Dünya siyasetinin kalbi önümüzdeki günlerde Türkiye’de atacak. Üye ülkelerin devlet başkanları düzeyinde katılım sağlayacağı, NATO üyesi olmamasına rağmen Ukrayna’nın ve hatta Körfez ülkelerinin liderlerinin boy göstereceği bu zirve, hiç şüphesiz Türkiye için ciddi bir diplomatik prestij vesilesidir.
Ancak iç kamuoyundaki analizlere baktığımızda, yine o tanıdık ve sığ kutuplaşmanın cenderesine sıkıştığımızı görüyoruz.
İktidar blokuna yakın yorumculara göre “Her şey mükemmel ve kusursuz bir prestijden ibaret”, muhalif kanada göre ise “Kıbrıs elden gidiyor, Türkiye açık hedef haline geliyor.” şeklinde bir kıyamet senaryosu hâkim. Oysa her iki tarafın da körü körüne ıskaladığı, üzerinde ısrarla durmadığı çok daha derin küresel ve kurumsal gerçekler var.
Türkiye/Anadolu… Dünyanın "Taksim Meydanı"nda Vatan Tutmak
Türkiye, dünyanın en kritik jeopolitik kavşaklarından birindedir. Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'in kesişim noktasında bulunan bu coğrafya tarih boyunca büyük güç mücadelelerinin merkezinde yer almıştır. Bu nedenle güvenlik bizim tercihimiz değil, coğrafyamızın bize yüklediği tarihî bir sorumluluktur.
Türkiye, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana dünyanın en büyük savaş alanlarının, en kritik güç mücadelelerinin merkezinde yer alıyor. Tabiri caizse, küresel coğrafyanın “Taksim Meydanı”nda vatan tutmuş durumdayız. Böyle bir coğrafyada ne rehavete yer vardır ne de yersiz korkulara. Ziya Paşa’nın o meşhur beytinde ifade ettiği gibi:
“Asûde olam dersen eğer gelme cihâne,
İstiyorsan sulh-u salâh, hazır ol cenge.”
Evet, sürekli olarak cenge hazır olmak zorundayız. Çünkü dünya adım adım büyük bir savaşa sürükleniyor. Rusya ve Avrupa/Batı Bloku arasındaki gerilim, Ukrayna üzerinden bir yıpratma savaşı olarak yürütülüyor ancak bu fırtınanın burada kalmayacağı aşikâr.
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na girmeyerek muazzam bir diplomatik başarı göstermişti; fakat yaklaşan bu yeni küresel fırtınada tarafsız kalabilmek o kadar kolay olmayacak. Bu yüzden hamasetle değil, kalıcı karşılıklı bağımlılıklar ve stratejik akılla hareket etmeliyiz.
NATO’nun Göremediği, Ankara’nın Harekete Geçiremediği Güç: Küresel Gönül Coğrafyası
Türkiye'nin yalnızca askerî güce değil, psikolojik harp, stratejik iletişim, kamu diplomasisi ve bilgi harekâtı kapasitesine de ciddi yatırım yapması gerekmektedir. Günümüzde savaşlar yalnızca tanklarla, uçaklarla ve füzelerle kazanılmıyor; algıyı yöneten, bilgi üstünlüğü kuran ve toplumların zihninde güven oluşturan devletler de stratejik üstünlük elde ediyor.
Ülkemizin Balkanlar'dan Türk Dünyası'na, Kafkasya'dan Orta Doğu'ya ve Avrupa'ya uzanan tarihî ve kültürel bağları, etkili bir psikolojik harp ve stratejik iletişim anlayışıyla desteklenmelidir. Devlet kurumları, akademi, medya, kültür, eğitim ve diaspora faaliyetleri aynı stratejik hedef doğrultusunda uyum içinde çalışmalıdır. PSIKOLOJIK ÜSTÜNLÜK SAVAŞ BAŞLADIKTAN SONRA DEĞIL, BARIŞ DÖNEMINDE INŞA EDILIR.
Gerek NATO’ya gerekse Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenlere bu zirvede hatırlatılması gereken en hayati gerçek şudur: Türkiye, sadece 783 bin kilometrekareden ibaret bir ülke değildir. Sınırların ötesinde hem İslam Dünyası’nda hem de Türk Dünyası’nda muazzam bir akraba, soydaş, dindaş, tarihsel ve kültürel “karşılığımız” vardır. Bu öyle bir ağdır ki, maliyeti son derece ucuz ama etkisi nükleer silahtan daha güçlü bir psikolojik harekât zeminidir:
• Rusya’nın İçindeki Türkler: Bugün Rusya’da çok ciddi bir Türk nüfusu yaşamaktadır. Boşuna dememişler o meşhur Rus atasözünde: "Her Rus’u biraz kazırsanız, altından bir Tatar (Türk) çıkar." Moskova ile ilişkilerde bu derin kültürel geçişkenlik en büyük kozlarımızdan biridir.
• İran’ın Demografik Gerçeği: Komşumuz ve kardeşimiz olan İran nüfusunun %60'a yakını Türk soyludur (Azerbaycan Türkleri, Kaşkaylar, Türkmenler). Bu gerçeği görmeden yapılacak bir Ortadoğu analizi kör topaldır.
• Sahra’dan Okyanus Ötesine Türk İzleri: Kuzey Afrika’da ve Arap ülkelerinde Türk milletine karşı çok ciddi bir halk teveccühü vardır. Afrika’nın içlerinde, Sahra Çölü’nün asileri olan Tuareglerin bile köklerindeki Türk bağlarına sahip çıkması, okyanus ötesinde Amerika’daki Kızılderililerin “Biz Türklerle akrabayız.” diyerek bu aidiyeti haykırması rastlantı değildir.
• Balkanlar ve Ege: Yunanistan’da ve tüm Balkan coğrafyasında Türk Milleti’nin milyonlarca akrabası, soydaşı ve yaşayan bir kültür mirası vardır.
İşte bu devasa küresel ağ, Türkiye’nin asimetrik gücüdür. NATO müttefikleri Türkiye’yi masada sıkıştırmaya çalışırken karşılarında sadece bir "kanat ülkesi" değil, yerküreye yayılmış bu muazzam hinterlandı görmelidir. Ankara ise bu kanatları harekete geçirecek akıllı, ucuz ve etkili PSİKOLOJİK HARP yöntemlerini derhal devreye sokmalıdır.
Kurumsal Zafiyetler ve Medya İllüzyonu
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu liderler diplomasisini ve NATO sürecini kişisel becerisiyle iyi yöneteceğini görüyoruz. Ancak asıl sorun liderin arkasındaki kurumsal yapıda ve alt kademelerdedir.
• Stratejik İletişim Sığlığı: Dev bütçelere, devasa binalara sahip olan İletişim Başkanlığı gibi kurumlar, yukarıda saydığımız o muazzam küresel bağları ve Türkiye’nin haklı tezlerini dünyaya anlatmakta sınıfta kalıyor. Hafta sonu İstanbul’un göbeğinde, Bağcılar’da terör örgütü elebaşının posterlerinin açılması, Türkiye’ye yönelik açık bir "gözdağı" operasyonudur. Ne yazık ki hiçbir kurum bu psikolojik harekâtı doğru okuyup, Batı’ya karşı sert bir koz olarak masaya koyamadı.
• Savunma Sanayiinde Gerçekçilik: Savunma Sanayiinde yerli hamleler (Hürjet gibi projeler) elbette gurur kaynağımızdır. Ancak proje direktörlerinin görevden alınması gibi kritik aksaklıkları görmezden gelemeyiz. Daha da acısı, medyadaki bazı "emekli subay" etiketli yorumcuların, uçağın hangarına bile gitmeden ekrandan halka "motor müjdesi" vererek kamuoyunu uyuşturmasıdır. Milli güvenlik yalan haberlerle geçiştirilemez; milletimiz daima uyanık tutulmalıdır. Çünkü uçağımız var ama motorunda hala dışa bağımlıyız.
Türkiye’nin Masadaki Kırmızı Çizgileri ve Talepleri
Korkulanın aksine, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) NATO’ya girmesi gibi bir handikap söz konusu değildir; Türkiye ve Macaristan gibi müttefiklerin vetosu oradadır. İsrail’in böyle bir talebi zaten yoktur. İran ise NATO’nun doğrudan düşmanı değildir; ABD ile olan gerilimi İsrail endeksli bir durumdur. Türkiye burada Batı’nın tuzaklarına düşmemeli, komşusu İran ve stratejik komşusu Rusya ile olan denge politikasını titizlikle korumalıdır.
Türkiye’nin bu zirvede müttefiklerin yüzüne vurması gereken şartlar bellidir:
1. Ege ve Mavi Vatan: Adalar, Kıbrıs ve Mavi Vatan konusunda asla taviz verilmemeli, geri adım atılmamalıdır. Adalardaki kuralsız işgal ve silahlanma gündeme taşınmalıdır.
2. Ambargoların Kaldırılması: Savunma sanayiimizin en büyük tıkanıklığı olan motor, silah ve teknoloji ambargolarının kaldırılması, ABD başta olmak üzere NATO müttefiklerinden şartsız olarak talep edilmelidir.
3. Terörle Mücadele Uyarısı: PKK/YPG konusunda NATO ve ABD en sert şekilde uyarılmalı, müttefikliğin gereği hatırlatılmalıdır. FETÖCÜ’lerin himaye edilmesi de yine gündeme alınmalıdır.
Sonuç
Sonuç olarak, bu NATO zirvesi ne muhalefetin iddia ettiği gibi bir “teslimiyet” ne de iktidar medyasının resmettiği gibi “sorunsuz bir şov alanı”dır.
Bu zirve, jeopolitik fırtınanın ortasındaki Türkiye için bir fırsat ve imtihan meydanıdır.
Türkiye, arkasındaki o muazzam dünya büyüklüğündeki gönül coğrafyasını ve soydaş bağlarını arkasına alarak, kendi göbeğini kesebilecek bir büyük devlet refleksi göstermelidir.
Sonuç olarak NATO Liderler Zirvesi'nin Türkiye'de düzenlenmesi önemli bir diplomatik prestijdir. Ancak bu prestijin kalıcı kazanımlara dönüşebilmesi, stratejik aklın doğru kullanılmasına bağlıdır. Büyük devletler yalnızca güçlü ordular kuran değil; diplomasiyi, psikolojik üstünlüğü, ekonomik gücü ve millî birlik ruhunu aynı hedef doğrultusunda birleştirebilen devletlerdir.
GÜÇLÜ VE BÜYÜK TÜRKIYE; YALNIZCA SILAHLA DEĞIL, STRATEJIK AKILLA, PSIKOLOJIK ÜSTÜNLÜKLE VE MILLÎ BIRLIK RUHUYLA INŞA EDILIR.
Bu duygularla, gerçekleştirilecek NATO toplantısının büyük Türk milletine hayırlı olmasını diliyor, devlet aklının hamasete galip gelmesini bekliyoruz.