01-01-1970 03:00 Düşünce Tarlası 01-01-1970 03:00 Cemaatler Neden Narsisizmin Gölgesine Girebilir? 01-01-1970 03:00 Tamamlanmak İsteyen İnsan 01-01-1970 03:00 Yıldız tozundan gelen insan, burçlardan mı ibaret? 01-01-1970 03:00 Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi? 01-01-1970 03:00 Zymunt Bauman Soruyor: Modern Dünyada Ahlaki Sorumluluğumuzu Kime Devrettik? 01-01-1970 03:00 Sosyal Medyanın Geç Kalmış Açlıkları 01-01-1970 03:00 Dünya Kupası Daha Başlamadan Neden Bitti 01-01-1970 03:00 Yorgun olan insan mı, yoksa içinde yaşadığı sistem mi? 01-01-1970 03:00 Tanrı Tartışmasında Asıl Kaçırdığımız Şey Ne? 01-01-1970 03:00 Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin! 01-01-1970 03:00 İnsanlık Görünmez Bir Bilinç Savaşının İçinde mi? 01-01-1970 03:00 Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı 01-01-1970 03:00 Kayıplar Antropolojisinden Zihindeki Bilincin Egemenliğine 01-01-1970 03:00 Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa 01-01-1970 03:00 Gölge Operasyonu: Beynimizdeki "Sistem" Fitresi Ve Toplama İnsanların Senfonisi 01-01-1970 03:00 Merhametin İnfazı 01-01-1970 03:00 Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler 01-01-1970 03:00 Cesaretle Yaktığınız Köprüler mi Sizi Kurtarır, Korkuyla Sığındığınız Limanlar mı? 01-01-1970 03:00 Aynada Gördüğünüz Siz misiniz, Yoksa Toplumun Diktiği Bir Kostüm mü? 01-01-1970 03:00 İnsanı İnsan Yapan Nedir? Sahip Oldukları mı, Vazgeçebildikleri mi? 01-01-1970 03:00 İnsanlık yeni bir bayram hikâyesi yazamaz mı? 01-01-1970 03:00 Görünmek mi, var olmak mı? 01-01-1970 03:00 Zalimin Karşısında, Mazlumun Yanında 01-01-1970 03:00 Kayısının Gölgesinde Kayıp Bir Dünya: Mahalle Nereye Kayboldu? 01-01-1970 03:00 Neden Lise Yılları Unutulmaz? 01-01-1970 03:00 Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi? 01-01-1970 03:00 Günah mı, Saygı mı? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim mi? 01-01-1970 03:00 İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur? 01-01-1970 03:00 Tek bir taşla kaç kuş vurulur? 01-01-1970 03:00 Nöronların Sessiz Bilgeliği: Benliğin Ötesinde Bir Yaşam Mümkün mü? 01-01-1970 03:00 Beklentinin Kaygıya Dönüştüğü Yerde Yaşam Felsefesi 01-01-1970 03:00 Sadakat Ölçüsü Kaybolunca İnsan Kalmak Mümkün mü? 01-01-1970 03:00 Beyin Bir Bilgisayar Değilse, Zihin Nasıl Oluşur? 01-01-1970 03:00 “Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…” 01-01-1970 03:00 İnsan Neden Yaptığı Şeyin Hemen Sonucunu Görmek İster? Ve Neden Aniden Pişman Olur? 01-01-1970 03:00 Sessizliğin Bedeli: Düşünmeyi Unutan İnsan mı Oluyoruz! 01-01-1970 03:00 Neden Doymuyoruz? 01-01-1970 03:00 Neden iyi olan kaybeder! 01-01-1970 03:00 Kaderin Kaldırımında Özgürlüğümüz Ne Kadar? 01-01-1970 03:00 Kolumuzdaki saat zamanı mı gösteriyor yoksa içimizdeki boşluğu mu? 01-01-1970 03:00 Kaderin dili cesaretin çığlığı mı, korkunun fısıltısı mı? 01-01-1970 03:00 Dahilik mi, Delilik mi? 01-01-1970 03:00 Zihnin Sırtında Taşıdığınız Görünmez Yükler Ruhunuzu Nereye Sürüklüyor? 01-01-1970 03:00 Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim Mi? 01-01-1970 03:00 Ölümün Tesellisi 01-01-1970 03:00 Ölümden sonra dirilişe neden inanayım! 01-01-1970 03:00 Toplama Bir Dünyada Toplama İnsanlarla Yaşamak 01-01-1970 03:00 Başkasının mutluluğu neden içimizi kemirir? İnsan olmanın sınavı burada mı saklı? 01-01-1970 03:00 Phoenix ve Jolie'nin Sessizliğe İsyanı: Gazze'de Çığlık Var, Siz Neden Hâlâ Sessizsiniz? 01-01-1970 03:00 Kırık Dökük Bir Ben Ve Yeniden Başlama Umudu 01-01-1970 03:00 Hikâyelerim Öldü mü? 01-01-1970 03:00 Srebrenitsa'dan Gazze'ye Batı'nın Kan Lekeli Sessizliği 01-01-1970 03:00 Ekranın Gölgesinde Büyüyen Çığlık: Görmek Duyabilmek Midir? 01-01-1970 03:00 Medeniyetler Çatışmasına Doğru mu! 01-01-1970 03:00 Gerçekten Düşündüğünde Kaç Kişi Kalıyor Yanında? 01-01-1970 03:00 Gazze: Haritada Bir Nokta; Vicdanda Bir Kıyamet 01-01-1970 03:00 Kurban Bayramı mı, Kurban İnsanlık mı? 01-01-1970 03:00 Benimle Alay Ettiler, Sonra Ben Oldum 01-01-1970 03:00 Bir Çocuğun Kalbine Bomba Düşerse, İnsanlık Nereye Sığınır? 01-01-1970 03:00 Bir Mahallenin Kalbinde Unutulmuş Çocukluk Hatıraları 01-01-1970 03:00 Beni Neden Kimse Merak Etmiyor! 01-01-1970 03:00 Zamanın Dili 01-01-1970 03:00 Ne Zaman İnsan Uslanacak? 01-01-1970 03:00 Bilinçli Zihnin Engellerinden Nasıl Kurtulabiliriz? 01-01-1970 03:00 Gazze’de ölüm sıradanlaştığında, insanlık nerede duracak? 01-01-1970 03:00 Bilgi Çağında Cehalet: Gerçek Neyi Gösteriyor? 01-01-1970 03:00 Orucun Toplumsal Vicdan Dokunuşu 01-01-1970 03:00 İnsanlık ve İyi-Kötü Arasındaki İnce Çizgi: Aklın Rolü 01-01-1970 03:00 Geçmiş mi Gelecek mi! 01-01-1970 03:00 Yangın, İhmal ve Güvenlik: Bolu’daki Olaydan Çıkarılacak Dersler 01-01-1970 03:00 Anlam Krizi: İnsan Ne İçin Yaşıyor? 01-01-1970 03:00 Evrimsel Ahlak mı? İlahi Ahlak mı? İnsanlık Nerede Duruyor? 01-01-1970 03:00 Sosyal Medya ve İnsan İlişkileri Üzerindeki Derin Etkiler 01-01-1970 03:00 Geleceği Şekillendiren Z Kuşağı: Dijitalleşen Dünyada Kimlik ve Değerler 01-01-1970 03:00 Yapay Zekâ İle İnsan Beyni Arasındaki İnce Çizgi 01-01-1970 03:00 Z Kuşağı İle Neden Kuşak Çatışması Yaşanır? 01-01-1970 03:00 Amaçsız Mutluluk Mu Mutlu Amaç Mı? 01-01-1970 03:00 Güçlü toplum için reform şart mıdır?-2 01-01-1970 03:00 Güçlü Toplum İçin Değişim ve Süreklilik Şart Mıdır?-1 01-01-1970 03:00 İnsanlar Eşit Midir? 01-01-1970 03:00 Alışkanlıklarımızın Sınırı Nereye Kadar Olmalı! 01-01-1970 03:00 Varlık özgürlüğü kısıtlar mı 01-01-1970 03:00 İyi bir Toplum Olmanın Sistem Şartı-2 01-01-1970 03:00 Gelenek Bir İnanç Mıdır! 01-01-1970 03:00 Bir Eylemin Ahlaki Değerini Belirleyen Şey Nedir? 01-01-1970 03:00 Akıl İyi ve Kötüyü Ayırarak Mı İşler? 01-01-1970 03:00 Akıl Mı Fikir Mi Karışır? 01-01-1970 03:00 Akıl ve Sağduyu İle Adalet Erdemi 01-01-1970 03:00 Ahlakın kaynağı evrimsel süreç midir? 01-01-1970 03:00 İnsandaki Doğal Ahlaki İlke Kanıtlanabilir Mi? 01-01-1970 03:00 Tükenmişlik Hissini Yaşamak 01-01-1970 03:00 İradenin Sevgi ve Merhamet Eylemi 01-01-1970 03:00 Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek 01-01-1970 03:00 Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek 01-01-1970 03:00 Teknoloji Hayatın Kendisi Midir? 01-01-1970 03:00 İnsan Allah’ı (cc) Bilmeye Meyilli Bir Varlık Mıdır? 01-01-1970 03:00 Giysiye Bakıp Aldanmamak 01-01-1970 03:00 Acı İle Mutluluk Bir Arada Mı? 01-01-1970 03:00 Rasyonel Çaba Arttıkça Kesinlik Azalır Mı? 01-01-1970 03:00 Platon’a Göre Eğitim 01-01-1970 03:00 Zevkimiz okumaya dönüşür mü? 01-01-1970 03:00 Toplumun Rehberlik Servisi Aydınlar 01-01-1970 03:00 Kötüden İyi Çıkar Mı! 01-01-1970 03:00 Galen’e göre ahlakın kaynağı doğuştan mıdır? 01-01-1970 03:00 “Ben” bilinci Üç pizzacı 01-01-1970 03:00 Hayatın gerilimlerini aşmak mümkün müdür? 01-01-1970 03:00 Hayata anlamlı mı anlamsız mı bakmalı! 01-01-1970 03:00 İnsanın Sorularla Anlam Arayışı 01-01-1970 03:00 İman Mı İntihar Mı?/Tolstoy 01-01-1970 03:00 Yanılmışım Tanrı Varmış / Antony Flew 01-01-1970 03:00 Sözün Özleri 01-01-1970 03:00 Z Kuşağının Zihin Dünyasındaki Kırılmalar 01-01-1970 03:00 Erken Karar Verme Hastalığı 01-01-1970 03:00 Özel Bireylerin Dünyası 01-01-1970 03:00 Otizmli Yağmur Adam Raymond 01-01-1970 03:00 Aklın Tarihsel Gelişimi 01-01-1970 03:00 Ateizm, teizm, agnostisizm ve deizm nedir? 01-01-1970 03:00 Hayatı Sebep ve Süreç Odaklı Yaşayıp Anlamlı Kılmak 01-01-1970 03:00 Yalnızlık Aforizmaları 01-01-1970 03:00 İnsanın Aşk Halindeki Beyanı Dua 01-01-1970 03:00 Altıncı His 01-01-1970 03:00 Gençler için ne yapmalı? 01-01-1970 03:00 Yalnızlık Niçin Ruh, Akıl ve Allah’a Mahsustur? 01-01-1970 03:00 Ölüme Teselli Aramak 01-01-1970 03:00 Medeniyetin Yolu Batı’dan Mı Geçer? 01-01-1970 03:00 Şehrin Öbür Tarafından Koşarak Gelen Adam 01-01-1970 03:00 Bilgi Bilinç ve Özgürlüğe Adanmış Kadın Hypatia 01-01-1970 03:00 Dert İnsanı Olmak 01-01-1970 03:00 Aşk imanın özgürlük bedeli midir? 01-01-1970 03:00 Suskun Yıldızların Gizemli Bakışı 01-01-1970 03:00 Kurban bayramınız mübarek olsun! 01-01-1970 03:00 Depremde vefat eden babalar anısına…Babasızlık Nedir Bilirim 01-01-1970 03:00 Din İle Varlık Sınırında Kapı Açmak 01-01-1970 03:00 Sanatla Varlık Sınırında Pencere Açmak 01-01-1970 03:00 Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… 01-01-1970 03:00 Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… 01-01-1970 03:00 Gönül Bahçesinde Yürümek 01-01-1970 03:00 Gözyaşım Düştüğü An 01-01-1970 03:00 Gönül Bahçesinde Yürümek 01-01-1970 03:00 Tefekkürün Serencamı 01-01-1970 03:00 Denizde Yürümek 01-01-1970 03:00