AKADEMİLER TEKELLEŞMENİN SONU OLDU
Mühendislik ve mimarlık biliminin gelişmesiyle birlikte, yüzyıllar boyunca usta-çırak ilişkisi içinde aktarılan yapı teknikleri, ölçüm yöntemleri ve mesleki sırlar giderek daha geniş kesimlerin erişimine açıldı. Bir zamanlar alaylı mimarların, duvar ustalarının ve duvarcı loncalarının tekelinde bulunan bilgiler, zamanla akademik eğitimin konusu hâline geldi. İşte tam bu tarihsel kırılma noktasında sahneye çıkan "yeni kuşak" bir oluşum olan masonluk, yalnızca duvarcı ustalarına ait köhneyen loncaları ele geçirmekle kalmamış, isimleri dahil onlara ait ne varsa mülkiyetine alıp kendisine bir tarih yazabilmeyi başarmıştır.
Duvar ustalarıyla en ufak bir bağlantısı ya da ortak noktası bulunmayan masonlar, kadim duvarcıların loncalarına ve unvanlarına el koyarak kendilerine kimlik oluşturmuş, onları "ata" olarak kabul ederek gerçekle bağdaşmayan bir aidiyet kazanmıştır.
KADİM ÖĞRETİLER MASONLUK DEĞİLDİR
Ezoterizm, Okültizm, Kabala, Gnostisizm, Teosofi gibi birbirinden farklı kaynaklara, yöntemlere ve düşünsel yapılara sahip alanların masonlukla ilişkilendirilmesi, bu geleneklerin ortak bir kaynaktan doğduğu izlenimini yaratabilmekte, hatta masonluk zaman zaman tüm bunların kaynağı gibi gösterilebilmektedir.
Aslında bu alanların her birinin kendine özgü bir tarihi, düşünsel gelişimi ve temsilcileri vardır. Masonlukla zerre kadar alakası yoktur, çünkü masonluk tarihsel olarak hepsinden daha yenidir.
TARİHİ İŞLERİNE GELDİĞİ GİBİ ANLATIYORLAR
Masonluk, 17. ve 18. yüzyıllarda belirginleşen dönüşümler içinde şekillenmiştir. Bu nedenle daha eski uygarlıklara, dinî geleneklere ve ezoterik ekollere uzanan her türlü sembolik benzerliği doğrudan masonluğun tarihsel mirası olarak yorumlamak yanlıştır.
Masonluk kendisini insanlığın aydınlanma arayışıyla, kadim bilgelik gelenekleriyle ve çeşitli ezoterik öğretilerle ilişkilendirme biçimi haline getirmiştir.
Masonlar, insanlık tarihine damgasını vuran aydınlanma hareketlerini de sanki kendileri hazırlamış gibi anlatır durur.
Örneğin Voltaire'in mason olması nedeniyle, Fransız devrimini ortaya çıkaran düşüncenin masonluk olduğu gibi bir algıyı yaymaya çalışmışlardır.
Atatürk mason olmadığı, hatta locaları kapattığı halde, kabinesinde yer alan bazı masonlara dayanarak Türk masonluğunun Cumhuriyet'in kuruluşunda önemli bir rol oynadığı algısını yaymaya çalışmaktadırlar.
Aynı zamanda masonlukla masonların ayrı düşünülmesi gerektiğini söyleyenler de kendileridir.
Anlayacağınız; işlerine geldiğinde masonlarla masonluğu ayırmakta, işlerine geldiğinde bir masondan yola çıkarak onun yaptığı bireysel kahranmanlıkları, masonluğun kurumsal tasarrufuymuş gibi topluma kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.
Bir mason kötü bir şey yaparsa kendi tasarrufu, iyi bir şey yaparsa masonluğun tasarrufu!
İşte ana felsefeleri budur.
Voltaire, Montesquieu, Diderot kesin olarak mason, ama Napolyon belki masondur. Çünkü Napolyon Bonapart diğerlerine göre daha tartışmalı bir isimdir.
Mozart'ın masonluğu ile övünmek işlerine gelir, ancak locasının Mozart'a yaptığı baskı ve eziyetlerden, dışlamalardan hiç bahsetmezler.
Masonluk; kavram kargaşasını, tarihsel kafa karışıklıklarını, lehine kullanarak kendisini kadim bir ezoterik örgüt, aydınlanma mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak gösterebilmeyi başarmıştır.
Gerçekte masonluk, müstakil bir yapılanma olmayıp, aidiyet istilasıdır.
Kendi çatıları altında sundukları ne varsa özgün akımlardan ya da bireysel başarılardan devşirilmiş tinsel ganimetlerdir.
Yeni üyelere cazip gelecek çekici söylemlerle dünya çapında üye kaydı yapan mason locaları, gizemli bilgileri öğrenmek isteyenlere konu başlıklarından öteye bir şey sunamamaktadır.
Çünkü sahip çıktıkları kimlik, masonluğun gerçeği değildir.
Masonluk adına sunulanlar, üstünkörü bir aidiyet oluşturma çabasından başka anlam taşımamaktadır.