Duygusallıkla Değil, Ferasetle Ayakta Kalınır…

Halil MERT

30-03-2026 18:53

 

Türkiye’nin ve içinde bulunduğu bölge coğrafyasının en büyük problemlerinden biri, karar vericiler dahil olmak üzere toplumun geniş kesimlerinin meseleleri duygusal reflekslerle ele almasıdır.

Ayakta kalmanın yolu; öfke, romantizm, slogan veya hamaset değil, feraset, strateji, sabır ve Milli Akıldır.

 

Bir operasyon önümüze konuluyor, biz çözüm zannediyoruz.

Bir Psikolojik Harp hamlesi geliyor, biz onu demokratikleşme diye okuyoruz.

Bir bölücü manevra yapılıyor, biz bunu yeni bir siyasal açılım diye alkışlamaya kadar gidiyoruz.

Halbuki bu coğrafyada kimse size niyetini olduğu gibi söylemez.

Önce kavramları değiştirirler.

Sonra zihinleri dönüştürürler.

Sonra meşruiyet üretirler.

En son haritayı önünüze koyarlar.

Ve işte bugün tam da böyle bir eşikteyiz.

 

DİYARBAKIR’DAKİ TABLO: ASIL SORU “KİM KONUŞUYOR?” DEĞİL, “KİM ADINA KONUŞUYOR?”

Diyarbakır’da kurulan “Kürt Milli Platformu” benzeri oluşumlar bu açıdan son derece dikkatli okunmalıdır. Özellikle “tek liderlik yok” gibi çıkışlar ilk bakışta bazı çevrelere “çoğulculuk” ya da “yeni bir arayış” gibi sunulabilir. Fakat meseleye biraz daha dikkatli bakıldığında burada çok daha ciddi bir soru ortaya çıkıyor:

Bu çıkış gerçekten çözüme mi matuf, yoksa yeni bir siyasi-psikolojik operasyonun parçası mı?

Çünkü bugüne kadar “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” gibi başlıkların içine, ihanetle anılması gereken bazı figürler “önder”, “kurucu önder”, “liderlik” gibi kavramlarla boca edildi. Şimdi ise buna alternatif gibi görünen yeni “Kürt Milli Platformu” gibi yapılar devreye sokuluyor.

Bugün Diyarbakır merkezli bu platformun açıklanan çizgisinde “self-determinasyon”, “uluslararası hukuk”, “anayasal statü”, “anadilde eğitim”, “Milli Temsil Heyeti” ve uluslararası kurumlarla diplomatik temas gibi başlıklar açık biçimde yer alıyor. Ayrıca “tek başkan yok” vurgusuyla kolektif bir temsil modeli öne çıkarılıyor. Bu, yalnızca yerel bir sivil girişim değil; söylem ve hedef seti itibarıyla dışarıya da mesaj veren bir siyasal çerçeve olarak okunmalıdır.

Yani mesele artık yalnızca bir örgütün veya bir lider figürünün etrafında dönen klasik güvenlik meselesi değildir. Daha tehlikeli bir safhaya geçilmektedir:

Bölücülük, örgütsel hiyerarşiden çıkarılıp “sivil meşruiyet” zeminine taşınmak istenmektedir.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Çünkü bu ülkede bölücülük hiçbir zaman sadece dağda silahla yapılmadı.

Bazen masada yapıldı.

Bazen televizyonda yapıldı.

Bazen akademide yapıldı.

Bazen STK görünümlü yapılarla yapıldı.

Bazen de “hak”, “kimlik”, “özgürlük”, “çoğulculuk” paketine sarılarak yapıldı.

 

O yüzden asıl soru “kim konuşuyor?” değildir.

Asıl soru şudur:

Kim adına konuşuyor?

Kimin diliyle konuşuyor?

Kimin hazırladığı zeminde konuşuyor? Arkasında hangi dış güç var?

 

TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK OLGUNLUĞUNU GÖRÜN, TÜRK MİLLETİNİN SABRINI GÖRÜN

Ama burada asıl herkesin yüzüne çarpılması gereken gerçek başka!

Bölücülüğe dayanak yapılabilecek bir oluşum bile, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vilayetinde, hem de Diyarbakır gibi sembol ve büyük bir şehirde toplanabiliyor.

Peki bu neyi gösteriyor?

Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demokratik olgunluğunu gösteriyor.

Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin özgüvenini gösteriyor.

Bu, Türk Milleti’nin sabrını ve ferasetini gösteriyor.

 

Ve herkesin özellikle anlaması gereken nokta şudur…

Türk Milleti aptal değildir.

Cahil değildir.

Ferasetsiz hiç değildir.

Bu milletin bugün hâlâ büyük ölçüde soğukkanlı kalmasının sebebi korku değildir.

Sebebi teslimiyet değildir.

Sebebi gaflet değildir.

Sebebi; Devlet Şuuru, Tarih Hafızası ve ağırbaşlılıktır.

Bu millet nice provokasyonlar gördü.

Nice ihanetler gördü.

Nice iç ve dış kuşatmalar gördü.

Ama her defasında sabırla, ferasetle, ağırbaşlılıkla hareket etmeyi bildi.

Fakat herkes şunu da aklına kazısın…

HER SABRIN BİR SINIRI VARDIR…

Bu yüzden Türkiye’yi etnikçilikle, mezhepçilikle, cemaatçilikle, tarikatçılıkla, ideolojik fanatizmle, dış bağlantılarla, vekâlet ilişkileriyle istismar etmeye çalışan herkes çok iyi düşünsün.

Türk kökenliymiş, Kürt kökenliymiş, Aleviymiş, Sünniymiş, sekülermiş, muhafazakârmış, hiç fark etmez.

Kim bu ülkenin birliğine kast ediyorsa, karşısında yalnızca devleti değil, tarihten süzülmüş büyük bir millet refleksini 15 Temmuz’da olduğu gibi bulur.

Ve o refleks harekete geçtiğinde, herkes için oyun biter.

Bu milletin sabrını zafiyet sananlar tarih bilmez.

Bu milletin sessizliğini korkaklık sananlar sosyolojiden de anlamaz.

Bu milletin tahammülünü aptallık zannedenler ise kendi sonlarını hazırlar.

 

ASIL FELAKET MİLLÎ BİRLİĞİMİZE YAPILAN SALDIRILAR DEĞİL, ASIL FELAKET MİLLÎ UNSURLARDAKİ DİRENÇSİZLİKTİR.

Bugün daha korkutucu olan şey sadece bölücü yapıların konuşuyor olması değildir. Daha korkutucu olan, üniter devlet yapısını savunduğunu söyleyen nice çevrenin bile dişe dokunur bir tepki vermemesidir.

İnsan gerçekten sormadan edemiyor…

Ne oluyor?

Niçin bu kadar tepkisizlik var?

Niçin bu kadar dirençsizlik var?

Tamam, hükümet edenler muhafazakâr olabilir, dindar olabilir, milliyetçi olabilir, başka bir siyasi çizgiden geliyor olabilir. İyi de bu durum, toplumun geri kalanının aklını, iradesini ve itirazını askıya almasını mı gerektiriyor?

Biz koyun muyuz?

Birileri önden uçuruma yürüyor diye, biz de peşlerinden uslu uslu KOYUN GİBİ uçuruma mı gideceğiz?

Bu ülkede en tehlikeli şeylerden biri artık açık açık şudur.

İnsanlar düşünmeyi, sorgulamayı ve direnç göstermeyi “uyumsuz-asi olmak” sanıyor.

Hayır efendim.

Bugün yaptığımız sessizlik, ferasetsizdik uyum değil.

Bu, düpedüz sürüleşmedir.

Ve tarihte nice devletler dış saldırıyla değil, içerideki bu gevşeklik, konforculuk ve teslimiyet haliyle zayıflatılmıştır.

Türkiye’de bugün yaşanan en büyük zihinsel çürüme budur.

İnsanlar artık “itaati” akıl, “sessizliği” olgunluk, “dirençsizliği” devlet terbiyesi sanmaya başladı.

Halbuki DEVLET TERBİYESİ, gerektiğinde direnç gösterebilmektir.

Millet olmak, gerektiğinde itiraz edebilmektir.

Milli şuur, gerektiğinde milli menfaatler için, şahsi çıkarları ayak altına alıp, akışa karşı durabilmektir.

 

ÜÇ YÜZ YILDIR EMPERYALİZM KAZANIYOR, BİZ HÂLÂ SLOGANLA OYALANIYORUZ…

Bakın acı ama gerçek şudur.

Son üç yüz yıldır emperyalizm sürekli kazanıyor.

Birinci Dünya Savaşı bu sürecin zirvesiydi.

O savaş yalnızca toprak kaybı değildi.

O savaş, HASTA ADAM ilan ettikleri Türk Devletini ortadan kaldırma operasyonuydu...

O savaş Büyük Türk Milleti’ni Anadolu’dan Asya steplerine kovma teşebbüsüydü.

Sevr bunun hukuk metniydi.

Biz Sevr’den geri döndük.

Sakarya’dan geri döndük.

Kanla, irfanla, imanla, akılla geri döndük.

Ama bugün hâlâ içeride birileri çıkıp İstiklal Harbi’ni küçümsüyor.

Mehmetçiğin mücadelesini aşağılıyor.

Cumhuriyet’i, Milli Devleti ve bağımsızlık fikrini içeriden kemirmeye çalışıyor.

Üstelik bunu çoğu zaman “özgürlük”, “mağduriyet”, “inanç-din”, “kimlik”, “çoğulculuk” gibi cilalı kavramların arkasına saklanarak yapıyor.

 

Açık konuşalım:

İstiklal Harbi yıllarında da emperyalizmin yanında saf tutanlar, bunu çoğu zaman doğrudan işgalci kimliğiyle değil, içeriden kullandıkları yerli görünümlü aparatlar üzerinden yaptılar.

Bugün de yöntem değişmiş değildir.

Dün Şeyhülislam fetvalarıyla çıktılar.

Bugün akademik raporlarla çıkıyorlar.

Dün manda ve himaye diyerek çıktılar.

Bugün demokrasi, çoğulculuk ve kimlik diyerek çıkıyorlar.

Dün işgalci süngüsüne yaslandılar.

Bugün uluslararası kurumlara, fonlara, vekâlet yapılarına ve medya ağlarına yaslanıyorlar.

Ama öz aynı özdür:

Türk Milleti’nin omurgasını kırmak.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni içeriden çürütmek.

Milli Devleti tarih önünde mahkûm etmek.

Büyük Türk Milleti’ni örfünden, töre ve tarihinden, muharip ve cihangirliğinden, KIZIL ELMA mefküresi’nden, İ’lày-ı Kelimetullah Ülküsü’nden koparmak ve soysuzlaştırmaktır.

 

EN TEHLİKELİ MASKELER: DİN VE İDEOLOJİ MASKELERİDİR.

Bu ülkede en tehlikeli kılıklardan biri din maskesi, diğeri ise ideoloji maskesidir.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun yıllar önce işaret ettiği hakikat bugün daha da çıplak biçimde ortadadır: Türkiye, hem Kemalist görünüp milletin ruhunu anlamayanlardan, hem de dindar görünüp emperyal projelere taşeronluk edenlerden çok çekmiştir. Bu yapıları toplum dışına atmaktan başka çaremiz yoktur.

Bugün Türkiye’nin başına bela olan iki büyük sahte kutup vardır.

Milletin değerlerini istismar eden dinci aparatçılık

Devlet adına konuşup milletle bağ kuramayan dogmatik ideolojik katılık. Biri dini kullanır, öteki devleti kullanır. Ama ikisi de çoğu zaman aynı yere hizmet eder.

Milletin omurgasını kırmaya, Milli Şuuru yok etmeye çalışırlar. Adları ister İslâmcı, ister Atatürkçü, ister şeriatçı, ister lâik, isterse solcu, sağcı, komünist, faşist olsun.

Türkiye’nin ihtiyacı ne slogan bağımlısı bir ideolojik kamp, ne de dini araçsallaştıran sahte muhafazakârlıktır.

Türkiye’nin ihtiyacı; Milli Akıl ve Şuur, Üniter Devlet Bilinci, Tarihî Hafıza, Töre ve Millî Terbiyenin Muhafazası ve Gerçek Bağımsızlık Çizgisidir.

 

Burada çok önemli bir ayrımı özellikle yapmak gerekir.

Dindarlık başka şeydir, dincilik başka şeydir.

Devletçilik başka şeydir, ideolojik bağnazlık başka şeydir.

Bu ülkede nice hain, milletin karşısına ya din adına ya devlet adına çıkmıştır.

Ama ikisinin de ortak noktası aynı olmuştur.

Milleti özne değil, sürü görmek.

Milletin iradesini değil, kendi vesayetini kutsamak.

 

İÇERİDE OLAN BİTEN, DIŞARIDAN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR

Türkiye’deki etnik fay hatları, mezhep gerilimleri, kimlik siyasetleri ve ideolojik kamplaşmalar asla yalnızca iç mesele değildir.

Bu coğrafyada hiçbir çatışma yalnızca içeriden üretilmez.

Bakıyorsunuz Birleşik Arap Emirlikleri sözde İslam Ülkesi ama birçok dosyada Türkiye’nin karşısında.

İsrail zaten bu coğrafyanın en büyük istikrarsızlık ve fitne ocağı.

Ermenistan, Yunanistan ve daha niceleri, Türkiye’nin çevrelenmesi denkleminde roller üstleniyor.

Mezhep fay hatları diri tutuluyor.

Etnik ayrıştırma sürekli pompalanıyor.

Türkiye’nin etki alanı daraltılmak isteniyor. Pekî tüm bunları yapan, yaptıran büyük düşman kim? Elbette 1. Dünya Savaşı’nda karşımıza çıkan, büyük devletimizi paramparça eden İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya elbette şimdi ABD gibi doymaz, barbar ülkeler… İsrail, Yunanistan, BAE mi? Bunlar maşa…

O yüzden içeride “hak”, “kimlik”, “özgürlük”, “çoğulculuk” diye önümüze sürülen her projeye saf saf bakamayız.

Her olayı, gelişmeyi tek bir soruyla test etmek zorundayız.

Bu Türkiye’yi güçlendiriyor mu, yoksa Türkiye’yi içeriden çözmeye mi, zayıflatmaya mı hizmet ediyor?

Bu soruyu sormayan herkes, iyi niyetli bile olsa, emperyal oyunun değirmenine su taşıma riski taşır.

 

TOM BARRACK VE HARİTA MÜHENDİSLİĞİNİN YENİ DİLİ

Bugün bölgede olup bitenleri yalnızca günlük diplomasi trafiği gibi okumak büyük saflık olur. Çünkü emperyalizm bu coğrafyada hiçbir zaman niyetini ilk günden açık etmez. Önce dili değiştirir, sonra kavramları değiştirir, sonra zihinleri hazırlar, en sonunda haritayı fiile dönüştürür.

Tam da bu yüzden bugün Tom BARRACK gibi isimlere sadece “bir diplomat” gibi bakmak hata olur. Çünkü bu tür isimler çoğu zaman yalnızca mesaj taşımaz; zemin yoklar, aktör hizalar, psikolojik eşik test eder ve geleceğin siyasal haritalarına uygun iklim üretir. BARRACK’ın resmî sıfatı sıradan bir temsilcilik değildir; kendisi hem ABD’nin Ankara Büyükelçisi hem de Suriye Özel Temsilcisi olarak tam da Türkiye-Suriye-Irak ekseninin kırılgan jeopolitiğinin içine yerleştirilmiş bir aktördür.

Barrack’ın son dönemdeki açıklamalarına, Suriye dosyasındaki ağırlığına ve Kürt unsurlarla ilgili kurduğu dile dikkatle bakıldığında, ortada sadece taktik bir güvenlik meselesi değil, daha geniş bir bölgesel yeniden düzenleme aklı olduğu görülüyor. Bir yandan “entegrasyon”, “yeni denge”, “güven artırıcı önlemler”, “yerel gerçeklik”, “istikrar” gibi kavramlar dolaşıma sokuluyor; öte yandan sahadaki unsurlar yeniden konumlandırılıyor.

Barrack, SDF’nin “birincil anti-DAEŞ gücü” rolünün “büyük ölçüde sona erdiğini” söylerken, aynı anda Kürt unsurların yeni Suriye yapısına entegrasyonundan, ateşkesin korunmasından ve kuzeydoğunun yeni çerçevede düzenlenmesinden söz ediyor.

Şimdi burada bazıları safça şunu söyleyebilir:

“Bak işte, ayrı yapı istemiyorlar, entegre ediyorlar.”

İşte tam burada uyanık olmak zorundayız.

Çünkü emperyalizm bazen parçalayarak yönetir, bazen de kontrollü entegrasyon üzerinden yeni meşruiyet alanları üretir. Mesele yalnızca bugün “ayrı devlet” denip denmemesi değildir. Mesele, yarın fiilî ve siyasal bir özerk meşruiyet altyapısının hazırlanıp hazırlanmadığıdır.

Burada asıl mesele şudur:

Yarın bu topraklarda fiilî veya resmî bir Kürdistan Haritası önümüze konulursa, bunun zemini bir gecede oluşmuş olmayacaktır.

Bu zemin;

Bugün atılan cümlelerle,

Bugün kurulan platformlarla,

Bugün dolaşıma sokulan kavramlarla,

Bugün meşrulaştırılan aktörlerle hazırlanıyor olacaktır.

Yani yarın birileri çıkıp da “ama biz bunu beklemiyorduk” derse, bu ya körlüktür ya da aldatmadır.

Çünkü haritalar bir gecede doğmaz.

Haritalar önce kafalarda çizilir.

Sonra dilde normalleştirilir.

Sonra uluslararası raporlarda meşrulaştırılır.

Sonra yerel temsil yapılarıyla tahkim edilir.

En sonunda da fiilî gerçeklik diye önünüze konur.

Daha açık söyleyelim:

Haritalar masada çizilmeden önce ekranlarda, panellerde, raporlarda, diplomatik açıklamalarda ve sözde sivil oluşumlarda çizilmeye başlanır.

İşte Diyarbakır’da ortaya çıkan yeni yapılar da, bölgedeki bazı diplomatik trafikler de, Suriye-Irak hattındaki yeniden dizayn girişimleri de bu yüzden birlikte okunmalıdır. Tek tek bakıldığında dağınık görünen parçalar, birlikte okunduğunda aynı büyük resme bağlanmaktadır.

ABD’nin Suriye politikasındaki son değişim, yıllarca desteklediği SDF’yi tamamen terk etmekten çok, onu yeni bir statü ve yeni bir çerçeve içine yerleştirme arayışı olarak okunmalıdır. Barrack’ın Mazlum Abdi ile görüşmeleri, “entegrasyon” vurgusu ve Washington’un sahadaki geçişi “istikrar” diliyle çerçevelemesi, meselenin yalnızca güvenlik değil, siyasi yeniden tasarım boyutu olduğunu düşündürmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti bu resmi görmek zorundadır. Çünkü bu coğrafyada hiçbir emperyal proje “bir sabah ansızın” başlamaz.

Önce alıştırılır,

Sonra tartıştırılır,

Sonra normalleştirilir,

En sonunda da dayatılır.

Ve bugün yapılması gereken şey, iş işten geçtikten sonra tepki vermek değil; zemin hazırlıklarını daha başlangıç aşamasında teşhis etmek ve bertaraf etmektir.

 

İSLAM DÜNYASININ HALİ, SADECE UTANÇ DEĞİL, STRATEJİK ÇÖKÜŞTÜR

Bugün sadece Türkiye değil, bütün İslam coğrafyası paramparça.

Gazze yanıyor.

Sudan karışık.

Somali istikrarsız.

Libya parçalanmış.

İran sürekli baskı altında.

Peki İslam ülkeleri niçin tek vücut olamıyor?

Niçin herkes küçük hesapların, saray pazarlıklarının, mezhep kavgalarının, küresel patronlara verilen taahhütlerin içine gömülmüş durumda?

Bu sadece ahlaki çürüme değildir.

Bu, düpedüz stratejik intihardır.

Ve Türkiye şunu anlamalıdır…

İslam Dünyası’nın dağınıklığı, yalnızca ümmetin dramı değildir, aynı zamanda Türkiye’nin milli güvenlik sorunudur.

Bugün Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörlerin birçok cephede Türkiye’nin karşısında veya Türkiye’nin etkisini dengelemeye çalışan çizgide görünmesi tesadüf değildir. Bu tablo, sözde aynı medeniyet havzasında yer alan ama fiiliyatta küresel mühendisliğin bölgesel uzantısına dönüşen yapılar gerçeğini de göstermektedir.

Açık soralım:

Gazze’de bu kadar vahşet yaşanırken,

Sudan bu haldeyken,

Somali bu kadar kırılganken,

Libya hâlâ toparlanamamışken,

İran sürekli baskı ve saldırı tehdidi altındayken,

Neden İslam ülkeleri tek bir stratejik akıl etrafında birleşemiyor?

Çünkü maalesef ümmet coğrafyasının çok önemli bir kısmı, devlet aklıyla değil, saray korkularıyla; bağımsızlık iradesiyle değil, dış patronaj ilişkileriyle hareket ediyor.

 

CUMHURİYET’İN ERKEN DÖNEM AKLI, BUGÜNÜN APTAL KUTUPLAŞMALARINDAN İLERİDEDİR…

Bugün bazıları tarih bilmeden konuşuyor. Oysa Cumhuriyet’in ilk döneminde geliştirilen dış politika aklına bakın: Sadabat Paktı, Balkan Antantı… Ne anlatıyor bunlar bize?

Şunu anlatıyor: Yakın coğrafyada güçlü, dengeli ve yerel ilişkiler kurmadan büyük devlet olunamaz.

Türkiye, Irak, İran hattında kurulan denge; Balkanlarda oluşturulan iş birliği zemini… Bunların hepsi bize bir şeyi gösteriyor:

Bölgesel güvenlik, sloganla değil; akılla, dengeyle ve stratejik ilişki ağıyla kurulur.

Bugün de ihtiyaç budur.

Türk Devletleri Teşkilatı, bölgesel savunma hatları, enerji iş birlikleri, ekonomik bloklar, mezhep üstü ve etnik üstü stratejik ortaklıklar… Bunlar artık romantik hayal değil; devlet aklının zorunlu başlıklarıdır.

Türkiye bu coğrafyada ya oyun kurucu olacaktır ya da başkalarının kurduğu oyunda hedef tahtasına çevrilecektir.

Ortası yoktur.

 

TÜRKİYE ARTIK DAHA NET, DAHA SERT, DAHA CİDDİ OLMAK ZORUNDADIR.

Dünya giderek daha aşağılık, daha hoyrat, daha saldırgan bir siyaset düzenine sürükleniyor.

Küresel sistemde artık diplomat değil, kuvvet dili konuşuluyor.

Diplomasi çoğu zaman zaman kazanma aracına dönüşmüş durumda.

Böyle bir tabloda Türkiye’nin sürekli “bekleyen”, “ölçen”, “dengeleyen”, “idare eden” ama gerektiğinde caydırıcı irade koymayan bir hatta sıkışması büyük risktir.

Açık söyleyelim: Diklenmeyelim, eyvallah.

Ama dik de duralım.

Bu laf sadece afiş cümlesi değildir. Bu, bir devlet davranış biçimidir.

Türkiye; içeride bölücülüğe, dışarıda kuşatma siyasetine, bölgede vekâlet savaşlarına, mezhepçi ve etnikçi fay hatlarına, milli devleti aşındıran bütün aparatlardan oluşan kuşatmaya karşı daha net, daha sert, daha stratejik ve daha kararlı olmak zorundadır.

Çünkü bu coğrafyada zayıflık, iyi niyet diye okunmaz. Esarete davetiye diye okunur.

Ölümden öte köy yoktur.

Bu devlet, bin yıllık devlet geleneğinin taşıyıcısıdır. Bu millet, nice kuşatmaları yarmış bir millettir. Dolayısıyla artık “aman kırılmasın”, “aman bozulmasın”, “aman birileri rahatsız olmasın” psikolojisiyle hareket edilemez.

Milli güvenlik, kimsenin duygusal konfor alanına kurban edilemez.

 

SON SÖZ: TÜRK MİLLETİNİN SABRINI ZAFİYET SANANLAR TARİH BİLMEZLER AMA BİZ TARİHİ YENİDEN YAZAR, ONLARA DA GÖSTERİRİZ.

Bugün artık herkes safını belirlemelidir.

Türkiye’nin geleceği; etnikçilikle kurulamaz, mezhepçilikle korunamaz, tarikatçılıkla yönetilemez, ideolojik kabilecilikle taşınamaz.

Bu ülkenin ayakta kalması için ihtiyaç duyduğu şey; milli birlik, üniter devlet iradesi, milli menfaat odaklı siyaset ve duygusallıktan arınmış stratejik bilinçtir.

Hâlâ mezhepçilik yapanlara karşı mücadele edilmelidir.

Hâlâ etnikçilik yapanlara karşı mücadele edilmelidir.

Hâlâ dışarıyla iş tutup içeride inanç ve kimlik istismarı yapanlara karşı mücadele edilmelidir.

Çünkü oryantalist, eyyamcı, gevşek ve savruk duruşlar Türkiye’yi sadece daha büyük felaketlere taşır.

Ve herkes şunu çok iyi bilsin:

Bu millet sabırlıdır, ama hafızasız değildir.

Bu millet ağırbaşlıdır, ama iradesiz değildir.

Bu millet devletlidir, devletine ve başındakilere hürmetkârdır, ama teslimiyetçi değildir.

Türk Milleti’nin sabrını aptallık sananlar çok yanılıyor. Çünkü bu millet gerektiğinde sadece konuşmaz. Tarihin akışını değiştirir. Ve artık bu coğrafyada, bu vatanda, bu devlette, bu milletin geleceği üzerinde hesap yapan herkes şunu bilmek zorundadır:

Türkiye’nin birliğine, milli devlet yapısına, üniter karakterine ve tarihi devamlılığına yönelen her girişim; ister etnikçilik kılığında gelsin, ister mezhepçilik kılığında, ister demokrasi ambalajıyla, ister din maskesiyle, ister diplomasi diliyle gelsin, aynı büyük hesaplaşmanın parçasıdır.

Buna karşı verilecek cevap da dağınık, gevşek ve duygusal olamaz.

Verilecek cevap; ferasetli, soğukkanlı, kararlı, milli ve gerektiğinde sert bir DEVLET-MİLLET DURUŞU olmak zorundadır.

Çünkü mesele artık yalnızca bugünün siyasi tartışması değildir.

Mesele; devletin devamı, milletin birliği, coğrafyanın geleceği ve tarihin önünde yeniden ayakta kalıp kalamayacağımız meselesidir.

Ve bu konuda artık hiç kimsenin gevşekliğe, körlüğe, eyyamcılığa ve sahte tarafsızlığa hakkı yoktur.

Milli birlikten, beraberlikten ve milli menfaatlerden yana hep birlikte tavır almak zorundayız.

Artık tercih zamanı değil, saf tutma zamanıdır.

Ya bu milletin ve devletin yanında dimdik duracağız ya da tarih, susanları da teslim olanları da affetmeyecektir. Coğrafyada yaşananlar, kurulan tezgâh ve tuzaklar karşısında ülke ve halklarının durumlarından, Irak, Suriye, Libya ve İran’dan dersler çıkartmalıyız.

Çünkü bu coğrafyada gevşekliğin bedeli yalnızca yenilgi değil, doğrudan çözülüştür, çöküştür. Büyük Türk Milleti’nin yiğit evlatları buna müsaade edemez.

 

E. Yb. Halil MERT

Strateji ve Yönetim Uzmanı

Elektrik-Elektronik Mühendisi

 

KURT KIŞI GEÇİRİR, AMA YEDİĞİ AYAZI UNUTMAZ.

https://www.youtube.com/user/81mert1

https://twitter.com/YbHalilMERT

DİĞER YAZILARI Türklük Tanımının Güncellenmesi 01-01-1970 03:00 Türkiye’de Değerler Sistemi Çöktü… 01-01-1970 03:00 Tarihsel Gerçeklik: İran’da Türk Hâkimiyeti… 01-01-1970 03:00 Bir Çöküşten Dirilişe Uzanan Yol 01-01-1970 03:00 Tarih Yazmak, Geleceği Yazmaktır 01-01-1970 03:00 Dirilişten Direnişe, Direnişten Kurtuluşa Türk Milleti… 01-01-1970 03:00 Kan aynı kan, vicdan aynı vicdan Devlet ebed müddet için vicdanlara hitap! 01-01-1970 03:00 Türkiye–iran kardeş devletleri için Emperyalizmin büyük tuzaklari 01-01-1970 03:00 Şehirler medeniyetin merkezi mi, suç kaynağı ve alanı mı? 01-01-1970 03:00 İslam Dünyası Neden Paramparça? 01-01-1970 03:00 İslam dünyası neden paramparça? 01-01-1970 03:00 İran–Amerika Gerilimi 01-01-1970 03:00 Bu Coğrafya Bizimdir 01-01-1970 03:00 Bu Bayrakta Türk, Kürt Demeden Büyük Türk Milleti’nin Kanı Var… 01-01-1970 03:00 Suriye, ırak, iran, lübnan… s. Arabistan, pakistan, israil… Ne olmalı? 01-01-1970 03:00 İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması 01-01-1970 03:00 İki Farklı Kader, İki Farklı Devlet Aklı 01-01-1970 03:00 Polislerimiz şehid oldu 01-01-1970 03:00 Libya neresi mi? Vatan! 01-01-1970 03:00 Ela Rümeysa ve Mehmet Akif'in Hatırlattıkları... 01-01-1970 03:00 Papa Daveti, Fener Patrikhanesi… 01-01-1970 03:00 Düşen uçağımız ve şehitlerimiz... 01-01-1970 03:00 İngiliz+Abd Oyunları Bozulmalı… 01-01-1970 03:00 Batı Karadeniz’in Türk Tarihi 01-01-1970 03:00 KÜRT TÜRKLERİ'NE... 01-01-1970 03:00 Küresel Kaos Ve Zulümden Millî Birlik Ve Millî Güç İle Kurtuluruz 01-01-1970 03:00 Yüksek Askerî Şura Kararları Millet İstikbâlidir 01-01-1970 03:00 Suriye'de Birlik, Millî Birliğimizin Bir Parçasıdır 01-01-1970 03:00 BOP... 01-01-1970 03:00 Yanlışa "dur!" dememek 01-01-1970 03:00 En İyi Fetöcü Vahşi Misâli... 01-01-1970 03:00 En iyi fetöcü vahşi misâli... 01-01-1970 03:00 İran’ı neden desteklemeliyiz! 01-01-1970 03:00 İran-İsrail Savaşı… 01-01-1970 03:00 Kürt Türkleri Tanımı 01-01-1970 03:00 Millî devlet süreci nasıl yönetmeli? 01-01-1970 03:00 Pakistan-Hindistan Gerilimi 01-01-1970 03:00 Coğrafyamızda Hangi İdeoloji Soru Sorup Cevap Arıyor! 01-01-1970 03:00 Küresel Senaryoları Yazan Ülkeler 01-01-1970 03:00 Büyük Devlete Büyük Devlet Adamları Gerek… 01-01-1970 03:00 İstiklâl Marşımızı, Bayrağımızı Hazmedemeyenler Gaflet, Delàlet Hatta İhànet İçindedir 01-01-1970 03:00 Suriye... Devletimizin yanındayız 01-01-1970 03:00 Avrupa Yenildi 01-01-1970 03:00 Terörsüz Türkiye 01-01-1970 03:00 Ukrayna... Sonuç! 01-01-1970 03:00 Dünya Küreselleşiyor 01-01-1970 03:00 Güçlü türkiye, büyük türk milleti... 01-01-1970 03:00 Liyákâtli nöbetçileri hep nöbet yerinde bilerek tutmak, zulüm değil mi? 01-01-1970 03:00 Türk Ordusu'nda Yemin ve Kaos… 01-01-1970 03:00 Anadolu, Kafkasya, Yakındoğu ve Balkanlarda Türkler 01-01-1970 03:00 Büyük Türkiye İdeali İçin Mücàdele Edenler Birlik Olmalı 01-01-1970 03:00 Amerika yanıyor! 01-01-1970 03:00 Çakalı Yaralı Bırakmak Tehdidi Büyütmektir 01-01-1970 03:00 Çakalı Yaralı Bırakmak Tehdidi Büyütmektir 01-01-1970 03:00 Mezhepçilik belàsı bölücülüktür! 01-01-1970 03:00 Bölünmüş Suriye İstemiyoruz! 01-01-1970 03:00 1. Dünya Savaşı’nda Çalınmış Vatan; Suriye… 01-01-1970 03:00 Türk katliamları, gayrimüslim türkler… kim gevur? Türk töresi nerelerde yaşıyor? 01-01-1970 03:00 Millî İstihbarat Teşkilàtı, Türk Devleti'nin Gözü Kulağı ve Namusudur 01-01-1970 03:00 Zayıflamış Bünye, Zayıflamış Millî İrâde 01-01-1970 03:00 Tam Bağımsızlık Millî Birlikle… 01-01-1970 03:00 Tusaş Saldırısı'ndaki İhmâller 01-01-1970 03:00 Bebek Katillerinden, GATA'daki Kardiyoloji Doktoru Şevket Balta'ya... 01-01-1970 03:00 DÜŞMAN DEĞİŞİYOR! 01-01-1970 03:00 Düşman değişiyor ve çoğalıyor. 01-01-1970 03:00 Aldığımız En Büyük Yenilgi 01-01-1970 03:00 Büyük ve Güçlü Türkiye'nin Nüfûzu, Etki ve İlgi Alanları 01-01-1970 03:00 İsrail dijital saldırıları, Türkiye’nin duruşu... 01-01-1970 03:00 Kahraman Türk Ordusu 01-01-1970 03:00 Kahraman milletimizin geleceği tehdit altında… Cumhurbaşkanımızda menderes sendromu mu? 01-01-1970 03:00 Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz! 01-01-1970 03:00 Büyük Şehid Haniye… 01-01-1970 03:00 Zulmü Yenmek İçin Güçlü, Güçlü Olmak İçin Çok Çalışmak Zorundayız 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Millî Uyanış Günü Olmalı… 01-01-1970 03:00 Suriye Olayları ve Mülteci Meselesi’ne Psikolojik Harp/Harekât Yönü İle Bakış 01-01-1970 03:00 Savunma Sanayii Özel ya da Kamu Devlettir 01-01-1970 03:00 Tasarruf Ahlâktır 01-01-1970 03:00 Birlikte hâreket ve Erdoğan'la yeni bir yürüyüş! 01-01-1970 03:00 İsrail- iran mı! 01-01-1970 03:00 Yerel seçimlere dâir Değerlendirme ve Sonuçlar 01-01-1970 03:00 Rusya’daki Terör Saldırısından Çıkartılması Gereken Sonuçlar 01-01-1970 03:00 Medeniyet Coğrafyamızda Nevruz Bayramımız ve Büyük Milli Birliğimiz 01-01-1970 03:00 Fetö’yü Aklama Operasyonları… 01-01-1970 03:00 Mit’in Millîleşme Mücàdelesi 01-01-1970 03:00 Türk’süz Ordu İftirası 01-01-1970 03:00 28 şubat süreci’nin en büyük sonucu paralel devlet ve 15 temmuz 01-01-1970 03:00 Öze dönüş zamanı... 01-01-1970 03:00 Teröre Karşı Mücadele Medeniyet Değerlerinizin İhyàsıyla Olur 01-01-1970 03:00 STRATEJİ 01-01-1970 03:00 HATIR… 01-01-1970 03:00 Kul hakkı ve değer vermek… 01-01-1970 03:00 Ramazan Hoca’nın Şehàdeti ve Müslümanların Hàli 01-01-1970 03:00 İlk Astronutumuz Albay Alper Gezeravcı ve içinden çıktığı sessiz çoğunluk 01-01-1970 03:00 Hûtbe vak'àsı ve olması gereken hûtbe şekli... 01-01-1970 03:00 İdeolojiler ve İdeallerin İstismarı… 01-01-1970 03:00 İdeolojiler ve İdeallerin İstismarı… 01-01-1970 03:00 Terör Dağda Bitmez… 01-01-1970 03:00 Esat Coşan’ın Son Makalesi 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Yıla Başlarken… 01-01-1970 03:00 Ezeli Düşmanlarımızı, Onlarla İşbirliği Yapanları Deşifre Ediyoruz 01-01-1970 03:00 Şeyh said üzerinden siyaset yapmak fitnedir bölücülüktür! 01-01-1970 03:00 Sosyal Medya Grupları, Düşünce Grupları, Teklif ve Bilgilendirme Çalışmaları 01-01-1970 03:00 Türklerde Boylar, Ruğlar… 01-01-1970 03:00 Koca Arap ve İslâm Dünyası’nın Yerinde Hamas Mı Kaldı? 01-01-1970 03:00 Küresel Dünya’da Yeni Stratejik Etkinleşme Yöntemleri ve Jeopolitiği 01-01-1970 03:00 Öğretmen Millet İstikbâlinin Mimàrıdır 01-01-1970 03:00 Yerli-Millî Nesiller de Yetiştirmek Zorundayız 01-01-1970 03:00 Dàvà ve Fikirler Çoklarla Değil, İhlâslı, Fedàkâr ve Yiğit Adamlarla Büyümüştür 01-01-1970 03:00 Millî birlik-güç-etki alanımızda müessiriyet 01-01-1970 03:00 Siyonizm, Kara Asalet 01-01-1970 03:00 Birlikte Kutlu Geleceğimizi İnşa Zamanı 01-01-1970 03:00 Harp Silah ve Araçları Bizim mi! 01-01-1970 03:00 Filistin Cephesi’nde Son Durum 01-01-1970 03:00 Filistin mi, işgal edilmiş vatan mı! 01-01-1970 03:00 Türeyiş Strateji, Psikolojik Harp/Harekât Çalışma Merkezi 01-01-1970 03:00 Türkiye Tarihi, Genel İslâm Tarihi ve Genel Türk Tarihi Değil Midir? 01-01-1970 03:00 Millî Sanayii Gayretleri ve Darbeler 01-01-1970 03:00 Turan… kızılelma… ülkü… Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi ya da… 01-01-1970 03:00 Anadolu Hapsinden Çıkış Zamanı 01-01-1970 03:00 Devlet ve Millet Aleyhine Delil Oluşturup Millî Mirası Mahveden İç İhanet 01-01-1970 03:00 Millî İdeolojinin Temeli 01-01-1970 03:00 Ordumuz millî gücün mihenk taşıdır Gelenekleri İle Geleceğe Yürümelidir 01-01-1970 03:00 Devlet ve Millet Aleyhine Delil Oluşturup Millî Mirası Mahveden İç İhanet 01-01-1970 03:00 15 Temmuz İhàneti Sonrası… 01-01-1970 03:00 Kürt, Kürdistan ve Irkçılık Belâsı… 01-01-1970 03:00 Resmî Ordu Dışındaki Yapılar 01-01-1970 03:00 Savunma sanayii stratejiktir, tam bağımsızlığın, millet iràdenin göstergesidir. Millî kalmalıdır 01-01-1970 03:00 Türkiye Yüzyılı Hükümeti, Tepkiler, Beklentiler… 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanımızdan Ne Bekliyoruz? 01-01-1970 03:00 Emperyalizmin son oyunu Kılıçdaroğlu'nun Ümit Özdağ Soslu Hdp’li aldatmacası 01-01-1970 03:00 Ya devlet başa ya kuzgun leşe!... 01-01-1970 03:00 1.Tur seçim notları ve 2. Tur başkanlık seçimi 01-01-1970 03:00 Teknofest ya da büyük mefkûre birliği ya da ötekileştirmeye inat birlik profilimiz Teknofest 01-01-1970 03:00 Kürt, Kürdistan, Irk, İctimai Irk… Kimlik Bunalımı 01-01-1970 03:00 Ekonomi, Deprem, Bayram, Burukluk Ve Kırgınlık İçinde Bir De Seçim… 01-01-1970 03:00 Seçim Sürecinde Kazakistan’dan Bir Gazetecinin Soruları ve Cevaplarımız 01-01-1970 03:00 Geleceğimiz ve Hangi Türk Milliyetçiliği 01-01-1970 03:00 Muhàrip Olmadan Mücàhid Olmaz 01-01-1970 03:00 Çanakkale, Nevruz, Millî Birlik… Ve Anka Misàli Yeniden… 01-01-1970 03:00 Namazsız Mücahidler, Ötekileştirme Körlüğü ve Husûmeti 01-01-1970 03:00 Deprem imtihânı’nın gerçek sonuçları (misafir gözüyle) 01-01-1970 03:00 Deprem İmtihànı ve Millî Devlet 01-01-1970 03:00 Deprem ve Afet Seferberliği 01-01-1970 03:00 Dünya’nın en önemli seçimi neden Türkiye'de? 01-01-1970 03:00 Bir Güzel Adam: Mübariz 01-01-1970 03:00 Seçim Süreci: Konuşulması Gerekenler 01-01-1970 03:00 Türk Milletinin Düşmanları 01-01-1970 03:00 Türk sorunu! Neden? 01-01-1970 03:00 Devlet ebed-müddet, siyasi partiler, stk. 01-01-1970 03:00 İran Türkleri nerede, ya Türkiye ve Azerbaycan!... 01-01-1970 03:00
haber medya kadın