"Bugün savaş alanlarında belirleyici olan unsur metal değil, algoritmadır."
Savunma sanayiinde gerçek bağımsızlık, yalnızca platform üretmek değil; o platformun aklını, yazılımını ve insan kaynağını da kontrol edebilmektir.
▪️ Milli uçağın yazılımı neden Hindistan’a emanet ediliyor?
▪️ Başarılı mühendisler hangi kurumsal hırslara kurban gidiyor?
▪️ Stratejik kurumlardaki Yönetim Kurulları ne işe yarar?
"Bir füzenin imha edemeyeceği zararı, bazen yanlış insan politikaları verebilmektedir."
Savunma sanayimizi dış tehditlere karşı koruyoruz; peki içerideki "stratejik körlükten", liyakatsizlikten ve yetişmiş beyinlerin tasfiye edilmesinden koruyabiliyor muyuz?
Giriş: "Ya Devlet Başa, Ya Kuzgun Leşe!" Şiarı ve Bekâ
Türk devlet geleneğinin en temel harcı, devlette süreklilik esasıdır. Bu süreklilik, sadece bürokratik bir işleyişi değil; kökleri bin yıla uzanan bir beka şuurunu ifade eder. Kadim coğrafyamızda bu şuurun özeti tek bir cümleyle mühürlenmiştir: "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!" Bu söz, devletin ve milletin geleceği söz konusu olduğunda hiçbir şahsi ikbalin, hiçbir zümre çıkarnın ve hiçbir ihmalin kabul edilemeyeceğinin en net beyanıdır.
Son dönemde bölgede yaşanan gelişmeler, özellikle İran’a yönelik gerçekleştirilen taarruz ve operasyonlar, milli ve yerli savunma sanayisinin bir lüks değil, tam anlamıyla bir ölüm-kalım meselesi olduğunu bir kez daha kör göze parmak misali ortaya koymuştur. Ancak dışarıdaki tehditlere karşı bu denli hayati olan savunma sanayimiz, ne yazık ki içerideki bazı yapısal ve yönetimsel aksaklıkların, kişisel hırsların ve stratejik körlüklerin tehdidi altındadır. Özellikle göz bebeğimiz olan TUSAŞ gibi kurumlarda yaşanan bazı gelişmeler, devletin àlî menfaatleriyle bağdaşmamaktadır.
Devlet yönetiminde bazı gerçekler vardır ki bunlar zamanla değişmez.
Bunlardan birincisi, devletlerin dışarıdan yıkılmadan önce içeriden zayıflatıldığı gerçeğidir. İkincisi ise stratejik kurumların başarılarını çoğu zaman düşmanlarının değil, kendi bünyelerinde oluşan zaafların tehdit ettiğidir.
Türk devlet geleneğinin temelinde yer alan “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!” anlayışı, aslında bir milletin devlet karşısındaki teslimiyetini değil; devletin bekasını her türlü şahsi hesabın, grup menfaatinin ve kurumsal taassubun üzerinde tutan yüksek şuuru ifade etmektedir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en önemli savunma sanayii hamlesini gerçekleştirmektedir. Bu gerçeği inkâr etmek mümkün değildir.
İnsansız hava araçlarından elektronik harp sistemlerine, eğitim uçaklarından beşinci nesil savaş uçağı projelerine kadar uzanan geniş bir yelpazede Türkiye artık yalnızca kullanıcı değil, üretici ve geliştirici bir ülke konumuna yükselmektedir.
Ancak tam da bu nedenle tehlike büyümektedir. Çünkü başarı büyüdükçe ona yönelik tehditler de büyür. Bugün Türkiye’nin savunma sanayiine yönelik en büyük risklerden biri dışarıdan gelebilecek tehditler değildir.
Asıl risk, içeride oluşabilecek stratejik körlüklerdir.
Stratejik Körlük Nedir?
Stratejik körlük, kurumların kendilerini sorgulama kabiliyetini kaybetmesidir. Başarıların eleştirilerin önüne geçtiği, sorgulamanın yerini övgünün aldığı, performansın ve liyakâtin yerini özel, alt ve dış aidiyetlerin doldurduğu her yerde stratejik körlük başlar.
Tarih boyunca birçok devlet, sahip olduğu askerî güç nedeniyle değil, karar mekanizmalarının gerçeklerden kopması nedeniyle gerilemiştir.
Devletler düşmanın ne yaptığını göremediği için değil, kendi kurumlarında olup biteni göremediği için zayıflar. Savunma sanayii gibi stratejik bir alanda bu risk çok daha büyüktür. Çünkü burada yapılan hataların bedeli yıllar sonra ödenir. Bir yanlış atama, bir hatalı tercih, bir kritik insan kaynağının kaybedilmesi veya bir proje kültürünün bozulması; etkisini yıllar sonra gösterir.
Ancak ortaya çıkan zarar çok daha büyük olur.
Stratejik Körlük: Milli Uçağın Yazılımı Kimlerin Elinde?
Savunma sanayisinde tam bağımsızlıktan bahsediyorsak, bunun ilk şartı "beyin ve yazılım" bağımsızlığıdır. Bugün dünya, siber savaşların ve dijital ambargoların gölgesinde bir güç mücadelesine sahne olmaktadır. Hal böyleyken;
Milli bir uçağımızın yazılım işlerinin Hindistan’a ihale edilmesi veya orada yazdırılması akıl tutulmasından başka bir şey değildir.
Hindistan’ın İsrail ile olan askeri, teknolojik ve istihbari yakın ilişkisini, yazılım dünyasındaki sabıkasını artık dünyada sağır sultan bile duymuşken, böylesine stratejik bir projenin yazılım omurgasını dışarıya teslim etmek nasıl bir güvenin veya ihmalin ürünüdür? Bu durum, milli güvenliğimiz açısından ciddi bir zafiyet ve sorgulanması gereken bir karardır.
Modern Casusluk ve Yeni Nesil Nüfuz Faaliyetleri
Soğuk Savaş döneminin klasik casusluk anlayışı büyük ölçüde değişmiştir. Artık amaç yalnızca bilgi çalmak değildir. Amaç; karar süreçlerini etkilemek, kurumsal refleksleri yönlendirmek, insan kaynağını kontrol etmek ve stratejik kurumların üretim kapasitesini azaltmaktır.
Günümüzde bir ülkenin savunma sanayiini yavaşlatmanın en etkili yolu, o kurumun içerisine güvensizlik üretmek, liyakât sistemini aşındırmak ve başarı üreten kadroları sistem dışına itmekten geçmektedir.
Bir füzenin imha edemeyeceği zararı bazen yanlış insan politikaları verebilmektedir. Bu nedenle savunma sanayiinde güvenlik denildiğinde yalnızca fizikî güvenlik veya siber güvenlik anlaşılmamalıdır. Kurumsal güvenlik de en az bunlar kadar önemlidir.
Başarı Üreten Kadroların Tasfiyesi Riski
Devletlerin yükseliş dönemlerinde ortak bir özellik görülür. Başarılı insanlar yükseltilir. Gerileme dönemlerinde ise başarılı insanlar tehdit olarak algılanmaya başlanır. Bir kurum içerisinde proje üreten, sonuç alan, teknik kapasitesi yüksek ve geleceğe yön verebilecek nitelikteki personelin korunması devlet görevidir. Çünkü bu insanlar sadece birer çalışan değildir. Onlar stratejik kapasitenin taşıyıcılarıdır.
Eğer bir kurumda başarı yerine yakınlık, liyakat yerine aidiyet, performans yerine ilişkiler belirleyici olmaya başlarsa kurumun geleceği tehlikeye girmiş demektir. Tarih bize göstermektedir ki büyük projeler para yetersizliğinden değil, insan kaynağı kayıplarından dolayı başarısız olur.
Bir mühendis kaybedildiğinde sadece bir personel kaybedilmiş olmaz. Bazen on yıllık bilgi birikimi kaybedilir. Bazen bir proje kültürü kaybedilir. Bazen de geleceğin teknolojik üstünlüğü kaybedilir.
Yazılım Egemenliği ve Milli Güvenlik
Bugün savaş alanlarında belirleyici olan unsur metal değil algoritmadır. Artık savaş uçaklarını uçuran şey motor kadar yazılımdır. Füzeleri hedefe ulaştıran şey mühendislik kadar veri işleme kabiliyetidir. Bu nedenle savunma sanayiinde gerçek bağımsızlık; yalnızca platform üretmek değil, o platformun aklını da kontrol edebilmektir.
Yazılımın, görev bilgisayarlarının, veri altyapılarının ve yapay zekâ bileşenlerinin milli kontrol altında olması artık tercih değil zorunluluktur. Savunma sanayiinde teknolojik bağımsızlık parçalı değil, bütüncül olmak zorundadır.
Yönetim Kurullarına Düşen Tarihî Sorumluluk
Savunma sanayii kuruluşlarının yönetim kurulları sıradan şirket yönetim kurulları değildir. Bu kurulların sorumluluğu sadece bilanço denetlemek veya yatırım kararı vermek değildir. Asıl sorumlulukları devlet adına stratejik denetim yapmaktır.
Bir kurumda liyakat sistemi bozuluyorsa…
Kritik insan kaynağı kaybediliyorsa…
Projelerde açıklanamayan gecikmeler yaşanıyorsa…
Kurumsal aidiyet milli hedeflerin önüne geçiyorsa…
Yönetim mekanizmalarının bunları görebilmesi gerekir. Göremiyorsa zafiyet vardır.
Görüp müdahale etmiyorsa daha büyük bir zafiyet vardır. Çünkü yetkinin olduğu yerde sorumluluk da vardır.
Savunma sanayii şirketlerimizin tepesinde devasa Yönetim Kurulları yer almaktadır. Sormak gerekir: Bu yönetim kurulları ne işe yarar?
• Bu kurulların varlık maksadı, Cumhurbaşkanımız ve Devletimiz adına aşağıda olup biteni kontrol etmek, denetlemek ve yön vermek değil midir?
• Eğer aşağıda dönen yanlış işlerden, stratejik hatalardan ve tasfiyelerden bu kurullar sorumlu değilse, o koltuklarda neden oturmaktadırlar?
Sorumluluk alınmayan yerde imza atmak, sadece bürokratik bir formaliteye ortak olmak demektir ki bu durum devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.
Devlet Adamlığı ve Gerçek Sadakat
Türkiye’nin savunma sanayiindeki büyük dönüşümünün arkasında güçlü bir siyasi irade bulunduğu tartışmasızdır. Ancak devlet yönetiminin en büyük risklerinden biri, liderlerin etrafında oluşan bilgi filtreleridir. Tarih boyunca hükümdarlar, komutanlar ve devlet başkanları çoğu zaman düşmanlarından değil, gerçekleri kendilerinden saklayan çevrelerden zarar görmüştür.
Devlet adamlığı sorunları gizlemek değildir.
Devlet adamlığı sorunları büyümeden görebilmektir.
Sadakat, eksiklikleri örtmek değildir.
Sadakat, devlete zarar verecek hususları zamanında ortaya koyabilmektir.
Gerçek sadakat şahıslara değil devletedir.
Gerçek bağlılık makamlara değil vatana duyulur.
Liyakat Zincirinin Kırılması: "Amerika Mezunları" ve Başarı Kıskançlığı
Kurumlardaki üst düzey yönetim kadrolarına bakıldığında, liyakatten ziyade belirli networklerin (görünür bağların) öne çıktığı dikkat çekmektedir. Amerika’da aynı dönemlerde bulunmuş, master veya doktora çalışmalarını beraber yapmış bazı üst düzey yöneticiler ile eski bakan yardımcılarının oluşturduğu bu klik, adeta kurumlarda kapalı devre bir sistem kurmuştur. Bu isimlerin bir kısmının 15 Temmuz öncesi sosyal medya paylaşımları ve duruşları da hafızalarda tazeliğini korumaktadır. Kimseyi doğrudan itham etmek istemesek de ortaya çıkan tablo, ortak geçmişe dayalı bir "koruma ve kollama" refleksinin liyakatin önüne geçtiğini göstermektedir.
Bu durumun en acı örneği, projelerde ter döken yerli ve milli mühendislerimizin harcanmasında görülmektedir.
• Hürjet gibi Türkiye’nin vizyon projesini sırtlayan, gecesini gündüzüne katan başarılı bir proje müdürü, sırf altındaki başarılar üstündeki genel müdür yardımcısını gölgede bırakmasın diye pasif bir müdürlüğe sürülüyor.
• Yönetim kurulunda ise bu tasfiyeye, "O aldığımız yeri güçlendirmek için bu atamayı yaptık" gibi kılıfına uydurulmuş bir gerekçe sunuluyor.
Bu, açıkça milli başarıyı şahsi egolara kurban etmek, üreten beyni harcamaktır.
Arsızlar ve Duyarsızlar Kıskacı
Tüm bu aksaklıklar, yanlış yazılım hamleleri ve yetişmiş insan kaynağının kıyıma uğratılması süreçleri, zaman içinde Sayın Cumhurbaşkanımızın etrafındaki isimlere, bu yöneticilere referans olan siyasilere ve yönetim kurulu başkanlarına tek tek, raporlarla arz edilmiştir.
Ancak gelinen noktada üzülerek görmekteyiz ki, karşımızda iki duvar vardır: Milli menfaatlere uygun olmayan bu faaliyetleri yürütenlerin "arsızlığı" ve bu durumları düzeltmesi için kendisine çağrı yapılanların "duyarsızlığı."
Bugün bu duyarsızlığa sığınanlar, her sıkıştıklarında "Cumhurbaşkanımız çok çalışıyor, Türkiye'nin önünü açtı" diyerek bir lider arkasına saklanma refleksi göstermektedir. Evet, Cumhurbaşkanımızın liderliğine, ufkuna ve mücadelesine sonuna kadar iştirak ediyoruz. Bizler de kendisini gönülden seviyor ve destekliyoruz. Peki, sizin bu duyarsızlığınız, problemleri halının altına süpürmeniz ve gerçekleri liderin kendisine taşımamanızın sebebi nedir? Cumhurbaşkanı’nın yükünü almak yerine, onun açtığı vizyonun içini boşaltan bürokratik hırsları gizlemek, bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.
Son Söz
Türkiye artık savunma sanayiinde yeni bir safhaya geçmiştir. Bundan sonraki mücadele üretim mücadelesi değil, kurumsal kaliteyi koruma mücadelesidir. Bu aşamada karşı karşıya olduğumuz soru şudur:
Savunma sanayiimizi dış tehditlere karşı koruyabilecek miyiz? Bu önemlidir. Ancak daha önemli olan ikinci soru şudur: Savunma sanayiimizi içeride oluşabilecek stratejik zaaflardan koruyabilecek miyiz? Devlet aklı işte bu soruyu sormayı gerektirir.
Çünkü tarih göstermektedir ki devletler dışarıdan gelen darbelerle değil, içeride fark edilmeyen zayıflıklarla yıkılırlar.
Türkiye’nin savunma sanayiindeki büyük yürüyüşünün devam etmesi için teknoloji kadar liyakate, üretim kadar kurumsal denetime, mühendislik kadar devlet aklına ihtiyaç vardır. Mesele bir kurumun, bir yöneticinin veya bir dönemin meselesi değildir. Mesele devletin geleceğidir.
Devlet söz konusu olduğunda susmak değil, uyarmak görevdir.
Sonuç: Cumhurbaşkanımızın Vizyonunu Korumak
Savunma sanayiinde elde edilen başarılar hepimizin gurur kaynağıdır; ancak bu başarıların arkasındaki yapısal çürümeleri, adam kayırmacılığı ve stratejik hataları görmezden gelmek, gelecekteki büyük bir yıkıma davetiye çıkarmaktır.
Liderin mücadelesine sadakat, sadece alkışlamakla değil, onun etrafını saran bu sis perdesini aralamak ve yanlışları haykırmakla olur. Savunma sanayiimiz, egolarını, şahsi menfaatlerini tatmin etmek isteyen, dış bağlantıları olduğundan da endişe ettiğimiz bürokratların oyun alanı değil, milletin istikbal kalesidir. Bu kalede çatlaklara izin vermemek, devlet şuuruna sahip her vatan evladının asli görevidir.
Devlet, izler, takip eder, endişe eder, tespit eder ve gereğini yapar…
Ömer Naci Yılmaz
Herkesin Hicreti Gayretine Göredir
Hüseyin KURT
Siyasetin Yeni Dini: Tarafgirlik
Halil MERT
Savunma Sanayiinde Riskler
Ahmet SAĞLAM
Birlik Ve Beraberlik
Adnan ÖZ
Çarşambaspor Ve Milli Takım
Aydın BENLİ
ANTİMADDE
Songül KARAMAN
Ahilik Geleneği
Öztürk Samuk
Aklınızı başınıza toplayın!
Recep YAZGAN
Erdoğan’ın tercihi tartışmaya açılabilir miydi!
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Eyüphan KAYA
Pansuman Tedbirlerle Aile Muhafaza Edilemez
Mehmet BOZKURT
Tarih konuşuyor, alınacak dersler var-2
Nihat Güç
Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Kadir Erol
İnsâni Yardım....!
Seyfettin BUDAK
Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin!
Aydan KURT
Müsait Değilim
Hasan KARADEMİR
ÜÇ FIKRA
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)